“Nasıl daha iyi ve güzel bir dünya yaratabiliriz?” sorusuna daha yetkin bir yanıt verebilmenin gerekliliği olarak “ölümlülüğün iyiliği”nin anlaşılması👇
YAŞASIN ÖLÜMLÜLÜK!
“Can”, varoluş bütünlüğü olan yaşamın, zaman ve uzayla sınırlı olan parçasıdır.
Canlı ölümlü olandır.
Canlılık için yaşam ağı içinde seçimler yapıyor olmak gerekir. “Canlı” varoluş için seçmek zorundadır.
Spinoza’nın ‘doğası’ yaşam ağının bütünlüğü, ‘can’ın yaşamın parçası olarak varoluş çabası ise ‘conatus’u anlatır.
Canlı seçim yapar. Bazen farkedilemeyecek kadar yavaş, bazen yine farkedilemeyecek kadar hızlı..
Zihin de yaşamın bilgi ağında bir ağacın dallarının budanması gibi olasılıklar bütünlüğü içinde yaşantı seçimleri yaparak genişler.
Mutlak özgür irade yoktur, seçimleriyle yaşam örgüsü içinde özgürleşmekte olan varoluş ağı vardır.
Seçim yapmak, zaman ve uzayın sınırlılığının sonucudur. Seçim yaparken aslında yaşantılar ile yaşamla konuşulur. Bir yaşantının oluşabilmesi için bir çok başka yaşantıyı da seçmemek (ya da seçememek) gerekir.
Seç(e)memek daha baştan olası yaşam desenlerinin ölümü demektir. Ağaç gelişirken yapılan budama, budanan olasılıkların ölümüdür de.
Anlam yaratmak, yani varoluş ağında hiç oluşmamış bir desenin oluşmasına katkı sağlamak, bir çok başka seçimi budamakla da ilişkilidir.
Anlam yaratmak esas olarak zaman ve uzayla sınırlı olmanın da sonucudur. Sınırlılık, yani ölüm olmasaydı, anlam yaratma da olamazdı.
Anlam, canlının ölümlü olmasından doğar. Ve canlı olası seçimleri (ya da seçememeleri) budayarak yaşam ağı içinde, zihninin ulaşabildiği enformasyon ağını geliştirir.
Yani aslında zihnin özgürleşmesi çabası canlının ölümlülüğünden gelir.
Canlı özgürleşmek için ölümlü olandır.
(Mitolojiye göre insanın sadece iyiyi seçebilen meleklere üstünlüğü, yaşam ağı içinde seçim yapabilmesinden gelir yani ölümlülüğünden.. Melekler özgür değildir, canlılar özgürleşebilirler.)
Ölüm yaşamın sonsuz seçenekleri içinde anlam yaratabilmenin sebebi ve yöntemidir.
Ölümümüz, yaşamın bir seçim olarak kendimizden, bizden vazgeçmesi, elbet ‘ben’ için tatsız, sevimsiz. Ama ölümlülük, yaşamın anlamlandırılmasının esası ve zihnin özgürleşmesinin de nedeni olduğundan iyinin ve güzelin kaynağıdır.
Ölümlülük özgürleştirir..
Yaşasın fanilik!
Beşiktaş’ımızda olması gereken ; teknik ekibin görevden ayrılması kısmı gerçekleşti .Şimdi yönetimin seçim kararı alıp emaneti Genel Kurula teslim etmesi acil bir zorunluluktur . Ancak ibrası şüpheli , bütçesi dahi onaylanmayan yönetim koltuğa yapıştı.
BU DURUMDA TEK GÜNDEM DİKİLİTAŞ YETKİSİ SINIRLARININ TAKİBİ demiştim .
