Kahpe İsrail
#YargıEliyleZulüm#ÖmürUsta
Karşı Nihat #borsamağdurları Ruhsar Pekcan Melih Gökçek #paramıznerede arda güler yamal Allah Rahmet Akın Gürlek karşı cennet Özlem Zengin mezarcı ilyas ali koç kante mustafa sandal IC Holding
Bu günlerde değerini daha iyi anlıyoruz. Mekânın cennet olsun "Güzel" adam. Hasan Celal Güzel'in yıllar önce yazdığı o yazı:
"Sayın Milletvekillerine ithaf olunur- Efendim, artık 68 yaşında, su katılmamış bir avanak, hakikî bir budala ve gayrikabil-i ıslah bir 'enayi' olduğumu itiraf ediyorum. Bana küçük yaşımdan itibaren 'beytülmal'ın mukaddesliğini öğretmişlerdi. Hiç kimse 'Devlet malı deniz, yemeyen domuz' dememişti.
Bütün ömrüm tâbir-i âmiyanesiyle 'eşşek gibi' çalışmakla geçti. Çalışma hayatımda tek gün dahi izin kullanmadım. Bir gece bile doyasıya uyuyamadım. Kimileri bana 'uykusuz müsteşar' adını takıp uçup kaçtığımı söylerdi ama 'Ne akılsız adam yahu!' şeklindeki fısıltılar, her gün yüzlerce telefon konuşmasıyla çınlayan kulaklarıma kadar gelirdi.
Üzerinde 'T.C. Hükümeti' yazan kurşun kalemleri, silgileri ve kâğıtları, sadece resmî hizmetlerde, âdeta okşar gibi incitmemeye çalışarak kullanırdım. Çocuklarım devlet malına ellerini dahi süremezlerdi. Plakaları kırmızı ve siyah renkli resmî arabalara bir defa dahi binmediler. Yüzlerine bakmaya kıyamadığım Mustafam ve Elifim, bir saat daha az uyuyup belediye otobüsleri ve okul servisleriyle okula gittikleri esnada, bendeniz müsteşarlık ve bakanlık yapıyordum. Bırakınız eşime araba tahsis etmeyi, evde devletin personelini çalıştırmayı; idarecilik ve siyaset hayatımda lojmanda oturmadım. Koruma görevlisi de kullanmadım. Arabamın önünde ve arkasında fiyakalı eskortlar hiç bulunmadı.
Meğer ben ne enayiymişim!...
Yaptığım enayiliklerin haddi hesabı yoktur... Meselâ, bendeniz milletvekiliyken -birkaç zarurî toplantı dışında- Meclis lokantasında yemek yemezdim. Zira, burada çalışanlar kamu personeliydi ve çok ucuz olan yemekler milletin kesesinden sübvanse ediliyordu. Sonra, çok beğendiğim halde, aynı gerekçelerle TBMM Sigarası da içmedim. Ceplerim şıkır şıkır metal jetonlarla dolu olarak dolaşır, özel görüşmelerimi kulisteki ankesörlü telefonlarla yapardım. O zaman 'beleş' cep telefonlarımız da yoktu.
Hiçbir hediyeyi kabul etmez; ya reddeder veya demirbaşa kaydettirerek devlete intikal ettirirdim. Yıllarca üst yöneticilik, müsteşarlık, bakanlık yaptım; hâlen evimde bu dönemlere ait -bronz plaketler dışındatek bir hatıra eşya göremezsiniz.
Benim anladığım mânâda siyasete 'Zengin girilir, fakir çıkılır'. Biz enayiler, devlet hizmetini ve siyaseti böyle anlıyoruz. Siyasî hayatımda önüme çıkan yüzlerce fırsatı teperek mal mülk edinmedim. Bilâkis, ANAP'taki Genel Başkanlık mücadelesinde, Bond çantalarda getirilen paraları reddederek, eşimin SSK kredisiyle aldığı Oran'daki daireyi; YDP'nin kuruluşunda da babamdan kalan Malatya'daki ev ile dedemden kalan Gaziantep'teki evin bana düşen hisselerini harcadım.
