Gözümün bebeği, ekipçe büyük cefalara göğüs gerdiğimiz İlk Göktürk: Önsöz için kurgu ve post-prodüksiyon sürecine odaklıyım. Sizlere layık hale geldiğinde; bu yıl içinde kavuşuyoruz.
--A
Mentionları açmaya cesaretiniz yok. Eh oda seçimleri yaklaşıyor o zaman tekno girişimcilerin size söyleyeceği bazı şeyler olacak. Rakam da veremiyorsunuz ben yardım edeyim:
"Yerli üretim koruması" diyorsunuz. Rakamlarla konuşalım.
2024'te sizin temsil ettiğiniz firmaların Çin'den ithalatı: 45 milyar dolar. Temu'nun Türkiye'deki toplam hacmi: 1.3 milyar dolar.
Siz 45 milyar dolarlık ithalatı yapıyorsunuz, sonra Temu'nun 1.3 milyar dolarina "yerli üretimi tehdit ediyor" diyorsunuz. Temu sizin ithalatınızın %3'ü bile değil. Tek farkı: Temu aracısız satıyordu, siz aracısınız. Simdi aracı olmadan ürün alamıyoruz, diyeceğim ürünleri ihtiyaca değil sürüm ve kara göre getirdiğiniz için ihtiyaç olabilecek şeylerin çoğunu alamayacağız bile.
"Büyük tehdit" dediğiniz YYP'den Türkiye'ye günlük 150.000 paket geliyordu. Yıllık 55 milyon paket. 85 milyon nüfusa bölün: Kişi başı yıllık 0.65 paket. Ortalama vatandaş yılda 1 paket bile almıyordu yurt dışından. Tüm bu düzenlemeler, vatandaşın yılda 1 kez bile yapmadığı alışveriş ama bir takım ithalatçıların tekelleşip karını maksimize etmesi için.
Alibaba'da 2 dolar telefon kılıfı, sizin "yerli markanızla" 500 TL. https://t.co/ZhYEm0dUWn'da 5 dolar ayakkabı, sizin "Türk markanizla" 2.500 TL. Ayni fabrika, ayni ürün, 20x fiyat farkı. Bu fark gümrük değil, vergi değil sizin tekel kariniz.
Muhafiyetler düşürülüp, gümrük kapandıktan sonra ne oldu? Hazır giyim ithalatı %18 artti. Üretim artmadı, kapasite %68'e düştü, 56.000 kişi issiz kaldı. Ayni ürünler geliyor sadece simdi sizin aracılığınızla, sizin fiyatınızla.
Katma değerden bahsediyorsunuz. Gerçek katma değer nedir biliyor musunuz?
Dream Games: 300 çalışanla 2 yılda 2.75 milyar dolar değer. Çalışan başı 9 milyon dolar.
Peak Games: 1.8 milyar dolarlık çıkış. Türkiye'ye net d��viz girdisi.
Trendyol: 16.5 milyar dolar değerleme, 50.000 istihdam.
Sizin temsil ettiğiniz "yerli üreticiler"? Çin'den ithal et, etiket bas, 10x fiyatla sat. Çalışan başı değer: 50-100 bin dolar. 100 kat fark var. Teknoloji firmaları döviz kazandırıyor, siz döviz harcıyorsunuz. Onlar ihracat yapıyor, siz ithalat. Onlar değer üretiyor, siz rant.
Siz konteynerle Çin'den mal getirince "dış ticaret." Vatandaş kargoyla sipariş verince "vatan hainliği." Siz %1000 karla satınca "katma değer." Temu %50 karla satınca "haksız rekabet."
15 yıldır koruma üstüne koruma aldınız: 1.500 Euro, 150 Euro, 30 Euro, simdi sıfır. Her seferinde "yerli üretici, rekabet" dediniz. Sonuç: Hala net bir rakam ortaya koyamıyorsunuz, sadece fiyatları arttırıyorsunuz.
Türkiye'nin gerçek katma değer üreten teknoloji firmaları devlet desteği olmadan milyar dolarlık şirketler çıkarırken, sizin 100 yıllık ithalat/rant iş modeliniz sübvansiyonla, gümrük duvarıyla, korumacılıkla hala ayakta duramıyor.
