Yirmi dokuz yıllık yargıç ve yirmi yıllık bir sivil yargı aktivisti olarak yargıç ve savcı atamalarına ilişkin 2026 yaz kararnamesi hakkında bir değerlendirme yapmayı zorunluluk olarak görüyorum. Bu kapsamda:
- Teamüllerin değiştirildiğini, mesleğinde başarılı, işinden başka bir uğraşı olmayan, siyasetçiden ve ticaret erbabından uzak duran, meslekte 30 yılını doldurmuş birçok meslektaşın yerlerinin talepleri dışında değiştirildiğini görüyoruz.
- Yönetici yargıç ve savcı atamalarında kıdem, liyakat gibi faktörlerin gün geçtikçe ötelendiğine tanık oluyoruz.
- Büyük kentlerde başsavcı ve yardımcılarının atamalarının kamuoyunda ''yargının siyasallaştığı'' algısına neden olduğu ve özellikle siyasetçiler açısında hukuk güvenliği kaygılarını arttırdığını anlıyoruz.
- Meslekte yükselme açısından liyakat ilkesinin önemsenmemesi bir yana, ''üstada saygı'' ilkesinin ötelendiğini görüyoruz. Bu kapsamda, 65 yaşının dolmasına, dolayısıyla emekliliğine iki ay kalmış bir cumhuriyet savcısının Bölge adliye Cumhuriyet savcılığından alınıp, ilk derece mahkemesine atandığını, yine aynı kıdeme sahip yargıç ve savcıların uzak illere atandıklarını görüyoruz. Bu durum, mesleğine 30 yılını vermiş yargıçların deneyimlerinden yararlanmak yerine onları emekli olmaya zorlamak olarak değerlendiriliyor.
Sonuç olarak; yargıcın yer güvencesinin olmadığı sistemde, yurttaşın da hukuk güvenliği olmaz. Adaletsizlik sırası geldiğinde ''bana bir şey olmaz'' diyeni de vurur. Güvenli yarınlar dilerim.
1- Tedbir kararı varken, kurultay yapılabilir mi? Bu soru benim değil. Bir hukukçu olarak böyle bir soru sormaktan ar duyarım. Ama, hukukçu olup da yapılamaz diyenler olduğu için, böyle bir soruya gerek duydum.+
Yargılama Hukuku kuralı: Özel yetkili yargı yeri varsa, genel yetkili yargı yeri davaya bakamaz:
1-BAM, kararında SPK 29 ve 121 yoluyla MK 83’e gönderme yaptıktan sonra, “Genel Yetkili Mahkeme” olarak asliye hukuk mahkemelerinin, delegelere seçim sonuçlarını etkileyecek şekilde+
Kılıçdaroğlu ve ekibi keşke dünkü cevvaliyeti 2017 referandumunda YSK’nın mühürsüz oyları kabul ettiğinde gösterseydi. Göstermediler çünkü o zaman kaybedilen ülkeydi, dün ise koltuk!
Sana yemin olsun.
Bugüne kadar ne mücadele verdiysem, daha fazlasını senin için yapacağım.
Öyle Twitter’da falan değil sokaksa sokak, meydansa meydan !
@eczozgurozel
Sizden ricam, Engin Ulusoy'un durumunu herkesin duymasını sağlamanız.
İBB dosyasında tutuklu bulunan Zabıta Daire Başkanı Engin Ulusoy'un dün avukatıyla görüşmeye dahi güçlükle gidebildiği, bugün ise yataktan kalkamadığı ve yoklamaya çıkamadığı öğrenildi.
Engin Ulusoy cezaevinde adeta iğneyle ayakta durmaya çalışıyor. Yaklaşık 1 yıldır tutuklu bulunan Ulusoy'un bu süreçte 20 kilo verdiği belirtiliyor.
Bir insanın sağlık durumu bu noktadayken, tek bir suçlama üzerinden siyasi bir dosyada özgürlüğünden mahrum bırakılmasını ise kamuoyunun vicdanına bırakıyorum.
#EnginUlusoyaÖzgürlük
Başkanı tutuklanan Bursa Büyükşehir Belediyesi AKP’ye geçti.
Aşağıda iki kare var. Birincisi, belediyenin bugünkü anasayfası. İkincisi, önceki anasayfası (Internet Archive’den alınan Mart ekran görüntüsü)…
Önceki anasayfada belediye logosunun hemen yanında sabit şekilde yer alan Türk bayraklı ve Atatürklü kare, bugün artık yok.
Soru şu: Resmi sitede sabit olan Türk bayraklı ve Atatürklü kare, ne zaman ve neden kaldırıldı? Derdiniz nedir?
Yirmi bin.
Mora Yarımadası, 1821.
İsyan başlıyor.
Mora'daki Müslüman siviller katledilmeye başlanıyor.
Küçük kasabalarda Türk aileleri evlerine barikat kurdu.
Çoğu sağ çıkamadı.
Açlıktan teslim olanlara güvence verildi.
Sözler tutulmadı.
Erkekler anında öldürüldü.
Kadın ve çocuklar köle olarak dağıtıldı.
Sonra onlar da öldürüldü.
Bunu yazan bir Türk değil.
William St. Clair.
İngiliz tarihçi.
Oxford University Press, 1972.
Doruk noktası: 5 Ekim 1821.
Tripoliçe.
Mora'nın başkenti düşüyor.
Üç gün boyunca Müslüman ve Yahudi siviller katlediliyor.
İngiliz subay Thomas Gordon öldürülen sivil sayısını 8.000 olarak kaydediyor.