Bu arada, eşimin uzmanlığıyla ve alınteriyle hak ettiği 'Vakıflar Genel Müdürü' olarak tayin kararnamesini, nasıl engellediğimi de unutmayayım.
Sadece bununla kalsa neyse... ANAP döneminde, şiddetle muhalefetime rağmen çıkarılan 'kıyak emekliliği' reddedip tek maaşa devam ettim. Bu haksız uygulama hâlen devam ediyor. Başbakanlık Müsteşarı'yken, milletvekili maaşlarının buna göre ayarlanmasını gerekçe göstererek kendim için sözleşme yapmadım ve üç yıl müddetle emrimdeki daire başkanlarından bile daha az maaş aldım.
Meğer ben ne enayiymişim!...
***
Şimdi 70'ine merdiven dayadım. Hâlâ kirada oturuyorum. Kendime ait tek mülküm kitaplarım... Yani, sizin anlayacağınız, gerçek anlamda 'Dikili ağacım dahi yok'. Hizmet hayatım boyunca, muhatabımın bıyık altından gülerek dinlediği, 'Bu fukara millete ben bu masrafı hiç yaptırır mıyım?' lâfım vardı.
Sevgili okuyucularım, bu yazdıklarımı okuyup da sakın bütün bunlardan pişmanlık duyduğumu sanmayınız. Enayilik öylesine içime işlemiş ki geriye dönmek mümkün olabilse gene aynısını yapardım.
Beni bütün 'enayiliğime' rağmen kimseye muhtaç etmeyen Yüce Allahıma hamd ediyorum."
Kasap önce deriyi,
sonra eti soyuyor
Hırsız ya pantolonu,
ya ceketi soyuyor.
İri iri adamlar çıktılar yukarıya
Her biri bir taraftan
memleketi soyuyor.
Abdurrahim Karakoç
🔴 Filistin’i ziyaret eden bir içerik üreticisi:
Ülkeye girişimde Tel Aviv’de pasaport kontrolünde sorguya çekildim.
Bana “Ne tür bir Müslümansın” diye sordular. Sünniyim dedim.
“Hadislere uyuyor musun, artık uymayan çok kişi var” dediler.
Sonra dedi ki: 5 vakit namaz kılanlar aşırılardır. Kur’an’da 5 vakit namaz geçmez.
İsrail askerleri bana hadis inkarcılarının sözlerini söylüyorlardı.
Eğer doğruysa 25 Ekim 2025”te Nostradamus gibi anlatmış adam. Bu adamın anlattım dediği tarih doğruysa ilgili resmi kurumlar en hafif tabirle büyük bir ihmal işleyerek yüzbinlerce insanın borsada milyarlarca dolar zarar etmesini görememişler demektir.Çok vahim bir durum…
Borsadan anlamayız, ama soygun nedir kendini gösterir. Allah çalanların belasını versin, yolları açanların, müsaade edenlerin, görmezden gelenlerin garip gurabanın hakkını yiyenlerin de.
Fatma Betül Sayan ve eşi İlyas Kaya’yla ilgili iddia:
Fona toplam 163 milyon 46 bin lira yatırıp 5 ay sonra 2.17 milyar lira çektikleri yönünde iddialar var.
İddialar doğruysa derhal istifa edin ve çekilen parayı derhal devlete teslim edin !
Türkiye’de yaşayan bizleri Yaratan Allah’ı unutmuş, ülkemizi hâşâ Allah’tan bağımsız, özerk bir bölge sanmış olabilir. Ülkece birlik beraberliğe en fazla ihtiyacımız olan bu dönemde, yönetimsel ve işleyişsel anlayışsızlıkların minimalize edilmesi elzemdir.
@TC_icisleri@EmniyetGM
28 Şubat kafasını hortlatmak isteyenlere müsaade etmeyeceğiz!
Sakarya D-100 karayolunda ilerleyen bir araçın arkasında yazan kelime-i tevhid yazısından rahatsız olan ışıklı polisler, bu yazıyı suç kabul edip "burası Arabistan mı?" diyerek araca ceza kesti.