"Yerli üretimi koruyoruz" demeyin, "ithalat tekelimizi koruyoruz" deyin. En azından dürüst olur.
Her yolculuğun bir amacı, her yönün bir anlamı vardır. Bizim yönümüz, onun gösterdiği aydınlık yoldur. Akılla, bilimle, teknolojiyle…
Ülkemizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü büyük bir minnet ve bitmeyecek bir sevgiyle anıyoruz.
#10Kasım#YolunÖtesinde#Mobiliz
🇹🇷 Cumhuriyet, bir milletin yeniden doğuşudur. 102 yıldır yolumuzu aydınlatan bu mirasa minnetle…
29 Ekim Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun.
#29Ekim#CumhuriyetBayramı#YolunÖtesinde#Mobiliz
Abla, Çağlayan Adliyesi’nin nezaretinde daha beterini yaşadık; sen yine ucuz yırtmışsın diyelim.
Gezi Parkı anmasında, çıkmak üzere olduğumuz sokakta çevik ekipleri tarafından ablukaya alındık. Dakikalarca daracık alanda bekletildik; ne olduğunu anlamadan ters kelepçe ve şiddetle gözaltına alındık.
Polislerden birisi beni ablukadan çıkarırken bileğimi ters çevirdi (o anların hepsi polis kamerasında kayıtlı, full HD). Kelepçeyi elim yukarıda kalacak şekilde takmalarını rica ettiğim halde, ben daha cümlemi bitirmeden, bükülen ve oynatamadığım bileğimi arkama doğru ters çevirip plastik kelepçe taktılar.
Araç içi yoğun bir psikolojik ve bazı arkadaşlara uygulanan fiziksel şiddet sonrası Bakırköy’e sağlık kontrolüne gittik. Hastanedeki yoğunluktan dolayı aracın içinde susuz bir şekilde bekletildik, WC için çırpındık. Ben artık omzumun çıktığını düşünmeye başlamışken, doktorun yanına götürdüklerinde plastik kelepçe bileklerime yerleşmişti. Çevik ve güvenlik şubeden en az dört kişi geldi ama açamadılar. En son birisi cesaret edip kesti kelepçeyi; o an hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladım.
Ağladığım şey ne canımın acısıydı ne de korkudandı. Aksine, ne yaşadığımızı sorguladığım ve bunları hiç hak etmediğimizi bildiğimden ağladım.
Odaya girdim; doktor ne olduğunu idrak edemedi. Perdenin arkasından yüzüme bile bakmadan güya rapor yazacaktı. Öfkeyle perdeyi açtım: “Bakacaksınız bileklerime ve yazacaksınız hepsini rapora, değil mi?” dedim. Utanmış mıdır bilmiyorum ama benden sonra rapor almaya gidenleri de doktorla temas konusunda uyardım.
Bir başka zaman diliminde ise gözaltında şiddet görmediğimi söylediğim halde bir doktor tüm vücudumu incelemişti. “Korkudan söyleyemeyenler oluyor.” demişti.
Hayat bu ya… İnsan… İnsanlık işte…
Tüm bu sürecin sonlarına doğru ise Vatan sonrası Çağlayan nezaretinde bekletildik sabahtan akşama kadar. Karnımız açtı tabii, vermediler yemek. Su oldu derdimiz, onu da vermediler. Bir de inatmış gibi karşımızda reels izleyerek kuruyemiş yediler. Vicdan işte.
Senin neden orada olduğunu bilmiyor; kimsin, nesin, hiç bilmiyor ama sana bir çöp gibi davranmayı kendine insanlık sayıyor. Hâlbuki öyle yetiştirmemiştir onu da anası babası, eminim çok.
Saatlerdir inatla sadece su isteyen birisine “Kes sesini!” diye bağırıp sağdaki ve en sondaki odaya oturmaya gider mi yoksa bir insan evladı? Hakaretler eder mi pırıl pırıl üniversite öğrencilerine?