(History of the Greek Revolution, 1832)
Kuyulara cesetler atıldı.
Haftalarca açlıktan kaçan Türk çocukları tek tek vuruldu.
Bu adamlar Yunan davasına inanarak gelmişti.
Gördükleri karşısında ya istifa ettiler ya döndüler.
Alman gönüllü doktor Boldemann zehir içerek intihar etti.
"Soykırım" kavramını icat eden Lemkin, bu olayları kendi arşivinde "Yunanlıların Türklere soykırımı" olarak kaydetmiş.
St. Clair tek cümleyle özetlemiş:
Mora'da öldürülecek Türk kalmayınca soykırım sona erdi.
Babam, 29.04.2008 tarihinde alçak, hain ve kalleş PKK terör örgütü ile girdiği çatışmada gözünü kırpmadan, vatanı uğruna şehit düştü. O gün sadece bir asker değil, bir baba, bir evlat, bir yuva eksildi. O günden bugüne bizler, şehit çocukları olarak hayatın en ağır yüklerinden birini omuzlarımızda taşıyoruz. Babasız büyümenin ne demek olduğunu, bir bayram sabahı kapının hiç çalınmayacağını, bir başarıda omzumuza dokunan bir elin eksikliğini en derinden hissederek yaşadık.
Bizler sadece bir acı ile değil, aynı zamanda büyük bir sorumlulukla büyüdük. Çünkü babalarımız bizleri sadece ailelerine değil, bu millete, bu devlete emanet ederek gittiler. Ancak ne yazık ki, zamanla gördük ki; şehitlik gibi kutsal bir makamın adı bazı çevreler tarafından çıkar, menfaat ve gösteriş aracı haline getirildi. Şehitlerin ismini kullanarak kendine yer edinmeye çalışan, onların fedakârlığını kendi çıkarlarına alet eden insanların varlığı, bizlerin acısını daha da derinleştirdi.
Buradan bir kez daha açıkça ifade etmek istiyorum: Benim babam, sizin rahatınız, konforunuz ya da menfaatiniz için şehit olmadı. O; Türkiye Cumhuriyeti’nin bir karış toprağını dahi hainlere teslim etmemek için, bayrağın yere düşmemesi için, ezanın susmaması için canını feda etti. O, bu vatanın onuru için, bu milletin birliği için, gözünü kırpmadan şehadete yürüdü.
Ama sizler, toplum olarak, bizlere bırakılan bu emanete yeterince sahip çıkamadınız. Bizler çoğu zaman yalnız bırakıldık, unutulduk, sadece belli günlerde hatırlandık. Oysa biz her gün o acıyla yaşıyoruz. Her gün eksik uyanıyor, her gün içimizde bir boşlukla hayata tutunmaya çalışıyoruz.
Bizler ne acımızın kullanılmasını istiyoruz ne de şehitlerimizin adının kirletilmesini. Biz sadece hak ettiğimiz saygıyı, değeri ve samimiyeti görmek istiyoruz. Babalarımızın kanıyla sulanmış bu topraklarda, onların emanetine gerçekten sahip çıkılmasını istiyoruz.
Ve bilinmesini isterim ki; bizler, bu vatan için en değerli varlığını feda etmiş insanların evlatları olarak, ne yaşadıklarımızı unutacağız ne de unutturacağız. Ama aynı zamanda, bu kutsal değeri çıkarına alet edenleri de asla affetmeyeceğiz.
Bu yüzden buradan açıkça söylüyorum: Biz hakkımızı helal etmiyoruz.
@1Sehitoglu
𝗧𝗮𝗹𝗶𝗱𝗼𝗺𝗶𝗱
1957 yılında Almanya' da piyasaya sürülmüş bir ilaç.
Gebelerde bulantıyı kesmek ve sakinleştirici etki sağlamak amacıyla kullanıldı.
46 Avrupa ülkesinde de onay aldı ve kullanılmaya başlandı.
İlaç fokomeli adı verilen doğumsal bir anomaliye neden oluyordu.
Kol ve bacak gibi uzuvlar gelişmiyordu.
Bu nedenle dünya genelinde 10 binden fazla bebek kol bacak gibi uzuvları gelişmeyerek dünyaya geldi.
Sadece Türkiye ve Amerika Talidomid'in kullanımına izin vermedi.
Türkiye'de 𝗢𝗿𝗱. 𝗣𝗿𝗼𝗳. 𝗗𝗿. 𝗦𝘂̈𝗿𝗲𝘆𝘆𝗮 𝗧𝗮𝗵𝘀𝗶𝗻 𝗔𝘆𝗴𝘂̈𝗻 Talidomid üzerine ileri çalışmalar yaptı.
İlacın teratojen yani bebek üzerinde doğumsal anomaliye yol açtığını tespit etti. Bu bulguları dönemin bakanlığı ile paylaşarak ilacın Türkiye' ye girmemesini sağladı.
Veteriner hekim olan Aygün sayesinde, Türkiye' de hiç bir anne Talidomid kullanmadı.
46 Avrupa ülkesinde 10 binden fazla çocuk engelli doğarken, Türkiye' de bu sayı 0.
𝗢𝗿𝗱. 𝗣𝗿𝗼𝗳. 𝗗𝗿. 𝗦𝘂̈𝗿𝗲𝘆𝘆𝗮 𝗧𝗮𝗵𝘀𝗶𝗻 𝗔𝘆𝗴𝘂̈𝗻 bilimin ışığında yürüttüğü çalışmalarıyla büyük bir trajediyi engellemiştir.
Bu değerli bilim insanı okul müfredatlarında yer almalıdır.
