İsterim ki eğitimle uzaktan yakından ilgisi olan herkes Alfie Kohn’un “Ezber Bozan” “Ev Ödevi: Bir Öğretim Efsanesi” eserini okusun. Kitabın özeti şu: “Ödevin amacı öğrenmek değildir, öğrenmekten gerçekten zevk almak hiç değildir. Ödev yalnızca bitirilecek bir şeydir.” Ödevin öğrencinin gelişimine akademik anlamda bir katkısı bulunmuyor. Yapılan bilimsel araştırmalar ödevin akademik başarıya katkısının en fazla %4 olduğunu ortaya koyuyor. Ödevin başarı üzerinde anlamlı hiçbir etkisi de tespit edilmiyor. Öte yandan ödevin sosyal gelişime (öz disiplin, sorumluluk, inisiyatif alma, bağımsızlık duygusu vb.) katkısı da bulunmuyor. Okulların Öğretmenler Odasına şu cümle büyük harflerle yazılmalı: “Hangi miktarda olursa olsun ödevin ilkokul çocuklarında akademik performansı artırdığına dair kanıt yoktur.” Şu bir gerçek ki ödev; hiç kuşkusuz, çocuklarla meşgul olan herkese sorun oluşturuyor ve çocuğumuzu da hüsrana uğratıyor, kafa karışıklığına sürüklüyor hatta aile içi çatışmaları körüklüyor, tarafları öfkelendiriyor. Ödev aslında öğretmenin ve okulun evden yardım istemesidir. Veliye bir öğretmen rolü yüklemektir. Eve gelen öğrenciye anne-babanın ilk sorusu “Günün nasıl geçti?” değil de “Ödevin var mı?” ise durup düşünmek gerek. Üstelik ödül/ceza “ödev” üzerine bina ediliyor: TV seyretme, oyun oynama, dışarı çıkma vb. Hepsi… Büyük bir yanılgı olarak veli öğrencinin ödevle meşgul olmasını istiyor. Üstelik öğrencinin ödev başında geçirdiği süreyle kaygı, depresyon, öfke ve diğer ruh hâli bozuklukları arasında doğrudan bir ilişki var. Ödev yapılan binlerce evde neşesi kaçmış, öğrenme motivasyonlarını kaybetmiş çocuklar var. Ödev nedeniyle çocuklar çocukluğunu kaçırıyor. Yapılan anketler, velisi ile ödev yapan öğrencilerin gerildiğini ortaya koyuyor. Ne kadar ödev verirsek öğrencinin kendisine, ailesine, zevklerine, ilgilerine, meraklarına ayırdığı süre o kadar azalıyor. En büyük yanılgı ise şurada başlıyor: Veliler en çok ödev veren öğretmeni en iyi öğretmen sanıyor. Ödev vermemek bir anlamda öğretmenin kendisine meydan okuması ve her öğretmen kendisine meydan okumalı.
Bu gençler onca sınavdan geçtiler, eğitim fakültesini bitirdiler, KPSS'yi geçtiler; çok çalıştılar, çok yoruldular, çevreleri, aileleri onları artık sınıfta görmek istiyor. Anadolu'nun her köşesinde Ayşe'ler, Fatma'lar, Ali'ler, Mehmet'ler onların yolunu gözlüyorlar. Kalplerine dokunacak bu öğretmenleri bekliyorlar. Haydi gelin, adaletin sağlanmasının çok zor olacağı mülakattan vazgeçelim; umudu yeniden yeşertelim; Cumhuriyetin ikinci 100 yılında dönüşümü eğitimle, 100.000 atama ile başlatalım. Bu zor değil. İnanın zor değil. @RTErdogan@Yusuf__Tekin #UlustaMülakatsız100BinAtama
Fark ettiniz mi? Ailesi tarafından rahat bırakılan çocuklar daha sorumluluk sahibi, doğruyu yanlışı bilen, kötülüklerden uzak duran, geleceğe odaklı birey oluyorlar. Lakin ailesi baskıcı olan çocuklar, hangi konuda kısıtlandılarsa o konuya daha yakın oluyorlar ve ilk özgür oldukları an onu deniyorlar.
Eğer ''sigara içersen seni öldürürüm!'' diyen bir aileyseniz çocuğunuz sigara içecektir. Sigara kötüdür demek aptallıktır. Çünkü çocuğunuz sigaranın kötü olduğunu sizden daha iyi biliyor. Baskılanan şeyi yapacaktır.
İnsanın doğasında var bu. Unutmayın! Bir meyve adem ile Havva'ya yasaklandı. Adem ile Havva'nın o meyveyi yemesi ise uzun sürmedi.