Çocuklarına "kıyamayan" ama aslında onların geleceğini kendi elleriyle mahveden dev bir ebeveyn kitlesi var.
Çantasını annenin taşıdığı, ödevini babanın yaptığı, yatağını başkasının topladığı bir çocuktan ileride güçlü bir "şahsiyet" bekliyoruz. İşin aslı şu; kendi yükünü taşımayan çocuk, yarın öbür gün hayatın o ağır yükü altında saniyeler içinde ezilecek.
Geçenlerde İlber Ortaylı'nın bir tespiti önüme düştü, aslında tam da bu konunun temelini özetliyor: Evde kendi tabağını bile kaldırmayan, sofraya yardım etmeyen çocuk ileride topluma karşı nasıl bir sorumluluk hissetsin? Çocukların en başta, kendi evlerinde "hizmet etmeyi" öğrenmesi gerekiyor.
İş o boyuta geldi ki, okul kapısında elinde beslenme çantasıyla nöbet tutan veliler var ve bu durum memleketin geleceğine vurulan en büyük darbelerden biri. Bırakın o çocuk acıksın, bırakın kendi kendine bir çözüm arasın. Bugün acıktığında çözüm üretemeyen, hazıra alışmış bir çocuk, yarın gerçek bir kriz anında nasıl sorumluluk alacak veya bir haksızlığa karşı nasıl dimdik durabilecek?
Çocuklarımıza evde sürekli hizmet ettikçe onları daha çok sevdiğimizi sanıyoruz ama çok büyük bir yanılgı içindeyiz; onları hayata karşı tamamen silahsız bırakıyoruz. Biz yanlarında olmadığımızda bir bardak suyu bile başkasından doldurmasını bekleyen devasa "yetişkin bebekler" yetiştiriyoruz. Hayatında hiç terlememiş, yorulmamış, en ufak bir zorluk görmemiş bir insan ne başarının tadını bilebilir ne de bir başkasının emeğine zerre saygı duyar.
Karakter, yani şahsiyet dediğimiz şey, tıpkı insan sorumluluk aldıkça kalınlaşan bir deri gibidir. Çocuğun önüne çıkan her taşı siz temizler ve her sorumluluğu onun elinden alırsanız, onu kağıt helva gibi inanılmaz kırılgan yaparsınız. Ve hayatın o gerçek rüzgarı ilk estiğinde, maalesef dağılıp giderler.
Lafın kısası; evde bir prens veya prenses yetiştirmeyin. Bırakın düştüklerinde kendi başlarına kalkmayı, kendi hayatlarının yükünü sırtlamayı öğrensinler.
Prof. Dr. Acar Baltaş'tan anne ve babalara altın değerinde uyarılar:
🔷 Anne babalara söyleyeceğim bir tek şey var; çocuklarınızın yapabileceği hiçbir şeyi siz yapmayın.
🔷 Çocukluk, kişinin ihtiyaçlarının annesi ve babası tarafından karşılanamayacağını anladığı zaman biter.
🔷 Eğer bu süreç tamamlanmaz ve çocukluk bitmezse, çocuk hayatındaki tüm başarısızlıklardan annesini ve babasını sorumlu tutar.
🔷 Yetişkinlik ise tam olarak yaşadığı hayat sebebiyle annesini ve babasını sorumlu tutmamaya başladığı zaman başlar.
🔷 Eğer siz bu birinci adımı atmaz ve çocuğun ihtiyaçlarını hep karşılamaya devam ederseniz, emin olabilirsiniz ki ileride memnun olmadıkları hayattan sizi sorumlu tutacaklar.
🔷 O gün geldiğinde anne ve baba da çaresizce "Ben daha ne yapayım, ne yapsaydım?" diyecek.
🔷 Bize hep "Daha ne yapayım ben bu çocuğa?" diyorsunuz ya; yapmayın, onun yapabileceği hiçbir şeyi siz yapmayın.
🔵 Sanayide çalışan bir genç, eğitim hayatı kötü geçen öğrencilere motivasyon konuşması yaptı:
▪️"Karnen çok mu kötü? Sınavların berbat mı geçiyor? Üzülme. Hayallerine giden yol buradan geçiyor."
▪️"Alanında uzman eğitmenler... Teknik yerine pratikle öğrenme eğitim biçimi."
▪️"Öğretmenlerin sana inanmıyor mu? Üzülme; biz sana inanıyoruz. Bırak arkadaşların mezuna kalsın. Sen bizimle kal."