Tekrar edelim ; yönetimin yetkisi , ihale sonucu bizim payımıza düşen 7 milyar TL ‘lik mülkün 2.4 milyar TL’lik kısmının satışından sonra ( bu tutar Nisan 2026 itibarıyla konsorsiyum kredisinin bakiyesidir ) , bizim payımıza düşen mülklerin tapu tescilini yapıp TAPULARI KASAYA KİLİTLEMEK İLE SINIRLIDIR .
Bu konunun takipçisi olacağım demiştim .
Bu doğrultuda 15/5/2026 günü , Yönetim, Divan ve Denetim Kurul Başkanlıklarını , YAZILI VE YASAL BİR BİLDİRİM YAPARAK , GENEL KURUL ÜYESİ SIFATIMLA TEDBİREN UYARDIM .
Üç kurulun konu ile ilgili adımlarının takipçisi olmaya devam edeceğiz .
BEŞİKTAŞ’IN TÜM BASIN VE HUKUK NEFERLERİNİ , GENEL KURUL ÜYELERİNİ KONUYA SAHİP ÇIKMALARINI TEKRAR RİCA EDİYOR , iyi bir hafta sonu diliyorum .
Sadece bir nesil. 12 bin yıldır sadece bir nesilde çocuklara dur/sus demek engellendi. Birden bire ortalık savaş alanına döndü.
Hiçbir nesil atalarımız, prefrontal korteksi gelişmemiş insan çocuklarının irade sahibi olduğunu zannetmemişti.
Kant, disiplinin şart olduğunu, insanın dünyada eğitime ihtiyacı olan tek canlı olduğunu söyler. Eğitim. Öğretim değil.
Videodaki hoca öğretim vermeye çalışıyor ama eğitim izni yok. Eğitme şansı elinden alınmış.
AI personalara dönüşen iki profili bugün takipten çıktım, bir profili de (kıyamayıp) sessize aldım. Üç profile de acıyarak baktım, zerre küçümsemedim, sadece üzüldüm.
Yazmadığınız, "yazdırdığınız" içeriklerle daha fazla etkileşim alıyor oluşunuz, sizi SİZİN yazdığınız içerikler için takip edenlere saygısızlık yaptığınız gerçeğini değiştirmiyor. Ben o üç profili o kişileri okumak için takip ediyordum, AI slop okumak için değil.
Asgari ücret bile vermeyen gelir paylaşım modelini besleyen bir algoritmaya yaranmak için çöp içerikler üretmek yerine, kendinize ait birkaç cümle yazmanız bin kat daha kıymetli. Milyonlarca kişi sizi görecek diye zerre faydası olmayan kişiliksiz içerikler paylaşınca ne oluyor tam olarak? Kötü yazın ama siz yazın abi.
Veya istediğinizi yapın yav 😂 kendi isminizle AI slop türünde kişiliksiz içerikler paylaştığınızda bana bir şey olmuyor sonuçta. Ben de gereksiz yükseldim, özür dilerim. Öpüyorum.
Hani geçen yıl Kartalkaya'da çoluk çocuk feci şekilde yanarak ölmüş, biz de "Unutursak kanımız kurusun" diye twitler atmıştık ya, biraz önce internetten 3 günlük yılbaşı rezervasyonu yaptırmaya çalıştım ( Gideceğimden değil, sırf bu haberi yapmak için) Kartalkaya otellerinin yüzde 90'ı dolu. Bir çocuk, iki yetişkin 100 bin liradan başlıyor. En fazla rezervasyon da Turizm Bakanı'na ait olduğu söylenen o şirketten yapılmış. Kanımız filan kurumaz, çünkü damarlarımızda kan yok.
Bu hafta @GazeteOksijen 'deki yazımda IMF'nin IV. madde konsültasyonu kapsamında Türkiye ekonomisi değerlendirmelerine değindim. Raporun bir de çok ilginç bir ayrıntısı var, IMF, Hazine ve Maliye Bakanı Şimşek'in aksine Türkiye'nin rezerv yeterliliğini karşılamadığını söylüyor
https://t.co/dA3JU41Tos
İstanbul Ticaret Odası’nın 800 bin üyesi var. Üyeliği zorunlu.
