1923 Cumhuriyeti’nin sonunu ilan edip devlete ve millete meydan okudular. Barış söylemlerinin arkasına sığınıp milleti ve devleti tehdit ettiler.
Herkes haddini bilsin!Kimse Cumhuriyet’e ve Atatürk’e meydan okuyamaz. Başkomutanımız ve devlet başkanımız Mustafa Kemal’in askeriyiz.
Çerçeve yasaya örnek; Haluk Levent’in, Ahbap’ın parasını hukuka aykırı kullandığı iddiasıyla yargılandığını ve onlarca yıl hapis cezası aldığını ve ceza evinde tutukluluğunun devam ettiğini varsayalım.
Ama aynı Haluk Levent çıkıp, “Ben PKK mensubuyum, teröristim, bu paraları da örgüt adına kullandım.” dese çerçeve yasa nedeniyle dosyası ertelenecek, cezaevine hiç girmeyecek.
Bir kişi adi suçtan cezaevine girerken, aynı fiili terör örgütü adına işlediğini söyleyen kişi cezaevine girmeyecek ve hakkında farklı bir hukuki rejim uygulanacaksa;
Anayasa’nın 10. maddesindeki “Kanun önünde herkes eşittir.” ilkesi bunun neresinde?
Çerçeve yasada her şey var; hukuk ve eşitlik yok.
7 Ağustos 2026 tarihinde Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan Mekke Ortak Savunma (İttifak) Anlaşması, üç ülke arasındaki savunma ilişkilerini yeni bir aşamaya taşımaktadır.
Hal böyleyken asıl değerlendirilmesi gereken, bu ittifakın hangi tehditlere karşı kullanılacağı, kriz anında kararların nasıl alınacağı ve tarafların birbirlerinin çatışmalarına hangi ölçüde dahil olacağıdır.
Son derece önemli riskler barındıran bu anlaşma; İran ile ABD-İsrail ekseni arasındaki gerilimin bölgesel dengeleri değiştirdiği, ABD’nin 28 Şubat 2026’dan bu yana İran Körfezi’ne giremediği, Hürmüz Boğazı’nı kontrol edemediği, son 1,5 yıldır Bab el-Mendeb Boğazı’ndan savaş gemisi geçiremediği ve bölgedeki vekil devletlerin hava üslerini kullanmakta ciddi kısıtlamalarla karşılaştığı bir konjonktürde imzalandı.
Bu yönüyle anlaşma, ABD’nin bölgedeki yükünü Türkiye ve Pakistan’a aktarmaya yönelik acil bir can simidi talebi olarak okunabilir. Ancak aynı zamanda, bölgede Şii eksenine karşı yeni bir Sünni eksen oluşturma girişimi olarak da değerlendirilebilir.
Üstelik İsrail-Lübnan, Yemen-Suudi Arabistan ve İran-ABD/İsrail savaşları sürerken ve ufukta bir barış görünmezken, “birine saldırı hepsine saldırıdır” ilkesi İran’ın batı, güney ve doğusunda yeni bir güvenlik mimarisi oluşturuyor.
Türkiye yeni süreçte İran’la yüzyıllardır koruduğu dengeyi riske atabilir, Pakistan-Hindistan çatışmasına veya bir Husi saldırısı üzerinden Yemen savaşına çekilebilir; gerek Hürmüz’de gerekse Bab el-Mendeb’de Türk deniz ticaretinin risk profili değişebilir. Daha da önemlisi Türkiye, istemeden İsrail’in İran’ı çevreleme stratejisine hizmet eden bir konuma sürüklenebilir.
Yunanistan, GKRY ve İsrail blokunun Doğu Akdeniz ve Ege’de her geçen gün artan hamleleri devam ederken, Türkiye’nin birincil jeopolitik çekim alanı şüphesiz Mavi Vatan, KKTC ve Akdeniz’dir. Türkiye’nin hayati çıkarları öncelikle bu alandadır. Dolayısıyla Türkiye’nin stratejik dikkatini, askerî kaynaklarını ve siyasi enerjisini kendi asli jeopolitik mücadele alanlarından uzaklaştırabilecek yeni yükümlülüklerin son derece dikkatli değerlendirilmesi gerekir.