𝗖̧𝗼𝗰𝘂𝗸𝗹𝗮𝗿𝗮, 𝗸𝗮𝗻ı𝘁𝗮 𝗱𝗮𝘆𝗮𝗹ı 𝗯𝗶𝗹𝗶𝗺𝗶𝗻 𝗴𝘂̈𝗰𝘂̈ 𝘃𝗲 𝗯𝗶𝗿 𝗯𝗶𝗹𝗶𝗺 𝗶𝗻𝘀𝗮𝗻ı𝗻ı𝗻 𝘁𝗼𝗽𝗹𝘂𝗺𝘂𝗻 𝗸𝗮𝗱𝗲𝗿𝗶𝗻𝗶 𝗻𝗮𝘀ı𝗹 𝗱𝗲𝗴̆𝗶𝘀̧𝘁𝗶𝗿𝗲𝗯𝗶𝗹𝗲𝗰𝗲𝗴̆𝗶 𝗮𝗻𝗹𝗮𝘁ı𝗹𝗺𝗮𝗹ı𝗱ı𝗿.
Bazı galibiyetler vardır, 3 puan olarak kalır.
Bazıları ise nesilden nesile anlatılır.
Bu gece öyle bir geceydi.
Yıllar geçecek, kadrolar değişecek, isimler unutulacak…
Ama bu gece anlatılmaya devam edecek.
“Ben o geceyi hatırlıyorum” diye başlayacak cümleler.
Bir babadan oğluna, bir dosttan diğerine aktarılacak bir hatıra gibi…
Çünkü Galatasaray bu gece sadece kazanmadı.
Hafızalara kazındı.
Yıllar sonra dönüp bu maç aklımıza geldiğinde, ben o gece o staddaydım diye anlatacağım bir gece olarak hep kalacak hafızamda.
#GSvJUVE
İFTİRALARA CEVAP…
Sanırım sizler de farkındasınız?
Bir süredir yoğun bir saldırı altındayım. Görülen ve görülmeyen birtakım metotlarla beni yok etmeye, baskı altına almaya, itibarsızlaştırmaya, ayağımı kaydırmaya, şeytanlaştırmaya çalışıyorlar.
Ağzımdan çıkan sözleri kesip biçiyor, maniple ediyor, geçmişimi eşiyor, işlerine yarar bir malzeme bulup kullanmaya çalışıyor, ürettikleri güç, etki, nüfuz ve sızmayla devleti, siyasi iradeyi ve medyayı benim aleyhime-kendi menfaatleri doğrultusunda kullanmaya çalışıyorlar.
Ellerinden geleni yapabilirler.
Anadolu’da; ‘Arkasından 40 itin havlamadığı bir kurt, kurt sayılmaz’ diye bir deyim vardır.
- Dağda 3 kurşun yediğim halde bırakmadığım mücadelem nedeniyle sadece PKK’lı teröristler tarafından değil, terörün televizyonu Sterk Tv’de bizzat örgütün lideri Başyılan M. Karayılan tarafından tehdit edilen ve hedef gösterilen…
- FETÖ’nün sayısız iftirasına, kumpasına, operasyonu maruz kalan, Ergenekon kuyusuna atılan…
- Yasadışı silahlı sol terör örgütlerinin tehditlerine maruz kalan…
- Dini ve dindarı istismar eden pek çok şirk yapısının baskı, tehdit ve iftirasına uğrayan, maniple edilen…
- Radikal terör örgütlerinden tehditler alan…
- Bazı etki ve güç odakları ile bazı devlet ve istihbarat servislerinin yemlemeleriyle, bal tuzaklarıyla karşılaşan…
- Kendi dünyasında beni hasım ve engel görüp ‘hasediyle-hesabıyla-buğzuyla-çekememezliğiyle’ akıllarınca şahsıma karşı dolap çevirenleri, entrika ve itibarsızlaştırma operasyonları yapanları gören, yaşayan biri olarak…
Yani arkasından değil 40 iti, 40 it sürüsünü havlatmış bir vatan evladı olarak bunlar da beni şaşırtmadı.
/
Gazze dramı başladığında bir şey gördüm, bir şey hissettim.
Ortada yaşanan korkunç bir acı vardı, bir o acıyı yüreğinde yaşayanlar, bir de o acıyı istismar edenler!
Sorun da ilk buradan çıktı zaten…
Gazze’deki kıyım nedeniyle toplumda bir öfke, bir nefret ve bir şey yapamamaktan kaynaklanan büyük bir gerginlik/hassasiyet vardı ve ilginç bir şekilde bu öfkeyi, çaresizliği, nefreti ‘kendi menfaatleri doğrultusunda’ kullananlar türemişti. Bunlar sinsi bir şekilde öfkenin, nefretin, çaresizliğin ürettiği sosyo-psikolojik dalganın üstüne binip kendi yelkenlerini dolduruyor ve yollarına bakıyorlardı.
Bense bu ikiyüzlülerden olmamaya kararlıydım, Gazze’deki masumlara nasıl yardım edilebilir, insanlığın, coğrafyanın, Türkiye’nin lehine nasıl bir akıl ve etki üretilebilir düşüncesiyle, çabalayıp duruyordum.
Onlar gibi duyar kasabilirdim, onlar gibi konuşup yoluma bakabilirdim, acıyı-öfkeyi-çaresizliği onlar gibi istismar edebilir popülizm peşinde koşabilirdim, Gazze’deki masumların kanını içip beslenebilirdim, dinin-devletin ve milletin, başka devletlerin ve güç odaklarının çıkarına manipüle edilmesini seyredebilirdim.
Yapmadım.