Yıllık cironun binde 5’i kadar aidat ödemek zorundasınız. Yani cironuza ortak.
Eğer yüzde 10 kârlılığı olan bir şirketiniz varsa İTO sizin kârınızın %5’ine ortak.
Sadece aidatla bitmiyor. O ayakbastı parası, her belge, her işlem ayrıca paralı.
Ticaret sicili işlemleri, faaliyet belgesi, Menşe Şahadetnamesi, Dolaşım belgeleri, Kapasite Raporu, Yerli Malı Belgesi, fire oranı tespiti, fatura tasdiki gibi özel tescil / belge hizmetleri gibi belge ve hizmetlerin hepsi için para ödüyorsunuz.
Peki bu kurumdan ne beklersiniz bir tacir olarak? Bu kadar alan bir kurum karşılığında ne verir?
İşte bugün gelen mail. Trafik Güvenliği paneli. Gerçekten teşekkürler @itokurumsal , tacirin en büyük eksiğine çare oldunuz.
Üyeliği zorunlu değil gönüllü olsaydı kaç üyesi kalırdı, çok merak ediyorum.
Yahut sitenizden “Aidatınızı ve harçlarınızı hak ettiğimizi düşünüyor musunuz?” diye bir anket düzenleseniz ne sonuç alırsınız? Var mısınız böyle bir anket düzenlemeye?
@itokurumsal@SekibAvdagic
Merhaba, İngilizce olarak hazırlanan Türkiye ekonomisi ve finans piyasalarına ilişkin günlük bültenimizin yayını dördüncü yılını doldurdu. Bülten aboneleri arasında uluslararası yatırım bankalarının çoğu, büyük yabancı kurumsal fonlar, Avrupa Merkez Bankası ve yabancı ortaklı şirketlerimiz bulunuyor. "The Morning Briefing" isimli bültene sadece kurumsal abone olabiliyor, bülten örneği alma talebinizi ve abonelik için diğer sorularınızı [email protected] adresine iletebilirsiniz.
Merhaba, İngilizce olarak hazırlanan Türkiye ekonomisi ve finans piyasalarına ilişkin günlük bültenimizin yayını dördüncü yılını doldurdu. Bülten aboneleri arasında uluslararası yatırım bankalarının çoğu, büyük yabancı kurumsal fonlar, Avrupa Merkez Bankası ve yabancı ortaklı şirketlerimiz bulunuyor. "The Morning Briefing" isimli bültene sadece kurumsal abone olabiliyor, bülten örneği alma talebinizi ve abonelik için diğer sorularınızı [email protected] adresine iletebilirsiniz.
Zehra Nur Saykan, 37 yaşında bir kadın.
2006 yılında, henüz 18 yaşındayken kendisine Multipl Skleroz (MS) teşhisi konuldu.
Zaman kaybetmeden tedavisine başlandı. (1)
Karavanınız İçin Kasko Sigortası Anadolu Sigorta’da! 💙
🚐 Çekme ve motokaravan hırsızlık teminatı
🇪🇺Schengen ülkelerinde 15 güne kadar geçerli teminat
📡 Üstelik güneş enerjisi, mover, uydu, tente bedelleri teminat kapsamında
📞 0216 449 40 80
Sn Adalı ‘Hasılat paylaşımlı İnşaat ‘ konusunu biliyoruz . Keşke kat karşılığı yapsaydınız . 20000 m2 lik malımız olur , yıllarca kira alırdık. Soru şu günün sonunda Dikilitaş’ta 20 bin m2 işyeri / konutumuz olacak mı ? HAYIR OLMAYACAK .Bu durumda günün sonunda bu bir satıştır.
