6 Şubat depremini yaşayan bir Subay, yaşadıklarını Ekşi Sözlük'te anlatmış ve sözlük bu nedenle kapatılmıştı.
Çünkü; yazıyı okuduğunuzda, askerin bölgeye gönderilmemesinin ve derhal olağanüstü hal ilan edilmemesinin, binlerce cana mal olduğunu anlıyorsunuz. Siz de okuyun...
#6Şubat
#Deprem
#DepremiUnutmaUnutturma
1-
#Deprem'den 3 ay sonrası sanırım, anam aradı beni. Oğlum bir mesele var sana danışayım dedi. Buyur dedim ana... Bir akrabasının kızı bir şahıs ile evlenmiş... Şahıs yıllardır bu akrabasının kızını dövüp sövüp darp ediyor. İçkisi madde kullanımı yok. Meslek sahibi biri... Kadın o kadar darp edilmiş ki yüzü kolları bacakları hep morartı dolu... Fotoğraflarını falan bacıma da gönderiyor. Ben sonradan gördüm... Neyse bir süre sonra bu akrabasının kızı gebe kalıyor... Darplar devam ediyor... 6.5 aylık prematür doğum yapıyor... Darplar çocuk sonrası da devam edince kadın dayanamayıp ani bir kararla deprem bölgesinde çalışan bu şahsı terkedip annesi ve kardeşlerinin yanına gidiyor. Kadın bir anda geri dönünce aile olay büyümeden, annesi ve kardeşleri hemen aile büyüklerinin toplayıp görüş almak istiyor, "yobaz kurultayı" benzeri bir toplantı yapıyorlar. Neden yobaz kurultayı ? Anlatacam hepsini... Anamın dediğine göre yobaz kurultayının baş temsilcisi kendi kardeşinin kocası... Adam ciddi skıntılı bir tip... Kadın düşmanı ve yoz biri, zihniyeti bozuk... Ve o yoz kurultayımsı kara toplantı da şu karar alınıyor... "Bizim yanımıza geleceksen bu çocuğu seni darp eden şahsa bırakacaksın" diyorlar ...Devamı konuşma inanılmaz. Darp edilen kadının annesi diyor ki "Sen delikli kadınsın artık. Bu çocuk bizle kalırsa adam çocuğunu görmeye gelir. Bu çocuk yüzünden husumet çıkar aramızda. Ben diğer çocuklarım katil olsun istemem" diyor... Ve "delikli kadın" diye niteledikleri kadını dışlayıp, kadını evladı ile kocası arasında seçim yapmaya itiyorlar... Kadın yanlız kalınca sağı solu arayıp çözüm bulmaya çalışıyor. Darp edilen kadının kocası üniformalı bir meslekte olduğu için kadın darp raporu almıyor ama birkaç kuzenine darp fotolarını gönderiyor. Kenarda dursun diye... Ben daha sonra fotoları gördüm. Ağır darp öyküsü var.
Anamın beni arayıp danışma sebebi şu: Bu kendilerini mütedeyyin dini bütün diye addeden kişiler darp edilen kadını "delikli kadın" yakıştırması ile kabul etmiyor... Biz polise gitsek hakime çıksak bize çocuğu temelli vermezler mi ? Yazık değil mi bu kadına diyor.
***Benim anam çok merhametlidir. Hiç okul okumayınca saha da olanı biteni, hukukun ne halde olduğunu bilmeyince belki olabilir ümidi taşıyor ama imkanı yok:zor vaka... Dedim ki "Ana ! Bu iş zor. Kadın sahipsiz. Darp raporu ile boşanma davası açılır. Çekişmeli olur. Yıllarca sürer. Sonunda boşanır, bu kadın ev hanımı olduğu için nafaka da alır. Ama kadına sahip çıkacak birilerinin olması lazım. Bu pahalılıkta kadını kabul etmezlerse kadın perişan olur. Üç kuruşluk fakirlik yardımı ve nafaka ile geçinemez. Zor. Devlet koruma altına aldı diyelim. O süreçte de ne olacağı muamma belirsiz"...
***Anam, akrabasının kızını aramış, herşeyi anlatmış. Ben arayayım dedim. Utanır konuşmaz dedi. Bugün anam aradı, darp edilen kadın dayanamadı dedi... 2-3 ay annesinin kardeşlerinin yanında kalıp darp eden kocanın yanına geri dönmüş...
*** Bakın HEP diyorum: AİLE CANdır. Sizi her durumda kucaklayacak bir aileniz yoksa bir yobaz aile de büyüyorsanız ve bir yobazın arsızın soysuzun eline düşerseniz kaçacak yeriniz olmuyor. Saha da yozluk yobazlık içselleştirilemiyor ama işte asıl yobazlık bu... Evli bir kadın boşanınca ona "delikli kadın" diyerek dışlamak bir YOBAZLIK BİR YOZLUKtur. Çürümüşlüktür. Kadını boşandı diye ötelemek bir yozluktur.