Evet, ben bunları yapmadığım için suçluyum!
Çok şükür ki böyle bir suçum var ve artık bunlarla (dünyada olmasa bile) mahşerde görülecek bir hesabım var.
/
Bilin isterim:
Gazze’deki masumlar başımın tacıdır, o acıyı yüreğinde yaşayanlar başımın tacıdır, ama bu acıyı istismar edenler, o masumların kanından beslenenler ayaklarımın altındadır.
/
Şimdi de bir sitemim var…
Bunların ayak oyununa gelenler, devletin, siyasetin, medyanın gücünü bunlar lehine-benim aleyhime kullandıranlar, fırsat sunanlar… Bir de olanı biteni görüp de sessiz kalanlar… Bütün yaptıklarım, ettiklerim, dediklerim 40 yıldır apaçık ortadayken sizlere de yazıklar olsun. Sizleri de Allah’a havale ediyorum.
/
Bir sitemim de bunlara inanıp benden şüpheye düşenlere... Sizden de bir ricam var. Bütün bunlar beni takip eder, arkamdan yazar, çizer, montaj çeker, manipüle eder, kimi dürter muhatap alınmak ister, alıştık bütün bunlara zamanın normalidir, ama benden-bizden olup da bunlara kananlar, peşlerine takılanlar (bırakın sizin için bütün diğer yaptıklarımı, ben sizin için kanımı akıtmışım, tek bu yeter) benden zerre şüphe duyanlar, artık benden uzak dursunlar, benim sizin gibi “bu pisliklerin iftiralarına inanan” dostlara, arkadaşlara, takipçilere kuruş vayım yok.
/
Şimdi bir sözüm de bunlara… Siz bu kıt ve sığ aklınızla, dogmatik öngörülerinizle, kirli niyet, ego ve popülizm hastalıklarınızla, duyar kasmalarınızla ancak sorunun bir parçası olur, sorunu derinleştirir, Türkiye’nin vekil bir devlet gibi kullanılmasına hizmet eder ve Türkiye’yi büyük bir ateşin içine atarsınız.
Bilmem, belki de niyetiniz budur.
Bir diyeceğim de şu: Teşbihte hata olmaz, Ebu Cehil’in Muhammed (s.a.v) için söyledikleri sevgili Peygamberimizi anlatmaz, ama Ebu Cehil’i çok iyi anlatır! Onurlu, şerefli, namuslu, haysiyetli biri, Müslüman biri, böyle namussuzluklar yapar mı? Bilip bilmeden konuşur mu? Gıybet eder, yalan, iftira atar mı? Ağızdan çıkan sözü cımbızlayıp, bağlamından kopartıp, manipüle eder mi? Organize ve sistematik bir şekilde ve bir güruh halinde algı operasyonlarına girişir mi? Sağda solda, kapalı kapılar ardında ayak oyunları yapar, ayak kaydırmaya kalkar mı? Arkadan dolanır mı? Tek bir adama sürü halinde saldırır, itibarsızlaştırmaya, şeytanlaştırmaya kalkar mı?
Sizin bütün bu yaptıklarınız ve dedikleriniz beni anlatmaz, ama sizi çok iyi anlatır.
Siz bu musunuz?
Kendinizi sorgulamalısınız.
Bu sadece seviyenizi değil, zihniyetinizi, inanışlarınızdaki bozuklukları, ‘Ağar’ı yok edeceğiz’ diye kendinizi konumlandırdığınız yeri ve kimlerin oyuncağı olduğunuzu anlatıyor.
/
Şimdi bunlar benim kim olduğumu merak ediyorlarmış.
Kendimi anlatmak isterdim ama bu çok doğru olmaz. O yüzden yaptıklarımı, yaşadıklarımı, yazdıklarımı bilen, şahit olan bazı değerli insanların sözlerini ve birkaç belgeyi sizinle paylaşacağım.
Sanırım yeterli gelir.
Saygılarımla…
Abdullah Ağar
30 Ekim 2024
Buyrun.👇
Rauf DENKTAŞ, KKTC Kurucu Cumhurbaşkanı:
Sizi içtenlikle kutlarım. Yaşadığınız anları, duyguları, bana da yaşattınız. Askerliğin, vatan sevgisinin insanı ne denli güçlü yaptığını, inancın, maneviyatın ne kadar önemli olduğunu yeniden öğrenmiş olduk.
“Türkiye’yi nereye götürmek istiyorlar” sorusuna verdiğiniz cevaplar da çok düşündürücü. Kahraman bir gazi, Atatürkçü bir vatan evladı ve şaheser bir yazar olarak sizi selamlıyorum.
&&&
Tuncer KILINÇ, (E) Orgeneral, MGK (dönemin) Genel Sekreteri:
Ata genlerinden intikal eden askerliği, vatanperverliği, vatan uğrunda şahadet pervasızlığını; yaşanan gerçek muhabere ortamlarında irdeleme yeteneği herkese nasip olmuyor.
Abdullah Ağar, bu yetenekte bir asker ve yazar…
Çıkardığı sonuçları bir yiğit duruş ve ruh haliyle gelecek nesillere aktarırken de son derece usta bir kalem…
Onun kalemindeki düz, sade, özlü ifade o kadar güçlü ve betimleyici ki, onda “Şıkırtılarının sessizliğini…” bir huşu halinde dinliyorsunuz.
Bu genç yetenekli kalemin Türk Edebiyatına daha çok eserler vereceği beklentisiyle, kendisini yürekten kutluyorum.
