Bugün AGS sonucu açıklanan gençlerin gözyaşını gördükçe insanın içi acıyor.
Çünkü bu çocuklar başarısız değil.
Çalıştılar, emek verdiler, iyi sıralamalar yaptılar. Ama birkaç kişilik kontenjan yüzünden yine kapının dışında kaldılar.
Bir gence yıllarca “çalışırsan başarırsın” deyip, başardığında “sana yer yok” demek nasıl bir adalet?
Bu gençlerin umutlarıyla bu kadar kolay oynanamaz.
Her yıl sistemi değiştirip, kontenjanı daraltıp, sonra da gençlerden sabır bekleyemezsiniz.
Bugün ağlayan gençler başarısız oldukları için değil, emeklerinin karşılığını alamadıkları için ağlıyor.
Ve bunun sorumlusu onlar değil.
Bu plansız, adaletsiz ve vicdansız sistemdir.
ÖSYM, AGS 2025’ten sonra 2026’da da istatistikleri ve net ortalamalarını sır gibi saklamaya devam ediyor. Daha katsayı hesaplamalarını doğru oturtamayan sistem, şimdi de şeffaflıktan uzak bir kapalı kutu süreci yürütüyor. Adaylar kendi sıralamasını ve yığılımları neden göremiyor? Bu gizem kime hizmet ediyor?
#26AGSiçinDDK #26AGSÇözüm
Devlet Denetleme Kurulunu göreve davet ediyoruz. ÖSYM’nin güvenirliğini tamamen kaybetmiştir. Açıklanan sınav sonuçları skandal oluşturmuştur. Ösym Başkanı @BayramAliErsoy’dan açıklama bekliyoruz.
Özel okul ve mülakat mağduru öğretmenlerin basın açıklamasına yapılan müdahaleyi doğru bulmuyorum.
Hak arama mücadelesi engellenmemeli
#ÖğretmenlerGözaltında
Ağrı’nın Hamur ilçesinde görev yapan 27 yaşındaki öğretmen Irmak Ayşe Koparan’ın ölümü sadece bir haber değil; bu sistemin genç öğretmenleri nasıl tükettiğinin acı bir örneğidir.
Yıllarca okuyup sınavlardan, mülakatlardan, AGS süreçlerinden geçen insanlar; sonunda liyakatsiz yöneticilerin mobbingine, baskısına ve değersizleştirilmesine maruz kalıyor. İddialara göre Irmak öğretmen yaşadığı sorunları dile getirdi ama duyulmadı. Çünkü bu düzende çoğu zaman haklı olan değil, makamı olan korunuyor.
Bir öğretmen çocuk yetiştirmek için atanır, psikolojik savaş vermek için değil.
Genç bir öğretmenin daha hayalleriyle birlikte toprağa verilmesine sebep olan bu çürümüş düzen için gerçekten yazıklar olsun.
❗️Diplomalı işsizliğin sorumlusu kim?
2002’de seçim mitinginde dönemin iktidarına "Madem atamayacaktın, neden okuttun?" diye soran Sn. @RTErdogan, bugün 24 yıllık iktidarınızda sayıları milyona yaklaşan atanamayan öğretmenler için aynı soruyu kendinize sorma vakti gelmedi mi?
Aksaray Akademisi'nde eğitim gören bir öğretmen adayıyım. Hak ve Sorumluluklar dersimize giren öğretim görevlisi Şenyurt Yenipınar, akademide sadece iki sınıfın dersine girmesine rağmen bizlere karşı açıkça psikolojik şiddet, baskı ve mobbing uygulamaktadır. Kendisi sürekli olarak bizim hiçbir vasfımızın olmadığını söylüyor.
