YENİ BİR ANGARYA: EVDE SAĞLIK HİZMETLERİ YÖNETMELİĞİ
Sağlık çalışanlarını ve sağlık hizmetlerinin işleyişini doğrudan ilgilendiren bir düzenlemeyi daha Resmî Gazete’de yayımlandıktan sonra öğrenmiş bulunuyoruz. Meslek örgütleri ve sendikaların görüşleri alınmadan, sahadaki uygulayıcılarla yeterli istişare yapılmadan hazırlanan bu düzenleme, katılımcı yönetim anlayışı açısından önemli eksiklikler içermektedir. Sağlık politikalarının emrivaki yöntemlerle değil, bilimsel veriler ve ortak akıl temelinde oluşturulması gerektiğini bir kez daha vurguluyoruz.
23 Haziran 2026 tarihinde yayımlanan Evde Sağlık ve Palyatif Bakım Hizmetlerinin Sunumu ve Koordinasyonuna İlişkin Yönetmelik, evde sağlık hizmetleri ile birinci basamak sağlık hizmetleri arasında bir entegrasyon kurmayı hedeflemektedir.
Ancak sağlık hizmetlerinde başarı yalnızca görev tanımlarının genişletilmesiyle değil; insan gücü planlaması, hizmet kapasitesi, iş yükü dengesi ve uygulanabilir organizasyon modelleriyle mümkündür.
Yönetmelik incelendiğinde aile hekimlerine; evde sağlık başvurularının ön değerlendirilmesi, taburculuk sonrası hasta takiplerinin yürütülmesi, uzaktan değerlendirmelerin gerçekleştirilmesi, evde sağlık süreçlerine katılım sağlanması ve çeşitli koordinasyon görevleri verilmiş olduğu görülmektedir.
Buna karşın, bu yeni sorumlulukların sahadaki etkisini değerlendirmeye yönelik bir iş yükü analizi, kapasite değerlendirmesi ve uygulama etki analizinin yapılıp yapılmadığına ilişkin herhangi bir bilgi bulunmamaktadır.
Bir sağlık sisteminde yeni görevler tanımlanırken şu soruların açık şekilde yanıtlanmış olması beklenir:
Mevcut insan gücü bu yükü karşılayabilecek midir?
Yeni görevler mevcut hizmetlerin niteliğini etkileyecek midir?
Koruyucu sağlık hizmetlerine ayrılan zaman azalacak mıdır?
Oluşacak ilave iş yükü hangi yöntemlerle yönetilecektir?
Hizmet kalitesi ve erişilebilirlik üzerindeki etkiler nasıl izlenecektir?
Bu sorulara ilişkin planlama ve etki değerlendirmelerinin sürece yeterince yansıtılmadığı görülmektedir.
Özellikle aile hekimlerine evde sağlık başvurularının kısa süreler içinde değerlendirilmesi yönündeki düzenleme; mevcut nüfus yükü, kronik hastalık izlemleri, koruyucu sağlık hizmetleri, aşılama programları ve günlük hizmet yoğunluğu birlikte değerlendirildiğinde sahada uygulama güçlükleri doğurma potansiyeli taşımaktadır.
Sağlık hizmetlerinde koordinasyonun güçlendirilmesi elbette gereklidir. Ancak bu koordinasyon, mevcut sistemin kapasite sınırları dikkate alınmadan yeni sorumlulukların sahaya eklenmesi şeklinde tasarlanmamalıdır. Bilimsel sağlık yönetimi; görev, yetki ve sorumluluk dengesinin yanında uygulanabilirlik ve sürdürülebilirliği de esas almak zorundadır.
Kamu Hekimleri Sendikası olarak, palyatif hastaların endikasyon dışı yoğun bakım yatışlarının büyük kısmını oluşturduğu, palyatif hasta yönetiminde Hastane-Evde Sağlık Hizmetleri- Aile Hekimliği entegrasyonu ile koordineli bir sistemin gerekli olduğunu düşünmekle birlikte; aile hekimliği sistemi üzerine yüklenen yeni görevlerin insan gücü kapasitesi ve hizmet yükü açısından saha gerçekleri ile uyuşmadığını da düşünüyoruz.