**Ve ne yazık ki saha da bu zihniyete sahip binlercesi var.
Şimdi okuyacağınız yazı, size bir babanın mücadelesi sonrası ortaya çıkan devlet kurumları içindeki çok derin ağları ve kirliliği gösterecek.
Sinirinizden dişlerinizi sıkacaksınız.
“Yok böyle bir olay” diyeceksiniz.
Oğlunun adaleti için 5 yıldır çırpınan bir babanın onurlu savaşını görünce saygı duruşuna geçecek, buna neden olanları lanetleyeceksiniz!
Hazır mısınız?
*
13 Mayıs 2018 gecesi…
Dorukhan Büyükışık.
26 yaşında pırıl pırıl bir gençti.
Üniversiteyi bitirmiş, Rusya’dan bir iş teklifi almıştı. Gitmek için hazırlık yapıyordu. İzmir Narlıdere’de gece vakti ailesinin evinden yürüyüş yapmak için çıktı. Gidiş o gidiş.
Sabah saatlerinde evinden 600 metre uzaklıkta, spor yaptığı yerde cansız bedeni bulundu.
*
Dorukhan Büyükışık’ın cansız bedeni 27 metre yüksekliğindeki 7 katlı bir kaba inşaatın 10 metre önünde, kafası demir korkuluğun altında ve bedeni beton istinat duvarının üzerinde olacak şekilde bulundu.
Olay yerine gelen ilk polisler, babaya oğlunun intihar ettiğini söyledi. Çok emin konuştular. Ama babaya göre, oğlu intihar edemezdi… Çünkü hayat dolu biriydi Dorukhan.
Olay yerine savcıyla birlikte gelen ilk adli tıp uzmanı, ilk muayenesinde ‘yüksekten düşme bulgusu yok’ tespitini yaptı.
Bu tespit video kaydına geçti. Ancak bu kayıt 3 yıl gizlendi. Baba Ethem Büyükışık, bu kaydı çok sonraları büyük uğraşlar sonunda elde edecekti.
***
Acaba Dorukhan intihar etmemiş miydi?
Doktor, muayene sonrası sessizce yaklaştığı babaya, “Yüksekten düşme bulgusu yok. Ya kalp krizi ya da darp ile bu olay gerçekleşmiş olabilir, sistematik otopsi yapılması gerekir.” önerisinde bulundu.
Olay yerinde gördüğü manzara karşısında yıkılan baba Ethem Büyükışık’ın hayatı doktorun şüphe dolu bu sözleri sonrası tamamen değişecekti.
Ethem Büyükışık, bundan sonraki hayatını ‘cinayet’ olması muhtemel bu olaya adayacaktı.
Yaşadıkları ve gördükleri kendisini de şoke edecekti.
***
Peki kimdir Ethem Büyükışık?
Türk Silahlı Kuvvetleri’nde çok önemli görevler yapmış, tümgeneral olarak emekli olmuş bir asker.
Vatan için çok büyük görevler üstlenmiş olan Ethem Büyükışık, Altın Üstün Cesaret ve Feragat Madalyası sahibi.
Sadece onu anlatmak sayfalar sürer. Ama biz onun büyük mücadelesini aktaracağız.
***
Doktorun uyarısı sonrası baba, sistematik otopsi yapılmasını istedi. Otopsi yapıldı. Darp olabileceği vurgulandı. Adli Tıp Kurumu, raporunda “adli tahkikat yapılması” gerektiğini belirtti. Ve bu rapor değiştirilmeye çalışıldı.
İlk şaşkınlığını burada yaşayacaktı Baba Büyükışık.
***
Olay yerinde ve anında 19 kamera, 4 bekçi ve 4 konteynerde yatan 10’dan fazla işçi vardı.
İşçiler, olayın olduğu saatte “yüksek bir haykırma” sesi duyduklarını söylese de yıllarca ifade vermeleri engellendi. Hatta bir başkomiserin tanık olan şahısları olay yeri incelemesi yapılırken alandan uzaklaştırdığı ve kaçırdığı ortaya çıkmıştı.
Babanın uğraşları sonucu o tanıklar tespit edildi. İlk ifadelerinde “sesi duyduklarını” söylediler, sonraki ifadelerinde ise eski sözlerini reddettiler.
Çok sonra bazılarının yalan söylediği de ortaya çıktı.
Dorukhan’ın ölü halde bulunduğu şantiye, İzmir’in önemli şirketlerinden olan Tanyer Yapı Sanayi Ticaret A.Ş.’ye aitti.
Olay günü soruşturma yapan savcı ve polisler, güvenlik kamerası kayıtlarını hiçbir şekilde almadılar.