Bu anlaşmayla Ankara, İsrail’e karşı da bir Sünni blok oluşturuyor görüntüsü verse de gerek Suudi Arabistan’ın gerekse Pakistan’ın ABD’nin büyük çekim ve etki alanında bulunan devletler olduğu göz ardı edilemez. Dolayısıyla Türkiye’nin yarın İsrail ile Suriye veya Doğu Akdeniz üzerinden bir çatışma yaşaması halinde, anlaşmanın 5. madde benzeri otomatik bir kolektif savunma mekanizması şeklinde Türkiye lehine işletilmesini beklemek uzak bir ihtimaldir. Başka bir ifadeyle Türkiye, Suudi Arabistan veya Pakistan’ın güvenlik sorunları nedeniyle kendisini otomatik yükümlülük altında bulabilirken, kendi hayati jeopolitik çıkarları söz konusu olduğunda aynı mekanizmanın ne ölçüde işletileceği ciddi bir soru işaretidir.
Sahte bayrak ve kışkırtmalar çağında bu ittifakın karşılaşacağı riskler de göz ardı edilmemelidir. Günümüz savaş ortamında bir füzenin, İHA’nın, deniz saldırısının veya başka bir askerî eylemin gerçek failinin kısa sürede ve tartışmasız biçimde belirlenmesi her zaman mümkün değildir. Böyle bir ortamda üçüncü aktörlerin yaratabileceği bir kışkırtma veya sahte bayrak eylemi, “birine saldırı hepsine saldırıdır” hükmü üzerinden Türkiye’yi kendi tercih etmediği bir krizin veya savaşın içine çekebilir. Bu nedenle Türkiye’nin savaş ve barış kararının hiçbir şart altında otomatik bir ittifak mekanizmasına bırakılmaması gerekir.
Türkiye, her iki ülkeyle ikili savunma ve iş birliği anlaşmaları üzerinden çok daha dengeli, esnek ve Türkiye’yi ancak taşıyabileceği yükler çerçevesinde ileriye götürecek bir format yaratabilirdi. Savunma sanayii, askerî eğitim, teknoloji transferi, istihbarat paylaşımı, ortak tatbikatlar ve deniz güvenliği gibi alanlarda Pakistan ve Suudi Arabistan ile ilişkilerin geliştirilmesi Türkiye’nin çıkarınadır. Ancak bu iş birliğinin başka devletlerin güvenlik sorunlarını Türkiye’nin güvenlik sorunu haline getiren otomatik bir kolektif savunma yükümlülüğüne dönüşmesi tamamen farklı bir konudur.
Balkanlardan Kafkasya’ya, Karadeniz’den Doğu Akdeniz’e, Orta Doğu’dan Kuzey Afrika’ya kadar çok geniş bir coğrafyada stratejik yönelişleri ve hayati çıkarları bulunan, aynı zamanda Türk dünyasının lider ülkesi konumundaki Türkiye, neredeyse NATO benzeri bir ittifak taahhüdüne girerek kendi jeopolitik hareket serbestisini daraltabilir ve istemediği bir jeopolitik çıkmazın içine çekilebilir. Türkiye gibi çok yönlü bir bölgesel gücün temel avantajı, başka devletlerin oluşturduğu eksenlere bağlanmak değil, kendi ulusal çıkarları doğrultusunda farklı güç merkezleri arasında bağımsız hareket edebilmesidir.
