Hakkımda çok fazla görmeye başladığım "Kız kurusu olma yolunda gidiyor" söylemi üzerinde biraz durmak istiyorum. Bireysel olarak ciddiye aldığımdan değil (bunu söylememe bile gerek olmamalı); toplumsal olarak ciddiye almamız gereken bir konu olduğundan.
Bu konunun, burada her sene en az bir kez tartışılan "Kadınlar neden felsefe, bilim platformlarını erkekler kadar takip etmiyor?" sorusuyla bana kalırsa yakından ilişkisi var. Kendi kanal verilerime dayanarak bu konunun eksik ve yanlış biçimlerde değerlendirilmesinden o kadar sıkıldım ki, farklı nedenler sıralayarak uzun yazacağım.
"Evde kalmış okumuş kadın" söylemi, bize toplum nezdinde kendini entelektüel ilgilerine adanmış ve bu yüzden belki de kasıtlı olarak yalnızlığı seçmiş kadınlar hakkındaki bakışı gösteriyor.
Kadınlar, kendilerini entelektüel ilgilerine adarsa arzulanmayacağı, istenmeyeceği, en sonunda yalnız kalacağına ikna edilmeye çalışılıyor.
Bu resmen kadınları kendi becerilerine karşı yabancılaştırma politikası. En ağır psikolojik şiddet biçimlerinden biri. O yüzden çoğu kadın, neler yapabileceklerinin farkında dahi olmadan, hala ona biçilen rolü layığıyla oynuyor.
İki bin yıl felsefeye, bilime teşvik edilmemiş, fikirleri ciddiye alınmamış, hatta ilgilenirse "evde kalacakları" empoze edilmiş kadınlardan hop diye 50 senede muazzam bir ilgi ve katılım bekleyemezsiniz. Bu adil değil. Mantıklı da değil.
Dahası, böylesi entelektüel ilgiler geliştirmek motivasyon ister, zaman ister, güven ister, para ister, özetle pratik koşulların elverişli olmasını gerektirir. Oysa eğitim hayatına atılan çoğu kadının öncelikli amacı, finansal özgürlüğünü sağlayarak gerekirse babasından, kocasından özgürleşebilmek, yani kendi ayakları üzerinde durabilmek.
O yüzden burada cinsiyetçi söylem dışında ikinci bir nedenle karşılaşıyoruz. Bizim bahsettiğimiz felsefe veya teorik bilim alanları, bırakın kadınlara, erkeklere dahi böyle bir güvence sağlamıyor. Bu ilgileri meslek haline getirmek herkes için risktir. Ben bu riski aldım çünkü şanslıydım; pratik koşullar��m elverişliydi, beni ekonomik hem psikolojik olarak destekleyen bir aileden geliyorum.
Üçüncü olarak tüm bunlara bir de, tarihsel olarak erkek egemen alanlardaki erkek üretici-konuşmacı ağırlığı eklenince ciddi bir önyargı yaratıyor. Bazı kadınlara kuantum fiziği, tanrı ve nedensellik tartışmaya uygun olmadıklarını düşündürüyor. Bu yüzyıllarca süren bir sosyal inşada sindirilmenin ve kendi yeteneklerine yabancılaştırılmanın sonucu.
Bunu nereden biliyorum? Veriden! Türkiye’deki en eski ve popüler felsefe kanallarından biri benimki ve tam 5 yıldır veri değişmedi: diğer bilgi kanallarının aksine benim izleyicilerimin %40 civarı kadın.
İçerik üreticisi de kadın olduğunda kadın izleyici oranı artıyor. Çünkü başka bir karşılaşma sunuyor. "Beni de ilgilendiriyor, ben de anlayabilirim, mutsuz veya yalnız kalmadan, erilleşmeden, ben de yapabilirim " dedirtiyor. Toplumda çok ciddi bir şekilde rol model eksikliği var.
Kadın izleyicilerin azlığından yakınan içerik üreticileri, bu durumu geliştirmek konusunda samimi ise kadın konuklar davet etmeli. O zaman farkı görürüz. Kadın haklarına dair tv programı yapıp art arda erkek konuklar çağırılan bir ülke burası.