Dersimize geldiği ilk gün; “Öğretmenler çok kötü, vasıfsız. Görev yaptığım süre boyunca sürekli kötü öğretmenlerle karşılaştım. Ben de dedim ki bu işi kökten halledeyim, Öğretmen Akademisine geleyim, düzgün yetiştireyim.” diyerek mesleki saygınlığımızı ve gururumuzu zedeliyor. Öğretmenlerin üç temel görevi olduğunu iddia edip bunları bile beceremediğimizi öne sürüyor ve akademi hakkındaki bilgisizliğine rağmen, buradaki öğretmen adayları üzerinden kendi egosunu tatmin etmeye çalışıyor.
Bize ilk hafta 40 sayfalık makale verip “Haftaya bundan size sınav yapacağım.” dedi. Biz bir hafta boyunca bu makaleye çalıştık. Ders günü geldiğinde ise “Şimdi yapmayacağım sınavı.” dedi. Bize ilk haftadan 550 TL’lik kitap aldırdı. “Sınavı bu kitaptan, kendi slaytlarımdan ve makalelerden yapacağım.” dedi. İzlenceye bunun uymadığını söylesek de bizi dinlemedi. Biz hepimiz o kitabı aldık ve okuduk. Gidip bunu Akademi idaresine bildirdik, bize hocayla konuşacaklarını söylediler. Sonra hoca geldi ve bize sınavın sadece slaytlardan olduğunu söyledi. Kitabı boşu boşuna almış olduk. Sınavı dediği gibi slayttan yapmıştı. Sınıf olarak sınavımızın çok iyi geçtiğini düşünüyorduk ama sınav sonucu açıklandığında şoka uğradık.
Bu psikolojik şiddetin ve haksızlığın boyutu sınav sonuçlarıyla da somut bir şekilde ortaya çıkmıştır. Şenyurt Yenipınar’ın dersimize girdiği her iki sınıfta, 60 puanın altında not alan toplam 12 kişi bulunmaktadır. Hocaya 60 altında alırsak Akedemiden atılacağımızı söyledik zaten elenmeye geldiniz buraya elemeceksiniz dedi. Sınav sonuçları açıklandığında, uğradığım bu haksızlık ve baskı karşısında sınıfın ortasında sinir krizi geçirdim; fakat kendisi bu durum karşısında en ufak bir üzüntü veya empati göstermek yerine karşımda sadece sırıttı. Bizim sınıfımızın not ortalaması 71, dersine girdiği diğer sınıfın ortalaması ise 69’dur. Buna karşın, bu hocanın girmediği diğer tüm sınıfların not ortalamaları 90 ile 95 arasında değişmektedir. Bu durum, notlandırma sürecindeki kasıtlı ve adaletsiz yaklaşımı açıkça gözler önüne sermektedir. Akademi içerisinde haksızlık vardır.
Tüm bunların yanı sıra, kendisi dini ve manevi hassasiyetlerimize de saygı göstermemektedir. Cuma günleri normal şartlarda cuma namazı sebebiyle öğle aramız saat 12.30’da başlamaktadır. Ancak bu hoca, cuma günleri dersine kendisi 10 dakika geç gelip, çıkışta bizi 15 dakika geç bırakmaktadır. Onun bu sorumsuz davranışı ve ders sürelerini keyfi olarak esnetmesi yüzünden sınıftaki erkek öğretmenler cuma namazına yetişememekte ve mağdur olmaktadır.
Maruz kaldığımız bu sistemli mobbing, psikolojik baskı, haksız notlandırma ve saygısız tutumları lütfen yetkili birilerine bildirin.
Saye, Farsçada “gölge” demektir. Sayende ise “senin gölgende” anlamına gelir.
Sayende özgürüz,
sayende karanlıkta kalmıyoruz.
Sayende okuyoruz,
sayende söz hakkımız var.
Her şey senin sayende🇹🇷
Milli eğitim akademisindeki sınavlarla ilgili gelen bir mesajı sizlerle paylaşıyorum.
👇🏼👇🏼👇🏼
Hocam bir konuda ses olmanızı rica ediyorum. Ben akademiye kendi alanımda yüksek bir derece yaparak girdim ve akademide aldığımız notlarla tercih yapacağız.