Sağlık politikalarının başarısı yalnızca hedeflerin doğruluğuna değil, aynı zamanda bu hedeflerin sahada uygulanabilirliğine bağlıdır. Bilimsel olarak doğru hedefler ancak gerçekçi planlamalarla başarıya ulaşabilir.
#KamuHekimleriSendikası
@saglikbakanligi
İCAP MI, KÖLELİK Mİ?
Mevcut icap nöbetleri hekimler için köleliğe dönüşmüş durumdadır. İcapçı olan hekim günlerce hatta haftalarca kesintisiz çalışmak zorunda kalabiliyor. İcapçı olduğu sürece hastaneye çağrıldığı an hemen icabet edecek şekilde 7/24 telefon başında hazır bulunmak zorundadır. İnsan haklarına aykırı olan bu çalışma şeklinde hekimin kendisine ve ailesine zaman ayırabilmesi mümkün değildir. Oysa biliyoruz ki sağlıklı bir toplum için hekimlerin ve sağlık çalışanlarının psikolojik ve fiziksel sağlıklarının iyi olması şarttır.
İcapçı hekimin yaşam kalitesini alt üst eden, temel insan haklarından mahrum bırakan bu uygulama bir zorunluluktan değil organizasyon bozukluğundan kaynaklanmaktadır.
Hekimleri yönetmeliklerle insanlık dışı şartlarda çalışmaya zorlamak, kanunları bu yönde çıkarmak uygulamayı hukuki kılsa da adil değildir, vicdani değildir, mantıklı değildir ve sürdürülebilir değildir.
Ülkemizin tarafı olduğu uluslararası sözleşmelere ise tamamen aykırıdır.
Anayasa madde 5: “Devletin amaç ve görevleri (...) kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.”
Anayasa 17/1: “Herkes, yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir”
Hukuki Önemi: Sürekli icap nöbeti altında (stresli ve tetikte) yaşamak, bir insanın manevi ve psikolojik varlığını geliştirmesini, kendisine sosyal zaman ayırmasını imkansız kılar.
Anayasa 50: “Dinlenmek, çalışanların hakkıdır.”
Yine ülkemizin tarafı olduğu ve imza attığı Avrupa Sosyal Şartı sözleşmesine göre:
“Tüm çalışanların adil çalışma koşullarına sahip olma hakkı vardır.”
“Tüm çalışanların güvenli ve sağlıklı çalışma koşullarına sahip olma hakkı vardır.”
“Tüm çalışanların, kendileri ve ailelerine iyi bir yaşam düzeyi sağlamak için yeterli adil bir ücret alma hakkı vardır.”
“Verimlilik artışı ve ilgili diğer etkenler izin verdiği ölçüde haftalık çalışma süresinin aşamalı olarak azaltılmasını öngören makul günlük ve haftalık çalışma saatleri sağlamayı taahhüt eder.”
“İçinde bulunulan tehlikeli ve sağlığa zararlı işlerdeki riski ortadan kaldırmayı ve bu risklerin henüz yeterince azaltılamadığı ya da kaldırılamadığı durumlarda bu işlerde çalışanlara ücretli ek izin verilmesini veya bunların çalışma saatlerinin azaltılmasını sağlamayı taahhüt eder.”
“Özel durumlara ilişkin istisnalar dışında, çalışanların fazla mesai karşılığında zamlı ücret alma hakkına sahip olduklarını tanımayı taahhüt eder.”
Mevcut icap nöbeti uygulamasında maalesef taahhüt edilen hiçbir söz yerine getirilmemiştir. Sistemin bu ağır ve taşınması mümkün olmayan sorumluluk yükü nedeniyle pek çok meslektaşımız malpraktis davalarıyla karşı karşıya kalmaktadır.
Nöbet ücretlerini bırakın mesai saatlerine göre zamlı ödenmesini, mesai saatlerinin bile altında komik rakamlardır.
İcap nöbetlerinin bir an önce İnsan Haklarına, Anayasaya ve Uluslararası sözleşmelere uygun şekilde revize edilmesini istiyoruz!
#İyiHekilik #SağlıklıToplum #OnurluYaşam #KamuHekimleriSendikası
Ticaret bakanı sayın Ömer Bolat demiş ki;
24 yılda kamuda çalışan hekim sayısı 92 binden 230 bine yükseldi.
