ÇÖKÜYORUZ!
Devlet müesseseleri toplumla birlikte tam bir çöküş yaşıyor. Bunun emarelerini yargıdan emniyete, bürokrasiden sokağa rahatlıkla görebilirsiniz.
Emniyet, Adalet, Bürokrasi ve Halk arasında neredeyse bir bağ kalmamak üzere.
Kimse kimsenin umurunda değil ve herkes kendi yetki ve imkânlarıyla kendini korumaya almaya çalışıyor.
Tam da burada tüm bir devlet ve toplumun atomizasyonu ortaya çıkıyor.
Parti fanatikleri ise başka bir alemde.
CHP-AKP kavgası İttihat ve İtilafçıların Osmanlı son dönemindeki kavgasını andırıyor.
Ne var ki bu kavganın Osmanlıyı selamete çıkardığını görmedik.
Türkiye çıkabilir mi?
Hak ve hürriyetler kişinin konumuna göre şekil değiştiriyor ve anayasa kişinin gücü ve makamına göre yorumlanıyor.
Bürokratik varlık kendine "DEVLET BENİM" diyerek otorite kurmaya çalıştıkça BATIYOR!
Valinin oğlunun haberi, Emniyet müdürünün oğlunun yaptığı, ziyaretçilerini mahrem görüntülerini arşivlerine belediye başkanının durumu vs.
Bu işin CHP'si AKP'si yok artık!
Hukuk, adalet, güvenlik raydan çıkmış.
Çeteler kol geziyor, özel adreslerimiz, kimlik bilgilerimiz ellerinde ve alenen tehdit ediliyoruz.
Ama öfke bu gerçeği dile getirene yöneliyor ve bunu söylemek "UMUTSUZLUK POMPALAMAK" olarak algılanıyor.
Yalanları çok sevdiğimiz buradan belli.
Ekonomi desen dökülüyor...
Gıda enflasyonunda birinciliğe oynuyoruz, kredi kartı sayısında birinciyiz. Kredi borcu, faiz borcu desen patlamış, zirveye oynuyor.
Yalnız tüm bunlar olurken birileri [AKP CHP demeden] "DEVLET EBED MÜDDET" anlayışıyla kendilerini çürütmeye devam ediyorlar.
"Orta Çağ İnsanları" kitabının yazarı Eileen Power, Roma çöküşüne Romalıların neden bu kadar kör olduklarını açıklarken şöyle bir tespitte bulunur:
"Romalılar barbar kralların İmparatordan aldıkları yetkiyle kendilerini yönettikleri kurgusuna inanıyorlardı.
Bütün bu insanlar kendilerini aynı yanılgıya avutuyorlardı ki o da "EBED MÜDDET ROMA!" inancıydı.
Ve bu itikatlerin en muhteşemi ve en talihsiziydi."
Romayı yıkan işte bu kibirdir, diyor Elieen Power.
Ne yalan söyleyeyim, bizde de emaresi aynen var bunun.
Bir atalar dini gibi hamaset...
AKP'si CHP'si yok bu işin.
Bugün X'te gördüm... Bir yabancı 4,5 yıl sonra artık Türkiye'de yaşanmayacağını anladığını, üzgün olduğunu, ülkenin bu kısacık sürede bile olumsuz yönde hem sosyolojik hem de ekonomik olarak çok değiştiğini yazmış.
Yazdıkları hepi topu bu kadar.
Bizim vatandaşlarımızın çok önemli bir kısmı Romayı da yıkan o zehirli gururlarıyla adama öyle bir küfretmişler ki, her türlü eleştiriyi ancak hakaret sandıklarını açıkça göstermişler.
Çok yazık...
Bu toplum çok büyük bir devinimle çöküyor dostlarım.
Doğru söyleyenleri iteleyerek çöküyor üstelik.
Boş bir kibirle!
Ece Üner'den müthiş ironi
23 Nisan'da çocuklar bakanların yerine geçmesin, bu kez bakanlar çocukların yerine geçsin
Mesela
Sanayi Bakanı, sanayide çalışsın,
Ticaret Bakanı, pazarda su satsın,
Sağlık Bakanı, bir gece parkta yatsın,
Aile Bakanı, 1 gece Çocuk Esirgemede kalsın
Kamu menfaatlerini savundum diye bana gereksiz yere dava açıp beni yıpratmaya çalışacağınıza işinizi yapacaktınız.
