Eski Milli Eğitim Bakanı Prof. Dr. Ziya Selçuk hocanın da katılmış olduğu öğretmen zirvesinin ikincisi de çok keyifli ve verimli geçti. Emeği geçen herkese teşekkür ederim. ✨
TBMM 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kapsamında düzenlenen 3×3 Basketbol turnuvasında 2014 Doğumlular kategorisinde öğrencilerimiz;
🎖️Aras YAVUZ
🎖️AGAH KUTAY KURT
🎖️UMUT BOZBULUT
İL 1️⃣. Si olmuşlardır. Öğrencilerimizi tebrik eder , başarılarının devamını dileriz. 👏🏼
Eğitim sektöründe olanlar şu cümleyi mutlaka en az bir kez duymuştur. “Alanına çok hâkim, harika bir öğretmen. Ama gel gör ki veli iletişimi zayıf.” Ne demek bu? Öğretmen veliyi eğlemiyor demek. Tamam, iletişim becerisi de önemli ama iyi öğretmenin tarifi bu mudur yani?
Öğretmen anne babayı memnun edecek. Sınıfta çocukları eğlendirecek. Eğitim kalitesi peki? Hallolur bir şekilde ya! O kadar şey yapmayın!
Matematik öğretmeni çarpım tablosunu illa rap şarkısıyla mı öğretmek zorunda? Tarih öğretmeni çocukların ilgisini çekebilmek için niye kaftan giymek zorunda kalıyor? Kek yapmadan kesirleri öğretemez miyiz?
Açın büyük üniversitelerin derslerine bakın. Adamlar kara tahtaya tebeşirle yaza çize ders yapıyorlar. Kendilerini aşan bir ideal uğruna eğitim aldıklarının farkındalar. Bizdeyse üniversite deyince çimenlere yayılıp gitar çalan öğrenci tipi geliyor aklımıza. Çayır çimen geze geze mezun oluyoruz.
Bu dünyada kimse sırıtarak, kırıtarak başarılı olmadı, olamayacak. Çünkü başarı ciddiyete mahkumdur. En güzel şiirler yorgun kalemlerden akar. Uykusuz geceler yoksa, eşsiz diye tarif edilen eserler ortaya çıkmaz. Paha biçilemeyen tablolar ve asla geçilemeyen rekorlar terli ve yorgun yılların çocuğudur. Gerçek başarı, sınav öncesinde verilen suni sancıyla gelmez.
Türkiye yüzyılı falan diye coşup duruyoruz ya! Bence bu yüzyılın en önemli gündemi ciddiyet olmalı. Bırakalım artık şu eğlence işini. Bizim eğlenmek yerine dertlenmeye ihtiyacımız var.
Başarının ciddiyete mahkûm olduğunu anlamış toplumlar sol şeritten basıp gidiyor. Evde, okulda, iş yerinde sürekli eğlence arayanlar da dörtlüleri yakmış bekliyor.
Son yirmi yılda ergenliğe habire duraklama dakikaları ekleniyor. Ama yeter! Tamam, askeri disiplin olmasın ama asgari disiplini de koruyalım bir zahmet.
Türkiye'den 11 üniversite 'dünyanın en iyi üniversiteleri' arasında yer aldı.
573 - Hacettepe Üniversitesi
712 - İstanbul Teknik Üniversitesi
760 - Ankara Üniversitesi
813 - İstanbul Üniversitesi
862 - Koç Üniversitesi
881 - ODTÜ
886 - Gazi Üniversitesi
903 - Ege Üniversitesi
921 - Atatürk Üniversitesi
977 - Yakın Doğu Üniversitesi
Z kuşağı hakkında Milli Eğitim Müfettişinin raporu!
DUYGUSUZ NESİL TEHLİKESİ
Hayatın gerçekliklerinden habersiz, duygusuz ve bencil bir nesil geliyor.
Şehitler için gözyaşı döken kendi ana babalarını anlamıyorlar.
Başkalarının çocukları için ağlamaya anlam veremiyorlar.
Yanıbaşımızdaki savaşlar, acı çeken çocuklar, ölen onbinlerce insan onları hiç ilgilendirmiyor.
Tüm acı gerçekleri çizgi film tadında izliyorlar ve yürekleri hiç acımıyor.
Hayatlarının odağındaki şey eğlenmek. Eğlenmedikleri tüm zamanları kendilerine bir işkence olarak görüyorlar. Kendileri için yapılan fedakarlıkların hiç farkında değiller.
Kıymet bilmiyorlar ve vefasızlar.
Herkesi kendine hizmet etmek için yaratılmış görüyorlar.
İnsanlara verdikleri değer, onların isteklerini yerine getirebildikleri ve ne kadar eğlendikleriyle orantılı. Hayatlarında eğlenmeden başka bir amaç olmadığı içini artık tek eğlence kaynağına dönmüş telefon ve tabletlerini ellerinden aldığınızda, dünyanın sonunun geldiğini zannediyorlar.
Geçmiş onları pek ilgilendirmiyor, atalarımıza karşı vefasızlar.
