İttihat ve Terakki Cemiyeti gaye edindiği bu esasları elde etmek için her meslekten seçtiği, aydın ve vatansever elemanlarla işe koyuldu. Bu gizli cemiyetin siyasi partilere nazaran teşkilat ve icraat bakımından başlıca özellikleri şunlardı : +
Benito Mussolini'nin siparişi üzerine hazırlanmış olan "İslam'ın Kılıcı", Faşist İtalya'nın Libya'daki hakimiyetini pekiştirmek ve İngiltere ile Fransa'nın topraklarında yaşayan Müslümanlara ulaşmak amacıyla tasarlanan bir propaganda malzemesiydi.
Mussolini için fazlasıyla önemli olan Müslüman halkın desteği konusu, kendisinin "İslam'ın Koruyucusu" olarak ilan edilmesiyle daha da açığa çıkmıştı.
İtalyan devletinin Libya'da kalıcı olması ve otorite kurması için Kur'an okulları ve camiiler inşa ettiren Mussolini, 1937 yılında Trablus'a görkemli bir ziyaret düzenledi ve propaganda makinesi için bu ziyareti kullandı.
"Geçmişten gelen ses, 1905)
Fransız Devrimi'nin ardından giyotin ile idam edilen XVI. Louis, Rus Çarı Nikolay'a halkının yakarışlarına kulak vermezse kendisi gibi onun da giyotinin kurbanı olabileceğini hatırlatıyor.
Fransız ressam Lionel Royer tarafından yapılmış 1899 tarihli "Vercingetorix, silahlarını Julius Caesar'ın Ayaklarına Bırakıyor" tablosu.
Tablo, günümüzde Fransa'da bulunan Crozatier Müzesi'nde bulunmaktadır.
@netrunnerluke@MesveretX Sanıyorum ki takipçi kasmaktan kastınız klasik ideolojik hesaplar gibi gönderilerle takipçi kasmak fakat dediğim gibi biraz vakit geçirirseniz bu hesabın o tarz bir gündemi yok:) İyi günler.
@netrunnerluke@MesveretX Merhaba, takipçi kasmak ayıp bir şey değil, insanlar emeğinin karşılığını doğal olarak görmek istiyor. Önemli olan bunun nasıl yapıldığı. Eğer hesabın içeriği ya da şevki bakımından söylemde bulunmak istiyorsanız araştırma yaparak biraz profilde vakit geçirmenizi tavsiye ederim.+
Osmanlı’da saray botaniği, klasik dönemde hasbahçeler etrafında şekillenen estetik ve tıbbi amaçlı bir faaliyet alanıydı. Topkapı Sarayı’nın bahçelerinde lale, sümbül ve karanfil gibi bitkiler yetiştirilirken, şifalı nebatlar saray eczanesinin (helvahane) ihtiyaçları için kullanılıyor; bostancıbaşı yönetimindeki bahçıvanlar ise bitkilerin yetiştirilmesi ve ıslahıyla ilgileniyordu.
19. yüzyılda Batı ile artan temas ve bilimselleşme süreci, saray botaniğini de dönüştürdü. Dolmabahçe ve özellikle Yıldız Sarayı’nda Avrupa tarzı peyzajlar, limonluklar ve egzotik bitki koleksiyonları ortaya çıkarken, II. Abdülhamid döneminde botanik daha kurumsal ve bilimsel bir karakter kazandı. Nadir bitkilerin ithali ve takası ise saray kültürünün yanı sıra diplomatik prestijin de bir parçası haline geldi.
Bir avuç Türk'ün dünyaya meydan okuduğu ve yüzyıllar süren acizliği tarihin tozlu sayfaları arasına gömdüğü #30AgustosZaferBayramı kutlu olsun!
Bize bir vatan hediye eden ve bağımsız yaşamamızı sağlayan tüm şehitlerimizi saygıyla anıyoruz.
Osmanlı’da pehlivanlık, klasik dönemde yalnızca bir güç gösterisi değil; askerî, tasavvufi ve sosyo-kültürel unsurların kesiştiği bir kurumdu. Fütüvvet ve ahilik geleneğiyle bağlantılı olarak gelişen pehlivan tekkelerinde fiziksel eğitim, dini ve ahlaki bir terbiye ile birleştiriliyordu. Saraydaki “cemaat-i pehlivânân” ise padişahın himayesinde bulunuyor; seferlerde ve saray şenliklerinde devletin gücünü ve ihtişamını temsil ediyordu.
