Bir yıl boyunca emek veren, gecesini gündüzüne katan öğretmenlerin tek beklentisi; alın terlerinin, bilgilerin ve başarılarının hakkıyla karşılık bulmasıdır.
Kimse ayrıcalık istemiyor, kimse torpil peşinde değil…
İstenen sadece adil bir ek atama, şeffaf bir süreç ve herkes için eşit fırsat.
#CB2025AGSyeAdilEK
Öğretmen atamalarında büyük mağduriyet yaşanıyor.
Milli Eğitim Bakanlığı’nın getirdiği “Milli Eğitim Akademisi” uygulaması, öğretmen adaylarımızı belirsizlik içinde bırakmıştır. Üniversitelerde alınan eğitim yok sayılmakta, atamalar bilinçli olarak ertelenmektedir.
Gençlerimizin eğitim hayatı 1,5 – 2 yıl uzatılmakta, yaşam planları altüst edilmektedir. Öğretmen açığının milyonlarla ifade edildiği ülkemizde kadrolu atama yapmak yerine ücretli öğretmenlik dayatılmaktadır.
Resmî olarak 1 Eylül’de başlaması gereken akademi hâlâ açıklanmamıştır. 2025 yılı için açıklanan kontenjan sadece 10.000’dir. Bazı branşlarda sınav sonuçları açıklanmasına rağmen sıralamalar hâlâ duyurulmamıştır.
Anayasanın 42. maddesi eğitim hakkını güvence altına almaktadır. Bu hakkı sağlayacak olan da nitelikli öğretmenlerdir. Öğretmenlerimizin önüne yeni bariyerler konulması, eğitim hakkının fiilen engellenmesidir.
Buradan çağrımı yineliyorum:
Atama bekleyen öğretmenlerin önünü açın, sınav ve sıralama sonuçlarını derhâl açıklayın, ihtiyaca uygun kapsamlı atamaları gerçekleştirin.
Öğretmen atamaları bir lütuf değil, devletin anayasal yükümlülüğüdür.
MINGUZZI DAVASI - YORUMLARIM - İNFAZ SÜRESİ
Bir kesim, cinayeti işleyen fail çocuğun, hukuk tabiriyle suça sürüklenen çocuğun aslında fail değil mağdur olduğunu savunuyor. Bu yorumu bir gazeteci yapmış olsa, yanlış bir fikir olduğunu düşünür, okur geçerim. Ama bu yorumu avukatlar yaptığında gözlerime inanamıyorum. Siz bu okulları nasıl okudunuz? Ceza hukuku finalinde bunları yazsanız fahiş hata yaptığınız için kağıdınız komple çizilirdi. Hukuki niteleme ile siyaseti birbirine karıştırmayın.
Şurada anlaşalım, dünyanın hiçbir yerinde suç işlemiş çocuğa mağdur denmez. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne, Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne bir bakın. Bunlara kaç devlet imza koyarak taraf olmuş, ona da bir bakın.
Minguzzi davasında, hem failin hem de maktulün çocuk olması sanırım fazla duygusal düşünen bir kesimin ayarlarını bozdu. Ya da siyasi saiklerle hareket ediyorlar ki bu daha da mide bulandırıcı. Şimdi bu “mağdur” kisvesi altına sokmaya çalıştığınız “suça sürüklenen çocuk”un hakları neler? Bir bakalım:
👉🏻Çocuğa kelepçe takılmaz
👉🏻Çocuğun ifadesi karakolda polis tarafından alınamaz, sadece Cumhuriyet Savcısı alabilir
👉🏻Avukat bulundurması zorunludur, avukatı yoksa devlet zorunlu müdafii görevlendirir
👉🏻Koşullu salıverme süresi daha kısadır
👉🏻Denetimli serbestlik süresi uzatılabilir
👉🏻Cezaevinde yetişkinlerle birlikte kalmazlar
👉🏻Ceza infaz kurumunda eğitimlerine devam edebilirler
👉🏻Bireysel iyileştirme programı kapsamında psikolog, sosyal çalışmacı ve eğitimciler tarafından destek verilir
Daha bu liste uzar gider. Merak edenler TCK, CMK, CGTİHK ve ÇKK ve ilgili yönetmelikleri okuyarak detaylarına bakabilirler.
Yani suça sürüklenen çocuk, aynı suçu işlemiş olmasına rağmen, yalnızca yaşı sebebiyle, reşit bir failden farklı haklara sahiptir. Olması gereken de çocuğun gelişimi açısından budur. Türkiye Cumhuriyeti’nde baktığınızda çocukların yargılanması ve infazı süresince işleyen rejim dünya standartlarındadır. Aksini iddia eden açıp mevzuatı bir okusun.