Bu liyakatsız polisler hesap verene kadar konunun takipçisi olacağız!
Burası müslüman Türkiye, buna alışacaksınız!!!
Şiddetli diş ağrısı çeken bir vatandaş, devlet hastanesinde tedavi olamamaya isyan etti:
“Dişim ağrıdan duramayacak hale gelince devletin ağız ve diş sağlığı merkezine gittim.
Röntgen çekildi, ‘Bu dişe kanal tedavisi lazım’ dediler. Tamam, yapalım dedim. ‘Burada bugün yapamayız, endodontiden randevu almanız gerekiyor’ dediler.
MHRS’ye giriyorum randevu yok. Birkaç hafta sonrasını bekleyecek halim de yok; gece ağrıdan uyuyamıyorum.
Mecburen özel dişçiye gittim. Adam aynı gün kanal tedavisini yaptı, dolgusunu kapattı. 6.500 TL ödeyip çıktım.
Şimdi benim anlamadığım şu:
Ben yıllardır SGK primi ödüyorum. Devletin koskoca diş hastanesine gidiyorum, doktor var, cihaz var ama tedavimi yaptıramıyorum. Sonra mecburen özelde binlerce lira ödüyorum.
Parası olmayan ne yapacak? Ağrıya mı dayanacak, dişini mi çektirecek?
Madem kanal tedavisi için sonunda özele gideceğiz, devlet diş hastanesinde bu bölümler neden var?”
This image that is circulating now on social media shows what childhood is like in Palestine. A child returning from school, hiding in fear when he sees an Israeli military car. Palestinian children deserve better than this. We’re tired of living in fear. We’re tired of fearing for our children every time they go back home from school. When will this end?
Başörtüsü ve tesettür Allah’ın emridir ve Müslüman olmanın bir sembolüdür. Alın laikliğinizi, gavurluğunuzu başınıza çalın! Rus musunuz! Onlar bile engellemiyor başörtüsünü bildiğim kadarıyla! Kimin evladısınız siz! Müslüman evladı olamazsınız!
Halis Bayuncuk:
Bir insan bir başkasına yüz tl yollasa MASAK bunu takip ediyor, taraflardan biri daha önce soruşturma geçirmişse terörün finansmanından işlem yapılıyor, siz derdinizi/ticaretinizi anlatana kadar aylarca tutuklu kalıyor, yıllarca dava ile uğraşıyorsunuz.
İnsanlara yardım eden yardım kuruluşları her yıl denetleniyor, en basit ihmaller dahi para veya kapatma cezasıyla sonuçlanıyor.
Beri tarafta milyarlarca dolar borsada iç edilirken MASAK ortada yok, savcılık ortada yok... Bağdat harap olduktan, çuval mızrağa sığmadıktan sonra olay gündeme gelmiş. Bu yanlışlıkta bir iş var.
1821'deki Yunan isyanında Mora’da büyük bir Türk soykırımı yapılıp, onbinlerce Türk, kadın ve çocuk ayırt edilmeden acımasızca katledildi. Mora'da soykırıma uğrayan Mora Türkleri'ni rahmetle anıyorum.
Bu katliamlar 1821'den 1974'e kadar farklı coğrafyalarda devam etmiştir. Yunanistan’ın tarih boyunca katlettiği Türkler ve akraba topluluklar için ülkemizin en fazla ziyaret edilen yerlerine (Sultanahmet, Ankara, Antalya, İzmir, Konya...) vakit kaybetmeden Yunan katliam ve mezalim anıtları dikmeliyiz. Mora Türkleri Katliamı, Teselya Türkleri Katliamı, Adalar Denizi (Ege) Türkleri Katliamı, Girit Türkleri Katliamı, Balkan Savaşları Katliamı, Batı Trakya Türkleri Katliamı, Trakya İşgali Katliamı, Anadolu İşgali Katliamı anıtlarının önemli sanatkârlarımıza yaptırılıp, bir an önce dikilmesi katledilen onbinlerce masum Müslüman'ın anısını yaşatacaktır.
https://t.co/cWJn1R15uL