Bir ateist olarak beni endişelendiren bir konu. Çünkü ateizm artık akıl yoluyla ulaşılan bir yer olmamaya başladı. Artan inançsızlığın önemli bir indikatörü kısa vadeli hazların uzun vadeli değerlere üstün gelmesi.
Bir ahlak ve değerler sistemini reddetmek beraberinde bir sorumluluk getirir. Fakat insanlar dinden uzaklaşıp yerine pek bir şey koymuyor. Daha iyi insanlar olmalarını sağlayacak hiç bir öğreti benimsenmiyor. Hatta ahlakı aşırı göreceli ve sübjektif gördükleri için dinden uzaklaşıyorlar. Çünkü rahat rahat "günah işlemek" varken artık havalı olmayan bir öğretiyle meşgul olmak mantıklı değil.
"Allah korkusu" toplumun önemli bir kısmına gerekiyor. İnsanların önemli bir kısmını iyi bireylere dönüştürecek yegane şey bu.
İkili ilişkilerde şeffaflık önemli. Bu bir iş ortağı olabilir, eş olabilir veya arkadaş fark etmez.
Bir kişide şeffaflık problemi varsa, fazla ketum ve içinde yaşayan biriyse o kişiyle hayata dair hiçbir yolda yürüyemiyorsun.
Birlikte çalışmaya, birlikte yaşamaya, işbirliği yapmaya yatkın tipler değiller. Otuzlu yaşların başında fark edip, fazla yakın olmamaya çalışıyorum bu tiplerle çünkü biliyorum ki uzun vadede kayıp olarak dönecek bu ilişki.
İnsan da bir sermayedir, bir yatırımdır, zaman gibi en değerli varlığımızı harcarız ilişkilerde. Kendini net ve kısıtlamadan ifade eden, istişare eden, eleştiri yapmaktan çekinmeyen ve eleştiriyi kabul eden kişiler değer katıyor hayata.
Gelir Adaletsizliğinin ve siyaset kurumunun kifayetsizliğinin tetiklediği sosyal infial, tüm Dünyada gelişmiş ve gelişmekte olan ekonomileri belirsizliğe itiyor.
Bu karmaşanın görünmediği Çin ekonomisi ise, Dünyaya merhem olabilecek yeni ekonomi fikirlerini önermek konusunda kısır ve isteksiz.
Küresel tektonik depremler geçmişte olduğunda, fikir dünyası olayların sonuçlarından kendilerine yeni bir düzen üretmek isteyen güç sahipleri için yeterli düşün altyapısını sunabilecek zenginlikteydi.
Bugün ise, Dünya filozoflarını, düşün insanlarını ve fikir adamlarını yitiriyor, avamlılk çağında fikir erozyonu ile karşı karşıya kalıyor. Küresel fetret dönemi adeta.
İktidar sahipleri ve iktidara ortak olmak isteyenler ise geleceğin dünyasını, geçmişin köhnemiş iktisadi politikaları ile çözme çaresizliğine kapılmış doluğundan siyasal sosyal sistemler de çatırdıyor.
Savaşa gerek kalmadan, insanlık lokal çatışmalarla düzeni bulma gayretinde.
O nedenle sayın Hükumet ve sayın muhalefet, kısır yararların ve çıkarların değil, orta ve uzun vadeli kuşaklar ötesi etkisi yüksek olacak ve tarihe geçecek siyasanın peşine düşün.
Zaman sokakta hesaplaşarak enerji tüketecek zaman değil.
Muhalif safta yer alan partiler de bu sürecin sonunda daha karanlık bir senaryoya payanda olmayacaklarsa bile, yerleşmemiş demokratik kurumlar ve kültür ile sokaktan siyaset üreteceğini varsayan romantizmle en fazla kısa vadeli oy tabanını konsolide edebilirler.
Tarihe geçmek, gençlerimize bir ufuk, doğmamış nesillerimize egemenliklerini garanti altına almak istiyorsak, yeni bir sosyete, yeni bir iktisat yeni bir siyaset gerekir.