Benim gibi zamanında okulun en parlak öğrencisi olanları süründüren adalet sisteminiz, en adi şerefsizleri ödüllendiriyor.
Bu ülkenin başına daha çok gelecek var.
"Misafirliğe gelen 3 yaşında çocuk elindeki telefonu fırlattı ve televizyonumuz kırıldı.
Babası özür dilemek şöyle dursun bu kırdığı dördüncü telefon ikinci de televizyon diye pişkin pişkin güldü.
6 yaşındaki çocuk pazar tezgâhındaki dolmalık biberleri parmağıyla tek tek popit gibi deldi, pazarcı ardından ürünleri tek tek ayıklayıp kaldırmak zorunda kaldı ve annesi bir kere bile yapma demedi.
Evimize gelip tuvalete çocuğunun peşinden "özgüveni kırılır" diye gitmeyen anne sayesinde, çocuğun batırdığı banyoyu ben temizledim.
Elinde kıyır kıyır elmalı kurabiyeyle evin içinde dolaşan çocuk için "örtü sereyim de öyle yesin" dedim. Annesi "Oturup yemez ki" diyerek omuz silkti.
Komşu çocukları bahçe aydınlatmalarını kırıyor. Söyleyince, "Çocuğumdan daha kıymetli değil" karşılığını alıyorsun.
Sorun çocuklarda değil. Sorun, kitap okumayan, pedagojiden bihaber ama Instagram'da izlediği iki videoyla kendini "çocuk ruhundan anlayan ebeveyn" ilan eden yetişkinlerde.
Neymiş efendim, çocuk özgürmüş, keşfederken engellenmezmiş, hayır denmezmiş, yoksa özgüveni kırılırmış.
Peki hangi psikoloji, hangi din, hangi kültür, hangi örf bu vurdumduymazlığı meşrulaştırıyor?
Yeni bir akım ortaya çıkardılar: "sorunlu davranışları özgürlük sanan bir ebeveynlik"
Disipline "travma", sınır koymaya "baskı" adını verdiler bir de...
Çocuk merkezli olmak; her şeyi çocuğa bırakmak değil, onun iyiliği için sağlıklı sınırlar çizebilmektir.
Özgürlük; başkasının hakkını çiğnemek değil, saygı duyarak var olabilmektir.
Ebeveynlik; sadece sevmek değil, yön gösterebilmek ve sorumluluk vermektir.
Çocuklarımızı özgürleştiriyoruz sanırken, aslında onları ölçüsüzlüğe teslim ediyoruz.
Topluma, hayata, başkasının varlığına karşı duyarsız bireyler yetiştiriyoruz.
Ama unutmayın, çocuklar her zaman öğrenir. Ya sorumluluğu ya sorumsuzluğu...
Ve çoğu zaman derslerini öğretmenlerinden değil, ebeveynlerinden alırlar.
O yüzden mesele çocuk değil. Mesele aynaya bakmayı reddeden yetişkinlik."
Şeyma Çekici
"Herkes aynı tornadan çıkmalı" dayatmasıyla, kuzularla kurtları aynı yere kapatıyorsunuz.
Herkesin mutlaka lise ve üniversite okuması gerektiği ezberini defalarca eleştirdim ve sakıncalarından bahsettim. Sonuç ortada: Öğrencilerimize ve öğretmenlerimize yönelik saldırılar durmuyor.
Neden? Çünkü "kesintisiz eğitim" veya "okullaşma oranı" gibi süslü kavramların arkasına sığınarak, şiddet eğilimli ve eğitim almak istemeyen tipleri zorla okulda tutuyorsunuz. Caydırıcı uzaklaştırma cezalarını bile uygulamaktan acizsiniz.
Bu durum hem öğrencinin ve öğretmenin can güvenliğini tehlikeye atıyor hem de gerçekten eğitim görmek isteyen çocukların hakkını gasp ediyor.
Diğer yandan, sınıfta kalmayı budadığınız için temel yetkinliklerden uzak, cehalet içindeki kitleleri mezun edip üniversitelere dolduruyorsunuz. Bu sistem sadece "eğitimli cahil" popülasyonunu patlatıyor ve gerçekten hak eden liyakatli gençlerin işsiz kalmasına zemin hazırlıyor.
Ne diyelim... Türk milletine ve eğitim camiasına geçmiş olsun. Dilerim bu acı olaylar tekrar etmez...
