Gökhan Yarbay İNTİHAR ETTİ.
Duymuşsunuzdur; önceki gün 42 yaşındaki bir Yarbay intihar etti. Ondan ve onun veda mektubundan söz edeceğim.
Muhabere Yarbay Gökhan ÜNYELİ uzmanlık alanı itibarıyla sadece 15 Temmuz’un öncesinde değil sonrasında da kritik görevlerde çalıştı. 1 yıldır da Kara Kuvvetleri Komutanlığı Eğitim ve Doktrin Komutanlığı’na (EDOK) bağlı Muhabere Elektronik Bilgi Sistemleri Okulu ve Eğitim Merkezi Komutanlığı’nda (MEBS) görev yapıyordu.
Teknolojiyle neler yapılıyor, görüyoruz; ama bizimkiler hâlâ telefon aramaları üzerinden herkese terörist damgası vuruyor ya, 12 yıl önce telefonuna gelen bir cevapsız arama yüzünden Gökhan Yarbay’ın da başı derde girdi.
Nihayetinde Salı akşamı mesaiden çıkarken, açığa alındığı bildirildi.
Yalnız başına yaşadığı Ankara Oran’daki evine gitti.
Ve ertesi sabah WhatsApp üzerinden devrelerine, bazı amirlerine ve mesai arkadaşlarına intihar mektubunu gönderdi.
Hemen Gökhan Yarbay’ın evine gidildi. Kapıyı açan olmadı. Kapı zorlanarak içeri girildi. Kendisi yoktu, intihar mektubu ve vasiyeti vardı. Arabasına bakıldı, kapının önündeydi. Apartman kameraları izlendi, son olarak Oran ormanına yürüdüğü görülünce orada aramaya başlandı. Aynı esnada sabah yürüyüşü yapan iki kadın, polise ormanda ölmüş birisini gördüklerini bildirmişti. Askerler ve polisler Gökhan Yarbay’ı eşzamanlı buldu. Beylik tabancasıyla intihar etmişti.
Tek satır haber olmadı. Oysa polise yapılan ihbarı öğrenen kimi gazeteciler de olay yerine ulaşmıştı.
Hasta annesi ve ablası İstanbul’da yaşıyordu. Cenazesini 26 yıldır görüşmediği babası Çanakkale’den gelip aldı ve memleketine götürdü. Gökhan Yarbay dün ikindi namazında, burada düzenlenen askeri törenle son yolculuğuna uğurlandı. Törene ailesinin yanı sıra Çanakkale Valisi, Çanakkale Boğaz ve Garnizon Komutanı, bir grup devresi ile Türkiye Emekli Subaylar Derneği (TESUD) yöneticileri katıldı.
“ÖTEKİLEŞTİRİLDİK VE CEZALANDIRILDIK”
Gökhan Yarbay’ın “Değerli silah arkadaşlarım” hitabıyla başlayan iki sayfalık veda mektubuna gelelim.
“Sizlerin arasından bu şekilde ayrıldığım için üzgünüm. 1995 yılından itibaren şerefle üniformasını giydiğim Türk Silahlı Kuvvetleri’nde sizlerle birlikte görev yapmaktan her zaman kıvanç duydum. Yolumun kesiştiği tüm mesai ve kahraman silah arkadaşlarıma en içten dileklerimle teşekkür ederim. Bu kararımın anlık hislerle alınmadığını ve etraflıca düşünülmüş olduğunu bilmenizi isterim. Bu nedenle tercihime saygı duymanızı ve üzülmemenizi temenni ederim.” dedikten sonra şunları vurguladı:
“Türk Silahlı Kuvvetleri’nin kutsal benliğine ve mümtaz personeline yıllardır yapılan alçak saldırıların hepimiz farkındayız. 1990’lı yıllarda Türk halkının gururla Askerini bağrına bastığı o güzel günlerden, içinde bulunduğumuz şu karanlık günlere, yani Askeri ötekileştirmeye ve cezalandırmaya nasıl gelindiği hususunu anlatmak gerçekten imkânsız. Henüz 14 yaşında terör örgütlerinin ve aşırı dinci grupların eylem listesinde olmayı öğrenmiştik, ancak bütün halk tarafından topyekûn dışlanmayı tahmin edemezdik. TSK’ya duyulan bu nefretin ve aşağılık duygunun halk tabanına yayılmasını ise hiçbir zaman anlamlandıramadım. Beslenen bu menfur duygular cisimleşerek öncelikle Askerin itibarıyla oynandı, ardından özlük haklarına ve yargı kararlarına tezahür etmeye başladı.”
Ardından subay ve astsubayların neler yaşadığını şöyle anlattı:
“Artık subay ve astsubaylık, doğrudan emekli olunamayan meslekler haline geldi. İnanması güç; ancak subaylarda resen ayırma ve kadrosuzluk, astsubaylarda ise yaş haddinden istisnasız olarak kapı önüne konuluyorsunuz ve emekli olabilmek için 10-19 yıl maaşsız ve sağlık güvencesiz beklemeniz gerekir. Sen, mesai mefhumu gözetmeden ülkemizin huzur ve güvenliği için gece gündüz, yaz kış demeden, hayatını hiçe sayarak her türlü tehlikeye karşı mücadele et, ancak emekliliğini hak edemeden TSK ile ilişiğin kesilsin. Kendi özelimde ise 8 Eylül 1999 öncesi SGK giriş olmasına rağmen ne emekli olabiliyor ne de zorunlu hizmetten dolayı istifa edebiliyorum. Aynı yaşta olduğum devre arkadaşlarımın çoğunluğu emekli olabiliyorken, kanunun tamamen yanlış yorumlanmasından dolayı benim de içinde bulunduğum bir avuç subay ve astsubay daha önce emsali olmayan bir mağduriyet yaşıyor. Yargı yolu da kapanan bu mağduriyet başka bir meslek grubunda olsaydı nasıl bir yargı kararının çıkacağını tahmin etmek hiç zor değil.”