Böylesine kapsamlı sonuçlar doğurabilecek bir anlaşmanın TBMM’de ve kamuoyunda yeterince tartışılmadan, üstelik ana muhalefetin kendi içinde ciddi bir parçalanma yaşadığı bir siyasi ortamda gündeme gelmesi ve hayata geçirilmesi de ayrıca üzerinde durulması gereken bir konudur. Türkiye’nin savaş ve barış kararlarını, İran’dan Yemen’e, Hindistan’dan Doğu Akdeniz’e kadar uzanan çok geniş bir coğrafyada etkileyebilecek böyle bir güvenlik taahhüdünün hangi stratejik değerlendirmeler sonucunda kabul edildiği, gelecekte siyasi tarihçilerin üzerinde önemle duracağı başlıklardan biri olacaktır.
Şu anda Türkiye aynı anda üç askeri angajmana giriyor.
Birincisi Suudi Arabistan ve Pakistan'la yapılan Mekke Savunma Anlaşması.
Haritaya bakmak bile amacının İran'ı kuşatmak olduğu görülüyor.
Bu ittifakta İsrail neden yok?
Çünkü İslami kesimi aldatmaya devam edecekler.
İkincisi, Güneydoğu'da konuşlanacak bir NATO kolordusu kuruluyor.
Amaç? İran'a ve Rusya'ya gözdağı vermek.
Üçüncüsü, Ukrayna Gönüllüler Koalisyonu için İstanbul'da bir Deniz Savunma Birimi kurulacak.
Amaç? Rusya'ya gözdağı vermek.
Türkiye'nin kıyılarında Türk gemilerine yapılan Ukrayna saldırısına AKP hükümeti ses çıkarıyor mu?
Hayır, ama Zelenski'den madalya almak için koşa koşa Kiev'e gidiyorlar.
Türkiye topraklarını hedef alan İsrail füzelerini protesto ettiler mi?
Hayır, ama bu füzelerin İran'dan geldiği yalanını yayarak, yedi düvele karşı savaşan İran'ı uyardılar.
ABD ordusu zorda.
AB ülkelerinin doğru düzgün orduları yok.
Ama onlar için kanını verecek Türk ordusu var.
AKP hükümeti, Bölgemizdeki Amerikan planlarına ve savaşlarına karşı tedbir almıyor ama Türk gençlerinin canlarını ve kanını feda etmekten çekinmeyeceğini şimdiden beyan etmiş oluyor...
O yasa teklifinin 10. maddesine sığınıp imza atanlar iyi dinlesin:
O kağıt parçalarındaki koruma zırhı sizi kurtaramaz!
Attığınız o ihanet imzası için er ya da geç bu milletin önünde, mahkemelerde vatana ihanetten yargılanacaksınız.
Türk milleti bu topraklara yapılan ihaneti asla unutmaz, affetmez!
İşe bakın Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakan yardımcısı Ahmet Aydın Çerçeve Yasayı övmek için yaptığı sosyal medya paylaşımında sözde Kürdistan bayrağı görseli kullanmış. Yapılmak isteneni ifşa etmiş. @zaferpartisi
I’m sorry if you’re a Republican and don’t want to hear this but the National Debt is $3.6 Trillion higher than when Trump took office 18 months ago. Here’s the 90 second speech I gave the night they passed the Big Bankruptcy Bill.
📌Korku, Baskı ve tehdit ile yıllarca ülkesini yönetti.
📌Basın ve yayının tamamında sıkı bir sansür politikası izledi.
📌Ülkesinin maden ve su kaynaklarını dış güçlere sattı. Dış güçlere büyük imtiyazlar tanıdı.
📌Yine dış güçlere vergiden muafiyet getirdi. Halk vergi altında ezilirken, yabancılar ülkede cirit atıyor vergisiz ticaret yapıyordu. (Kapitülasyonlar)
📌Adalet sistemi tamamen ona bağlıydı, kimi isterse tutuklatıyordu. Savcıların tamamı ondan talimat alırdı.
📌Ülkenin her köşesini yandaşlarına peşkeş çekti.
Ülkenin toplam arazisinin %80'i ülkedeki sadece %1.6'lık küçük bir azınlığa aitti.
📌Yandaşları onu ölümüne destekliyordu. O da yandaşlarını korumak için tedbirler alıyordu. Ömürlerinin sonuna kadar dokunulmaz olacaklarını sandılar.
