“Sonra yavaş yavaş mantığım değişti.
Hatta dünyaya bakışım,
eşyayı görüşüm,
insanları anlayışım değişti.
Vâkıa bunlar bir günde olmadı.
Hatta çok güçlükle ve
adım adım oldu.
Hatta çok defa bana rağmen oldu.
Fakat oldu.” #carsamba
Nerde işe yaramaz bomboş insan var dünyanın keyfini sürüyorlar hayatı yaşıyorlar. Nerde zeki, farkındalığı yüksek insan var düşüne düşüne kafayı yediler.
“Sabrın bir zeka biçimi olduğunu öğrendim. Her şeyin hemen çözülmesi gerekmiyor, her şeyin net bir cevabı olması gerekmiyor. Bazen yapabileceğiniz en iyi şey nefes almak, gözlemlemek ve olayların kendi akışına girmesine izin vermektir..”
• viggo mortensen
Bazı insanlar tartışmayı fikir alışverişi olarak değil, kendi doğrularını kabul ettirme çabası olarak yaşar. "Tartışmayı kazanmayı boşver, dinle." cümlesi tam da bu noktada ��nemli bir yere oturur.
Çünkü mesele çoğu zaman konu değil, kişinin kendi fikrinin dışındaki hiçbir fikre tahammül edememesidir. Dinlemek ise, yalnızca sessiz kalmak değil; farklı olana alan açabilmektir.
Ben- Oğlum Nasa’da çalışman için ileri derecede İngilizce konuşman lazım ama biliyorsun değil mi?
9.5 yaşındaki oğlum: Ya anne ben sana Dualingoyu telefonundan silme demiştim ama.(?) 👀🤣🤣
Eskiden gücün yüzleşme ve had bildirme gibi ham yollarla ilgili olduğunu düşünürdüm. Zamanla anladım ki gerçek güç ulaşılmaz olmakta. Biri saygısızlık mı yaptı, bağlantıyı kes. Biri hakkını ihlal mi etti, hakkını prosedürle al. “One step back.” İlişkilenilememek üstünlüktür.
İnsan, bizim evren dediğimiz bütünün bir parçasıdır; zaman ve mekânla sınırlı bir parçasıdır. Kendini, düşüncelerini ve duygularını, bilincinin bir tür optik yanılsaması olan, geri kalanından ayrı bir şey olarak deneyimler.
— Albert Einstein
Dış dünya ne kadar değişirse değişsin, varlığımız değişmez. Gerçek bir bağ kuran iki insan için zaman ve mekan donar. O bağla birlikte kişiler için bir birinin sesi, görünüşü, dokunuşu hep aynıdır- bağ kurduğu andan itibaren...
🎬Jean-Luc Godard | Alphaville 1965
İnsanın en büyük sınavı, kimsenin görmediği yerde kim olduğudur." der Stefan Zweig. Alkışın olmadığı, övgünün sustuğu, kimsenin şahitlik etmediği o anlarda ortaya çıkan hâl, insanın gerçek "ben"idir.