Fakat sınavlarda inanılmaz şekilde fazla kopya olayları oluyor. Öncelikle herkes iç içe oturuyor ve yanındakinin kağıdına baka baka dolduruyor. Arka sıralarda oturanlar sıralara kopyalar yazıyor kopya kağıtları hazırlıyor telefon kullanıyor.
Benim bildiklerimin yarısı kadar bilgiyle sınava girenler 90-100 lük kâğıtlar veriyor ve muhtemelen sonuçlar açıklandığında birçoğu benden yüksek notlar alacak.
Bu konuda önlemlerin artmasını gerekirse sınavın kameralarla takip edilmesini istiyorum. Ben kul hakkı yemiyorum diye enayi pozisyonuna düşmek istemiyorum.
30 kişilik sınıfın en az 20 si kopya çekiyor sınavlarda. Akademi idaresiyle konuşmadım çünkü benden isim isterler o olur bu olur başım belaya girer diye gidip kimseyle de konuşmadım.
Ama bugün artık isyan ettim. İnsanlar hocaların derste hazırladığı slaytları resmen kağıda geçiriyor.
Bu hafta yaklaşık 100 öğretmenimle iletişime geçtim ve şu sonuçlara vardım:
Milli Eğitim Akademisi adı altında öğretmenlere yaşatılan süreç bir mesleki eğitim değil, açıkça sistematik bir mobbing ve angarya silsilesidir!
AGS’de derece yapıp hakkıyla atanmış, yıllarca sahada dirsek çürütmüş donanımlı öğretmenlere "lise öğrencisi" muamelesi yapıp ego tatmin edemezsiniz. Üniversitede çoktan başarıyla verdiğimiz dersleri slayttan okutarak, haftalık anlamsız raporlarla evrak ameleliği yaptırarak eğitime vizyon katmıyor; sadece öğretmenlerin meslek aşkını, sağlığını ve psikolojisini bitiriyorsunuz.
Verilen komik maaşla fahiş kiralar ve ulaşım krizine terk edilen, çocuklarından ve eşlerinden koparılıp aileleri parçalanan, hijyenden yoksun binalarda saatlerce hapsedilen öğretmenlerin sabrı taştı!
Liyakati ve alın terini çöpe atan, atamayı hocaların iki dudağı arasına ve ezberci klasik sınavlara mahkûm eden, standardı olmayan bu ucube sistem acilen gözden geçirilmelidir.
Öğretmenine saygısı olmayan, onu değersizleştiren bir sistemin bu ülkenin eğitimine katacağı hiçbir şey yoktur! Yeter artık, öğretmeni rahat bırakın!
Bana mesajlarla anlatılanlar “öğretmen yetiştirme” değil, açıkça yıpratma düzenidir.
Sınav kazanmış, derece yapmış, yıllarını bu mesleğe vermiş öğretmenlere hâlâ “çocuk”, “öğrenci”, “aday” muamelesi yapılıyor. 3 güne 9 sınav sıkıştırılıyor; 50 dakikada sayfalarca açık uçlu cevap isteniyor. Aynı akademide, hatta yan sınıfta bile farklı hoca, farklı soru, farklı zorluk, farklı puanlama var. Buna adalet denmez.
Derslerin çoğu üniversitede alınan, AGS/KPSS’de zaten çalışılan konuların tekrarından ibaret. Üstüne her hafta sayfalarca gözlem formu, kültür-sanat formu, günlük rapor, sunum, ödev… Öğretmenler eğitim almıyor; evrak, ezber ve baskı altında tüketiliyor.
Ulaşım ayrı çile, maaş ayrı yetersiz, yurt-kira-yemek masrafı ayrı yük. Akademilerde hijyen, su, elektrik, kantin, yemekhane, sınıf koşulları bile sorun. Evli, çocuklu, emziren öğretmenler ailelerinden koparılıyor; insanlar psikolojik olarak çöküyor, ağlıyor, uykusuz kalıyor, geçinemiyor.
