Adamın biri bir at çalmış ve oğluna vermiş:
— Al bunu pazarda sat oğlum. Beni herkes at hırsızı diye tanır, ben gidemem, demiş.
Çocuk atı pazara götürmüş.
Müşterinin biri yanaşıp, "Bu at sakat galiba, bir bineyim de deneyeyim," demiş. Ata bindiği gibi tozu dumana katıp kaçmış.
Akşam çocuk eve eli boş dönünce babası heyecanla sormuş:
— Eee oğlum, kaça sattın atı?
Çocuk gayet sakin cevap vermiş:
— Valla baba, tam geliş fiyatına gitti!
Kemal Kılıçdaroğlu’nun ardından Aziz Yıldırım’ın da dönmesi sonrası , “Abdullah Gül de döner mi?” dedikoduları başlamış!
Bu saatten sonra Sayın Abdullah Gül’ün artık aktif siyasetin bir parçası olmayacağını öngörmek çok daha gerçekçi.
Gerçek bir helalleşme, gerçek bir barış ancak ve ancak dürüstlüğün, alın terinin ve adaletin egemen olduğu bir sistemle mümkündür.
Paranın gücüne tapınan, gücü yeteni affedip zayıf olanı ezen bir ekonomik model, uzun vadede kendi kendini imha etmeye mahkumdur. Çünkü mülkün temeli adalettir ve adaletin olmadığı yerde ne devlet kalıcı olur ne de ekonomi huzur bulur.
https://t.co/syd5WplGMh
Bir Kürt kadınını, zihniyetindeki çarpık bir kurgunun figüranı yapanlara da, bu ucuz espriye alkış tutanlara da yazıklar olsun.
Hastane açılışında şifa hedeflenip, nezaket beklenirken, kadın kimliğine ve toplumsal bir kimliğe bu denli saygısızca saldırmak, sadece anlatıcının değil, gülenlerin de kalitesini gösterir.
Veliler, öğretmenler, yöneticiler, eğitimciler, öğrenciler, ebeveynler, vicdan sahibi tüm bireyler ve toplumun her kesimi; kısacası insanlığa dair güzel işler yapmak isteyen herkes mutlaka Radio filmini izlemeli!
Varlık Barışı ve Ötelenen Hesap: Alın Teri, Kul Hakkı ve Mizan
Meseleyi sadece rakamlarla, kanun maddeleriyle, ekonomik teorilerle veya anayasal hükümlerle sınırlı tutarsak, resmin en can alıcı, en sarsıcı kısmını eksik bırakmış oluruz.
https://t.co/krDMYOGpaz
DİŞLİ-3
Parayı Veren Düdüğü Çalıyor ya da Lider Parayı Alıyor ve Düdüğü de Kendi Çalıyor!
Siyasetin parası nereden geliyor, nereye gidiyor; tam bir kapalı kutu.
Seçim zamanı harcanan o milyonlar kimin cebinden çıkıyor, kimler partilere hangi beklentiyle bağış yapıyor, hiç şeffaf değil.
Siyasete giren paranın hesabı sorulmadıkça, bu iş millete hizmet olmaktan çıkar; "bugün şu kadar harcayayım, yarın ihale olarak, nüfuz olarak geri alırım" mantığıyla yapılan bir ticarete döner.
Parası ve arkası olanın listelerde en başa kurulduğu yerde ne liyakat kalır ne de dürüstlük.
Dün, bugün, yarın...
Meclis kürsüsüne çıkan her parti lideri mangalda kül bırakmıyor; avaz avaz "demokrasi" diye bağırıyor, bağıracak da.
Ama işin aslı hiç de öyle değil. O meclis kameralarının önündeki şovu bırakıp parti binalarının arka odalarına geçtiklerinde, demokrasinin "d"si bile okunmuyor.
Meydanlarda vatandaşa anlattıkları o şeffaflık ve adalet, kendi içlerinde işlerine gelmiyor, ayak bağı oluyor.
Bugünkü düzen, en iyi fikri olanın değil, lidere en sadık olanın ve gücü elinde tutanın kazandığı bir tezgah.