Yani 2002 den 2026 ya kadar kamuda artı 140 bin hekim daha.
Aklımda yine deli sorular...
*2002'den bu yana kaç yeni tıp fakültesi açıldı?
*Bu fakültelerin kaçında yeterli öğretim üyesi vardı?
*Profesör, doçent ve eğitim kadroları nasıl oluşturuldu?
*Eğitim hastaneleri, laboratuvarlar, kadavra imkanları aynı hızla arttı mı?
*Kontenjanlar artırılırken eğitim kalitesi nasıl korundu?
*Hekim sayısı 92 binden 230 bine çıktıysa, kişi başına düşen hasta yükü neden hâlâ bu kadar yüksek?
*Hekim sayısı artarken şiddet, tükenmişlik, yurt dışına göç ve istifa neden devam ediyor?
Sağlık sisteminde yalnızca sayı artışı başarı ölçütü müdür?
Bir üniversite kurmak;
sadece bina yapmak mıdır?
Bir tıp fakültesi açmak;
sadece tabela asmak mıdır?
Bir hekim yetiştirmek;
6 yıllık fakülte, yıllar süren uzmanlık eğitimi, deneyimli eğiticiler ve güçlü bir akademik kültür gerektirir.
Dolayısıyla şu soru kaçınılmazdır!!!
"Hekim sayısını artırdık, peki aynı dönemde hekim yetiştiren akademik altyapıyı, öğretim üyesi sayısını ve eğitim kalitesini ne ölçüde artırdık?"
Diş Hekimliği Fakültesini bitirmiş.
İşsiz.
"Yazmasaydın." diyorlar.
Diş Hekimliği Fakültesini bitirmiş.
Parasız.
"Özele gir çalış." diyorlar.
Diş Hekimliği Fakültesini bitirmiş.
Özelde üç kuruşa, gece gündüz çalıştırılıyor.
"Klinik aç." diyorlar.
Diş Hekimliği Fakültesini bitirmiş.
Ailesi zengin değil.
Sermayesi yok.
Diş Hekimliği Fakültesi'ni bitirmiş...
Atanamamış. Açıkta.
Diş Hekimliği Fakültesini bitirmiş.
Kimse işsizliğin, güvencesizliğin, geçim derdinin ne olduğunu bilmiyormuş gibi konuşuyor.
Üstenci...
Ama insanlar sanıyorlar ki bu olanlar sadece diş hekimlerine olacak!
Ta ki sıra kendilerine gelene kadar!!!
O sırada müjde veriliyor!!!
Daha çok açıkta diş hekimi olsun diye yeni fakülteler açacağız!
Atama mı ?
Yaptılar tabi...
Açıkta bekleyen 20 bin diş hekiminin büyük kısmı olan 380 diş hekimini atadılar!!!
SAĞLIKTA ŞİDDETİN PERDE ARKASI : HINÇ KAVRAMI
Hınç Nedir?
TDK’ye göre hınç: “Öç alma duygusuyla dolu öfke, kin ve gayz.”
Genellikle olumsuz bir durum karşısında duyulan ve intikam arzusunu barındıran yo��un duygusal bir tepkidir.
Şiddetin hedefi Kim?
Sağlıkta şiddetin neredeyse tamamı "tüzel kişiliğe" (yani sağlık sistemine) duyulan hınçtan kaynaklanır.
Şiddet gösteren kişi, muhtemelen o hekimi veya sağlık çalışanını daha önce hiç görmemiştir.
Öfke kişiye değil, sisteme yöneliktir.
Büyük Manipülasyon
Kişi, hakkı olmayan şeyler "hak" olarak benimsetildiği için ve hakkının gasp edildiğini düşündüğü için öfkelidir.
Asıl sorun şu: Bu hınç, tüzel kişilikten (sistemden) gerçek kişilere (çalışanlara) dönüyorsa, burada ciddi bir hedef saptırma ve manipülasyon var demektir.
Siyasetin Rolü:
Siyasi söylem ve popülist politikalar bu manipülasyonu besliyor.