Ben gençlerimize güveniyorum.
Ama onlara güvenimizi boşa çıkarmayacak araçları sunması gereken kuşağımın oportünist ve kifayetsiz siyasetine güvenmiyorum.
O nedenle devrimi önce siyasi partilerin bünyesinde başlatın.
Türk milletini ve Devletini aşağıya çelen bu cemaat kültürünü, lümpen çağdaşlığı çöpe atın.
Sonra yeni ufuklarda bulaşalım.
Buluştuğumuz o yerde Gazi Mareşal Atatürk'ü de yeniden keşfedersiniz.
Ne dersiniz?
Degerli arkadaşlar, aşağıdaki paylaşım ve ardından gelen paylaşımlarınız ve de güzel yorumlarınız için teşekkürler. Geldiğim noktada yaşadığım tecrübelerle edindiğim 4 önemli hayat felsefemi sizlerle paylaşmak istiyorum: 1. Hayatta geçmişte olan haksızlıklar ve negatif olaylara çok fazla takılmadan kinsiz/nefretsiz yola devam edebilirsek sağlığımız bozulmadan, gece başımızı yastığa koyduğumuzda kendimizle mutlu olmayı beceren insanlar oluyoruz. 2. Ülkede olan, tarafınıza yapılan bir haksızlık varsa bu olay sizi tüm ülkeyi sevmekten asla alıkoymamalı. Bireyler, yönetimler yanlış yapabilir. Bir insanın anavatanı ne kadar uzakta olursa olsun ölene kadar yuvasıdır. O yuvanın ve de içinde yaşayan her bireyin onurunu, gururunu, bütünlüğünü korumak için elimizden gelen herseyi yapmamız gerekir. 3. Gerek profesyonel alanda, gerekse bireysel hayatta vardığın nokta/konum/vs başarının göstergesi asla değildir. Asıl başarın... o noktaya yürürken karşılaştığın zorluklara karşı duruş şeklindir. Başarı için 40 takla atan, prensiplerinden ve onurundan parayla vazgeçen nice süper konumlarda ve başarılarda insan var değil mi? Asla sevilmeyen ve sayılmayan bu gruptan bir birey olmamak bir insan için şereftir. 4. Bir arkadaş NASA'nın TÜRKİYE ile ilk ve son kez paylaştığı bir ödül töreninin vidyosunu yorumlarda paylaşmış. Evet 3 kez Atatürk'ün kızı ödülü aldım ve bununla gurur duyuyorum. Ama asıl gurur duyduğum şey o vidyoda astronotların doktorlarından Dr. Jeff Jones'un hakkımda söylediği birkaç sözdür. Bilimimden çok çalışma etiğimi, hayat prensiplerimi övüyor. Memleketimi, ailemi övüyor. İnsanın yaptıkları değil önce insan olmasıyla değer bulduğunun altını çiziyor. Ne mutlu bana....
Son olarak şunu söyleyeyim: Hala beni sevmeyen, internette özgeçmişimde tahrifat yapan, hayatta hiç karşılaşmadığım, 'aşı karşıtı' yaftası yapıştırarak benden nefret edenler var. Hiç tanımadığım sizlere bu son sözüm: Kendinizi sevin! Sizi aşılardan önce kendinize ve başkalarına olan nefretiniz hasta eder!
KARDEŞİM!
GÜZEL ÜLKEMİN, İYİLİKLERİNE İNANDIĞIM GÜZEL İNSANLARI,
CANIM YURTTAŞLARIM👇
Yaşadığımız yangın faciası, ekonomik kriz ve fakirlik, siyasetteki karmaşa, dünya savaşı çığırtkanlıkları.. ile yorulduk, biliyorum.
Bir de şöyle bakalım👇
Bu güzel ülkede, ülkemizin güzel insanlarıyla bizi nice güzel sabahlar bekliyor.