“BU GİDİŞLE YARGILANMAYAN ASKER KALMAYACAK”
Devamını ise şöyle getirdi:
“Onur ve şeref duygusu, bir subayın asla taviz vermeyeceği kutsal değerlerdir. Ergenekon, Balyoz, Askeri casusluk vb. davalar ile başlayan ve 15 Temmuz menfur darbe girişimi sonrasında farklı boyuta evrilen süreç sonunda, sanırım yargılanmayan veya idari tedbir uygulanmayan Asker şahıs kalmayacak. Üzülerek ifade ederim ki, son bir yıldır benim de şahsıma yönelik onur kırıcı idari/adli tedbirler uygulanmıştır. Tam 12 yıl önce kim olduğu belirsiz bir kişi tarafından telefonuma yapılan cevapsız çağrı nedeniyle yaşadıklarım umarım kimsenin başına gelmez. Tabii ki tüm toplumun adeta görmezden geldiği, 90 yaşında haksızca hapishanelerde ölüme terk edilen onca Asker varken kendi durumumu acıklı hale getirmeyeceğim. Ancak tek amacı Türk Milletinin tarihine ve ebedi Başkomutan’ımız Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ÜN güvenine lâyık olmaya çalışan, Anayasa’ya bağlılıktan ödün vermeyen ve Askerlik mesleğinin gerektirdiği tüm vazifeleri yerine getiren biri olarak bana karşı yapılan haksızlıklar tahammül sınırını aşmıştır. Meclis kürsüsünden FETÖ elebaşına methiye düzenlerin Adalet Bakanı olduğu, fotoğraf çektirmek için el pençe divan duranların milletvekili olduğu bir ortamda elbette konuyu ciddiye alma diyebilirsiniz, ancak duyduğum öfkeyi bastıramıyor ve kabullenemiyorum.”
“TÜRK MİLLETİ’NİN TSK’YA TEKRAR SAHİP ÇIKMASI DİLEĞİYLE”
Genç subay ve astsubaylara; “Türk Askerinin şerefine yönelik saldırıların daha da artacağı ve benzer süreçlere çekilmeye çalışılacağı gerçeğinden hareketle, ileride kuvvetle muhtemel karşılaşacakları idari ve adli süreçlerden alınlarının akıyla çıkmaları için her hareketlerini kayıt altına almaları ve telefonlarına gelen cevapsız çağrılarla ilgili savcılığa suç duyurusunda bulunmalarını” tavsiye eden Gökhan Yarbay’ın son sözleri ve dileği ise şunlar oldu:
“İnandığım ve bildiğim tek gerçek, Türk Milletinin ve kültürünün yüksek karakteridir. FETÖ ve PKK başta olmak üzere Türkiye Cumhuriyeti’nin bölünmez bütünlüğüne kasteden tüm terör örgütlerini lanetliyorum. Hemşericiliğin, tarikatçılığın ve hizipçiliğin olmadığı, sadece Türk vatandaşı olmanın aidiyet duygusu için yeterli olduğu bir ülke hayal ediyorum. Türk Milletinin, kendi evlâtları olan Türk Silahlı Kuvvetleri’ne tekrar sahip çıkması dileğiyle. Elveda.”
YARBAY ALİ TATAR NE DEMİŞTİ?
TSK’ya yönelik kumpaslar üzerine 2009’da “yapılan hukuksuzluğa isyan için” canından vazgeçen Öğretmen Yarbay Ali TATAR’IN veda mektubunu hatırlıyor musunuz?
“Bu şekilde giderseniz ne yönetecek bir ordu ne yaşayacak bir Ülke ve Cumhuriyet bulamayacaksınız.” demişti.
15 yıl sonra ne haldeyiz? İşte bunu da can yakıcı tespitler ve yine acı bir sonla Gökhan Yarbay göstermiş oldu!..
Müyesser YILDIZ.27 Mart 2024 @MuyesserYildiz
🇹🇷 ALİ YOL’U UNUTMADIK!
24 yaşındaki Türk denizci Ali Yol, görev yaptığı geminin çapasının deniz altındaki fiber internet kablolarına zarar verdiği iddiasıyla Birleşik Arap Emirlikleri’nde tutuklandı.
Önce “terör saldırısı” şüphesi denildi.
Ardından suçlama “kamu malına zarar verme” olarak değiştirildi.
Daha sonra geminin yüküne ilişkin farklı beyanlar nedeniyle dosyaya başka iddialar da eklendi.
Peki soruyoruz:
Ali Yol’un şahsen hangi eylemi gerçekleştirdiği kesin olarak ortaya konuldu mu?
