Gerçek sevgiyle tanışmamış, hep koşullu sevilmiş insanlara koşulsuz sevgi sunduğunuz an bocalıyor ve en çok sizi kırıyor. Son derece kıymetli kalbimizi, sevgimizi, şefkatimizi ve vaktimizi kime verdiğimize çok dikkat etmek gerek... Gerçekten de taşı sulasan da çiçek açmıyor..
Bu tiviti yazın.
Bunu alıntılıycaz burdan.
İnsan her zaman dilinin ve kibirli düşüncesinin belasını yaşar.
Kime karşı niyetinizi bozarsanız, kendinizi üstün görüp, bir başkasının acısını harcarsanız Allah acı acı hesap sorar.
Sadece bekleyin.
Güllü’nün Banu Alkan’ı “sen de kadın olaydın da seni de alan olaydı da çocuk doğuraydın. Ben aslan gibi doğurdum 2 tane” diye milyonların önünde aşağılayarak küçük düşürmek istemesi.
21 sene sonra, 21 sene… Güllü’nün kızı tarafından “güleee gülee” diyerek balkondan atılarak öldürülmesi.
Allah bunu ibret olarak böyle gözümüze soktu.
Bu adam bu yaşına kadar boşuna yaşamış.
profesör dersinde öğrencilerine öyle güzel bir anlatımla “ Pisliğin “ ne
Olduğunu anlatmış ki ,
Ve sorarak başlamış:
- "Pislik nedir?"
Öğrenciler şudur, budur diye cevaplar vermişler ama hoca hiçbirini beğenmemiş.
- "Peki nedir hocam, siz söyleyin?"
- Pislik, bulunmaması gereken yerde olan şey veya kişidir.
Mesela, sevdiğinizin saçını öper koklarsınız, ama yemeğinizde çıksa iğrenirsiniz.
Tavadaki sucuğun yağına ekmek banıp, afiyetle yersiniz. Ama o yağ gömleğinize damlasa, pislik olur.
İşte bazı insanlar da, kendi basit hayatlarında normal olsalar da, bulunmaması gereken makamlarda olduklarında birer pisliğe dönüşürler."
Me señala el autobús que acaba de marcharse.
—Mira la segunda fila.
Hay una mujer mayor sentada junto a la ventana.
—Es mi mujer.
Me cuenta que tiene principios de demencia y que hay mañanas en las que se despierta convencida de que todavía trabaja en la tienda en la que pasó más de 30 años.
Así que se arregla, prepara su bolso y coge el mismo autobús que cogía entonces.
Hace tres paradas y vuelve a casa.
Le pregunto:
—¿Y por qué usted no va con ella?
Sonríe y me dice:
«Porque si subo con ella, siente que necesita que la cuide. Si cojo el siguiente, siente que todavía puede hacerlo sola».
Él hace cada mañana el mismo recorrido diez minutos por detrás.
Ella no sabe que la sigue.
No sabe que comprueba que ha llegado bien.
Ni que, si algún día se desorienta, él estará a solo unos minutos de distancia.
Cuando llega su autobús, antes de subir, me dice:
«Llegará un día en que tendré que cogerla de la mano para ir a todas partes. Hasta entonces, prefiero que siga creyendo que no me necesita».
Y se va detrás de ella.
A veces querer a alguien también consiste en estar cerca sin hacerle sentir que ya no puede caminar solo.
Bundan 10 sene önce falan yazlıkta çok hastayım. Erkek arkadaşım nöbet ertesi ziyaretime gelecekti. Gelmediği için telefonda tartışıyoruz. 15 dk sonra abim omzuma dokundu gelmek isteseydi gelirdi kapat artık telefonu dedi. Gelmek isteyen gelirdi dedim, kapattım. Geldi. O günden beri “isteyen yapar” felsefesini benimsiyorum. Bahaneler istemeyenler için
Işıl ışıl bakan masmavi gözleriyle, gazeteci Ayşe Önal’ın dünyalar güzeli kızıydı Şafak. TRT’de Ateş Hattı programında Reha Muhtar’la birlikte çalışıyor ve iyi bir televizyoncu olma yolunda hızla ilerliyordu.
Hayat tüm hızıyla akıp giderken Zürih’te yaşayan müzisyen Paul Pavey’e aşık oldu. Çok genç yaşta sevdiği adamla evlendi. Her şeyden vazgeçip eşinin peşine düşerek İsviçre’de yaşamaya ve Cenevre Üniversitesi’nde sanat eğitimi almaya başladı. Aşk ve sanatla dopdolu, belki de hayatının en toz pembe günlerini yaşıyordu. O sıralarda eşinin hem meslektaşı ve hem de arkadaşı olan Çek vatandaşı Miroslav Hess, beyin tümörü teşhisi ile tedavi görmeye başlamış ve kendisine Cenevre’deki bir onkoloğa görünmesi tavsiye edilmişti. Zürih’e gelen ve Pavey’lerin evinde bir gece misafir olan Hess, Ertesi günü saat 09.03 treni ile Zürich ana istasyonundan Cenevre’ye gitmeye karar verdi. Sağlık durumunun ağır olması nedeniyle Şafak kendisine refakat etmeyi teklif etti. Ertesi günü beraberce Zürih istasyonuna gittiler. Hess yavaş yürüdüğü için Şafak perona gidip trene binmesini, kendisinin de biletleri alıp yanına geleceğini söyledi. Gişe kalabalıktı, genç kadın gecikmişti. Tren hareket etmeye başladı, Hess son vagonun kapısını açık tutarak Şafak’ı bekledi. Kendisi binemese bile, hiç olmazsa Hess’in biletini veririm düşüncesiyle, bir olimpiyat koşucusu gibi koşturan Şafak, tam Hess’in seviyesine geldiğinde ayağının kaymasıyla peronla tren arasına düştü. O anları sonradan şu sözlerle anlatacaktır: “Kaza anında tamamen kendimdeydim. Tren üstümden geçmişti, ben kendimi kenara doğru çekmeye çalışıyordum. Demek ki anlık şeylerde insanlar bir şey hissedemiyorlar. Bir şey olmadı zannediyordum ama çok da korkmuştum. Birden kopmuş bacağımı gördüm, bilincim yerindeydi, bacağımı kaybettiğimin farkındaydım. Kolum tamamen vardı, ama damarlar ve sinirler çok ezilmişti. Hastaneye kadar konuşa konuşa gitmişim. Polisler bile şaşırmışlar..”