Örneğin bir milletvekili “Vatandaşa gidin sağlık çalışanlarının gırtlağına yapışın derim. Çünkü ben devlet olarak üzerime düşeni yaptım, hizmeti vermeyen onlar diye de kışkırtırım” diye meydanlarda konuşma yaptı.
Çok bariz bir hedef saptırma ve manipülasyon örneğidir bu.
Bunun gibi yüzlerce örnek vermek mümkündür.
Çözüm:
Sağlıkta şiddet; ne x-ray cihazları ne de sadece ceza artırımıyla önlenebilir.
Şiddet ne zaman biter? Popülist siyasetten vazgeçildiği, hekim ve sağlık çalışanlarına itibarları iade edildiği zaman biter.
Şiddetin nedenlerini görmezden gelip, sadece şiddeti uygulayan suçluya öfkemizi yöneltirsek benzer bir manipülasyona biz de maruz kalmışız demektir.
Sistem sorununu bireysel davranış bozukluğuna indirgemiş oluruz.
Hatta asıl suçlu olan sistem, o kişiyi cezalandırdığı zaman kahramana dönüşme ihtimali bile vardır.
Oysa suçlu sistemdir ve kişileri suça teşvik eden sistem düzelmedikçe suç asla bitmeyecektir.
Şiddetin en sık nedeni olan sıra beklemek, randevu bulamamak v.b sorunların muhatabı ‘hekim’ değildir. Bu görev hastane idaresinin görevidir. Muhatapları da onlar olmalıdır.
Randevusuz hiçbir hasta veya yakınının poliklinik yapılan yere alınmaması gerekir.
Hekimin günlük çalışma planı önceden belli olmalı, bu plan kendisi tarafından onaylanmalı ve bunun dışında hiçbir ek iş yapmaya zorlanmamalıdır.
Sağlığın tüm değerlendirme kriterleri bilimsel olmalıdır. Popülizm adına bilimsellikten ve sağlıktan ödün verilmemelidir.
Hekimlerin ve sağlık çalışanlarının hakları anayasal güvence altına alınmalı, siyasetçilerin insiyatifine bırakılmamalıdır.
𝗞𝗔𝗠𝗨 𝗛𝗘𝗞𝗜̇𝗠𝗟𝗘𝗥𝗜̇ 𝗦𝗘𝗡𝗗𝗜̇��𝗔𝗦𝗜
Bugünlerde erdemli olmanın diğer adı ‘siyasi’ olmuş.
Çalıp çırpmıyorsan siyasisin.
Haksızlığa karşı çıkıyorsan siyasisin.
Zorbalığa sessiz kalmıyorsan siyasisin.
Evrensel insan haklarını savunuyorsan siyasisin.
Kadın hakları, çocuk hakları, hayvan haklarını savunuyorsan siyasisin.
Demokrasiyi, laikliği savunuyorsan siyasisin.
Ya ne zaman apolitiksin?
Etliye sütlüye karışmıyorsan,
Sadece izin verildiği ölçüde sesin çıkıyorsa,
Hep kendi menfaatini düşünüyorsan,
Yanlışların nedenlerine yönelik hiçbir şey yapmayıp sadece o yanlışlardan besleniyorsan,
Her daim güçlünün sazını çalıyorsan apolitiksin.
Böyle bir apolitik duruş sergilemektense siyasi damgası yemeyi göze alırım.
Siz nesiniz peki? Siyasi mi, apolitik mi?
1.5. Kamu Hekimleri Sendikası Değerlendirmesi
Kamu Hekimleri Sendikası olarak aile hekimliğinde yaşanan sorunların önemli bölümünün bireysel veya teknik sorunlar olmadığı kanaatindeyiz.
Sorunun temelinde; sağlık hizmetlerinin piyasalaştırılması, performans baskısı, kamusal sorumluluğun geri çekilmesi, koruyucu sağlık hizmetlerinin zayıflatılması yatmaktadır.
Aile hekimliği sistemi yeniden yapılandırılırken temel amaç; daha fazla işlem yapmak değil, daha sağlıklı bir toplum oluşturmak olmalıdır. Bu nedenle sağlık politikalarının merkezine performans göstergeleri değil toplum sağlığı göstergeleri yerleştirilmelidir.
