Güzellik endüstrisi kadınların makyajsız çirkin olduklarını düşünmelerini istiyor çünkü ceplerini doldurmak için kadınların makyajsız veya estetiksiz hallerinden nefret etmelerine ihtiyaçları var. Bunun farkındayım.
Bireyselciliğin bizdeki karşılığı nefsi azdırmak. Anne babaya borçlu değilsin, akrabana selam bile verme, karşılıksız iyilik yapma. İnsanı yalnızlaştıran bu söylemlere karşı biz kusur görmemeye, incitmemeye ve de incinmemeye gayret edelim.
Bir ömür gafil yaşayan kul, ömrünün son deminde pişman olsa Erhamü’r-Rahimîn olan Allah kulunu geri çevrilmiyor. Peygamberler de O’nun ahlakıyla ahlaklandıkları için affetmişlerdir: Hz. Yakup oğullarını, Hz. Yusuf kardeşlerini, Efendimiz ﷺ Mekke’de kendisine zulmedenleri…
İkinci yılımda şök toplantısında dört beş sayfalık bir tutanak tutup idareye teslim etmeye gitmiştim. Müdür okumadan hocam bu ne bunun sayfası çok az diye geri gönderdi. Ben de gidip laf kalabalığı dolu hazır bir tutanak çıkarıp değiştirmeden verdim heh şimdi oldu demişti
Rabbimizin bizleri huzuruna kabul etmesi, alnı secdeye koyabilmek nimetlerin en büyüğü. Bir baş ağrısı verir secdenin lezzetini alıverir. Elde fırsat varken kıymetini bilmek lazım.
@muslim4n69 Sineğin emdiği kan akıcı sayılmıyor. Velev ki bizim kanımızı emse bile onu öldürdüğümüzde çıkan kan artık sineğin kanı olur bizim abdestimizi bozmaz. Merak ettim hangi ilmihalde yazıyor bu acaba
“Çiçek bahçesine yakın yaşayan kimsenin çiçek kokusuna duyarsızlaştığı söylenir. Benzer biçimde, gözü bir şeye fazla aşina olan, o şeyi sahiden göremez olur. Alışkanlık bırakın bir şeyden etkilenme gücünü, o şeyi farklı bir açıdan algılama gücünden bile alıkoyar bizi.”
Biri üstündeki giysiyi gösterip "bu dedemindi" dediğinde gurur duyardı. Ne var ki, günümüzde eşyaların gelişigüzel imal edilişi bizi böylesi saygı ya da şefkat hislerinden tümden yoksun bıraktı.”
| Gündelik Şeylerin Güzelliği
Soetsu Yanagi
“Düşük kalitelerinden olsa gerek, nesnelere eskisi gibi bakmaz olduk. Eskiden gündelik eşyalara neredeyse hürmet gösterilecek kadar özenle muamele edilirdi. Bu belki de kısmen o zamanlarda eşyaların azlığından kaynaklansa da bence esasen dürüst işçilik olması ve ++
güzelliklerinin ortaya çıkmasından ileri geliyordu. Hayattaki daimi arkadaşlarımız olan bu nesneler bir nevi mahremiyet ve hatta şefkat duygularımızı harekete geçiriyordu. İnsan ve eşya arasındaki ilişki bugünküne nazaran çok daha derindi.++
Bir insan İstiklal Marşını sürekli okur da nasıl batıya hayranlık besleyebilir? Vaktiyle bize sürekli güzellenen, ideal olarak önümüze konan tek dişi kalmış canavarın gerçek yüzü, ahmakların bile anlayabileceği derecede ifşa oldu. Batı bu işte
Batı Hayranlığı Ahmaklıktır diye video çekmiştik geçen sene.
Az demişiz. Açıkça şerefsizliktir.
Batıya “zerrece” saygı duyan her kim varsa gözümde yerle yeksan oluyor.
https://t.co/xUPbu3IxZM
Şunu paylaşan bir öğretmen. Ya kendi ülkesinin tarihinden bihaber ya da laiklik adına eğitim hakları ellerinden alınan kadınları bilinçli olarak görmezden geliyor.İlkiyse cahil ikincisiyse kötü niyetli. Her ikisi de bir öğretmende bulunmaması gereken vasıflar
Kalem, ilme verdiğimiz değerin göstergesidir. Merhum Mehmet Şevket Eygi bir yazısında her Müslümanın kaliteli bir dolma kalem edinmesini tavsiye ediyor ve cep telefonlarına verilen para neyse kalem için de aynı miktarın gözden çıkarılabilmesi gerektiğini söylüyordu.
Rehberlik dersinde öğrencilerimle kuş türlerini inceliyoruz.Minik bir defter tutuyorlar. Ben kuşun resmini defterlerine yapıştırıyorum, onlar da resmin yanına kuşu tanıtan bilgileri not ediyorlar. Bu da tanıştığımız ilk kuş kızılgerdan namıdiğer nar bülbülü