Tarihler 1996 yılının 24 Mayıs’ını, saatler 09:03’ü gösterirken, pırıl pırıl düşleri olan henüz 19 yaşındaki genç kadın vücudunun neredeyse yarısını bir tren istasyonunda bıraktı.. Hayati tehlikeyi atlatmıştı. Ama eşi, aşık olduğu ve uğruna işini, yaşadığı ülkeyi değiştirdiği o adam, hastaneye bile gelmedi. Kısa bir süre sonra da boşandılar.
Bir insan bunca acıya nasıl dayanır? Sıradan bir insan için bu denli büyük darbeler ciddi depresyon sebebiyken Şafak Pavey için tam tersi olur. Yaşama azmini asla kaybetmez, aksine daha sıkı, sımsıkı sarılır hayata. Ruhu o kadar barışıktır ki yaşam mozaiğini oluşturan her bir zerreyle, ne sevdası ne de vefasıyla yanında durmayı başaramayan o adamın soyadını taşımayı bile sürdürür ve öylesine sıra dışıdır ki Şafak; tek kolu ve bacağıyla milyonlarca insana hayatın acılarının üstesinden gelmeyi ve yaşama sevincinin ne olduğunu öğretir. İsviçre’deki Universgspital Hastanesi’nde azmi ve metanetiyle herkesi kendine hayran bırakır. Onun bu yaşama gücü ve inanılmaz azmi, akademik düzeydeki bir araştırmaya konu olur. Tüm davranışları izlenir. Hastanede tuttuğu günlüğüne de yer verilerek, hayata tutunma azminin anlatıldığı 500 sayfalık bir tez hazırlanır ve bu tez, benzer durumdaki hastalara tedavinin bir parçası olarak okutulur.
Anne Ayşe Önal, bu feci olayın şokunu ancak kızından aldığı g��çle atlatabilir. Şafak’ın, doktoruna, üst yanına savrulmuş kolunu ve parçalanmış bacağını göstererek “Kurtarabilir misin?”diye sorduğunu, doktorun “Üzgünüm ama hayır” diye karşılık verdiğini ve Şafak’ın “Öyleyse kalanları kurtarmalısın, çünkü annem çok üzülür” dediğini sonradan öğrenecektir. Anne-kız bu trajik öyküyü o yıl birlikte kaleme alıp ”13 Numaralı Peron” adlı kitaba dönüştürür ve ”acılara direnilen bir serüven” olarak ölümsüzleştirir.
Şafak Pavey, kazanın üzerinden bir yıl geçmeden Londra’ya gitti. Westminster Üniversitesi’nin ”Uluslararası İlişkiler” ve ”AB Politikaları” olmak üzere iki bölümünden mezun oldu ve üst lisans yaptı. Agos Gazetesi’nde yazdı. Sayısız projede aktif görev aldı. Birleşmiş Milletler Engelli Hakları Dünya Sekreteryası’na atanmış ilk özel kalem olarak yıllarını mülteci kamplarında zor koşullarda yaşayanların yanında geçirdi. 2011 yılında Cumhuriyet Halk Partisi İstanbul Milletvekili seçildi. Çok iyi konuştuğu İngilizce, Almanca, Fransızca ve İtalyancanın yanı sıra, uluslararası işaret dilini de akıcı şekilde konuşabilmeyi öğrendi.
Gökyüzünü sahiplenmekten başka çaresi kalmamış kederli sürgünleri anlattığı Nereye Gitsem Gökyüzü Benimdir adlı son kitabıyla, yaşam karşısında, “bana verdiğine de benden aldığına da razıyım” şeklindeki cesur duruşuyla, şafaksızlara ışık, korkaklara güç, yalnızlara ayna olmaya devam ediyor…"
Özlem Kekeç BÜLBÜL🌹🍁
iki kızın parçalara ayrılmış bedeni bulundu, dubai çikolatası dediniz unuttunuz. otelde ihmal yüzünden çıkan yangında onlarca kişi öldü. futbol konuştunuz. unuttunuz. dün ve bugün öğrenciler ve öğretmenler öldürüldü. öğlen taglayip akşamına futbol konuşuyorsunuz. ikiyüzlüsünüz.
YÜKSEK STRES BELİRTİLERİ
– Gece 2–4 arası uyanma
– Sürekli omuz-boyun gerginliği
– Tatlı / tuzlu krizleri
– En küçük şeye tahammülsüzlük
– Sabah yorgun uyanma
– Kalp çarpıntısı hissi