#KamuHekimleriSendikası
#AileHekimliği
1.4. Sağlığın Ticarileşmesi ve Toplum Sağlığına Etkileri
Piyasalaşma yalnızca sağlık çalışanlarını etkilememektedir. Sağlık hizmeti alan yurttaşlar da bu dönüşümden etkilenmektedir.
Piyasalaşma süreçleri; sağlık hizmetlerini tüketim nesnesine dönüştürmekte, gereksiz başvuruları artırmakta, koruyucu hizmetleri geri plana itmekte ve sağlık eşitsizliklerini büyütmektedir.
Toplumun sağlık gereksinimleri ile piyasa mantığının öncelikleri her zaman örtüşmez. Piyasa daha fazla işlem yapılmasını teşvik eder. Halk sağlığı ise daha az hastalık görülmesini hedefler. Bu nedenle koruyucu sağlık hizmetleri piyasa mantığıyla değil kamusal planlama anlayışıyla yürütülmelidir.
2.3. Hibrit Modelin Yarattığı Çelişki
Bugünkü aile hekimliği sistemi, dünyada benzeri az görülen hibrit bir yapıya sahiptir. Aile hekimleri; bir yandan devlet adına kamu hizmeti yürütmekte, diğer yandan; kira ödemekte, elektrik giderlerini karşılamakta, bakım-onarım yaptırmakta, personel sorunlarıyla uğraşmakta, işletme sorumluluğu taşımaktadır.
Bu durum aile hekimlerini ne tam anlamıyla kamu görevlisi ne de bağımsız meslek sahibi haline getirmektedir. Sonuç olarak ortaya; yüksek sorumluluk taşıyan ancak sınırlı yetkiye sahip bir çalışma modeli çıkmaktadır. Bu yapı uzun vadede sürdürülebilir değildir.
2.2. Anayasa Mahkemesi Kararı ve Aile Hekimlerinin Statüsü
Anayasa Mahkemesi'nin 5258 sayılı Aile Hekimliği Pilot Uygulaması Hakkında Kanun'a ilişkin incelemelerinde aile hekimliği hizmetlerinin devletin yürüttüğü sağlık hizmetleri kapsamında değerlendirilmesi gerektiği açık biçimde ortaya konulmuştur. Bu değerlendirme son derece önemlidir.
Çünkü aile hekimliği hizmetleri; piyasa tarafından sunulan bir hizmet değil, devlet adına yürütülen bir kamu görevidir. Dolayısıyla aile hekimlerinin hukuki statüsü belirlenirken sağlık hakkı ve kamu hizmeti ilkeleri esas alınmalıdır.
2.4. Sözleşmeli Çalışma Modeli ve Güvencesizlik
Aile hekimliği uygulamasının en tartışmalı yönlerinden biri sözleşmeli çalışma modelidir.
Mevcut sistemde aile hekimleri; yönetmelik değişikliklerinden, performans kriterlerinden, idari değerlendirmelerden, sözleşme yenileme süreçlerinden doğrudan etkilenmektedir. Bu durum çalışma yaşamında sürekli bir belirsizlik yaratmaktadır. Bir kamu hizmetinin sürekliliğini sağlayan sağlık çalışanlarının gelirlerinin, çalışma koşullarının ve görev tanımlarının sık sık değişmesi hem çalışanlar hem de hizmet alan toplum açısından risk oluşturmaktadır.
Güvencesizlik; mesleki bağımsızlığı azaltmakta, uzun vadeli planlama yapılmasını zorlaştırmakta, çalışan memnuniyetini düşürmekte, tükenmişliği artırmaktadır.
2.5. Performans ve Sözleşme İlişkisi
Aile hekimliği sisteminde performans göstergeleri yalnızca ücretlendirme aracı değildir. Aynı zamanda sözleşme ilişkisini etkileyen bir denetim mekanizmasına dönüşmüştür. Bu durum sağlık hizmetlerinin niteliği açısından önemli riskler yaratmaktadır.
Hekimler; bilimsel gereklilikler, klinik ihtiyaçlar, bireysel hasta özellikleri yerine; puan, hedef, oran, gösterge baskısı altında karar vermeye zorlanabilmektedir. Anayasa Mahkemesi önündeki tartışmalarda da sevk oranlarının performans kriteri haline getirilmesinin sağlık hakkı açısından risk oluşturabileceği belirtilmiştir. Bu nedenle performans göstergeleri hiçbir zaman tıbbi kararın önüne geçmemelidir.