&&&
Hasan KUNDAKÇI, (E) Korgeneral, OHAL Bölge (eski) Komutanı:
Üsteğmen Abdullah Ağar’ı, gençlik yıllarının tümünü Güneydoğu’da dağlarda geçirmiş savaşçı bir subay olarak tanımış ve kendisini kutlamıştım. Girdiği çatışmalarda aldığı yaralar nedeniyle gazilik unvanına ulaştı.
Gazi olduktan sonra yılmadı. Çok çalıştı. Şimdi de yaşadıklarını yalın bir dille atlatmayı başarmış bir yazar olarak görmekten büyük mutluluk duyuyorum.
Kitapları küçük birliklerin kullanılması ve çatışmalarıyla ilgili güzel örneklerle doludur. İbret verici olaylardır. Bunların ‘özellikle’ genç subay, astsubay, uzman çavuş ve erlerimize çok yararlı olacağına yürekten inanıyorum.
&&&
Kemal YILMAZ, (E) Korgeneral, J. As. Kol. ve (dönemin) Özel Kuvvetler Komutanı:
Birlik ve Bütünlüğümüz, Tek Vatan, Tek Millet ve Tek Bayrak için verilen mücadelede, katlanılan fedakârlıkların sonraki nesillere edebi bir üslupla aktarılmasını sağlamak; romancılarımızın, hikâye yazarlarımızın görevi idi.
İlgili ve yetkililere her fırsatta bunu belirtmiştim. Ve demiştim ki; “Roman yazarları, hikâye yazarları çıkıp gelmeli buralara… Olaylar onlara anlatılsın. Onlar da kendi değerlerini katsınlar yaşananlara… Geleceğimize ışık tutulsun…”
Mücadelenin içinden bir kahraman, en güzelini yaratmış…
En büyük edebiyat ödülüne lâyık bir eser…
&&&
Attila İLHAN:
Abdullah, çok önemli olayları, çok basit cümlelerle, çok vurucu anlatıyor.
Zamanımızın Fakir Baykurt’u… “O, bir Sahip-i Üslup...”
Türkiye’de böyle yazar kaç tane?
Ve onun bu yeteneği, Allah vergisi…
&&&
Alaettin PARMAKSIZ, (E) Tümgeneral, (dönemin) GENKUR İsth. ve İKK. Başkanı, Hakkâri Dağ ve Komd. Tug. K.:
Ağar’ın kullandığı dil ve seçtiği kelimeler, terörle mücadeleye gönül verenlerin iç dünyasını anlatan en muhteşem tasvirlerdendir. Kitaplarında bazılarının yaptığı gibi kendi kahramanlıklarını anlatmamıştır. Aksine, içinde yaşanılan coğrafi şartların zorluğunu, mücadelenin çetinliğinin yarattığı duyguları ve askerin inanç dünyasını anlatırken adeta kelimelere dans ettirmiştir.
Olayların içindeki manevi yönü anlatmak, hissedilenleri karşınızdakine yaşatmak en zorudur, yetenek ister. Ağar işte bu zoru da başarmıştır.
Kitaplarını büyük bir dikkatle okuyorum. Halen bu mücadelenin içinde bulunan kahramanların faydalanacağı maddi ve manevi birçok hususlar olduğunu düşünüyorum.
Terörle mücadele de en zayıf noktamız yaşananları yazmamaktır.
Ağar işte bu boşluğu kapatıyor.
&&&
Ramis İLKER, (E) Hv. Plt Tuğgeneral
Aklıyla ruhunda bütünleşen vatan sevgisini, ‘yüreğinde açan’ bayrak, ülke, inanç ve görev çiçeklerine çevirmiş.
&&&
Serdar AKYAZAN, (E) P. Kd. Alb. (dönemin) Özel Kuvvetler Tb. K.:
Sevgili Abdullah, son kitabını biraz önce bitirdim. Sevgili kardeşim, beni hem ağlattın hem de gururlandırdın, sağol. Bizler hiç unutmayacağız. Sevgiyle gözlerinden öperim.
Özel Kuvvetlerin acar, çakı gibi, yiğit, genç Abdullah’ı gözlerimin önüne geldi.
Tekrar öpüyorum kardeşim.
&&&
İsmet KOTAK, Gazeteci Yazar, Eski TMT üyesi, bakan ve milletvekili, Kıbrıs Türk Basın Konseyi Başkanı:
Kitabınızı içim ürpererek okudum. Kıbrıs’ta 17 yaşında Gazi Magusa’da yeraltı örgütü kurarak emek ve alın teri akıtan, arkadaşlarını sizin gibi yanı başında şehit veren bir kişi olarak hislerinizi çok iyi anlıyorum.
Kitap, profesyonel bir yazarın eseri… Onca tasviri değme yazar yapamaz. Sizi kutlarım. Güneydoğu’yu gazeteci olarak iki kez gezen; Irak’ta Bağdat’a kadar ulaşan bir kişi olarak neler çekildiğini biliyorum.
Kitaplarınızı teker teker okumayı sürdüreceğim.
Saygılar sunarım.
&&&
Prof. Dr. Mahmut BAYIK, Türk Kan Vakfı ve Türkiye Kan Merkezleri ve Transfüzyon Derneği Başkanı:
Kitap, bir vatanseverlik destanı... Hayranlık, umut ve gurur uyandırıcı...
Gerek içeriği gerekse yazı dili çok etkileyici...
&&&
Prof. Dr. Talat HALMAN, Bilkent İnsanı Bilimler ve Edebiyat Fakültesi Dekanı:
Sayın Abdullah Ağar; “Ölüm Dağları Bekler: Cudi Dağı” başlıklı çok değerli kitabınız derin ve heyecan verici, büyük bir zevkle okunan olağanüstü bir eser.
