David Hume, hiç unutmuyorum “insan doğası üzerine bir inceleme” eserinde uzam ve zamanı açıklarken uzamı her bir birimin ardışık bir şekilde katedilmesi sırasında zamanın ona eşlik etmesi yani onunla paralel olarak algılanması demişti. Biz bugün pek çok şeyi boşa konuşuyoruz. Söylenecek her şey söylendi. Bulunan her şey bulundu ve tespit edilen her şey edildi yalnızca yeni “teyit ediliyor”
Vedat Milor'un "Devleti Geri Getirmek" kitabını okurken bir kenara şu notu almışım: TR'deki büyük sermaye gruplarının ülke kalkınmasına katkıları Ali Koç başkanlığının FB'nin sportif başarılarına sağladığı katkıdan fazla değildir!
Hayatımdaki işleyişi artık sıralı yaşamıyorum. Çünkü hayatın lineer değil döngüsel olduğunu anladım. Bu yüzden artık hayat doğrusallığın gerektirdiği sıralı değil; döngüselliğin gerektirdiği aynı andalıktır.
Esg- (Behice Boran gibi) Lafının değerini 30 sene sonra anlayacağımız, bugün çok doktriner, dogmatik bulduğumuz biri var mı solda?
Gökhan Atılgan- Var. Metin Çulhaoğlu.
Esg efsane bir Omnibus bölümü çekmiş Behice Boran’la ilgili. Herkese tavsiye ederim.
AHMET MÜMTAZ TAYLAN: "20 YILDIR DÜZENLİ PSİKİYATRİ DESTEĞİ ALIYORUM"
♦️Kızılcık Şerbeti'nin Abdullah Ünal'ı Ahmet Mümtaz Taylan, Ceren Benderlioğlu'nun YouTube programı Dile Kolay'a konuk oldu.
♦️Zorlu yaşam dönemlerini ve depresyonla mücadelesini anlatan Taylan, yaşadıklarının örnek alınacak bir yöntem olmadığını vurguladı.
“Ne hoş güzelliği vardır,
hafif adımlarla dünyadan gülümseyerek geçenlerin” demiş Virginia Woolf. Her şeyle cenk etmeyi bırakmışlığın sessiz bilgeliği budur.
Kadıköy merkezden girip Suadiye’den çıktığın hatta bir delilik yaşanıyor. Koca semt sanki gizli bir tarikat toplantısında bir araya gelmiş de, "Arkadaşlar Kadıköy’ün acil, ama çok acil bir kahveciye daha ihtiyacı var, ben espresso makinesinin kolunu çekmezsem bu çark dönmez!" diye yemin etmiş.
Mahallede terzi vardı, pantolon paçası kısaltırdık. Gitti. Yerine ne geldi? kahveci. Ayakkabı tamircisi vardı, topuk çakardık. O da gitti. Yerine ne geldi? kahveci!
Kardeşim ben paçamı kahveye mi batırayım? Ayakkabımın topuğuna filtre kahve mi süreyim? Caddebostan'dan Suadiye'ye yürü, attığın her adımda bir barista sana latte art yapıyor. Kalp çiziyor köpüğe. Kalbime çiz onu, kira 80 bin TL!
Bir de dönerciler türedi. 100 gram döner 600 lira. Adam danayı kesmiş, şişe dizmiş, karşıma geçmiş gram hesabı yapıyor kuyumcu gibi. "Kaç gram olsun abi?" Kaç gram olsun ne demek, sarrafa mı geldim ben? Bir de işin komiği, Tatar Salim'de porselen tabakta yediğinle köşedeki Barış Büfe'de ayakta, kola kutusunu koyacak yer bulamadan yediğin tombik aynı para!
Dondurmacıları hiç sorma. Pardon, dondurmacı değil, Gelato. Çünkü dondurma dersen 50 lira, gelato dersen 250 lira oluyor, sistem bu. Dükkan limon sarısı, tabela el yazısı, isim İtalyanca, bir top 200 lira. Bir top, tek top!
O sırada Değirmendere'de Öz Serbesler amca üç topu 100 liraya veriyor, süt kokuyor ama olmaz, biz gidip limon yeşili dükkanda "fıstıklı gelato" yiyeceğiz, çünkü Instagram'a Öz Serbesler koyunca olmuyor :)
Yeter valla yeter. Bir tane de nalbur açın, bir tane. Vida lazım bana, vida.
Emrah Safa Gürkan’ın akademik kariyerini sonlandırıp kendi kanalını kurması Türkiye’nin şansıdır. Bize her yer üniversite diyenler için üniversiter ortamın bir ahbap çavuş çiftliğine döndüğü bu ortamda bir vaha yarattı.
Yolu açık olsun