Bu tezgahın üç büyük dişlisi kırılmadığı sürece, o dinlediğimiz cafcaflı konuşmaların hepsi koca bir tiyatro.
DİŞLİ-2
Hizmet Aracı Değil, Bir Sınıf Atlama Bileti:
Siyaset, doğası gereği bir fedakarlık ve topluma hizmet makamı olmalıdır.
Fakat ülkemizde milletvekilliği; dokunulmazlık zırhı, diplomatik ayrıcalıklar, yüksek maaşlar, ömür boyu süren VIP statüsü ve statünün getirdiği ticari nüfuz ile imtiyazlı bir konfor alanına dönüşmüştür.
Koltuk bu kadar tatlı ve ayrıcalıklı olduğunda, o koltuğu kapmak veya korumak için verilen mücadele de o derece acımasızlaşır.
Parti içi kavgaların ideolojik ayrılıklardan ziyade "benim adamım/senin adamın" ekseninde dönmesinin ana sebebi, bu imtiyazlı pastadan pay alma kavgasıdır.
DİŞLİ 1 -
"Atanan" Milletvekilleri ve Lider Sultası
Demokrasinin temeli, vekilin kendisini seçen asıla (halka) hesap vermesidir.
Ancak mevcut Siyasi Partiler Kanunu ve seçim sistemi, milletvekilini halka değil, kendisini listeye koyan Genel Başkan'a ve dar bir genel merkez oligarşisine bağımlı kılmaktadır.
Ön seçim mekanizmasının işletilmediği, delege yapısının yukardan aşağıya kontrol edildiği bir düzende, milletvekilleri bölgelerinin değil, genel merkezlerin memuru haline gelir.
Hal böyle olunca, parti içindeki her itiraz bir "demokrasi arayışı" değil, lidere karşı bir başkaldırı veya hizipçilik olarak yaftalanır.
İstanbul'daki Travis Scott performansı sonrası oteline dönmek isteyen ABD'li Twitch yayıncısı Auger, normalde 200-300 TL tutacak yol için taksicinin 50 euro (2.675TL) talebini kabul etti. Ancak taksici, yayıncının kartından 136 euro (7.300 TL) çekti.
CHP ve diğer muhalif partililer bu seferde Kılıçdaroğlu’nun dışarda bırakıldığı yeni bir “6’lı Masa” koridoruna itildi!
*Bakalım adı ne , cb yardımcısı kaç tane olacak!
Belki de SODEP…
Kıymetli Dostlar,
Bayramlar, elimizdekilerin kıymetini anladığımız kadar, eksik olanın hüznünü de hatırladığımız anlardır.
Bir baba ve insan olarak, dünyanın herhangi bir köşesinde, imkansızlığın soğuğunu hisseden bir çocuğun mahzun bakışını, kendi evladımın gülüşüyle aynı terazide tartıyorum.
Asıl bayram; vicdanların uyandığı, çocukların gülüşünün "imkanlarla" değil, sadece "mutlulukla" ölçüldüğü gün gelecek.
Adaletin ve paylaşmanın, en küçük haneye kadar ulaştığı bir dünya arzusuyla...
Bugün; soframızdaki bereketi bir yetimin başını okşayarak, bir çocuğun hayaline omuz vererek büyütme günüdür.
Tüm çocukların hak ettiği o aydınlık geleceğe inancımla, Kurban Bayramınız mübarek olsun.
DEVA Partisi Adıyaman İl Başkanı Mehmet Anaç’ın kıymetli eşi Sultan Hanım'ın vefatını büyük bir teessürle öğrendim.
Merhumeye Allah’tan rahmet;
Sayın @Mehmet_aanac , kederli ailesine ve sevenlerine sabır ve başsağlığı diliyorum.
Mekânı cennet olsun.
CHP Genel Merkezi mutlak butlan kararı sonrası Kemal Kılıçdaroğlu’na teslim edilecek mi edilmeyecek mi konuşulurken bir şey unutuluyor!
Kemal Bey sadece genel başkan kimliği ile orda olmayacak, Kılıçdaroğlu bir “Hesap Uzmanı”
Yani iyi bir mali denetçi!!