Başarınızı yürekten kutlarım.
Saygılar, tebrik ve teşekkürler, candan dileklerimle.
&&&
Prof. Dr. (Tbp. Kd. Alb.) Sedat GÜRKÖK, GATA Göğüs Cer. AD., Memorial:
Yazmış olduğunuz “Türk Komandoları” isimli kitabınızı zevkle, ibretle, onurla; bazen ağlayarak, bazen de hüzünlenerek okudum.
“Zorlukları yaşayan bilir” felsefesi ile kitabını okurken çektiğiniz zorlukları, vatan için çalışan ve çarpışan her askerin çektiği zorlukları ve can pazarını yaşamış gibi oldum. Özellikle Cudi ile yaptığınız muhabbette ağladım.
Her şey için teşekkür ederim. Ben vatanını canı gibi seven, kendini ona adayan ve mesleğini şerefiyle yapan tüm Türk Komandolarını kucaklar, saygılarımı iletirim. Saygılarımla…
&&&
Banu AVAR:
Okurken utanarak ağlıyorum. Gözyaşı okumayı zorlaştırıyor. Söylenecek şey yok… Gırtlağımda yumruklar… Allah’ın seni sakladığı gece, aklımdan çıkmayacak…
&&&
Cengiz ÖZAKINCI, Araştırmacı, Yazar:
Bir Türk Hemingway’ı ile karşı karşıyayız.
Hemingway, “yaşadığını yazan” ve “yaşadığını yaşatan” bir yazardı. Abdullah Ağar’da öyle; benzerlik yalnızca bu noktada, öykünme yok, tersine özgünlük var.
Abdullah Ağar’ı ‘kalem’iyle ‘namlu’sunu ve ‘namus’unu birleştirmiş bir yazar…
Okurken anlattıklarını yaşadığım, beni anlattığı olayın içine çekebilen az sayıda yazar vardır.
Abdullah Ağar, bu bakımdan “benim yazarım”
&&&
Hasan YILMAZ, Mühendis-İş Adamı:
Abdullah Ağar “Türk Şolohov”u…
&&&
Süleyman İlhami ÖZDEN, İstanbul Beşiktaş Em. Müftüsü:
Beş bin yıllık tarihimizin bin yıllık çilesinin verildiği şanlı mücadelelerde “Karda açan kan çiçeklerinin kokusunu” getiren rüzgârın sesini de duydum bu kitaplarda, yüreğimizin sesini de…
&&&
Emre GÖNEN, Bilgi Üni/Picus Ed. Dergisi:
Hani eski bir tabir vardır, “ibret vesikası” diye, bu da onlardan. Kahraman bir komando subayının –düşük yoğunluklu- savaşta günlük yaşantısı, yanında şehit düşen silah arkadaşları, kendisinin de ağır yaralı olarak savaş alanında, nerede ise tesadüfen hayatta kalması… Güzel tarafı, Erich Maria Remarque benzeri bir yaklaşıma sahip olması, yani savaşı askerin, en ileride çarpışan astsubay ve subayın gözünden nakletmesi.
Ne var ki kitap sadece savaş hatıratı ile sınırlı değil, bir de “Silahlı Kuvvetler yüceltmesi” bölümleri var ki, değme bilim kurgu romanları yanına yaklaşamaz. Heinlein’in fevkalade askeri romanı Starship Troopers, bu kitabın yanında ilkokul kompozisyonu gibi kalır.
&&&
Ahmet ULUDAĞ, (E) Kurmay Albay:
Güneydoğu gazisi Abdullah Ağar’ın 5. Tim adlı kitabını hiç değişikliğe gerek kalmadan Askeri Basımevinde talimname olarak bastır, tek er, manga, tim, takım eğitiminde kullan, o kadar gerçekçi yazılmış…
&&&
Mehmet Ali BİRAND:
Felsefe veya siyaset yok. Gerçek bir yaşam kavgası, her an ölüm korkusunun kol gezdiği bir bölgeyi ve savaşı anlatıyor.
&&&
Melih ŞENDİL, Lig Tv.:
Ne diyeyim ki? Yeni bitirdim “Toprak Mehmet’e Susamışsa” kitabınızı… Cd’sini dinliyorum arabada… Sesini açıyorum; “Millet duysun” diye… “Hissetsinler” diye. Bir Kuleli mezunu olarak, “Nasıl açıklayabilirim ki duygularımı” bilmiyorum. Belki yüz yüze anlatabilirim size… Lig bitsin, bir acı kahve eşliğinde…
Her şey gönlünüzce olsun.
&&&
Bilgi Yayınevinden:
Ölüm dağlarda mermi kadar hızlı gelir, roket gibi parçalar.
Cudi’nin ölüm çağrısıdır bu…
&&&
Barış PINAR, Gaziler Dergisi:
Abdullah Ağar’ın “5. Tim” i gözleriniz dolmadan, tüyleriniz diken diken olmadan, yüreğiniz titremeden okuyamayacağınız bir kitap. Hiç unutulmaması gerekenleri bize hatırlatmak için yazılmış bir kitap. Son olarak yine kitaptan bir mesajı buradan okurlara iletmek istiyorum.
“Gazilerin, insanlardan beklediği, suratlara yapıştırdıkları acıma ve hüzün değildir. Bütün mertliğiyle onların fedakârlığını, onlarla beraber yaşayabilecek bir ruha sahip olmaktır.”
