Bir gece de alınan kararla #istanbulsozlesmesi nden çıkılmasını protesto etmek
amacıyla Ankara/Kızılay'da toplandık.
Sonuç alınmayacaktır,
yine de
ses çıkarmak,
itiraz etmek,
bize sunulan herşeyi kabullenmemek adına meydanlardaydık.
#istanbulsozlesmesiyasatir
Duygu Bölükbaş, 03.11.2022 tarihinde İzmir’de yaşadığı evinde ölü olarak bulundu. Birlikte olduğu ve olay anında evde olan erkek, Duygu’nun kendini astığı yönünde ifade verse de çelişkili ifadelerinin ardından tutuklandı.
Bilirkişi ve keşif raporları sonucu Duygu’nun vücudunda darp ve kesi izleri olduğu, Duygu’nun üzerinde bulunan tişörtte birlikte olduğu erkeğin kan örneğinin bulunduğu, Duygu’nun tırnaklarında ve ası aracı olarak iddia edilen çarşafta yine birlikte olduğu erkeğin DNA' sının bulunduğunu, daha öncesinde sürekli olarak şiddet gördüğünün kanıtlandığı, Duygu’nun kendini asamayacağı ve ölümünün ası ile gerçekleşemeyeceği ortaya konmasına rağmen failin önce tutukluluğunun kaldırılmasına sonrasında ise beraatine karar verildi.
Verilen karara Duygu’nun ailesi ve savcılık tarafından itiraz edildi ve dosya kapsamında İzmir Bölge Adliye Mahkemesinin vereceği karar bekleniyor.
Adalet sağlanana dek davanın takipçisi olacağız.
Siyasal iktidarın herkesi, bilimi, sanatı, siyaseti, sevgiyi kapatmak istediği Türkiye’de bir protesto biçimi olarak açılma kararı veren kadınlar iktidara “karışma, dur!” diyorlar, çok değerli şiddetsiz direnme biçimlerinden biri…
Ölüm orucunun 283.gününde olan ve her geçen gün ölüme yaklaşan müvekkilimiz Serkan Onur Yılmaz neden kuyu tipi hapishanelerin kapatılmasını istiyor, talepleri neler? Nedir bu kuyu tipi hapishaneler?
Yargıtay, cinsel ilişkiyi reddetmeyi haksız tahrik olarak kabul etti!
İzmir Bornova'da cinsel ilişkiyi reddeden Ceyda Yüksel'i katleden Serkan Dindar'a verilen 'elem ve öfke' indirimli ceza, Yargıtay tarafından onandı.
Gazeteci ve savaş muhabiri Janine di Giovanni:
-Eğer Ukrayna'da bir hastaneye füze düşerse Avrupa bunun bir savaş suçu olduğunu söylüyor.
-Ama eğer Gazze'ye çok sayıda füze düşüp 100 insan ölürse bu İsrail'in kendini savunma hakkı oluyor.
SÖMÜRÜYE, YASAKLARA SAVAŞA KARŞI BİRLEŞELİM!
İşçi sınıfının birlik, mücadele ve dayanışma günü 1 Mayıs’ta, emeğin en yüce değer olduğunu bir kez daha haykırıyoruz. Bugün, milyonlarca işçinin, emekçinin, gençlerin ve kadınların, bu sömürü düzenine karşı ayağa kalktığı gündür.
Bugün, savaş politikalarına, yoksulluğa, göçmen düşmanlığına, iş cinayetlerine, doğanın talanına ve tek adam rejiminin yarattığı karanlığa karşı hep birlikte “dur!” deme günüdür. Bu düzende emekçiler açlığa, gençler geleceksizliğe, kadınlar şiddete ve göçmenler hedef gösterilmeye mahkûm ediliyor. Çünkü bu düzen sömürüye, savaşa ve baskıya dayanıyor.
Ama biz biliyoruz ki tarih boyunca bu karanlığı dağıtan, meydanları dolduran, üretimi durdurarak hayatı durdurabilen tek güç vardır: O da işçi sınıfıdır!
Selam olsun bu 1 Mayıs’ı direnişle karşılayan Tüpraş işçilerine, Ravago işçilerine, Esenyurt Belediye işçilerine selam olsun.
Sendikal hakkı için direnen Erlau işçilerine, selam olsun günlerdir direnişi ilmek ilmek dokuyan Temel Conta işçilerine, bu 1 Mayıs’ı direniş alanına çeviren tüm işçilere, işçi sınıfına selam olsun!
Bugün buradan, ülkenin dört bir yanındaki tüm emekçilere sesleniyoruz: Sömürüye, savaşa ve yasaklara karşı eşit ve özgür bir dünya; işçi sınıfının ellerinde gelecektir!
Bu dünya kendiliğinden gelmeyecek; onu biz kuracağız. Grevlerle, direnişlerle, dayanışmayla…
Bu 1 Mayıs, sadece bir anma değil; mücadeleyi büyütmenin çağrısıdır.
Tek adam iktidarı gidecek, saray rejimi yıkılacak işçiler kazanacak halklar kazanacak!
Yaşasın 1 Mayıs!
Yaşasın işçilerin birliği, halkların eşitliğ!
BİREYSEL MANİFESTOMDUR!
Bundan sonra benim her kuruşum kıymetli...
Araba mı yıkatacağım; işletmedeki gazeteye, açık televizyon kanalına, genel tavıra bakacağım…
Nalbura mı işim düştü; inceleyeceğim…
Restorana, tatile mi gideceğim; kimmiş, ne paylaşmış bakacağım.
Konser mi? Sinema mı?
Değil şarkıcı, oyuncu, yapımcı kapıda bilet kesen kim; ona kadar araştıracağım…
Kitaplarımı artık nerelerden almayacağımı biliyorum…
Bu ötekileştirme mi?
Belki de…
İyi mi, hoş mu? Değil bence…
Berbat!
Ayrışma mı?
Bilemiyorum…
Öyleyse de ben başlatmadım…
Bugüne kadar da zerre böyle bakmadım.
“Yaşasın renklerin kardeşliği” modundaydım ama sen benim rengime hep kara çaldın, yok saydın.
Kardeş görmedin ki hiç!
Her yerde dışladın…
Yılbaşını oturup ailemle kutladım ona da karıştın ama yılbaşı malzemelerini de sen satıyormuşsun…
Satma o zaman!
En azından bana satma!
Müzik haram dersin, yabancı kafir, o eteğin boyu şöyle, böyle vs…
Ama o kafir dediğin, mini etekli sanatçıları da sen getiriyormuşsun...
Üstelik hain, düşman gördüğün bana da bileti saklanarak sen satıyormuşsun...
Alkollü turizm tesislerin, restoranların varmış sonra…
Alkol yasaktı, sakıncalıydı hani?
Bir kere samimi değilsin…
Çıkarın için her şekile girensin…
Niye geleyim ki sana?
Bu da benim tavrım...
Sessiz kalmayacağım.
Paramı da vicdanımla harcayacağım.
Suç mu? Ayıp mı?
Hem toprağımı zehirleyip hem de bana niye çiçek vermiyorsun diyemezsin…
#VicdanlaTüket
Aybüke Pusat'a destek olan Rumi dizisinin senaristi Ali Aydın, bu tepkisinden sonra dizisi yayından kaldırılınca TRT'nin başında olan Mehmet Zahid Sobacı'ya hayatının dersini vermiş. Korku duvarları aşıldı artık herkes konuşacak.