*** Ve şirketin iki kamera kaydını da gizlediği ortaya çıkmıştı. Savcılık, olaydan 25 ay sonra kayıtları istedi. Ancak bir kameranın kaydı hiç verilmedi. Bu kayıtlar açıkça gizlenmişti.
Baba bunu da ortaya çıkardı. Kayıtlar talep edildi.
Baba Büyükışık, bu kayıtları özel olarak bilirkişiye inceletti ve kök bilgilerinin olmadığı, sahte delil olarak Tanyer İnşaat tarafından üretildiği, olaydan bir süre sonra aynı şirketin saha mühendisi tarafından polis merkezine ismi gizlenen bir polis vasıtasıyla gizlice sokulduğu ve resmi kayda geçirilmediği ortaya çıktı.
Bu sahte delil de başsavcı vekili tarafından gerçekmiş gibi dosyaya eklendi.
Bölgede bir kamera daha vardı. Olayın yaşandığı bölgeyi çeken ‘dome kamera’ydı bu.
Olay yerine polis ve savcı gelmeden bu kameranın da ortadan kaldırıldığı, yerinin değiştirildiği ve kayıtlarının da silindiği ortaya çıktı. O kayıtlara da ulaşılamadı.
Elde olan kayıtlar incelendiğinde Dorukhan’ın yolda yürürken virajı aldığı, sonra da bir daha görünmediği ortaya çıkmıştı.
Baba Ethem Büyükışık bu olayın cinayet olduğuna ikna olmuştu. Ancak birileri çok fazla şey gizliyordu. Buna da anlam veremiyordu.
***
Başka bir gariplik daha vardı. Tanyer İnşaat’a ait bir telefon numarası, olay günü şüphelilere talimat vermişti. Ancak bu telefon hattını kimin kullandığı ortaya çıkmayacaktı.
Yetmedi, inşaat şirketi, telefonun eski nesil bir telefon olduğunu ve kırdıklarını söyleyecekti.
Fakat “eski nesil” denilen telefonda Facebook’tan görüşme yapıldığı belirlenmişti. Yani telefon, “eski nesil” falan değildi.
Bu delil de ortadan kaldırılmıştı.
Hatta şüphelilerin kullandığı telefonların tamamı da ne hikmetse sonraki tarihlerde formatlanmış ve veriler de yok edilmişti. Bu da raporlarla tespit edildi.
***
İncelenmesi gereken bir telefon daha vardı. Dorukhan’ın telefonu…
Baba, İzmir Emniyet Müdürlüğü’nden HTS Uzmanlık Raporu istedi.
Rapora göre, maktulün cep telefonu 01.30’dan 08.30’a kadar durağan haldeyken, 08.30’dan sonra yer değiştirdiği belirtildi.
Halbuki olayın saati, 01.30’du.
Peki intihar etmiş birinin telefonu saatler sonra neden yer değiştirirdi?
Baba Ethem Büyükışık çok önemli bir delil bulmuştu. Ama sevinci kursağında kaldı. İzmir İl Jandarma Komutanlığı da HTS’yi incelemiş, polis raporuna tahrifat yaparak ayrı bir tutanak tutmuştu.
Bu tahrifat yapılan raporda ise telefonun12.17’ye kadar durağan olduğu kaydedildi.
Baba, polis raporunu tahrip ettiği iddia edilen ilgililer hakkında suç duyurusunda bulundu.
***
Telefondaki parmak izleri ise bambaşkaydı.
Olay yerinde ilk çekilen fotoğraflara göre telefonda parmak izleri görülmüş, ardından bu izler silinerek bir daha fotoğraf çekilmişti.
İzler yine geçmemiş olacaktı ki, telefon silinip bir kez daha fotoğraflanmıştı.
Bu işlem 3 kez sürdü. Telefondaki parmak izlerinin incelenmediği ve tahrip edildiği de sonradan ortaya çıkacaktı.
Bütün bu gerçekler baba Ethem Büyükışık’ın bağımsız bir kuruluşta yaptırdığı bilirkişi raporlarında belirlenmişti. Telefonun defalarca yer değiştirdiği bilirkişi raporlarında görülmüştü. Telefon, kaba inşaatın çatı katında bulunmuştu mesela…
***
Dorukhan’ın çatı katına çıktığının tek bir delili yoktu. Telefondaki parmak izleri silinmiş, arabasının üzerindeki parmak ve doku izleri de yok edilmişti.
27 metreden düştüğü iddia edilen Dorukhan’ın baş kısmının parçalanmadan inşaat demirleri altına nasıl girdiği sorusunun cevapsızlığı ise bambaşka bir durumdu.
Ayrıca çok sonra, maktulün sabah bulunduğu yere taşındığı ortaya çıkmıştı.