Neden hâlâ ülkesine dönemiyor?
Davası hangi aşamada?
Ve en önemlisi:
🇹🇷 Türkiye Cumhuriyeti, vatandaşının Türkiye’ye dönmesi için ne yapıyor?
Bir Türk gencinin aylarca ailesinden, ülkesinden ve özgürlüğünden uzak kalması normalleştirilemez.
Suç varsa hukuk önünde hesabı sorulsun.
Ama masumiyet karinesi de, vatandaşının yanında durmak da devletin görevidir.
#AliYolyalnızdeğildir.
Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının peşini bırakmamalıdır!
Palavra! Silah bırakma da yok! Fesih de yok! Trump ın talimatı ile PKK bölgede Türkiye’den yana güven istedi. Güvence yasası yapıldı.. PKK bölgede ABD ve İsrail için daha rahat arkasını kollamadan savaşacak! Trump, yaptırdı işte PKK ya güvence sözleşmesi yasasını. Hem PKK ya özgürlük hem güvence yasası
Devlet Bahçeli mecliste 21 ay önce Öcalan çıkışı yapmadan 1 hafta önce süreci söyleyen
Mhp eliyle neden yapılacağını anlatan Prof Dr Emin Gürses hocamıza bir kulak verin
Not: Vatan yahut silistre diyen Namık Kemal'in anısına saygıyla😉 https://t.co/L5zVAL7h3x
Şu anda Türkiye aynı anda üç askeri angajmana giriyor.
Birincisi Suudi Arabistan ve Pakistan'la yapılan Mekke Savunma Anlaşması.
Haritaya bakmak bile amacının İran'ı kuşatmak olduğu görülüyor.
Bu ittifakta İsrail neden yok?
Çünkü İslami kesimi aldatmaya devam edecekler.
İkincisi, Güneydoğu'da konuşlanacak bir NATO kolordusu kuruluyor.
Amaç? İran'a ve Rusya'ya gözdağı vermek.
Üçüncüsü, Ukrayna Gönüllüler Koalisyonu için İstanbul'da bir Deniz Savunma Birimi kurulacak.
Amaç? Rusya'ya gözdağı vermek.
Türkiye'nin kıyılarında Türk gemilerine yapılan Ukrayna saldırısına AKP hükümeti ses çıkarıyor mu?
Hayır, ama Zelenski'den madalya almak için koşa koşa Kiev'e gidiyorlar.
Türkiye topraklarını hedef alan İsrail füzelerini protesto ettiler mi?
Hayır, ama bu füzelerin İran'dan geldiği yalanını yayarak, yedi düvele karşı savaşan İran'ı uyardılar.
ABD ordusu zorda.
AB ülkelerinin doğru düzgün orduları yok.
Ama onlar için kanını verecek Türk ordusu var.
AKP hükümeti, Bölgemizdeki Amerikan planlarına ve savaşlarına karşı tedbir almıyor ama Türk gençlerinin canlarını ve kanını feda etmekten çekinmeyeceğini şimdiden beyan etmiş oluyor...
Murat Bardakçı, Enver Paşa'nın hatıratında geçen üzücü olayı anlatıyor:
🔻Paşa'nın yazdığı çok enteresan bir şey var.
🔻Makedonya tarafında bir yerde, bir Rus konsolos, geçtiği yerlerde Osmanlı askerlerinin kendisine selam vermesini istiyor.
🔻Bir asker "Moskofa selam vermem" diyor.
🔻Herif kırbacıyla çocuğun suratına vuruyor, suratı parçalanıyor.
🔻Çocuk da çekiyor silahı, konsolosu vuruyor.
🔻Adam ölüyor orada. Kıyamet kopuyor, Divan-ı Harp toplanıyor.
🔻Hem o nöbetçi askeri hem de bir arkadaşını idama mahkum ediyorlar.
🔻Arkadaşının idama mahkum olmasının sebebi de mani olmaması.
🔻Enver Paşa'ya, idam mangasını kumanda görevi verilir.
🔻Bir yolunu bulur görevi almaz.
🔻Fakat seyretmeye gider.
🔻Enver Paşa'nın dediği şudur aynen: "Ağlayarak seyrettim, kahroldum ve bunun tek bir müsebbibi vardır o da Abdülhamid'dir."
Tarihe Can Alıcı Bir Not:
Türkiye’deki *“Terörsüz Türkiye Süreci”*ne dahil olanlar neye dahil olup olmadıklarını biliyorlar mı, bilmiyorum, ama…
Teröristbaşı Apo, terör örgütü PKK, PKK’nın açık ve kripto türevleri ile bu projenin hamisi ve sahibi olan küresel ve bölgesel ağlar açısından, Türkiye’deki “Terörsüz Türkiye Süreci”; uzun soluklu ve zamana yayılan sözde “Büyük Kürdistan Projesinin” son derece önemli bir safhası ve parçasıdır.
İspatları sahadadır:
//
Suriye’deki gelişmelere bakarak…
Terör örgütü PKK;
- Suriye’de yapısal bütünlüğünü,
- Silahlı terör gücünü,
- Emir-komuta zincirini,
- Kimyasını, emellerini, hedeflerini,
- Tünellerini ve tahkimatını,
- Bağlantılarını ve himaye ağını,
- Ülke aşımı hareket kabiliyetini güçlendirerek devam ettiriyor.
