Türküm, doğruyum, çalışkanım.
İlkem; küçüklerimi korumak, büyüklerimi saymak, yurdumu, milletimi özümden çok sevmektir.
Ülküm; yükselmek, ileri gitmektir.
Ey büyük ATATÜRK!
Açtığın yolda gösterdiğin hedefe durmadan yürüyeceğime ant içerim.
Küçük hanımlar, Küçük beyler! Sizler hepiniz geleceğin bir gülü, yıldızı ve ikbal ışığısınız. Memleketi asıl ışığa boğacak olan sizsiniz. Kendinizin ne kadar önemli, değerli olduğunuzu düşünerek ona göre çalışınız. Sizlerden çok şey bekliyoruz. 🇹🇷
Çocuk bayramımız kutlu olsun 🇹🇷
ÖZÜR DİLİYORUM
Üç çocuğum var. Eşimle ben doktoruz. İkimiz de çalışıyoruz; didiniyoruz, eksiliyoruz, destek arıyoruz ve ancak öyle çocuklarımızı özel okulda okutabiliyoruz. Bunu bir ayrıcalık gibi taşıdığımı sanmayın. Tam tersine, bu memlekette eğitimde fırsat eşitliğinin nasıl çöktüğünü her gün içimde bir utanç ve acıyla yaşıyorum.
Mesele artık sadece eğitim de değil. Güvenlik duygusu da çöktü. İnsan, çocuğunu hangi okula verdiğini değil; o çocuğun nasıl bir ülkede büyümeye çalıştığını düşünmekten yoruluyor. Orta sınıfın, beyaz yakalının, yıllarca okuyup emek vermiş insanların geldiği yer burası: Daha iyi bir hayat kurmak değil, sadece evladını biraz daha az riskin içine bırakabilmek için çırpınmak.
Ben bu düzenin kazananı değilim. Ben de mağduruyum. Sadece çöküşün biraz daha geç vurduğu kesimlerden biriyim. Bu yüzden, benimle aynı şartlara sahip olmayan; çocuğunu devlet okuluna mecburen gönderen, servis parasını, beslenme çantasını, güvenliği, geleceği dert eden bütün vatandaşlarımdan içim ezilerek özür diliyorum. Aramızdaki fark bir başarı farkı değil; bu bozuk düzenin insanları eşitsizliğe zorlamasının sonucudur.
İnanın, bunun böyle olmaması gerektiğine bütün kalbimle inanıyorum. Bir çocuğun kaderi, anne babasının geliriyle; bir ailenin huzuru, cebindeki son parayla; bir toplumun geleceği, çaresizce yapılan bireysel kaçış planlarıyla belirlenmemeliydi.
Sağlıkta da tablo farklı değil. Orada da eşitlik masaldır artık. Parası, bağlantısı, erişimi olanla olmayan arasında bazen teşhis kadar, bazen tedavi kadar, bazen de hayat kadar fark var.
Bir ülke, kendi çocukları arasında bu kadar derin bir kader uçurumu oluşturuyorsa, orada sadece ekonomi değil vicdan da çökmüş demektir.