📌Tam 35 yıllık diktatoryel saltanatının sonucunda darbe ile indirildi. Ülkeden kaçmak zorunda kaldı.
📌Çıkardığı kanunlar onu ve yandaşlarını koruyamamıştı.
📌Vatana ihanetten yargılandı. Yurtdışına kaçtığı için kurtuldu. Ama onu yıllarca destekleyen pek çok yandaşı da yargılandı ve cezalandırıldı.
📌Yandaşlarının elindeki toprak ve mülkler halka dağıtıldı.
📌Bütün bunlar olduğunda en güçlü olduğu dönemdeydi. Devlet tamamen onun kontrolündeydi, son 2 seçimi Yüzde 90 oy alarak kazanmıştı.
📌Sizlere kısaca Paraguay Diktatörü Alfredo Stroessner'i ve Stronismo Rejimini tanıtmak istedim.
#tarih #perşembe #paraguay #gönülisterki #çerçeveyasa #HainsizTürkiye
Geldim.
O konuşmaları yüzüme yapsınlar diye geldim.
Saat 13.00’te Meclis’in önündeyim.
14 yaşındaki oğlum Mattia Ahmet Minguzzi’nin kanı yerde kaldı.
Onu öldürenler “çocuk” diye yaş indirimi aldı, korundu. 2’si beraat aldı. 21 Ekim’i konuşun, 24 yılın yatarını konuşun.
Ben bir anne olarak orada olacağım.
Çocuğumun üzerine atılan bu toprağı kabul etmeyeceğim.
Bu adaletsizliği de kabul etmeyeceğim.
Katillere hak ettikleri cezalar verilsin diye oradayım.
Bu mevzu kapanmayacak. @TBMMGenelKurulu@TBMMresmi #MinguzziYasasıGeliyor
Gazilerimizin ısrarı sonucu komisyona alınan Er Şehit ve Gaziler Platformu Başkanı Erdem Çerçioğlu:
“Millî Savunma Bakanlığı bizi ölüme gönderirken hiçbir problem yok. İş sosyal haklarımızı vermeye gelince çöp gibi kenara atıyorsunuz.
Aynı üniformanın içinde, aynı terörist kurşunuyla yaralanmamıza rağmen bizi yok sayıyorsunuz.
Siz milletvekilleri bu masalarda, bu koltuklarda rahat ve huzurlu oturuyorsanız; dışarıdaki arkadaşlarım ve benim sayemde oturuyorsunuz.
Devleti devlet yapan ana unsur şehit aileleri ve gazilerdir.
Buraya oturmuş koca koca adamlar, bize vereceğiniz üç kuruşu konuşuyorsunuz.
Hakkımızı alana kadar Güvenpark’tan ayrılmayacağız.”
Gerizekalılara anlatır gibi anlatalım.... ola ki anlarlar..
Türk Milleti; egemenliğini, bağımsızlığını, kadim devlet varlığını ve anayasal Cumhuriyetini hiç kimsenin lütfuna borçlu değildir. Bu düzen; Millî Mücadele’yle kazanılmış, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde gerçekleştirilen Cumhuriyet devrimleriyle siyasi ve hukuki bir iradeye dönüştürülmüştür.
Milletvekillerine verilen yasama yetkisi ise sınırsız, aslî ve kurucu bir iktidar değildir. Bu yetki; kaynağını Türk milletinden alan, Anayasa ile belirlenmiş ve yine Anayasa ile sınırlandırılmış bir temsil yetkisidir.
Siyaset alanındaki çıkar ilişkileri, bağımlılıklar veya geçici parlamento çoğunlukları; milletvekillerine Türk milletinin egemenliğini devretme, devletin bağımsızlığını tartışmaya açma, millî ve üniter yapıyı aşındırma yahut anayasal Cumhuriyetin kurucu esaslarını işlevsizleştirme yetkisi vermez.