19. yüzyılda geleneksel kurumların dönüşümüyle pehlivanlık saray ve tekke merkezli yapısından giderek uzaklaşarak panayırlarda, özellikle Kırkpınar’da varlığını sürdürdü. Koca Yusuf ve Kurtdereli Mehmet gibi pehlivanların Avrupa ve Amerika’daki müsabakalarda elde ettiği başarılar ise pehlivan figürünü, imparatorluğun zedelenen prestijini temsil eden ve yükselen milliyetçi duyguları besleyen bir sembole dönüştürdü.
#MalazgirtSavaşı
“Yeni imparator Türklere karşı birkaç sefer düzenledi ve bunların ilk başta vuku bulan bazılarında başarılar elde etti...
Diogenes’in ordusu iyi eğitim ve sağlam bir organizasyon yapısından yoksundu; ayrıca hızlı hareket kabiliyetine sahip, çabuk ve cüretkar saldırılar düzenleyen Türk atlıları karşısında sağlam bir direniş gösterme kabiliyetine de sahip değillerdi. Bizans ordusunun en güvenilmez kısmını Uzlar ve Peçeneklerin hafif süvari birlikleri oluşturmaktaydı. Zaten Türklerle savaşa tutuştuklarında hemen onlarla aralarında var olan akarabalık bağlarını hissetmişlerdi.
Romanos Diogenes’in son seferi 1071 yılında Van Gölü’nün kuzeyindeki Malazgirt ovasında verilen ölüm kalım savaşıyla son buldu...
Savaş boyunca kahramanca savaşan Romanos, Türklerin eline esir düştü ve düşman kampına varınca Alparslan’ı büyük bir saygıyla selamladı...
Malazgirt Savaşı’nın imparatorluk için önemli sonuçları mevcuttu. Her ne kadar yapılan antlaşmaya göre Bizans İmparatorluğu’ndan hiçbir toprak parçası Alparslan’a bırakılmamışsa da yine de imparatorluğun kayıpları büyüktü. Çünkü Anadolu sınırlarını koruyan ordu tamamen yok edilmiş, böylece imparatorluk daha sonraki Türk saldırıları karşısında da direniş gösteremeyecek duruma gelmişti...
Malazgirt’te alınan mağlubiyet Bizans’ın en önemli parçasını teşkil eden Anadolu’daki hakimiyetine ölümcül bir darbe indirmişti. 1071’den sonra Türklere karşı direnecek bir Bizans ordusu yoktu.”
Alexander A. Vasiliev- Bizans İmparatorluğu Tarihi, s.409-410
26 Ağustos, Anadolu’yu bizlere yurt kılan Malazgirt’ten, bu yurdu bağımsız bir vatan olarak koruyan Büyük Taarruz’a uzanan büyük bir tarihi mirası ifade ediyor.
Malazgirt Zaferi’nin ve Büyük Taarruz’un kahramanlarını rahmet, minnet ve saygıyla anıyoruz.
#MalazgirtZaferi #BüyükTaarruz #malazgirttendumlupınara
Üniversite yerleşim sonuçlarının belirlenmesinin ardından Tarih bölümünü tercih eden dostlarımız için farklı alanlarda kitap önerilerinde bulunmak istedik.
Okumakla kitap bitmez ve eminiz ki listeye almadığımız birçok önemli ve değerli eser de bulunmakta. Sizler de tavsiyelerinizi bizlerle paylaşabilirsiniz.
Başarılar ve iyi okumalar! 🦉
Osmanlı’da izciliğin (keşşaflık) kurumsallaşması, II. Meşrutiyet sonrasında modern eğitim anlayışının bir parçası olarak başladı. Ahmet Robenson, Edhem Nejat ve Selim Sırrı gibi eğitimcilerin öncülüğünde, Galatasaray Sultanisi ve Darüşşafaka gibi okullarda İngiliz “Boy Scout” modelinden uyarlanarak gençlerin bedensel, ahlaki ve zihinsel gelişimi hedeflendi.