- Hatta Suriye devletinin unvanlarına, makamlarına, yetkilerine ve kimliğine kavuşarak idari ve özerk yapısını güçlendirmeye ve meşrulaştırmaya devam ediyor.
//
Irak’taki gelişmelere bakarak…
- Şam’daki yönetimin değiştiği Halep ve Şam savaşlarıyla birlikte, özellikle ABD ve Fransa’nın düğmeye basmasıyla Irak IKBY’deki Soran ve Behdinan-Talabani ve Barzaniler başta- Irak Kürt yönetimleri ile Suriye’deki YPG-PYD dahil PKK terör örgütüyle gelişen süreçler ve yakınlaşmalar.
- Bu yeni dönem Duhok süreçlerine dahil olan çok katmanlı, çok ülkeli temaslar, ABD’nin Irak ve Suriye’yi entegre değerlendirerek Ankara Büyükelçisi Tom Barrack’ı Suriye-Irak temsilcisi ataması. (Tabii Ankara Büyükelçisi olması da en önemli karine)
- Talabanilerin İran ekseninden uzaklaşıp ABD eksenine yaklaşması.
- PKK’nın özellikle Asos dağı üzerinden Doğu Süleymaniye’deki Penjwen koridorundan Halepçe çevresine genişlemesi.
- Oradan Hewreman-Kirmanşah ve İlam’a sarkması… İran’da yaşayan Kürtlerin havzasında yığınağını ve faaliyetlerini arttırması.
- PKK’nın Kandil’deki yığınak artışı.
- İran’ın Irak’ta kendisine tehdit üreten silahlı Kürt yapılara bugüne kadar Irak sahasında yaklaşık 200 saldırı düzenlemesi.
- Olası bir durumda Irak’ın kuzeyinde etki üretecek İran’a müzahir Haşdi Şabi’nin baskı altında kalması.
- Irak’ta İran etkisini kırmaya yönelik ABD çaba ve Irak-ABD anlaşmalarının PKK’ya alan açmayla ilgili olası sonuçları.
//
İran’daki gelişmelere bakarak…
- PKK ile İran muhalifi diğer silahlı Kürt grupların istihbarat, eğitim, silah, teçhizat, algı, lojistik ve himaye imkânlarının artırılması,
- Muhalif Kürt silahlı grupların İran içinde ve farklı ülkelerde eğitimi,
- Irak ve Suriye’deki PKK’nın İran’a sızması,
- ABD’nin Suriye’de eğittiği YPG/PKK’lıların Zagroslar’da İran PKK’sı PJAK-YRK’lıları eğitmesi,
- PKK’nın Zagroslar başta olmak üzere farklı bölgelerde yığınaklarını genişletmesi,
- İran Devrim Muhafızları ile PKK arasındaki çatışmalar,
- Devrim Muhafızlarının sınır bölgelerinde askeri yığınağını ve tahkimatını arttırması,
- ABD ile İsrail’in İran’ın özellikle Batı bölgelerinde silahlı Kürt yapıların akış ve sızma hatlarının önündeki unsurlarına yönelik saldırıları,
- İran-ABD/İsrail savaşının yeni fazında İran’ın sınırları içinde kontrol, irade ve otoritesini etkileyecek derinde ve derin saldırılar.
//
Özellikle ABD, İngiltere, Fransa ve İsrail’in bölgeye ilişkin tutumları, siyaset ve strateji ve etkilerindeki değişim ve gelişmeler…
//
Ve Türkiye…
- Terör üreterek Türkiye’deki emellerine ulaşamamış,
- Hareket ve eylem kabiliyeti büyük ölçüde yitirmiş,
- “Devlet kurdum”, “Kurtarılmış bölge ilan ettim” dediği bütün Irak dağlık sınır hattındaki bütün kamp, mevzi ve çok katmanlı mağara ağını ve yığınağını Türk Silahlı Kuvvetlere kaptırmış ve ağır bir çöküş yaşarken…
“Hamas’ın İsrail baskınından sonra güç-tehdit-baskı-jeopolitik entrika ve vaad kullanılarak başlatılan yeni düzen inşa sürecinde”
Gazze başta Filistin’de, Lübnan’da, “özellikle Suriye’de”, Irak ve İran’da yaşanan ve yaşanacak askerî, siyasi, jeopolitik ve diplomatik gelişmelerle eşgüdüm içinde, adeta sihirli bir değnek değmişçesine Türkiye’de başlatılan *“Terörsüz Türkiye Süreci”*nden elde etmeyi umdukları kazanımlara bakarak…
- Ki bu kazanımların başında;
- PKK türevlerinin sözde “Kök Yasa” olarak tanımladıkları Anayasal ve yasal düzenlemeler,
- Sözde idari bölgelerle ilgili başlıklar; yerel yönetimlerin yetkilerinin genişletilmesi, kayyum sisteminin tartışmaya açılması,
- Terör örgütüyle bağlantılı yapıların, teröristlerin ve teröristbaşı Apo’nun statüsüne ilişkin tartışmalar,
- Teröristlere “af” sarmalı,
- Suriye’de devlet üniforması ve makamı kazanmış örgüt mensuplarının Türk devlet yetkilileriyle temasları,
- Siyaset-STK-medya ayağıyla PKK’nın açık ve kripto türevlerinin alana çıkması,
- Ve nihayetinde Türkiye’de devlet sisteminin aşındırılması, sosyolojik kopuşun derinleştirilmesi yer alıyor.