🔴 Eskiden okullarda duvara asılı balta, kürek, kazma olurdu. Onları yerinden alıp bir öğretmene, hatta bi başkasına zarar vermek kimsenin aklına gelmezdi. Şimdi aynı şeyler yine duvarda olsa kim bilir her gün kaç ölü, kaç yaralı olurdu.
Bizim çocukluğumuz temiz ve masumdu.
Öğretmenlerimiz baş tacıydı.
Biz böyle güzel bir neslin çocuklarıydık…
TikTok YASAKLANMALI.
Mafya dizileri YASAKLANMALI.
Şiddet içerikli filmler YASAKLANMALI.
18 Yaş altına sosyal medya YASAKLANMALI.
Şiddet içerikli online oyunlar YASAKLANMALI.
Şiddet ve çarpık ilişkilerin reklamını yapan gündüz kuşağı programları YASAKLANMALI.
#kahramanmaraş
Eğitim kurumlarımızın güvenli, huzurlu ve çocuklarımızın geleceğe umutla hazırlandığı yerler olarak kalması en büyük temennimizdir.
Yaşanan bu olay hepimizi derinden etkilemiştir.
Tüm çocuklarımızın ve vatandaşlarımızın güvenliği için gerekli hassasiyetin gösterileceğine inanıyoruz.
Başımız sağ olsun.
Hak Birliği Hareketi Partisi
8 senedir enflasyonu tek haneli rakamlara indirmeye çalışıyor ama işte BLACKROCK gibi dış güçler izin vermiyordu. Şimdi onlar "iç güç" olunca....falan filan.
AK PARTİLİ İSLAMCI VAR
AK PARTİLİ MİLLİYETÇİ VAR.
AK PARTİLİ ATATÜRKÇÜ VAR.
Bunlar her yazdığıma laf yetiştirip;
"BÜYÜYORUZ, SINIRLARIMIZI GENİŞLETİYORUZ, ZENGİNLEŞİYORUZ"
Sloganı atıp TROLLÜK peşindeler.
Bunlar gerçekten ne istiyor hiç merak ettiniz mi?
Ya da kendileri ne istediklerini biliyorlar mı?
İDDİALARINA TEK TEK CEVAP VERELİM.
Birinci SLOGAN:
"Dubai olmak istiyoruz ve REİS SAYESİNDE Dubai'den de büyük ve zengin olacağız"
Bu kısmı AK PARTİ içerisindeki ATATÜRKÇÜLER, DERİN DEVLET ROLÜ KESENLER, İSLAMCILAR VE OSMANLICILAR BİRLİKTE SAVUNUYOR.
Dubai modeli şudur:
Küresel sermayeye tam açık kapı
Finans, ticaret, lojistik merkezi
Vergi avantajı + yatırımcı dostu sistem
Uluslararası hukuk ve para akışı
Ama gerçek şu:
Dubai, bağımsız gibi görünen ama küresel finans sistemine entegre bir merkezdir.
Yani:
Para nereden geliyorsa, yön de oradan gelir.
Yani DUBAİ OLMAYI İSTEMEK, bu sözde Milliyetçi, İslamcı, Atatürkçü AK partililere göre HEM TAM BAĞIMSIZ DIŞ POLİTİKA HEM MÜTHİŞ ZENGİNLİK demek.
VE BU KOCAMAN BİR YALAN.
Bence bunlar sadece ZENGİN olmak istiyor. PARA istiyor. Gerisi umurlarında değil.
Gerisini nasıl olsa içlerindeki SLOGAN AŞKI ve YERLİ VE MİLLİ vurgusu yapan diziler kapatıverir.
Mesela Gazze yanarken SELAHATTİN DİZİSİ çekersin olur biter.
Yandıktan sonra da, biz inşaa edeceğiz dersin.
Ama yanarken kılını kıpırdatamadığın gerçeğini KÜRESEL SİNENE SEVE SEVE ÇEKERSİN.
Sonra da kılıf ararsın.
Böylece hamasi olarak MİLLİ VE MANEVİ AÇLIĞINI doyurursun.
Zaten halkın istediği de bu.
BEDELSİZ BİR ZAFER ama aynı zamanda KAZANDIM ALGISI.
"Böylece yediğim paranın kaynağı VİCDANIMI RAHATSIZ ETMEZ."
"Çünkü YERLİ VE MİLLİ EDEBİYATLA bir güzel avunurum."
İkinci SLOGAN:
“Almanya gibi olacağız. Hatta onu aşacağız ve ekonomiye yön vereceğiz. Avrupa'nın finans, otomotiv, fabrika devi olacağız."