‘Her şey olur, her şey geçer; yaşam kalır”
Dönüşmek zor şeydir!
Zaten “dönüştürmek” diye bir şey yoktur, çünkü dönüşmek için istemek gerekir!
Kendinize, yaşamınıza bir bakın! Hangi güzellik emeksiz, kendiliğinden?
Ben tüm genç kardeşlerime yazayım: Bu ülkeye yapacağınız en büyük iyilik kendinizi geliştirmektir.
Sen kendini değerli kıl, meslek sahibi ol, sanatçı ol, bilim insanı ol, sporcu ol, tüccar ol, işçi ol..
Ne olursan ol, en iyisi ol!
Değerli ol!
Varlığın, yaptıklarınla istensin!
Tamamen iyi ya da tamamen kötü var mı !?
Kim size “dikensiz gül bahçesi” vadetti?
Siyasetçilerin “senin için, devlet adına” yaptığı seçimler istediğin gibi sonuçlansın ya da sonuçlanmasın, sanıyor musun ki ertesi gün farklı bir dünyaya uyanacaksın?
Dünyayı siyasetçiler değil, herkesin kendisini her gün daha iyiye taşıması daha güzel bir yer yapar. Devlet sonuçtur ve devlet insan içindir, insan devlet için değil.
Genç kardeşim, kızım, oğlum; sen şunu düşün : “Nasıl daha iyi ve güzel bir dünya yaratabiliriz? Buna benim katkım ne olur? Yaşadığım dünyayı, toplumu nasıl bulduğumdan daha iyi şekilde bırakabilirim?”
Siyasetçilerin “senin için devlet adına” yaptığı tercihler sonrası kendisini, kazanmış ya da kaybetmiş hisseden herkes; aslında sen ne kazanacak ne de kaybedeceksin!
Sadece yaşıyorsun. Ve yaşadığın şu an tek, benzersiz. Zamandan daha kıymetli bir zenginliğin yok.
Ömrünü değerli kılmak siyasilerin seçimlerini izlemek değil; çalışmakla, yaşam içindeki kendin için yaptığın yaşantı seçimlerinle olacak. Küçük, başlangıçta kimsenin sezmediği, kişisel yaşantı seçimlerinle.
Başını kaldırıp bu güzel günü hisset, kendini değerli kılacak “küçücükmüş” gözüken yaşantı seçimlerini yap. Kendini değerli kıl.
Sen değişirsen, toplum da, dünya da değişir.
“Olmak” bir “tercihle” olmaz, herbiri önemsizmiş gibi gözüken sayısız yaşantı seçimleriyle yavaş yavaş olur.
“Yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek” !
#Penceremdenİstanbul
Siz dünyada hak ihlali görmemişsiniz be..
Daha 60’larda Amerika’da siyahların oy hakkı yoktu, beyazlarla aynı çeşmeden su içme hakkı yoktu, aynı lokantada yemek yeme hakkı yoktu, belediye otobüsünde önde oturma hakkı yoktu.
Kimse silaha, teröre sarılmadı.
Köy basmadı…
40,000 insanı katletmedi.
Irak’ta çoluk çocuk demeden Kürtleri hardal gazıyla katlettiler.
Türkiye kucak açtı.
Suriye’de Kürtlerin vatandaşlık kimlik kartı yoktu..
Ceberut yönetimlerde hak, hukuk elbette aranır.
Biz de arıyoruz…
Bilhassa 90’larda uygulanan politikalar eleştiriyi, hatta lanetlenmeyi fazlasıyla hak eder.
Bu da kabul.
Bunlara saygım sonsuz ama Batılının gazına gelip, silahla, terörle, katliamlarla aramak nankörlüktür, vicdansızlıktır…
Türkiye bu kadarını hak etmedi!!
Hele hele, halklar arasında teröre hiç tepki vermeyen, kardeşliği savunan Türk milleti hiç haketmedi..