Ve bunlara ilave… Süreçten siyasi-ekonomik-koltuk ikbali ve menfaat umanların varlığı öne çıkıyor.
//
Toplumun çok büyük bir kesimi “akan kan dursun” isterken, bunun teröristbaşı ve terör örgütüyle yürütülmesine yönelik toplumsal desteğin ancak yaklaşık %10 seviyesine düştüğü bilinmesine rağmen -ki bunların çoğu PKK’nın ve siyasi türevinin sempatizanı- bunun ısrarla devam ettirilmesi; bunun sonucunda toplumsal güvenin zedelenmesi ve millî birliğin ağır yara alma ihtimalinin ortaya çıkması.
//
O zaman tekrar yazayım:
Türkiye’deki *“Terörsüz Türkiye Süreci”*ne dahil olanlar neye dahil olup olmadıklarını biliyorlar mı, bilmiyorum, ama…
Teröristbaşı Apo, terör örgütü PKK, PKK’nın açık ve kripto türevleri ile bu projenin hamisi ve sahibi olan küresel ve bölgesel güçler açısından, Türkiye’deki “Terörsüz Türkiye Süreci”; uzun soluklu ve zamana yayılan sözde “Büyük Kürdistan Projesinin” son derece önemli bir safhası ve parçasıdır.
40 yılını bu işe gömmüş biri olarak bu benim tarihe düştüğüm nottur.
Aklımın, vicdanımın, muhakememin, şehitlere ve gazilere olan vefamın, Allah’a vereceğim hesabın, PKK tarafından aldatıldığımız 6 sözde ateşkes süreci dahil başlayan daha kanlı ve riskli süreçler başta yediğimiz kazıkların ve “kayıtsız şartsız silah bırakacaklar” diyerek başlatılan sürecin bu kanun çıkartma safhasında PKK’nın “Biz silah bırakacağız demedik; yalnızca şimdilik ve bu koşullarda silahlı eylem yapmayacağız” kıvırtması ve kurnazlığı dahil saha tecrübemin ürettiği bir not…
Yarın geri dönüşsüz bir yara alırsak kimse “Ben bunları bilmiyordum.” demesin.
//
Son söz…
Önce iyi niyetli olanlar için…
Cehennemin yolu iyi niyet taşlarıyla döşelidir.
Hele ki söz konusu PKK, Apo, FETÖ, dini ve dindarı istismar eden yapılar ve radikaller olunca…
Çünkü onlar da kimin eli kimin cebinde belli değildir.
Şimdi uyuyanlar için bir benzetmeyle meramımızı anlatmaya çalışalım:
Denir ki; “Fareler burnunuzu yerken bir salgı salgılarlar. Burnunuzun yendiğinin farkına varmazsınız.”
Kıssadan hisse bu ya… Bir de uyanmışsınız ki, bakmışsınız ki burnunuz yok!
Bir de uyanık, ne yaptığını çok iyi bilenler var:
Onları da Allah’ın gazabına havale ediyorum.
//
Ve son bir soru?
Daha önceki sözde çözüm sürecinde İngiltere ve ABD’nin pozisyonları; coğrafyadaki diziliş, konjonktür, aktörlerin duruşu farklıydı.
Şimdi İsrail’in de güçlü dahil; hatta dosya sahibi olduğu süreçte özellikle ABD -İsrail- ve İngiltere’nin -ittifak-eşgüdüm-iş birliği ve rekabetleri dahil- ne için ve nasıl pozisyon aldıklarının farkında mıyız?
Saygılarımla
Abdullah Ağar
27 Temmuz 2026
Abimin arabasını ilana koymuştuk. Uzun süredir satılmıyordu. Geçen gün bir tane müşteri (dolandırıcı) aramış ve görüşme şöyle ilerlemiş.
-Merhaba abi. Son fiyat nedir?
+Son fiyat şudur.
-Araç başında pazarlık olmaz mı?
+Budur son fiyat.
-Peki abi arabanın şurası şöyle burası böyle mi?
+Evet.
-Anlattığından farklı bir şey çıkarsa pazarlık olur mu?
+Çıkarsa olur da zaten tüm detayları yazdım. Anlattığım gibi.
-Tamam abi döneceğim 5 dk’ya.
5 dk sonra arıyor.
-Abi ben gelmeye karar verdim. Hanıma söyledim. O da çok sevindi. Hem oraya gelip aracı alırız hem de o bölgede 1-2 gün tatil yaparız.
+Tamam.
-Yalnız abi şöyle bir durum var. Ben sağlık personeliyim. Şu bölümde çalışıyorum. Benim izin alabilmem için oraya araba almak için geldiğimi kanıtlamam lazım. Sana ben kapora göndereyim. Onu kanıt olarak sunarım.
+Tamam.
-Abi noterden göndermem lazım kaporayı ki neden gönderdiğim belli olsun.
+Tamam. Geç notere. Beni ara.
Bir müddet sonra dolandırıcı yeniden arıyor.
-Abi ben geldim notere. Sen bana ibanını söyle. Ben gireyim numarayı. Notere vereyim telefonu. Sen de numara gireceksin. Noter sana tarif etsin.