Çünkü Meclis, egemenliğin sahibi değildir. Egemenliğin sahibi Türk milletidir. Meclis yalnızca bu egemenliği, Anayasa’nın çizdiği sınırlar içinde ve Türk milleti adına kullanır.
Hiçbir seçim sonucu, hiçbir siyasi ittifak ve hiçbir sayısal çoğunluk; millî egemenliğin, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünün ve Cumhuriyetin değiştirilemez kurucu esaslarının tasfiyesi için yetki belgesi sayılamaz.
Bu nedenle bir Meclis çoğunluğu, kendisine emanet edilen yasama yetkisini milletin varlığına, egemenliğine ve anayasal devlet düzenine zarar verecek biçimde kullanırsa; Türk milletinin bu işlemlerin hukukiliğini ve söz konusu çoğunluğun siyasi meşruiyetini sorgulaması en tabi demokratik hakkıdır.
Bu sorgulama; hukuk içinde, demokratik örgütlenmeyle, düşünce ve ifade özgürlüğüyle, anayasal denetim yollarıyla ve seçim iradesiyle yapılır. Bu, Meclisi reddetmek değil; Meclisi var eden millî egemenlik ilkesine sahip çıkmaktır.
Parlamentonun varlığı, milletin egemenliğini sınırlamaz. Tam tersine, parlamento ancak milletin egemenliğine sadık kaldığı ölçüde meşruiyetini korur.
Çünkü millet Meclis için değil, Meclis millet için vardır.
"Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi"nde imzası bulunan Milletvekillerini ifşa ediyorum...
Zamanı geldiğinde (maalesef onlar için zamanı şu veya bu şekilde gelecek) bakalım aşağıdaki videoda imzası bulunanlardan kaç kişi "Vallahi bu imza benim değil. İmzamı taklit etmişler" diyecek...
✍️🏻Öcalan ne demiş son açıklamasında, "Çerçeve yasa bin km.lik yolun ilk adımıdır!"
Yani salam taktiği, dilim dilim doğranacağız!
✍️🏻Bu coğrafyayı, ikinci bir ulus yaratarak kanın durmayacağı kaotik bir yer haline gelmesi için yaklaşık 200 yıldır çaba gösteren bir emperyalizm var!
Onun da yerli işbirlikçileri, bir de yerli mecburcuları var!
✍️🏻Burada hem Atatürk deyip hem de buna destek vermeyi hiç anlamam!
✍️🏻Bu coğrafya iki ulusu kaldırmaz!
✍️🏻Bunun ilk adımı olan çerçeve yasaya el kaldıranlardan 'yüzü olanlar', UTANACAKSINIZ o elinizden!
Çerçeve Yasasının kabul edilmesini kimler istiyor?
1)1 Mart 2023 Tezkeresinin, TBMM'den geçmesini isteyenler. Yani ABD ve İSRAİL.
2)Türkiye'ye "Yardımsever Monarşiyi" yakıştıranlar.
3)AKP!
4)MHP!
5)Hizbullah'ın Siyasi Partisi, Hüda-Par!
6)Kılıçdaroğlu'nun CHP'si!
7)PKK'nın Siyasi Partisi DEM!
8)Bebek Katili Şerefsiz!
9)Karun Numan!
10)BBP ve DSP!
11)Ermeni Asala Örgütünün kalıntıları
Türk Milleti, bunları iyi ezberle...
💡Boş kağıda imza atan AKP'li vekiller,
👉Dün yapılan kapalı grup toplantısında "neye imza attıklarını" öğrendiler.
👉"Terör örgütü PKK militanlarına af getiren bir yasa teklifini" imzaladıklarını fark eden bazı vekillerde bir telaş başlamış.
👉"Başıma bir şey gelirse nasıl koruyacaksınız?" diye soranlar olmuş.
👉Neden kaydıhayat şartı ile Erdoğan’ın cumhurbaşkanı olarak kalmasını istedikleri ortaya çıkıyor!
☀️Bir kez daha hatırlatıyoruz:
🇹🇷İhanetin zaman aşımı yoktur!
#İhanetinZamanAşımıYoktur