Kamu Hekimleri Sendikası'nın Önerileri
1. Aile hekimliği hizmetleri asli ve sürekli kamu hizmeti olarak kabul edilmelidir.
2. Aile hekimlerinin çalışma güvencesi güçlendirilmelidir.
3. Sözleşme kaynaklı belirsizlikler ortadan kaldırılmalıdır.
4. Gelir güvencesi sağlanmalı, performansa bağlı kesinti uygulamalarına son verilmelidir.
5. ASM'lerin mali ve teknik sorumluluğu kamu tarafından üstlenilmelidir.
6. Aile hekimlerinin mesleki bağımsızlığı güvence altına alınmalıdır.
7. Sağlık hakkı ve kamu hizmeti ilkeleri aile hekimliği mevzuatının temelini oluşturmalıdır.
#KamuHekimleriSendikası
#AileHekimliği
BÖLÜM 1
SAĞLIKTA DÖNÜŞÜM PROGRAMI, PİYASALAŞMA VE AİLE HEKİMLİĞİNİN YAPISAL KRİZİ
1.1. Sağlık Hizmetlerinde Paradigma Değişimi
Türkiye'de sağlık sistemi son yirmi yılda köklü bir dönüşüm sürecinden geçmiştir. Bu dönüşümün temelini oluşturan Sağlıkta Dönüşüm Programı, sağlık hizmetlerinin örgütlenmesinde kamusal hizmet anlayışından piyasa odaklı bir modele geçişi hızlandırmıştır.
Bu süreçte sağlık hizmetleri; performans göstergeleri, maliyet etkinlik hesapları, verimlilik ölçütleri, rekabet mekanizmaları, sözleşmeli çalışma modelleri üzerinden değerlendirilmeye başlanmıştır.
Sağlık hizmetlerinin ekonomik boyutu elbette göz ardı edilemez. Ancak sağlık hizmetlerini yalnızca mali göstergeler üzerinden değerlendiren yaklaşım, sağlık hizmetinin temel niteliği ile çelişmektedir. Çünkü sağlık hizmetleri bir üretim bandı faaliyeti değildir.
Bir hastanın muayenesi, kronik hastalık izlemi, aşılama hizmeti, kanser taraması veya ruh sağlığı değerlendirmesi standart bir üretim sürecine indirgenemez. Her birey farklıdır. Her toplum farklıdır. Her sağlık sorunu kendi sosyal ve biyolojik bağlamı içerisinde değerlendirilmelidir.
Bu nedenle sağlık hizmetlerinde niceliksel göstergeler hiçbir zaman tek başına kalite göstergesi olarak kabul edilemez.
Bir hasta geldi...
Zengin değildi.
Bir unvanı yoktu.
Kimsenin tanıdığı biri de değildi.
Önemli bir koltukta oturmuyordu.
Belki düzenli bir işi bile yoktu.
Yoksuldu.
Tahsili yoktu.
Toplumun gözünde "önemli" sayılan hiçbir şeye sahip değildi.
Öyle olunca o hastanın anası, babası, eşi, çocuğu yok mu sandınız!
O hastanın bir bekleyeni yok mu sandınız?
O hastanın umudu, geleceği, hüznü,sevinci önemsiz mi sandınız?
Bir hikâyesi, bir geçmişi, bir yaşamı yok mu sandınız?
Beş dakikada muayene edilir mi sandınız?
Ne zaman ki herkes için aynı sağlık sistemi işler; işte o zaman biz de itiraz etmeyi bırakırız.
Ama o güne kadar...
Gerektiğinde "hastaya" rağmen,
gerektiğinde yönetime rağmen,
gerektiğinde sisteme rağmen;
hekimlik adına doğru olduğuna inandığımız şeyi yapacağız.
Çünkü karşımızda bir dosya değil, bir insan var.
Bir barkod değil, bir hayat var.
Bir sayı değil, bir hikâye var.
Siz adına sorunlu hekim deyin.
Biz adına sorumlu hekim deriz.
Ve biz; hakkıyla hekimlik yapabilmek için çırpınmaya devam ederiz!!!