Telefonu yanındaki kişiye veriyor.
-Merhaba. Siz de telefonunuzdan şuraya şuraya girin.
+Girdim.
-Ödeme kısmına 30 bin yazın.
+Ben niye yazıyorum ödeme kısmına?
-Abi ikinizde de aynı rakam yazmalı ödemenin gerçekleşmesi için. İkinizin de parası önce havuza gidiyor. Sonra sistem onaylıyor ve tüm para satıcıya gidiyor.
+Ben bilmiyordum bu mevzuyu. Telefonu kapatıp bir tanıdığa sorayım.
Abim bayağıdır araba alıp satmadığı için durumu bilmiyor ama işkillenip telefonu kapatıyor ve bir noter tanıdığa soruyor. İşin dolandırıcılık yöntemi olduğu anlaşılıyor. Yeniden arıyor dolandırıcıları. Ama telefon açılmıyor.
Bu dolandırıcının whatsapp profil fotoğrafında da çocuklu bir aile fotoğrafı (muhtemelen güvenilirlik kazanmak için) varmış.
Böyle bir mevzuya denk gelirseniz dikkat edersiniz.
Beğenirseniz veya paylaşırsanız daha çok kişinin önüne düşer ve belki birkaç kişiyi dolandırılmaktan kurtarırız.
Karadeniz’de Ukrayna’nın yoğun SİHA saldırıları sonucunda tetiklenen ve deniz ticaretini son derece olumsuz yönde etkileyen karşılıklı saldırılar sonrası bu kez çok daha tehlikeli bir eşik geçiliyor.
Romanya’nın iki gün üst üste hava sahasına giren SİHA’ları düşürmesi, savaşın NATO sınırına taşınma riskini artırıyor.
Böyle dönemlerde en büyük tehlike, yanlış hesaplama, kışkırtma veya sahte bayrak niteliği taşıyabilecek olayların yeni cepheler açmasıdır.
Tarih, büyük savaşların çoğunun böyle emrivakilerle genişlediğini gösteriyor.
Osmanlı kendi iradesiyle savaşa girmedi. 29 Ekim 1914’te Goeben ve Breslau öncülüğünde Rus limanlarına yönelik taarruz, Osmanlı Devleti’ni fiilen savaşın içine sürükleyen dönüm noktası oldu.
O gün aynı zamanda Osmanlı Donanma Komutanı olan Alman Amiral Souchon Rusya’nın Karadeniz’de Osmanlı sularına taarruzi mayınlama yaptığını iddia ederek bunun karşı saldırı için bir gerekçe olduğu bahanesiyle sadece Enver Paşa’nın bilgisi dahilinde Rus limanlarına saldırmıştı .
Osmanlı Devleti’nin elinde bugün Türkiye’nin sahip olduğu Montrö Boğazlar Sözleşmesi gibi egemenliğini ve tarafsızlığını uluslararası hukuk temelinde koruyan güçlü bir siyasi ve hukuki enstrüman da yoktu.
Emrivakinin bedeli, imparatorluğun sonunu hazırlayan sürecin hızlanması oldu.
Bugün Karadeniz’de de olaylara sadece taktik açıdan bakmak büyük hata olur.
Rusya’nın rafinerileri yoğun saldırı altında, Novorossiysk Limanı gece operasyonlarını kısıtlamak zorunda kalmış, CPC Terminali üzerinden Kazak petrolünün ihracatı ciddi şekilde aksarken, Ukrayna’nın derin taarruzları Rus enerji ve deniz lojistiği üzerinde baskıyı artırmaktadır.
Böyle bir askerî ve ekonomik tablo içinde Moskova’nın kendi iradesiyle NATO üyesi Romanya’ya saldırarak cepheyi genişletmesi ve iki cepheli, çok daha ağır sonuçlar doğuracak bir savaşı başlatması stratejik açıdan rasyonel görünmemektedir.
Tam tersine, böyle dönemlerde bu tip olaylar kılı kırk yararak dikkatle değerlendirilmelidir.
Bu nedenle Türkiye’nin önceliği Montrö’nün sağladığı hukuki ve stratejik zemini tavizsiz korumak, Karadeniz’i kıyıdaş devletlerin sorumluluk alanı olarak tutmak ve hiçbir şekilde Rusya ile NATO arasında doğrudan askerî sürtüşmenin parçası olmamaktır.
Bu çerçevede Türkiye, Romanya ve Bulgaristan ile oluşturduğu Mayın Karşı Tedbirleri Görev Grubu’nun yalnızca ilan edilen mayın karşı tedbirleri ve deniz emniyeti görevleri içinde kalmasına azami özen göstermelidir.
Diğer yandan İngiltere’de icra edilen Sea Breeze 2026 tatbikatında Türk Deniz Kuvvetleri’ne ait bir mayın avlama gemisinin, Kiev’e İngiltere tarafından hibe edilen ve Ukrayna bayrağı taşıyan mayın avlama gemileriyle tatbikatta yer alması dikkat çekicidir.
Bu durum hukuken sorun olmasa da 90 yıldır Karadeniz’de barışı, dengeyi ve tarafsızlığı temsil eden Montrö’nün ruhu açısından ciddi soru işaretleri doğurmaktadır. Zira Ukrayna Savaşan taraftır Türkiye Montrö’nün 19. maddesini uygulamaktadır . Yani aktif tarafsızdır.