&&&
Erdal KUTLUK, (E) Dnz. İs. Kd. Bnb.:
Sevgili Komutan, kitaplarınızı büyük bir heyecanla yaşayarak okuyorum. Kah dudaklarım titriyor, ağlıyorum, ama içim tarif edilmez bir şekilde sizlerle gururu yaşıyor.
Eski bir asker olarak yanaklarından öpüyor, sana ve senin görmediğin, ama okurken birlikte yaşadığım bütün silah arkadaşlarıma içten sevgiler, şehitlerimize rahmetler, gazilerimize gururla sabırlar diliyorum. Bu ülke ebediyete kadar var olacaktır.
&&&
Mustafa ŞAHBAZ, Gazi Uzm. Çvş.:
Merhabalar Sayın Ağabey,
Dağ Komandoları adlı kitabını okudum. Kitapta, yaşadığınız olaylarda hep kendimi buldum. Böyle bir kitap yazdığınız için sizi şahsım adına kutlar, başarılarınızın devamını dilerim.
Ben de bir gazi olarak gerçekten çok duygulandım.
Bizler aynı duyguları ve aynı olayları yaşamamızdır. Saygılarımla.
&&&
Erdoğan TOKMAKÇIOĞLU, Gözcü:
Okurken, zaman zaman yüzünüzde bir gülümseme belirmişken, ansızın gözlerinizden yaşlar akmaya başladığını, içinizin burkulduğunu fark ediyorsunuz.
Dileyen gider bir hayal ürünü olan, o ilginç film “Kurtlar Vadisi-Irak”ta Polat Alemdar ve Memati’yi izler. Dileyen de “Ölüm Dağları Bekler-Cudi Dağı” adlı yapıtında “Abdullah Ağar”ın “zaman zaman ironik ve şaşırtıcı edebi bir dille anlattığı” abartısız gerçekleri, zaman zaman gözlerinizde yaşların belirmesini göze alarak okur. Seçim sizlerin elinde efendim.
&&&
Yeniçağ:
Gazi subay Abdullah Ağar’ın başından geçen gerçek olayları derleyip, yaşanmış hayat hikayelerinden kitap haline getirdiği eserleri, her Türk Gencine, dünyaya geliş amacını ve vatanın kutsallığını anlatıyor.
&&&
Erdal GÜVEN, Tercüman:
Kitap bir anı kitabı olduğu için yazılanların tamamı gerçek hikayeler. Kitabı okuyunca, insan Türk olduğundan gurur duyuyor. Özellikle son günlerde yaşananların ardından, insanın böylesine güçlü bir orduya sahip olduğunu öğrenmesi ayrıca büyük bir moral kaynağı.
Ağar’ın kitabı insana yitirdiği milliyetçilik duygularını hatırlatıyor. 350 sayfalık kitabı okurken insanın tüyleri diken diken oluyor.
&&&
Suat GÜN, Önce Vatan:
Kitabı elime aldığım andan itibaren Türk subayının yüksek vatanseverlik ruhunu yansıtan satırlar ve Türk Ordusunun böyle mümtaz subaylar yetiştirmede üstün vasfı, bende büyük güven hissi oluşturmuştur.
Sayın Ağar’ı ziyaret ettiğimde bir gün sırtındaki kurşun yaralarını görmek ve onun şahsında Türk’ün sırtından nasıl hançerlendiğini kafama nakşetmek istemiştim. O’nun mübarek yaralarını gördüm, ona dokunmak şerefine nail oldum. Böyle ulvi şahısları hayat gözü ile görmek bile insanda maneviyata uzanan bir duygu seli oluşturuyor.
Abdullah Ağar’ı görmek demek, Türk vatanseverliğinin erişilmez kokusunu almak demektir. Peygamber’in ashabının yankıladığı maneviyat iklimi Abdullah Ağar’da yüksek Türk vatanseverliği olarak tecelli etmiştir. Ben bu zatı hem gördüm hem de ruhum titreyerek kitabını okuyorum.
&&&
Selin ONGUN, Haftalık Dergisi:
Hayat zor kolay değil onlar için, her şey vatan için… evet doğru okudunuz. Böyle yazıyor. Ancak, cümlenin kurgulanışında ya da noktalama işaretlerinde bir bozukluk olacak ki; anlam kulağa bir çırpıda gelmiyor. İdrak etmek için tekrar okumak, düşünmek, bozuk yerleri düzeltmek yani cümleyi yeniden inşa etmek gerek.
Yıllarca dağlarda komando subayı olarak terörist takibi yapan Abdullah Ağar’ın “Türk Komandoları” adlı kitabına göz attığınızda dahi böyle hissediyorsunuz. Hayır, kitapta kullanılan dil karışık değil, anlatılanlar zor. Askerlerin yaşadıkları tam anlamıyla meşakkatli… çünkü askerler, iki yüzlü mayınlara basarak canlar verildiğini, tepelere tırmandıkça zorlukların çoğaldığı ancak buna rağmen mücadeleye devam ettikleri bir diyardalar. Yani Güneydoğu dağlarında terör örgütü PKK ile yapılan çatışmaların tam göbeğinde. Doğru, hayatlarını orada noktalayıp şehit olan askerlerin cenazelerinde yaşananları biliyoruz. Ancak ruhu yaralansa da sağ salim dönen askerlerin günlük hayatları konusunda sadece fikir üretebiliyoruz.
Gazetelerde ve haber bültenlerinde yer alan haberlerde şehit ve gazilerin isimlerini duyduk. Ancak o isimlerin içinde kopan fırtınaları belki de hiç öğrenemedik. İlk görevine çıkan askerin ilk rüyasında ne gördüğünü, kabuslarının ne zaman başladığını bilemedik.