Ancak Balkan Savaşları sonrasında izcilik giderek askerî bir karakter kazandı. Enver Paşa’nın himayesinde 1916’da kurulan Osmanlı Genç Dernekleri ile keşşaflık devletin askerî aygıtıyla bütünleştirilerek gençlere disiplin, itaat ve vatanseverlik aşılayan; savaş koşullarında toplumsal seferberliğe hizmet eden paramiliter bir yapıya dönüştü.
Yolsuzluğun İcadı – Cengiz Kırlı
Cengiz Kırlı’nın Yolsuzluğun İcadı kitabı, yolsuzluk kavramının Osmanlı’da Tanzimat’la birlikte nasıl yeniden tanımlandığını ve bunun devlet-toplum ilişkilerini nasıl dönüştürdüğünü inceliyor. Kitabın en dikkat çekici yanı, bu dönüşümü soyut bir “modernleşme” anlatısı üzerinden değil; Nafiz, Akif ve Hüsrev Paşa gibi Tanzimat muhaliflerinin ceza kanunu aracılığıyla nasıl yargılandıkları ve siyasal olarak nasıl tasfiye edildikleri üzerinden göstermesi.
Kırlı’nın temel argümanlarından biri, iltizam sisteminde valiler ve eşraf arasındaki karşılıklı ilişkilerin yalnızca “yolsuzluk” olarak okunamayacağı. “Hediye ekonomisi” olarak adlandırılan bu yapıda mübadele edilen yalnızca iktisadi metalar değil; aynı zamanda saygı, minnet ve sadakat. Tanzimat’la birlikte ise bu ilişkileri tanımlayan normlar değişiyor: Daha önce siyasi ilişkinin bir parçası olan pratikler, yeni ceza hukuku içerisinde “yolsuzluk” ve “suç” kategorileri altında yeniden tanımlanıyor.
Buradaki temel amaç, devletin taşradaki kontrolünü bürokrasi aracılığıyla güçlendirirken, bürokrasinin karşısında yeni bir güç odağının oluşmasını engellemek. Ceza kanunu aracılığıyla da bürokrasiyi daha etkin biçimde devlet denetimi altına almak hedefleniyor.
Weber, Foucault ve Gramsci gibi düşünürlerin bürokrasi, iktidar ve cezalandırma üzerine geliştirdikleri yaklaşımlarla da ilişkilendirilen eser, zengin bir literatür sunmasının yanı sıra tarihyazımı açısından da dikkat çekici bir çalışma ortaya koyuyor.
@ckirli
1154 yılında El-İdrisî tarafından Sicilya Kralı II. Roger için hazırlanan dünya haritası. Döneminin coğrafi bilgisini bir araya getiren harita, Akdeniz merkezli Orta Çağ dünyasının önemli tasvirlerinden biridir. Haritanın güneyi yukarıda olacak şekilde çizilmiş olması da dikkat çekmektedir.
Kırım Savaşı'nın getirdiği ağır mali yük ve dış borçlanma ihtiyacı sonucunda, 1856 yılında İstanbul’un finans merkezi Galata’da İngiliz sermayesiyle "Bank-ı Osmani" adıyla kurulan bu kurum, Osmanlı İmparatorluğu'nun modern bankacılık sistemiyle tanışmasındaki en kritik adımdır. Başlangıçta özel bir banka statüsündeyken, 1863 yılında Fransız sermayesinin de katılımıyla "Bank-ı Osmani-i Şahane" ismini alarak yetkilerini genişletmiş ve devletin mali işlerini yöneten bir konuma yükselmiştir.
Bu yeni yapısıyla birlikte banka, sadece ticari işlemleri finanse etmekle kalmamış, aynı zamanda imparatorluk genelinde banknot basma ayrıcalığına (ihraç imtiyazı) sahip tek kurum olarak, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası kurulana kadar fiilen bir merkez bankası ve devlet hazinedarı görevi görmüştür.
Ünlü Fransız gazetesi "Le Petit Journal"'in 14 Nisan 1895 tarihli sayısı.
Almanların en parlak devlet adamlarından birisi olan ve 19 yıl şansölyelik yapan Otto von Bismarck'ın 80. doğum günü sebebiyle çizilen görsel, Fransızların Bismarck'a olan doğal nefretini bize aktarıyor.