Bu sistem öğretmen yetiştirmiyor; öğretmenin mesleğe olan hevesini daha göreve başlamadan öldürüyor.
AGS puanı yok sayılarak, hocanın inisiyatifine ve keyfî klasik sınavlara bırakılan bir atama puanı kabul edilemez. Akademi süreci kısaltılmalı, ortak ve adil ölçme yapılmalı, insani şartlar sağlanmalı ve öğretmenlere artık öğretmen gibi davranılmalıdır.
Bu kadar insan aynı şeyi söylüyorsa sorun bireylerde değil, sistemdedir.
#ÖğretmenlerTükendi
Türkiye’de yaklaşık 45 bin kişi öğretmen olmadan sınıflara girip ders anlatıyor.
Bu kişiler nasıl oluyor da öğretmenlik (!) yapabiliyor?
Bakanlık neden bu kişileri sınıfa sokuyor?
‼️Milli Eğitim Akademisi Bir Eğitim Politikası Değil, Öğretmene Güvensizlik Projesidir.
⚠️İlk Aylardan Bu Uygulama Çöp Olmuştur!
👉Yıllarca üniversite sıralarında dirsek çürütmüş, pedagojik formasyonunu tamamlamış, KPSS’ye hazırlanmış, alan sınavından geçmiş, mülakat engelini aşmış genç öğretmenlerimiz bugün bir kez daha “yetersiz” ilan edilmektedir.
Milli Eğitim Bakanlığı’nın “Milli Eğitim Akademisi” adı altında hayata geçirdiği bu uygulama, öğretmeni geliştirme amacı taşımamakta; aksine öğretmeni değersizleştiren, üniversiteleri yok sayan, akademik emeği hiçe indiren bir anlayışın ürünüdür.
👉Bugün öğretmenlere fiilen söylenen şudur:
“Dört yıl okudunuz, sınavları geçtiniz, mülakatı aştınız ama biz size hâlâ güvenmiyoruz.”
⚠️Bu kabul edilemez.
👉Eğer eğitim fakülteleri öğretmen yetiştiremiyorsa bunun hesabı neden genç öğretmenlere kesilmektedir?
👉Madem üniversiteler yetersiz görülmektedir, o halde yıllardır verilen diplomaların, akademisyenlerin, öğretmenlik uygulamalarının anlamı nedir?
👉Devlet kendi yükseköğretim sistemine güvenmiyorsa, bunun bedelini yeni atanmış öğretmenlere ödetemez.
Bugün akademilerden yükselen sesler, bu sistemin daha ilk aşamada çöktüğünü göstermektedir.
‼️Tarafıma Ulaşan Öğretmenler:
•4 günde 9 sınava sokulduklarını,
•Sürekli ödev, form ve rapor yükü altında ezildiklerini,
•Psikolojik baskı ve korku ortamı oluşturulduğunu,
•“Bazılarınızı eleyeceğiz” denilerek tehdit edildiklerini,
•Ekonomik olarak tükenme noktasına geldiklerini,
•Kiralarını, faturalarını, yemek masraflarını karşılayamaz hale geldiklerini,
•Haftalarca ailelerinden uzak, belirsizlik içinde yaşadıklarını,
•Akademide kendilerini öğretmen değil adeta “itaat etmek zorunda bırakılan stajyer memur” gibi hissettiklerini ifade etmektedir.
⚠️Öğretmenler artık eğitim konuşmuyor; hayatta kalmayı konuşuyor.
👉30 bin lira maaşla başka şehirlerde 18-20 bin lira yurt ücreti ödeyen, ulaşım ve yemek giderleri altında ezilen genç insanlar nasıl motive olacak?
Bir öğretmen adayı, “karnımızı mı doyuralım, sınava mı çalışalım?” diyorsa burada pedagojik değil, vicdani bir kriz vardır.
👉Daha mesleğe başlamadan tükenmişlik yaşayan öğretmenlerden nasıl verimli bir eğitim sistemi beklenmektedir?