Türkiye’nin en büyük stratejik gücü, savaşın tarafları arasında askerî görüntü vermemesi, Montrö’nün tarafsız hakemi olarak kalması ve Karadeniz’deki dengeyi korumasıdır. Bu hassas çizginin korunması, bugün her zamankinden daha büyük önem taşımaktadır.
Karadeniz Mayın karşı tedbirleri görev Birliğinin (MCM Blacksea) bu kapsamda Karadeniz çerçevesi dışına taşarak NATO’nun Rusya’yı çevreleme veya çatışmayı tırmandırma stratejileriyle uyumlu bir görüntü vermesi, Türkiye açısından ciddi jeopolitik riskler doğurabilir.
Cumhuriyet’in en büyük stratejik gücü, Montrö’nün sağladığı hukuki meşruiyet, egemen karar alma iradesi ve Karadeniz’de dengeyi koruyan tutumudur.
Türkiye’nin çıkarı kışkırtma değil, cephe genişletme değil, Karadeniz’de Montrö rejimi ile barış ve istikrarın yanında durmaktır.
Bugün özellikle NATO Zirvesi sonrası en büyük stratejik sorumluluk, Türkiye’yi adım adım büyük güçler arasındaki doğrudan çatışmanın içine sürükleyebilecek her türlü emrivakiye karşı uyanık olmaktır.
Eski Türklerde yakın akraba evlilikleri hoş karşılanmazdı. Kurt, Türk mitolojisinin en önemli sembollerinden biriydi ve kurt ile insan arasında ortak özellikler olduğuna inanılırdı. Araplaşmış Türkler ise kuzen evliliklerini benimseyerek milli benliklerini kaybetmiştir.
Dünden beri bir çok sosyal medya kullanıcısı bu videoyu paylaşıp duruyor.
—Eyy Akp'liler, bu video gerçek mi yoksa yapay zeka ile mi hazırlanmış?
—Özellikle Mehmet Metiner'in açıklaması çok dikkat çekici!
#DemokrasiVeMilliBirlikGünü
❓Atatürk'ün Zehirlendiği Tartışmaları❗️
Dahiliye Vekili ŞÜKRÜ KAYA’nın
30 HAZİRAN 1938 daki mektubunu geçtim.
Şurdan devam edelim
🙋♂️CHP Genel Sekreteri Kasım Gülek, 26 Şubat 1959 tarihli yazısında, daha sonra İçişleri Bakanlığı da yapacak olan Hıfzı Oğuz Bekata'yı nazik bir şekilde uyarmaktadır.
Hifzı Oğuz Bekata, Kasım Gülek'in nazik uyarılarına rağmen Atatürk'ün ölümünün arkasındaki sırrı araştırmaya devam etmiştir.
Bekata'nın İçişleri Bakanı olduğu 1962 yılında, CHP Genel Sekreter Yardımcısı Doktor Lebit Yurdoğlu'ndan destek istediği ve Yurdoğlu'nun elde ettiği bulguları bir mektupla kendisine ilettiği görülmektedir.
⚠️Doktor Yurdoğlu, Bekata'ya yazdığı yazıda Atatürk'ün kesinlikle öldürüldüğüne dikkat çekmektedir.
📌Yurdoğlu tespitlerini şu şekilde sıralamaktadır:
📍Bu konuyu derinlemesine araştırdığımda sorunun sadece geç teşhis olmadığını, teşhisle uyumlu ilaçların kullanılmadığını tespit ettim.
📍Sitma tedavisi için kullanılan kinin ilacından 43 şişe kullanıldığını gördüm!"
"Bu kadar kinin kullanıldığında karaciğerde onarılamaz yaralar açacağını her hekim bilir.
📍Bunun bilinçli olarak kullanıldığı izlenimini edindim."
📍 "Eppinger, Bergman, Dr. Fissinger ve Dr. Neşet Ömer irdelp'in hekimlik görevlerini bilinçli bir şekilde eksik yaptıkları kanısı bende hâkim olmuştur."
ATATÜRK’ÜN hayatı boyunca çekilen binlerce fotoğrafına rağmen, neden alkolik denilen bir insanın masasında ve elinde içki şişesi ile bardağı yoktur? Hatta kız çocuğuyla birlikte çekilmiş bir fotoğrafta elinde bir bardak malt içeceği olmasına rağmen Atatürk’ün kız çocuğuna bira içirdiği şeklinde iftiralar atılmıştır!
● Atatürk, yanlış tedavi uygulandığı için ölmüştür. Atatürk sanıldığı gibi siroz hastası değildi. Atatürk’e sıtma tedavisi yapılmış, aşırı kinin yüklenmiş ve karaciğeri bu yüzden iflas etmiştir. Siroza dönüşmüştür. Tedaviyi yapan doktor, Mason Locası üstadı Doktor Mim Kemal’dir!
● Büyük Millet Meclisi’nde Atatürk’ün ölüm raporu gündeme geldiğinde, 1935 yılında kapatılan ancak Meclis’ten tam olarak arındırılamayan masonlar ortaya bir fikir atarlar!