Hukuk, suçun nedenini, sosyolojik arkaplanını, kültürel arkaplanını araştırmaz. Suçun nedeni yalnızca kastın varlığı tartışılıyorsa incelenir ve bu kadarıyla yetinilir. Çünkü hakim, yazılı olan hukuk kuralı neyse onu uygular. Niyesi nasılı onu pek de ilgilendirmez. Bu işin niyesi, nasılı, sosyolojik arkaplanı; sosyologların, gazetecilerin, siyasetçilerin işidir. Mesela bununla alakalı bir dram filmi çekebilirsiniz. Hatta belki size büyük ödüller verirler.
Ama hukuk bununla ilgilenmez. Örnek verelim, ben şiddet görerek travmatik bir ortamda büyütüldüysem ve elime hep bıçak verildiyse, ben gidip birisini bıçaklayıp öldürdüğümde bu beni mağdur yapmaz. Yetişme çağımda elime bıçağı verenleri de doğrudan azmettirici yapmaz. İlliyet bağı bu kadar uzamaz. En eski illiyet bağı teorisini açın okuyun, yine de göremezsiniz. Hukukta suçlu, suçludur.
Peki Yasemin Minguzzi ne istiyor? Burada ikinci bir tartışmayı açmak gerek. Bugün herkes SSÇ’nin aslında mağdur olduğunu tartışıyor. Daha önemli bir şeyi unutuyoruz: SSÇ'nin alacağı ceza yeterli mi? Kamu vicdanı ne olacak? Hani demiştik ya çocuklara özgü infaz rejiminde çoğu şey farklıdır. Şimdi ihtimallere bir bakalım:
Fail 18 yaşından büyük olsaydı, bir çocuğu kasten öldürdüğü için ağırlaştırılmış müebbet cezası alacaktı.
Ancak SSÇ haberlere göre 15 yaşında. 12-15 yaş aralığındaki çocuklarda, farik ve mümeyyiz raporu alınır. İrade yeteneği var mı bakılır, eğer irade yeteneği yoksa ceza verilmez. İrade yeteneği varsa ceza verilir, bu halde de verilecek ceza 12 ila 15 yıl arası. Hadi alt sınırdan düşünüyorum, 12 yıl verildi diyelim, 15 yaşını doldurmamış çocuklara özel koşullu salıverme süresi 1/2, yani çocuk 6 yıl yatar. Denetimli serbestlikte 1 yıl geçirse, fiilen yatacağı süre 5 yıl.
Taammüden birisini öldürmenin bedeli.
Hadi diyelim biz yanlış biliyoruz, suça sürüklenen çocuğun yaşı 15 değil de 16 olsun. Bu halde verilecek ceza 18-24 yıl arası. 18 yıldan hüküm kuruldu diyelim. Bu yaştaki çocuk için koşullu salıverme oranı 2/3 olur, 12 yıl yatacak, denetimli serbestlikte 1 yıl 2 ay geçirse: Bu halde de fiilen yatacağı süre 10 yıl 10 ay.
Yasemin Minguzzi acılı bir anne, adalet mücadelesi veriyor; ve HAKLI. Neden? Kasten öldürme suçunda infaz rejiminin ne yazık ki değişmesi gerekiyor. Aslında bana kalırsa infaz rejimi tamamen problemli ve değişmeli, ama hadi şimdilik sadece kasten öldürmeyi konuşalım. Çünkü bugün asıl konumuz bu.
Torba yasa ile bir günde kanun maddesi geçirmek mümkün! Hadi yazın bir madde. "Kasten öldürme suçunda koşullu salıverme, denetimli serbestlik, iyi hal uygulanmaz." TCK'da yaş küçüklüğü ile ilgili maddeye de bir fıkra ekleyin. "Bu madde kasten öldürme suçunda uygulanmaz." Bitti. Bu kadar.
Bir canı almanın bedeli ağır olmalı. Bizim Ceza Kanunumuz ve ilgili mevzuatımız, suç işleyen çocuğu topluma geri kazandırabilmek adına yukarıda yazdığım imkanları tanıyor. Evet doğru, ancak SINIRLARI OLMALI. Mesela 15 yaşında hırsızlık yapan bir çocukla ADAM ÖLDÜREN BİR ÇOCUK aynı değil. Bir çocuğun üstün yararını ve topluma kazandırılmasını gözetirken, arkada kalan acılı aileyi unutmamak gerekir. Çünkü adalet bunu gerektirir. Eğer denge kurulmazsa, kamu vicdanı açısından adil bir sonuç göremeyeceğiz ne yazık ki.
Yasemin Minguzzi'nin mücadelesini kıymetli buluyorum. Yasa değişse dahi Ahmet Minguzzi davasında yargılanan çocuklar açısından uygulanmayacak. İleriye dönük olarak uygulanacak. Bu açıdan baktığımızda bu dava belki de bir emsal teşkil edecek. Kanun maddelerinin değiştiği hallere ve bunların tetikleyicisi olan olgulara bakıldığında daha önce yaşanmış bir sürü örneği var. Bu davada adaletin tecelli etmesini ne kadar istiyorsam, bu davanın kanunun değişmesine vesile olmasını da bir o kadar istiyorum.