Özetle, kadınları sindirmeye yönelik "evde kalmış okumuş kadın" söylemi değişmediği, felsefe ve bilimle ilgilenmesi için gerekli politikalar yaratılmadığı sürece kalan her şey cinsiyetçi söylemi destekler.
Maktul tarafından ihbar edilmiş, başkalarına zarar verebilecek türde biri olması sebebiyle defalarca hastaneye yatırılmış bir psikopatı serbest bırakan sistemi su��lamak yerine bu kişilere ilham veren ezoterik nedenleri bulmakla oyalanmayın. Asıl faili karartıyorsunuz.
Önce Narin'in katledilmesi ve cinayetin hala tam olarak aydınlatılamaması, sonra İstanbul'un göbeğinde hali hazırda suç sicili kabarık iki erkeğin bir kadına tecavüz etmeye çalışması ve yine serbest bırakılması, sonrasında tehlikeli olduğuna dair teşhis dahi almış başka bir erkeğin gencecik iki kadını vahşice katletmesi.
Kimileri düzenbazlığından, kimileri cinsel sapıklığından, kimileri psikopatlığından cinayet işlemiş olabilir. Cinayete neden çok, sonuç aynı. Bu ülkede çocukların, kadınların can güvenliği sağlanamıyor.
Şu an ülkede suç eğilimi yaratan bireysel nedenler ile can güvenliğimiz arasında kalkan görevi görmesini beklediğimiz bir organ yok. Başımıza neyin gelme ihtimali varsa onu yaşıyoruz.
O yüzden şu aşamada "Ama alkollüdür, ama uyuşturucu madde etkisi altındadır, yok anime izlemiştir ondan etkilenmiştir, 3 sayısında bir haltlar var, şeriat olsaydı..." demek resmen mevcut sistemik krize bahane yaratmak. Birbiri ardına nedenler sıralayarak sonucu meşrulaştırmayın.
Birileri uyuşturucudan kafayı yiyebilir, birileri cinnet geçirebilir, birileri satanist ritüellerden etkilenebilir. Bu dürtüye sahip olanların suç işlemesini engellemenin yolu kadınların özgürlüklerini kısıtlamak, televizyon ve internete sansür getirmek, rejimi değiştirmek, konserlerdeki arka plan videolarını denetlemek değil. Böylesi suç potansiyeli olan insanları toplamak- kapatmak-gözetlemek.
Bazı insanların suça eğilimli, tehlikeli, sapık, özetle toplumdaki diğer bireylerin güvenliği ve huzuru için tehlikeli olduğunu kabul edeceksiniz, toplayacaksınız, kapatacaksınız ve gözeteceksiniz. Kötülük fenomeninin nedenleri ve olası tedavi yöntemlerini tartışmak ne güvenlik güçlerinin, ne de mahkemenin görevi.
Çocuklar ve kadınlar vahşice katlediliyor. Devlet en temel yükümlülüğünü yerine getiremiyor, kadınların can güvenliğini sağlayamıyor, ötesi var mı?
Beni rahatsız eden psikopatlara karşı güvenliğim sağlanamıyorsa, bayağı doğa durumunda yaşıyoruz o zaman? Kadınlar bireysel savunma sanatları öğrenip silahlansın mı? Umursamazlıkların, boşvermişliklerin, bir şey olmaz ya!’ların ülkesinde nedir bize sunduğunuz öneri?
birine ruhunu göstermenin yavaş yavaş kendiliğinden olmasının telaşsızlığı ne güzel. past lives filminde ''dünyamı çok daha büyük hale getiriyorsun'' sözünün nasıl hissettirdiğini düşündüm. müthiş bir rahatlamanın yanında kalbinin kırılmasına hazır olmak. aşk tamamen delilik.
"Ben hayırseverliğe inanmıyorum. Ben dayanışmaya inanırım. Hayırseverlik çok dikeydir. Yukarıdan aşağıya doğru gider. Dayanışma ise yataydır. Diğer kişiye saygı duyar. Diğer insanlardan öğreneceğim çok şey var."
__________
Eduardo Galeano (1940-2015)
Üniversiteleri kapatmayın. Uzaktan eğitimle her eğitim ol-maz. Yapmayın. Gerektiği kadar ara verebilirsiniz ama eğitimi yapılmış saymayın. Yoksa daha çok felakette daha da çaresiz kalırız.