● “Efendim, gençlerimize terbiye olur. Onun alkol ve sigaradan öldüğünü duyuralım.” denir ve bu fikir kabul edilir. Tarih kitaplarına da böyle girer!
● Başbuğ Atatürk, vatanımızı 11 savaş yaparak, hepsinde de zaferle ayrılarak düşmanı vatanımızdan kovmuştur. Bize Türkiye Cumhuriyeti’ni armağan etmiştir!
-ismail Bahçeli
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın 2019'daki S-400 açıklaması:
"S-400 anlaşmasını bitirdik. Geri dönüşümüz asla olamaz. Çünkü bize böyle bir ahlaksızlık yakışmaz.
Kimse bizden tükürdüğümüzü yalamamızı beklemesin. Alışılmış liderlerden değiliz."
Tarık Akan bu sözleri tam 13 yıl önce söyledi.
O gün “abartıyor” diyenler vardı.
Bugün geldiğimiz noktada, söylediklerinin birer birer gerçekleştiğini görüyoruz.
Haklı çıkmasını istemezdik…
Ama haklı çıktı.
Bir konuyu ben anlamıyorum...
Türk devletini bizim haberimiz olmadan Amerikan muhibleri cemiyeti mi ele geçirdi?
Amerikan mandası mıyız biz?
Ankara gökyüzünü sanki işgale uğramışız da Amerikalılar zafer alayına çıkmış gibi Amerikan bayrağının rengine bulayacaksın.
Sonra "keh keh Türk yıldızları ne kadar dakik keh keh" diye fındık içi kadar beyinle algı operasyonu çekeceksin.
Gerçekten inanılmaz...
Günün sonunda biz ne elde ettik kardeşim bu NATO toplantısından...
F-35 nerede?
Yok.
Adam Türkiye'deyken İran'ı vurdu.
Bir protesto çektik mi kardeşim sen bunu git kendi ülkende yap, neden beni İran ile karşı karşıya getiriyorsun diye?
O da yok.
Geldi gitti Rahip Brunson'u eşek gibi verdiniz, bir aradım verdiniz diye envai çeşit lafını koydu mu?
Koydu...
Utandığımız için Ankara halkının üzerine branda örttük.
Ne elde ettik kardeşim biz bu toplantıdan?
Koca bir sıfır...
Elimiz bu kadar güçlü olduğu halde bizi bu duruma düşürenleri ne Türk milleti ne de tarih affetmeyecek.
"İngilizler İstanbul'u neden terk etti?"
Murat Bardakçı: Çünkü Atatürk İngilizleri tehdit ediyor. İstanbul'a geliriz, İstanbul'u boşaltın diyor. Bunun üzerine İngilizler sömürgelerinden asker istiyor. Kanada Başbakanı vermiyoruz diyor. Avustralya ve Yeni Zelanda vermiyoruz diyor.Çünkü 100 senedir sizin için savaştık, bıktık diyorlar.
Bunun üzerine İngiltere de sert tartışmalar yaşandı ve azılı Türk düşmanı Lloyd George hükümeti 22 Ekim 1922 düşmüştür. Yerine gelen Muhafazakar Parti Başkanı Bonar Law da "Kemalcilere yenilip küçük düşmeyelim" diyor ve İstanbul'dan çekilme kararı alıyor.
İngiltere Kemal'in ordusundan korkmuş ve yılmıştır. Bunlar niye söylenmiyor?
Bunlar söylenmeyince, cahil avan ulema uyduruyor da uyduruyor!
Murat Bardakçı
Osmanlı Devleti’nin 36’ncı padişahı Vahdettin’in İngiliz gemisiyle kaçışı ders programından çıkarılıyormuş.
-İngiliz, Fransız, Almanya, ABD belgelerini ne yapacaksınız?
-İngiliz yetkililerinin anılarını ne yapacaksınız?
-Diğer anıları ne yapacaksınız?
-Ders programından çıkarmakla, İngiliz gemisiyle kaçtığını bilmeyen insanlar da böylece öğrenmiş olacak. Tarih, bu adımları tarihi tahrif eden ve toplumun hafızasına zarar veren çabalar olarak kaydedecek…
İngiliz'le savaşmadık diyenler haklı. Çünkü savaşan Türklerdi.
İngiliz'e kurşun atmadık diyen haklı. Atan bizim dedemizdi.
Lozan hezimet diyenler haklı. İngilizler için hezimetti.
Neyden kurtulduk? diyen haklı.
Kurtuluş savaşı veren Türklerdi....
S-400'ü üçüncü bir ülkeye satamıyorsın.
Rusya'nın izni olmadan.
S-400 Körfez'e satıldı diye haber çıkıyor. Soru şu: Putin buna neden onay versin?
Türkiye kontratı ihlal edip sistemi ABD'ye teslim edemez. Bedeli S-400 değil, tüm Rusya ilişkisi olur.
Akkuyu nükleer santralinin sahibi Rusya.
TurkStream Gazprom'un hattı.
Doğalgazda en büyük tedarikçi yine Rusya.
Ülkenin enerji altyapısının kilit noktalarında oturan bir ülkeyle kontrat ihlal etmezsin. Putin bunu biliyor.
Eli güçlü.
O zaman soru: eli bu kadar güçlüyken neden evet desin?
Putin hayırseverliğiyle bilinen biri değil.