Kamuda Çalışan Diş Hekimlerinin Sorunları ve Çözüm Önerileri
Sorun:
Tüm tedavilerin ve hasta kayıtlarının sorumluluğu 1219 sayılı yasa gereğince diş hekimlerinde olmasına rağmen çalışma düzeni ve sisteminde yetkilendirilmenin yapılmaması.
Çözüm Önerisi:
Her hekim kendi çalışma süre ve cetvelini kendi düzenlemelidir. Bu mümkündür. Hastalık yoktur, hasta vardır. Her hastanın tanı ve tedavi süresi birbirinden farklıdır.
Sorun:
Kamuya atama sayıları, artan diş hizmeti ihtiyacı ve çeşitliliği ile doğru orantılı değildir. Bu durum halkın sağlık hakkını engellediği gibi kamu diş hekimlerinin yükünü de artırmaktadır.
Çözüm Önerisi:
Kamuya daha fazla diş hekimi ataması ve aynı oranda koruyucu hizmetlerle beraber yeni diş hizmet binaları şarttır. Halkın sağlık hakkı ve kamu bütçesi için yeni diş hekimi atamaları kaçınılmazdır.
Sorun:
Hasta muayene-tedavi süreleri ve kalite kriterleri ticari bakış açısıyla konulmuştur. Kriterler ticari olunca da halk nitelikli sağlık hizmeti alamamaktadır.
Çözüm Önerisi:
Uluslararası bilimsel çalışmalar ile ortaya konmuş tedavi ve muayene sürelerine istisnasız uyum; hem halkın hem de hekimin yararınadır.
Sorun:
Kamu diş hekimleri çoğunlukla 1 hekime 1 yardımcı olmadan çalışmaktadır. Bu da enfeksiyon, şiddet, niteliksiz hizmet gibi riskleri oluşturmaktadır.
Çözüm Önerisi:
Her diş hekimine en az bir ağız-diş teknikeri- dental asistan verilmelidir. Dört elli sistem taviz verilemez bir çalışma prensibi olmalıdır.
Sorun:
Kamu diş hekimleri yoksulluk sınırında ve güvencesiz maaş almaktadırlar. Mesleki gelişimi engelleyen, hekimi performans yapmaya ve dolayısıyla hataya zorlayan bir etkendir.
Çözüm Önerisi:
Mesleki gelişimi ve onurlu bir hayatı mümkün kılacak, izin veya hastalık durumunda kesilmeyecek ve emekliliğe yansıyacak tek kalemde ödenecek maaşın ödenmesi zorunludur.
Sorun:
Kamu diş hekimleri çalışacağı malzemeyi, tıbbi cihazı, diş protez laboratuvarlarını seçememekte ve bu durum nitelikli hizmeti engellemektedir.
Çözüm Önerisi:
Diş hekimleri tıbbi cihaz ve malzeme seçiminde söz sahibi olmalıdır. Diş laboratuvarları arasında seçim hakkına sahip olmalıdır.
Sorun:
Hasta veya yakınının poliklinik odasına, diş hekimi tedavi yaparken dahi girebilmesi, arada hiçbir idari bariyerin olmaması hekimleri şiddete açık hale getirmektedir.
Çözüm Önerisi:
Randevusu olmayan hasta ve yakınlarının muayene odalarına serbestçe girebilmeleri, hekimi taciz etmeleri engellenmelidir.
Sorun:
Eğitimi ve görev tanımı uyuşmayan, liyakate göre seçilmemiş personel görevlendirmeleri iş barışını ve kaliteyi etkileyen önemli bir sorundur.
Çözüm Önerisi:
Eğitimli personel atamaları, hizmet içi eğitimin aksatılmaması ve liyakatin bir seçim kriteri olması elzemdir.
Sorun:
Performans sistemi ve bilimsel temeli olmayan katsayılar sağlık hizmetlerininin ticari/puan kaygısıyla verilmesine neden olmaktadır.
Çözüm Önerisi:
Performans yerine bilimsel kriterlere göre belirlenmiş çalışma şekli oluşturulmalı. Ağız ve diş sağlığı koruyucu hekimliğin bir parçası olmalıdır.
#KamuHekimleriSendikası
#DişHekimleri