Bu kısmı genelde AK PARTİ içindeki ATATÜRKÇÜYÜZ, MİLLİCİYİZ diyenler, batı yanlısı grup hararetle savunur.
Almanya modeli:
Yüksek teknoloji + sanayi üretimi
İhracat odaklı ekonomi
Kurumsal hukuk, şeffaflık
Avrupa sistemine tam entegrasyon
Ama Almanya ne?
Avrupa Birliği üyesi
NATO içinde
Küresel ticaret sistemine bağlı
Yani:
Bağımsız değil, sistemin merkez oyuncularından biri.
Ama bunlara göre önce "GÜCÜ ELE ALANA KADAR...." diye bir giriş cümlesi tüm sorunu bertaraf ediyor.
Sığındıkları klişelerden biri bu.
Bugünkü Türkiye'nin medenlerinin yabancıya yok pahasına peşkeş çekilerek işletildiğine girmeyelim bile...Nerede kaldı YERLİ VE MİLLİ sanayii!
Ha bu arada, dünyanın en pahalı etini Yemen, en kirli ve zehirli gıdasına mahkum olman da umurlarında değil.
Onlara göre bunlar şimdilik katlanılması gereken sorunlar.
"Ama ileride bir gün..."
Dikkat edin bunların aldatma taktiğinde hep ileride belirsiz bir gün vaadi vardır.
"Günü gelecek zart olacak."
"Günü gelecek uçacağız". Vs.
Bunlar zamanında "2023" tarihini de vermişti ama son fiyaskodan sonra bu işleri 2071'e çektiler.
Bu taktiğe HAYAL SATMA TAKTİĞİ deniyor.
Problemleri çözmüyor ama YOKMUŞ gibi yapıyor.
Üçüncü SLOGAN:
"Japonya / Güney Kore olacağız!"
Bu model:
Teknoloji üretimi
İhracat
Disiplinli toplum
Devlet destekli sanayi
Ama kritik gerçek:
Japonya → Amerika Birleşik Devletleri ile askeri bağımlılık
Güney Kore → ABD güvenlik şemsiyesi altında
Yani:
Ekonomik güç var ama jeopolitik bağımsızlık sınırlı.
"Ha, ben bu olayım, Günü gelince.."
diyorsan, peki. Öyle olsun.
Bir de aynı anda “şeriat, faizsiz sistem, ümmet liderliği” isteyen ne istiyor?
Bu bambaşka bir model:
Küresel finans sistemine mesafe
Faizsiz ekonomi (mevcut sisteme alternatif)
Siyasi/ideolojik liderlik iddiası
Batıya karşı duruş
Ama burada sorun şu:
Bugünkü dünya sistemi, faiz + dolar + finans ağı üzerine kurulu.
Sen hem Küresel sisteme entegre olup, hem bunu isteyemezsin akıllı!
Sen bu sistemi reddedip aynı anda onun merkezinde yer alamazsın.
Bu isteklerin çoğu aslında bağımsızlık değil, şudur:
“Hem sistemden faydalanayım hem de sistemi reddedeyim.”
💥Seçimler bir sınama idi!
💥Biliyorsunuz geçen seçimlerde bazıları bize itiraz ederken dedi ki:
💥"Sen zaten kazanamazsın. Biz çoğunluğun oy vereceği ve kazanma ihtimali yüksek olan ve bizim isteklerimizi gerçekleştireceğine emin olduğumuz falanca adayı tercih ettik."
💥Ve sonra ne oldu?
💥Sinan Oğan
💥Fatih Erbakan
Vakası ortada.
💥Demek ki benim imzam boşa gitmesin diyerek verdiğiniz imzalarınız Kaderin bir cilvesi olarak boşa düştü.
💥 Aslında Adalet tecelli etti.
💥Neden böyle oldu...
💥Çünkü imza verirken hakikate göre değil çoğunluğa göre tercihte bulunuldu.
💥Yüce Allah'ın sünnetullah'ı da topluma hak ettiğini verdi.
💥Bir insan ne olursa olsun bir davayı satmamalı. Tabii eğer bir davası varsa.
💥 Bir insan eğer bir davası varsa o davasını çoğunluğa göre savunmamalı.
💥Bir insan ne olursa olsun çoğunluğa göre şekil almamalı.
💥 Bir şeyi gerçekten savunan ile savunuyormuş gibi yapan arasındaki o büyük ve derin farkı görebilmeli.
