Eğitim ve okullar yalnızca sınava endeksli akademik başarıya değil, aynı zamanda kişinin kendini gerçekleştireceği, duygusal ve sosyal gelişimini destekleyen ve her yönüyle yetişkin birey olmayı amaçlayacak şekilde bir ortam sunmalıdır.
https://t.co/YZHrq9WwjG Hakkın, hukukun ve adaletin yalnızca normatif metinlerde kalan soyut ilkeler olarak değil, yeryüzünde fiilen tecelli eden somut bir düzen olarak değil, zihne bir nakış inceliğiyle iyice işlenmelidir.
https://t.co/YZHrq9WwjG
Kadınların özellikle gıda güvensizliği, yoksulluk ve bakım emeği alanlarında dezavantajlı konumda bulunduğu; buna rağmen aile ve toplum için büyük fedakârlıklar göstermektedirler.
https://t.co/YZHrq9WwjG
Özet olarak, toplumsal krizler ve eşitsizliklerin kadınları orantısız biçimde etkilediği gerçeği son bir asırdır 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü olarak işlenerek kadının toplumdaki yeri, hakları ve önemi tartışılmaktadır.
Çukurova ve Türkiye tarımının sürdürülebilirliği konusunun ele alındığı zirvede, tarım politikalarının önemi her yönü ile tartışıldı; yerel üretimlerin korunması ve bölgenin ekolojik yapısına uygun bitkilerin tadı için insanların arayışa çıkması damak tadına bağlı gelişiyor.
Toprağın zengin mineral yapısının, yetişen ürünlerin tat, aroma ve kalitesine doğrudan etkisi olduğunu artık biliyoruz. Aşık Veysel’in “Benim sadık yarim kara topraktır” sözleriyle toprak-gıda ilişkisi ile Veysel gönül gözü ile zihnimizi aydınlattı.
8. Uluslararası Adana Lezzet Festivalinde tatların kaynağı toprak ve tarımın rolü ön plana çıkarıldı. Tarım ve gastronomi ilişkisinin işlendiği festivalde, toprak ve bitki beslenmesinin gıda kalitesi üzerindeki önemini tarihsel süreç ile ilişkilendirdim.
Üç kuruş daha fazla kazanacağım diye yeni doğan çocukları ölüme sürüklemek, evlatlarını öldürmek, fidye, kapkaç, yalan üzerine kurulu bir hayat ne kadar merhametle yaşanabilir? İnsan olmanın temiz özelliklerinden, tertemiz duygularla dayalı bir hayat sürdürmeliyiz.
Sevgi ve saygıda karşılık beklemeksizin bulunduğu ortama değer katmak için gece gündüz çalışan bir kuşaktık. Herkesin işi, aşı olsun; her canlının bu dünyada yaşama hakkı olduğunu düşünerek, karıncanın kanadını bile incitmeden herkesin barınma ve beslenme hakkını savunuyorduk.
İnsani ilişkilerin unutulduğu, her şeyin çıkar ve maddiyata indirgendiği bir dünya, yaşaması kolay bir dünya değildir. Doğadaki tüm canlıları kapsayan anlayışla, herkesin kendi yeteneklerine göre iş tutarak varlığını sürdürdüğü ve kardeşçe yaşamaı benimsemek esastır.