The genocide of Jewish people called “holocaust”
The genocide of the Irish people called “famine”
The genocide of Native Americans called “discovery”
The genocide of Africans called “colonization”
The genocide of Palestinian called “self-defense”
The genocide of Lebanese called “security threat”
Language matters. A genocide is unjustifiable wherever happens. Never again
Kitaplığı düzenlerken babamın 2007 yılında hemşerimiz bir ünlüye yazdığı bi mektubu buldum.
"Çocuğuma burs" şeklinde, uzun bi mektup. Kim bilir kaç yere yazmıştır o dönem. Hiç kimseden de bir gram yardım görmedi, tek başına okuttu. Aslan babam benim. Akşam bir kebap göndereyim.
@NSoytemiz@batstoke@ulasugras@arsIIan Kapasitenin yetmeyeceğini yerlede gelip bana laf sokmaya çalışma o lafı sana kapak yaparım bu beş. Ben kimseyi düşman etmeye çalışmıyorum bu altı. O yaylalar Trabzon yaylalarıdır bu yedi senin neyi kabul edip etmeyeceğin umrumda değil bu sekiz. Şimdi kaybol sayfamdan bu dokuz.
@NSoytemiz@batstoke@ulasugras@arsIIan Yaylalar konusunda senden akıl almam bu bir. Ben kimseye hakaret etmedim bu iki.twitinden Trabzonlulara karaktersiz diyerek hakaret etmişsin bu üç. Evlilik ilişkisi kız alıp vermek değildir çünkü kadınlar mal değildir bu dört.
@batstoke@ulasugras@arsIIan Gümüşhane gitsin tünelin öbür tarafındaki çorak arazisine sahip çıksın, bunun gibi Torullularda kendini Karadenizli saymasın. Sınırın nerden çizildiği çokta tın. Tünelin bu tarafı Karadenizdir diğer tarafı da Doğu Anadolu.
@ssporttr Aksan yapmak için girdiği hallere bak ya. Yemin ederim basketboldan nefret ettirir bu kadın. Sizin başka muhabiriniz yok mu??? Biz niye sürekli aynı kişiyi görüyoruz.
🎙️ Selcan Çağlar:
Şimdi bu ekranda gördüğünüz kızlar... Kolaymış gibi duruyor ama arkasında o kadar uzun yıllar, o kadar uzun emekler... Tamam hepsi yetenekli ama yetenek tek başına bu seviyelere çıkarmıyor insanı.
Bugünlere gelmek çok güzel. Çünkü ben bir olay hatırlıyorum: Adapazarı'nda Türkiye Şampiyonası oynuyoruz. Salon küçük, çok büyük sayılmaz ama herhalde bir 5-6 bin kişi var ve tepedeki bu kirişlerden filan insanlar sarkıyor artık, o kadar dolmuş.
Fakat tabii gelenler daha çok erkekti ve bize ulaşamadıkları için mi acaba veya başka bir şey için mi, böyle hazırlıklı gelmişler; lastiklere U çivi takıp hedef alıp servis alanına geldiğimizde, onlara yaklaştığımızda bizi o çivilerden atıyorlardı.
Ve bir tane bir arkadaşımızın bacağına denk geldi. Böyle bir fotoğrafı var, buradan aşağı kan süzülüyor. Yani niye yaptılar bilmiyorum, onun artık sosyolojik şeyini, psikolojik şeyini bilemiyorum. Fakat o günlerden bugünlere gelindi ve bu aşama 50 yıl içerisinde oldu.
Biz fark etmeden kadın voleybolcular olarak kadınların da spor yapabileceğini ve başarılı sporcular olarak toplumda saygın bir yer edinebileceğini örnek olarak ortaya koymuş olduk. Ve ben her zaman söylüyorum -bir araba reklamı aslında bu- yola çıktığımızda yol yoktu. Yani biz hakikaten bir yola çıktık; milli takımımız yok, salonumuz doğru dürüst değil Eczacıbaşı bu işin içine girene kadar... Fakat bir başladık, hakikaten çok yol aldık.
Ve takım sporunda başarılı olmak için bir altyapı gerekiyor, aynı şekilde bir nesil bulmak gerekiyor, sistematik çalışma gerekiyor. Yani bireysel spor gibi değil, takım sporlarının bu başarıyı elde etmesi için müthiş bir çaba ve sistem gerekiyor. 1966 yılında Eczacıbaşı bunu kurdu, 1980'de Avrupa ikincisi oldu. Yani 14 yıl sonra... Buna dayanabilmek, buna yatırım yapabilmek, bu sporcuları bir araya getirmek, o getirdiği sporcuları aynı kafa yapısında Avrupa seviyesine çıkarabilmek hakikaten bir beceri gerektiriyor, bir yönetim gerektiriyor.
2000'li yıllardan itibaren her gelen federasyon üstüne ekleyerek bu başarıyı daha da taçlandırdı. U18, U23, değişik genç ve yıldız takımlarımız her sene dünya şampiyonu oldular, Avrupa şampiyonasında yer aldılar ve Türkiye Milli Takımı yavaş yavaş dünya sıralamasında yukarı çıkmaya başladı. Ve nihayet 2011 yılında olimpiyat elemelerini geçerek, çok güçlü bir gruptan çıkarak 2012 Londra Olimpiyatları'nda yer aldık. Olimpiyatlara gitmek gibi bir şey ancak hayaldi bizler için, televizyondan seyrederiz ama olimpiyata gitmek bir rüya gibi bir şey. Yani olacak bir şey değil. Bu bizim için çok büyük bir başarıydı. İlk kez hem basketbol milli takımımız hem kadın voleybol milli takımımız olimpiyatlara gitti ve ilk kez o yıl olimpiyatlarda Türkiye'nin kadın sporcu sayısı erkek sporcu sayısından fazlaydı.
Burada en önemli şey bence liglerde yer alan takımların en fazla üç yabancı oyuncuyu sahaya sürebilmesidir. Yani yarı yarıyadır kontenjan. Bunun bu şekilde tutulması Türk Milli Takımının güçlenmesindeki en büyük rollerden birini oynamıştır. Bunu maalesef basketbol ve futbolda görmüyoruz, dolayısıyla milli takımlara bu başarılar yansıyamıyor. Umarım ki Voleybol Federasyonu bu prensibinde devam eder ve bu sayede hem Türkiye'ye gelen çok kaliteli oyuncularla ligin oynanması hem de bizim kızlarımızın dengeli bir şekilde takımda yer alması bizim milli takımımızın bu başarısını getirdi.
📺📏 Oksijen TV
2 yıl önce bugün, 8 Eylül 2024 tarihinde eski basketbolcumuz İlkan Karaman sarhoş bir sürücünün kendisine çarpması sonucu vefat etti. Henüz 34 yaşındaydı. İyi bir Fenerbahçeli'ydi ve transfer sürecinde bunu göstermişti. Vefat yıldönümü münasebetiyle kendisine yeniden rahmet diliyorum.