Dedelerinin canları, kanları pahasına vermediği vatan toprağını, en iyi fiyatı verene satacak kadar maneviyattan yoksunlar. Vatan onlar için son model bir cep telefonundan daha değersiz.
Milletimizin geleceği açısından endişeleniyorum.
20 Yıl sonra bu nesil, nasıl ana – baba olacak ?
Kendine hayrı olmayan bu nesil nasıl çocuk yetiştirecek ?
Evlerini nasıl idare edebilecek ?
Ülkeyi nasıl yönetecek ?
Vatanı nasıl savunup can verecek ?
Bütün bunlar neden oluyor izah edeyim ;
Altın kafeslerde çocuklar yetiştiriyoruz artık. Uçmayı bilmeyen kuşlar gibi.
Çocuklar hayattan bihaber.
Açlık nedir bilmiyorlar, yedikleri önlerinde yemedikleri arkalarında, acıkmalarına fırsat bile vermiyoruz.
Öyle ki yemek yemeyi bile işkence görür hale geliyorlar.
Susuzluk nedir hiç bilmiyorlar. Hiç susuz kalmamışlar. Üç adımlık yolda bile susarlar diye yanımızda içecek taşıyoruz. Çocuk daha “susadım” demeden ağzına suyu daldırıyoruz.
Çocuklar hiç üşümüyorlar. Soğuk havalarda evden çıkarmıyoruz. Okula giderken kırk kat sarmalayıp çıkarıyoruz dışarı, hiç titremiyorlar.
Çocuklar hiç ıslanmıyorlar, evden arabaya kadar bile üç metrelik mesafede şemsiyesini başına tutuyoruz. Saçına bir tek yağmur düşürmüyoruz. Bu yüzden çocuklar ıslanmak nedir bilmiyorlar.
Yorgunluk nedir bilmiyor çocuklar. İki adımlık mesafelere bile arabayla götürüyoruz onları,
yorulmasınlar diye. Birazcık parkta koşsalar, hasta olacak diye engel oluyoruz.
Onlar takatleri tükenecek kadar hiç yorulmuyorlar.
Yokluk nedir bilmiyorlar, daha istemeden her şeyi önlerine sunuyoruz.
Bu yüzden varlığın kıymetini bilmiyorlar.
Onlar bir yanığın veya bıçak kesiğinin acısını bilmiyorlar. Elleri yanmasın, kesilmesin sakın diye
onlara ne bıçak tutturuyor, ne ocak yaktırıyoruz.
Çocuklar hissetmiyor yaşamı, açlığı bilmediği için açlara acımıyor,
üşümek nedir bilmedikleri için sokaktaki evsizleri umursamıyor.
Yokluk nedir bilmedikleri için ekmeğe gelen zam onların dikkatini bile çekmiyor,
haber kalabalığı olarak görüyor, gülüp geçiyorlar.
Sıcak odalarında yaşadıkları için evsizlik nedir, sürgün nedir anlamıyor, savaşları,
kurşunlanan, ölen insanları umursamıyorlar.
Acımıyorlar…
Kıymetini bilmiyorlar ekmeğin, elbisenin, barışın ve huzurun, ana babanın…
Müdahale edilmezse gelecek iyi şeyler getirmeyecek ülkemize.
Bu sorunu Devlet derinden hissetmeli. Bu sorunun çözümü için ciddi çalıştaylar düzenlenmeli.
Öğretim programları ve ders materyalleri revize edilmeli.
Okulların duygu eğitimi konusunda roller artırılmalı, geç kalınmadan bu sorun mutlaka çözülmeli.
Bu sorun çözülmezse ülke çözülecek…
Doğan CEYLAN
Yönetim Bilimi Uzmanı
Maarif Müfettişi
Bazılarının gözünde sevenlerimiz, sevdiklerimiz, acılarımız, mutluluklarımız yokmuş gibi. Düne ait anılarımız, yarın için kurduğumuz hayaller yokmuş gibi. Tanımımız insan, taşıdığımız can değilmiş gibi… Hiç yaşamamışız gibi… Birey birey toplum değiliz de, birer birer sayıymışız gibi. 6 değil, 66 kişi, 301 kişi bile az gelir… 50 binimiz de ölsek, üç beş kişinin itibarı canımızdan değerliymiş gibi. Yaşıyorsak oy, ölüyorsak şık takım elbiselere bulaşan leke gibiyiz. Ölmesek her şey yolunda aslında… Öldüğümüz için yetkililerden özür dileriz.
Kasım ayı içerisinde Metodbox üzerinden düzenlenmiş olan Almanca Hexagonia ödev ve Almanca kitap okuma yarışmasında dereceye giren öğrencilerimizi tebrik eder, başarılarının devamını dileriz.
Cumhuriyetimizin kurucusu, Büyük Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü aramızdan ayrılışının 86. yılında rahmet ve minnetle anıyoruz. Onun bizlere miras bıraktığı Cumhuriyet yolumuzu aydınlatacaktır. Atatürk’ün izinden gitmek, onun ilkelerini yaşatmak en büyük sorumluluğumuzdur.