👉Üstelik akademilerde anlatılan birçok içeriğin üniversitede alınan derslerin tekrarı olduğu açıkça görülmektedir.
Yani bu sistem ne öğretmene yeni bir yeterlilik kazandırmakta ne de eğitime katkı sunmaktadır.
Tam tersine zaman kaybı, ekonomik yük ve psikolojik yıpratma üretmektedir.
👉Öğretmenler “uygulama ağırlıklı eğitim” beklentisiyle geldikleri akademilerde;
bitmek bilmeyen evraklarla, anlamsız seminerlerle, baskıcı disiplin anlayışıyla ve korku kültürüyle karşı karşıya bırakılmıştır.
👉Daha vahimi ise; öğretmenlerin artık düşüncelerini açıkça ifade etmekten korkar hale gelmesidir.
“Fişlenmekten korkuyorum” diyen öğretmenlerin olduğu bir yerde özgür eğitim ikliminden söz edilemez.
⚠️Eğitim korkuyla değil; güvenle, bilimle ve saygıyla yürütülür.
⚠️Milli Eğitim Bakanlığı şunu anlamalıdır:
Öğretmen yetiştirmek; öğretmeni sürekli sınava sokmak, baskılamak ve değersiz hissettirmek değildir.
⚠️Öğretmen yetiştirmek; ona güvenmek, destek olmak ve mesleki itibarını korumaktır.
‼️Bizler buradan açıkça çağrıda bulunuyoruz:
⚠️Milli Eğitim Akademisi uygulaması derhal durdurulmalıdır.
👉Yeni atanmış öğretmenler üzerinde oluşturulan bu ekonomik, psikolojik ve mesleki baskıya son verilmelidir.
Öğretmenlik mesleği itibarsızlaştırılmamalı; eğitim fakülteleri ve akademisyenler yok sayılmamalıdır.
Üniversite diplomasını değersizleştiren, öğretmeni potansiyel “eksik personel” gibi gören bu anlayış terk edilmelidir.
👉Öğretmen; bu ülkenin geleceğini yetiştiren kişidir.
Geleceği yetiştirecek insanları daha mesleğe başlamadan tüketen hiçbir sistem başarılı olamaz.
👉Biz öğretmenlerimizi tüketen değil, güçlendiren bir eğitim politikası istiyoruz.
Çünkü güçlü öğretmen olmadan güçlü eğitim, güçlü eğitim olmadan da güçlü bir ülke kurulamaz.
@HurEgitimSen@tcmeb
Akademi şimdiden öğretmenler için tükenmişliğin adı haline geldi. Öğretmenler barınma, yemek, ulaşım sorunları başta olmak üzere ailelerinden, çocuklarından, eşlerinden kilometrelerce uzak illerde yüksek kiralar ve ciddi ekonomik sıkıntılarla baş başa bırakılmış durumda.
Ölçme ve değerlendirme süreçlerinde açık uçlu sorular, proje, ödev adıyla öznel değerlendirmelere açık bir ölçme değerlendirme sistemi yapılması öğretmenler üzerinde ayrı bir mobbinge neden oluyor.
Açık uçlu sorular, yoğun ödev yükü, formlar; eşit, objektif olmayan değerlendirme kriterleri ve “elenme” söylemleri sonucu öğretmenlere ciddi bir baskı ve tükenmişlik yaşatılıyor.
Mülakat öznel değerlendirmeye açıktı ve binlerce öğretmene eşitsizlik, adaletsizlik yaşatıldı. Akademi mülakattan daha da eşitsiz, adaletsiz bir araç haline getiriliyor.
Eğitim Fakülteleri’ne kilit vurulmasının adı olan Akademiler kapatılmalıdır. Yıllarca binbir çabayla mesleğine kavuşmak için emek veren öğretmenlerin hakları Dünya’da tek örneği olmayan Akademi’lerdeki eşit, objektif kriterlere dayanmayan ölçme değerlendirme sistemleri ile yok sayılamaz.
#Akademilerkapatılmalıdır