Velhasıl kelam ablacım, yüzünüze güneş gelmesine üzüldüm çok. Sana bir ara da Vatan Emniyet şartlarından bahsederim ama tüm bunlardan da önemlisi, senin yüzünden, Çağlayan'dan, Vatan'dan... Siz uçaktan inip şov yapmaya devam ederken Gazze’de bebekler ölmeye devam ediyorlar…
Sizin yüzünüze güneş gelmiş, çok pardon…
Dağdan gelip bağdakini kovmak tam olarak bu olsa gerek. “Ne iş yapar bilmezmiş”… Ulan! Biz biliyoruz! Geldiğin yerde saygı duyulan insanları tanımak senin görevin! Misafirliğe gittiğin evin büyüğüyle dalga geç bakalım sana ne yapıyorlar? Haddini bilmez! Dağdaki çobandaki kadar nezaket yok. Kaldı ki o kişi seninle ilgili konuşurken incitmemeye özen göstermiş. Böyle şeyleri nasıl sineye çekiyor, nasıl görmezden gelebiliyorsunuz?! Biri sizin tarafınızda(?) diye nasıl her saçmalığı alkışlıyorsunuz? Görmüyor musunuz? Bunun takımla, taraftarlıkla, sporla ne ilgisi var?! Adam senin kanaat önderine, toplumun kıymetli insanlarına söve söve geliyor. Alay ediyor. Ulus bilincini kaça terk ediyorsunuz?
İlber Ortaylı’nın 3 yıl önce katıldığı bir televizyon programında söylediği sözler yeniden gündem oldu:
“Bazı adamlar bu Türklüğü kabul etmiyorlar. Etmezse etmesin, kendini söylesin o zaman. Kendisi ikircikli davranıyor diye onunla aynı hareket etmek zorunda değilim.
Türkiyeli diye bir şey olmaz, Türk Türk’tür. O zaman, Türklüğü kabul etmeyen kendisini söylesin. Ben seninle aynı kararsızlık fidesine girmek için Türkiyeliyim diyerek gezemem. Komiktir bu.”
Mobiliz ekip üyeleri, bilgi ve deneyimlerini aktarmaya devam ediyor! 🎤
Katıldıkları etkinliklerde uzmanlık alanlarına dair değerli iç görüler sunarak hem sektöre ilham veriyor hem de katılımcılara yenilikçi bakış açıları kazandırıyorlar.
Yakalandığı andan itibaren “beni asmayın” diye ağlayan, örgütün tüm gizli silah depolarını, gizli hücrelerini harita üzerinde parmakla gösterip Türk devletine istihbarat sağlayan, ben yaşayayım da, kim ölürse ölsün korkaklığında bir mahluktur apo. Peşinden sürüklediği onbinleri tek kalemde satmıştır. Elinde sadece askerimizin, polisimizin, öğretmenimizin, mühendisimizin, işçimizin, çiftçimizin, çocuklarımızın, bebeklerimizin değil, kuş gibi öttüğü için, kandırılıp örgüte katılan binlerce pkk’lının da kanı vardır. Apo bizim bildiğimiz gibi biri değilmiş… Öyle mi? Biz sizi de, Apo’yu da, size bu katilin güzellemesini yaptıranları da çok iyi biliyoruz, endişe etmeyin. Derdiniz yıllarca türlü acılar çektirdiğiniz Kürt toplumu değildir, zira kıbleniz menfaattir.
Gerek direksiyon başında, gerek sahada, gerekse de masada… Fikirlerin peşinde birlikte emek veren tüm çalışanların alın terine, azmine ve yarattığı değere minnetle… 🙏🏻
1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü kutlu olsun!
#1Mayıs#EmekveDayanışmaGünü#Mobiliz#YolunÖtesinde
Türk edebiyatına; "Türkçe edebiyat", diyen ancak diğer ulusların edebiyatlarını dile değil, ulus ismine göre sınıflandıran yayınevlerinin güncel listesi:
(Lütfen paylaşalım, herkes haberdar olsun.)
Uzaklar yakın olduğunda, yollar sevdiklerimize çıktığında bayramın anlamı daha da büyür. Çünkü en güzel bayramlar, sevdiklerimizle paylaştıklarımızdır. 🍬
Sevdiklerinizle birlikte sağlık, mutluluk ve huzur dolu bir bayram geçirmenizi dileriz. 💚
#MutluBayramlar#RamazanBayramı