▪️"Bir seneye araba, 5 seneye yat. Üstelik bunlar için ücret ödemiyorsun. Üstüne ücret alıyorsun."
▪️"Olma enayi bekliyor seni sanayi."
🎥(eyup.yahya.bey)
"İyi de bu dersler gerçek hayatta ne işimize yarayacak?" diyorduk ya küçükken...
İşte cevabı:
İyi matematik bilmezseniz çok kolay kandırılır, emeğinizin karşılığını alamazsınız.
İyi edebiyat bilmezseniz size nasıl algı oluşturulduğunu, nasıl yönlendirildiğinizi fark edemezsiniz.
İyi coğrafya bilmezseniz bereketin içinde yoksulluk çekebilirsiniz.
İyi tarih bilmezseniz geleceğinizi sağlam temeller üzerine kuramazsınız.
İyi bir yabancı dil bilmezseniz dünyayla güçlü ve stratejik ilişkiler geliştiremezsiniz.
İyi fen bilimleri bilmezseniz sağlığınızla nasıl oynandığını anlayamazsınız.
İyi sosyal bilgiler bilmezseniz kültürünüzü koruyamaz, ona sahip çıkamazsınız.
İyi sanat bilmezseniz ruhunuzu ve vicdanınızı besleyemezsiniz.
İyi ahlakı bilmezseniz hangi konumda olursanız olun adaletsiz olabilirsiniz.
İyi bir inanç eğitimi almazsanız Allah'tan başka varlıkları hayatınızın merkezine koyabilirsiniz.
Akıllı bir toplum yetiştirmenin en temel şartlarından biri, insanlara aldıkları eğitimin nerede ve ne işe yaradığını göstermektir. Bir toplum, aldığı eğitimin hayatındaki karşılığını kavradığında artık onu kandırmak çok daha zor olur.
Buna karşılık, aldıkları eğitimin neden gerekli olduğunu öğrenemeyen; ezberci ve kuralcı anlayışın hâkim olduğu toplumlar, sorgulamayan bireyler yetiştirir. Sorgulamayan bireyler ise kolay yönlendirilir.
Köleleşen insan kimdir?
Bütün vaktini, bütün hayatını ve bütün sağlığını yalnızca belli bir ücret karşılığında başkaları için harcayan insandır.
Bir de bunun ötesi vardır: Ruhunu da harcayanlar...
Dr. Hakan Bolat
Yönetim Bilimci
Bir hikmet sahibine sordular:
“İnsanların özü nasıl anlaşılır?”
Şöyle dedi:
👨 Erkek,
eşinin hastalığında belli olur.
👰 Kadın,
kocasının fakirliğinde belli olur.
🤝 Dost,
sıkıntı anında belli olur.
👨👩👧 Evlat,
anne-baba yaşlandığında belli olur.
💰 Kardeş,
miras paylaşımında belli olur.
🌍 Akraba,
gurbet zamanında belli olur.
❤️ Gerçek sevgi,
menfaat bitince belli olur.
✨ İnsan,
zor zamanda gerçek yüzünü gösterir.
🤲 Mümin ise;
bela ve imtihan anında belli olur.
İbn Haldûn bir toplumun çöküş alametlerini 10 maddede şöyle özetlemiş:
1-Tüketim çılgınlığı.
2-Üretimin zayıflaması.
3-Dayanışmanın yok olması.
4-Vergilerin artması.
5-Liyakatin dikkate alınmaması.
6-Adaletsizliğin yaygınlaşması.
7-Umutların kırılması.
8-Göçün hızlanması.
9-İblisane bir gurur ve kibir.
10-Gösteriş, riyakârlık ve dalkavukluk
Bir insanı tüketmenin en hızlı yollarından biri onu sürekli düzeltmektir.
Bazen bunu "yardım etmek" sanırız ama aslında bu çoğu zaman gizli bir eleştiridir. 👇
BUNU ÇOCUKLARINIZA DA OKUTUN
Sınavlarda başarılı olan öğrenciler, zeki oldukları için değil, düzenli çalıştıkları için kazanıyorlar. İnan bana, bu öğrenciler de her zaman isteyerek dersin başına oturmuyorlar. Onlar da bazen sıkılıyor, yoruluyor ama çalışmak zorunda olduklarını bildikleri için devam ediyorlar.
Ders çalışmak her zaman keyifli olmaz; çünkü bu bir istek değil, bir sorumuluktur. İlham gelmesini bekleme otur masanın başına, kitabını aç ve başla. İlk 20 dakika zor gelebilir ama sonra akıp gider.