💥En başta vatandaş çoğunluğa göre şekil alırsa...
💥Seçtiği adam da Hakk'a göre değil çoğunluğa göre davranır.
💥Böylece herkes aldanır ve aldatılır.
💥Bence son cumhurbaşkanlığı seçimlerinde siz ve bizler, inanmayanlar olarak isterseniz karma deyin, isterseniz inananlar olarak sünnetullah deyin, ya da kader deyin, kısacası ne derseniz deyin sınandınız, sınandık.
💥Bu sınamada ben bana vaad edilenlerle şeytanilerin oyununa gelmemek için ayrı sınandım ve bana sunulan cazip teklifleri reddettim.
💥Halk ise çoğunluk ile hak arasında tercih yapma noktasında sınandı.
💥Sonuç ortada.
💥Hani diyorlar ya kimi seçsek arkamızdan hançerleniyoruz diye.
💥Esasında kendimden örnek verebilirsem beni ve mücadelemi tanıyan birçok insan önce beni hançerledi ve bir davanın orijinali dururken gitti onu popülist bir şekilde kullanan birine oy vererek imza vererek harcadı.
💥Yani insanlar ihanete uğradık demeden önce acaba kendileri bir hataya ortak oldular mı bunu düşünmeliler
💥Bilerek ya da bilmeyerek başka birisine ihanet ettiler mi bunu düşünmeliler.
💥Bir daha çoğunluğa göre karar verirse
💥Medyanın şişirdiği adaya göre karar verirse
💥Paraya göre karar verirse
💥Boş lafa göre karar verirse
💥Gösterişe göre karar verirse
💥Halk yine kaybedecek yine sonuç hüsran olacak.
💥 En zor zamanda sizin yanınızda yer alanları ve sizlerin yanında yer aldığı için maddi ve manevi olarak yıprananları unutur da satarsanız siz de satılırsınız.
💥Allah'ın Yüce adaleti böyle...
Şule Aydın bu kez ağlatmış
*Daha kaç toprak, kaç ağaç, kaç köy lazım size
*Kaç kişiyi daha tutuklayacaksınız çökmek istediğiniz yerler için
*Kaç ağaca sökecek, kaç köyü boşaltacaksınız ve ne zaman duracaksınız
*Toprağına, suyuna sahip çıkan kaç Esra'yı daha tutuklayacaksınız
Bu ürünleri yerli bir marka görünümüyle Oando ismiyle Bim, Çağrı ve CarrefourSA mağazalarında satmaya hazırlanan Magnum Dondurma A.Ş.'nin geçtiğimiz yıl Şubat ayında kurulmuştur.
Firmanın sahibi ise The Magnum Ice Cream Company Holdco Netherlands B.V. firmasıdır.
@MagnumGlobal
📣CHP’li Deniz Yavuzyılmaz;
Zeytinlik alanlarını katledecek kanun teklifinin 4 sahibini saydı:
1- Limak
2- İçtaş
3- Aydem
4- Şahıs şirketi AKP
AKP’liler itiraz etti. Yavuzyılmaz:
“Şahıs değil, yabancı ortaklı bir şirket misiniz. İngiltere ve Belçika vatandaşı bakanınız var.”
📍Bu konu neden gündem olmadı? Halbuki halk fakirlik içerisindeyken, birileri para içerisinde yüzüyor!
Fatih Altaylı’nın her cümlesinin altına imzamı atıyorum. İyi dinleyin:
“— Hacıosmanoğlu Bodrum’da 4000 tane villa yapıyorum, milli takım oyuncularına 1’er tane hediye edeceğim cebimden demiş. Bodrum’da 4000 villayı nereye yapıyor?
— Hacıosmanoğlu kaç lira vergi vermiş? Birine villa hediye etmek için para kazanmış olman ve o paranın vergisini vermiş olman lazım? Kaç para vergi vermiş açıklasın?"
Neden Kerem Aktürkoğlu, Hakan Çalhanoğlu gibi milyonerler villa sahibi oluyor? Versenize şehit ailelerine, deprem mağdurlarının ailelerine!
Tek kelimeyle REZALET!
Ülkemizde tarım ve hayvancılığın gelişmesi için,öncelikle Büyükşehir Kanunu ile Tohum Kanunu’nun değişmesi ,köy statülerinin ihya edilmesi,ata tohumlarının korunması-teşvik edilmesi,ilaç ve kimyasal kullanımının yeniden tanımlanması gerekir.