Ağar, kitabında yer alan öykülerde askerlerin o bilmediğimiz kaygılarını, sevinçlerini, şakalaşmalarını, özlemlerini ve kendilerine has konuşma dillerini aktarıyor.
&&&
Ufuk Ötesi Dergisi:
Kitapta; Anadolu’nun çeşitli yerlerinden gelen Mehmetler’in, vatan söz konusu olduğunda nasıl bir Mehmetçik haline geldiklerini, yol kesip haraç alarak, öğretmen, doktor, asker, sivil demeden ölüm kusan, köyleri basıp kadın erkek, genç yaşlı demeden kundakları bebelere kadar herkesi katleden ve askeri gördüğü anda da ortalıktan toz olmayı büyük maharet sayan, adına PKK denilen organize suç şebekesinin ardında kimler olduğunu, ilk başlarda vur-kaç (gayri nizami harp) taktiği uygularken birkaç yıl içinde Türk Ordusuna karşı cephe savaşı vermeye kalkışmasını bulacaksınız.
&&&
Kenan SÖNMEZLER:
Size önereceğim kitapla yazdıklarımın ne ilgisi var şimdi? Nereden düştü bu laflar şimdi aklıma?
Ama şunu bilin ki bu kitapta “İse de” yok.
Sapına kadar gerçek, sapına kadar duygusal. Bu kitap bir türkü… Türklerin söylediği erkekçe, mertçe ve Türkçe söylediği bir türkü…
Okumalısınız.
&&&
Suna KIRAÇ, KOÇ Holding Yön. Kur. Baş. Yrd.:
Güneydoğu bölgemizde ülkemizin en büyük sorunu terörle mücadele eden ordumuzun, ne zorluklarla karşılaştığını, nelere katlandığını hepimiz biliyoruz.
Ancak sizin de belirttiğiniz gibi, bu mücadelenin ne fedakârlıklarla yapıldığını ne şartlara katlanıldığını hayal etmemiz imkânsız.
Anılarınızın yer aldığı, belgesel niteliğindeki dört kitabınızın halkınızın bilinçlenmesine büyük katkısı olacaktır.
Sizi, hem bir asker olarak ülkemize yaptığınız değerli hizmetleriniz, hem de kitaplarınız için kutluyorum.
&&&
Güler SABANCI adına Ali Haydar TAŞLI, SABANCI Holding Yön. Kur. Baş. Kamu İlişkileri Dan.:
Yönetim Kurulu Başkanımız Sn. Güler SABANCI Hanım size teşekkür ederken, kitaplarınız hakkında görüşlerini bildiren; başta KKTC Cumhurbaşkanı Sn. Rauf DENKTAŞ olmak üzere, komutanlığınızı yapan değerli komutanların ve yazarların hakkınızdaki yazılarından son derece etkilendiğini, birlikte savaşırken verdiğiniz şehitleri rahmetle andıklarını, başta siz olmak üzere gazilerimize sıhhat ve huzur dilediklerini iletmemi istemişlerdir.
Olayları televizyondan izleyerek yorum yapan bazı işgüzarların yaşamış olduğunuz bu olayları okuyarak utanacaklarını umuyor, ben de kalben kutlayarak sağlık ve uzun ömürler diliyorum.
&&&
Tuncay ÖZİLHAN, ANADOLU Grubu Yön. Kur. Baş.:
Gerçek bir vatan evladı olarak gösterdiğiniz özveri ve başarılarınız için sizi gönülden kutluyorum.
Geleceğe iz düşmek adına, önemi büyük olan yazılı kültür geleneğimizin yetersiz olduğu ülkemizde, yaşadıklarınızı yazıya dökme azminizi takdirle karşılıyorum.
Yaşananları herkesi sarabilecek şekilde yazıyla ifade edebilmek ayrı bir yetenek… Askerlikte olduğu gibi yazarlıkta da son derece başarılı olduğunuzu ifade etmek isterim.
Eserleriniz sade vatandaş olan bizleri, bildiklerimizin ötesine olayların tam kalbine götürüyor. Hayati önemdeki tanıklıklarınız, içimize işleyerek, hepimizi durup düşünmeye davet ediyor.
Başarılı çalışmalarınızın devamı arzusuyla, en içten esenlik dileklerimi sunuyorum.
Saygılarımla…
&&&
Ekrem AKYİĞİT, Collezione Yön. Kur. Baş.:
Sizin bu değerli kitaplarınızı kendim okuduktan sonra şirketimiz kütüphanesine hediye edeceğim ki, tüm çalışanlarımız sizin bu onurlu mücadelenizi ve orada yaşananları daha iyi anlasınlar.
Güneydoğu’da yaptığınız mücadele bittikten sonra orada yaşananları sanal âlemde yaşayan, konudan bihaber olan yeni nesillere aktarmak gibi kutsal bir amaç için kitaplar yazmanızın, tüm ülke vatandaşları tarafından takdirle karşılanacağından hiç şüphem yoktur.
Bundan sonra yapacağınız tüm çalışmalarda başarılı olmanız, en büyük dileğimdir.
///
&&&
///
Şimdilik yeterlidir sanırım…
Ben Abdullah Ağar…
Nöbetteyim.
Bu can bu bedende durdukça… Yüce Yaradan izin verdikçe… Vatan, Millet, Devlet, Mehmetçik, İnsanlık ve Gelecek için… Velhasıl Yaradan hakkı, emanetleri ve rızası için… Ahdimdeyim, yeminimdeyim… Mücadeleye, bilgi, bilinç ve anlam harbine devamdayım.