***
Baba Ethem Büyükışık, o gün olay yerinde görev yapan en az sekiz polis memuru hakkında işlem yapılmasını istedi. Ancak bu polis memurlarının isimleri gizlendi. Babanın büyük uğraşları sonrasında 20’den fazla polisin, bu olayda dahli olduğu gerekçesiyle şüpheli olduğu anlaşılacaktı.
***
Peki Dorukhan intihar etmediyse ve bir cinayete kurban gittiyse, nasıl katledilmişti?
Baba Ethem Büyükışık; incelettiği tüm bilirkişi raporlarında oğlunun demir bir çubukla sırtından darbe aldığını, bu darbe sonucu kaburgalarının kırıldığını, kırılan kaburgaların da ciğerlerine batması sonucu kan kaybından öldüğünü tespit etmişti.
***
Ancak baba Ethem Büyükışık’ın yaşadıkları bunlarla sınırlı değildi.
Sıra Adli Tıp Kurumu’nun soruşturma sürecine gelmişti. Rapor açıktı. “Yüksekten düşme bulgusu yok” dendi, bilirkişiler düşme şeklinin de fiziğe aykırı olduğunu belirtti.
Ama ne oldu biliyor musunuz?
Adli Tıp Raporu bilirkişi incelemesine gitti. Rapor, bilirkişi tarafından “Yüksekten düşmeye bağlı ölüm” denilerek değiştirildi.
İtiraz üzerine hata kabul edildi. İkinci bir resmi raporla, değiştirilen rapor düzeltildi ve ‘bedeninin sadece arka tarafında değil ön tarafında da darp izi görüldü’ denilerek, Dorukhan’ın darp ile öldürüldüğü sonucuna varıldı.
Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulu ise yine yüksekten düşme raporu verdi.
Şaka gibi değil mi?
Baba Ethem Büyükışık, cinayeti örtbas etmeye çalıştıklarını iddia ettiği ATK kurul üyelerini de şikayet etti.
Bir yandan şirket, bir yandan emniyet mensupları, bir yandan jandarma mensupları, bir yandan savcılık hakkında şikayetçi olan Ethem Büyükışık, şimdi de Adli Tıp Kurumu’nu şikayet etmişti.
Devlet görevlilerin bunları nasıl yaptığını bir türlü anlayamıyordu…
Israrla cinayet olduğunu düşündüğü bu olayın üstünü birilerinin neden örttüğünü sorguluyordu…
***
Baba, Adli Tıp Kurumu yetkilisiyle görüştü. Durumu anlattı. Yetkili, polislerin etkisiyle yanlış bir karar verildiğini söyleyerek bu duruma itiraz edeceğini belirtti.
Dosya yeniden incelendi.
Ve yine aynı karar verildi.
Şikayet üzerine Adalet Bakanlığı, ilgililer hakkında görevi kötüye kullanmak suçundan adli soruşturma başlattı.
Savcı, kovuşturmaya yer olmadığı kararını verdi.
Baba itiraz etti, itiraz reddedildi.
Sonunda baba, bu kez de Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu.
Rapor, Adli Tıp Kurumu 3. Üst Kurulu’na gönderildi. Kurul darp da olabileceği, yüksekten düşme de olabileceği kanısına vardı.
Ama baba Ethem Büyükışık’a göre bu rapor bir önceki kurul üyelerini korumaya yönelik bir rapordu.
***
Baba Ethem Büyükışık, Jandarma Genel Komutanlığı ile görüştü, Adalet Bakanı ile görüştü, devletin birçok kurumunun yetkilileriyle bir araya geldi.
Kiminle konuşsa, ona ‘Bu bir cinayet komutanım’ dendi.
Fakat hepsi sessizliğe büründü.
Yapayalnız bıraktılar Ethem Büyükışık’ı…
En son olarak da savcılık, kovuşturmaya yer olmadığına karar verdi. Büyükışık buna da itiraz etti…
***
Dayanamadı…
Bir gün beni aradı.
Bir şey konuşmak istediğini söyledi.
Bana sunum yaptı.
Ne duyduklarıma, ne de gördüklerime inanabildim. ‘Olamaz böyle bir şey’ dedim.
Ethem Büyükışık’a söylediğim de şuydu: Sonunda ölüm olsa biz arkanızdayız. Bu delilleri gizleyen ve bu cinayeti işleyen kim olursa olursa olsun ortaya çıkarmaya çalışalım.
***
Bu sunum sonrası bir program yaptık. Program bugün yayınlanıyor. Ve Ethem Büyükışık, mücadelesine devam ediyor.
Sizlerden tek isteğim var. Bu mücadelede onu yalnız bırakmayalım.
Bu çürümüşlüğü görmek ve gerçeği göstermek bu devletin içine çöreklenmiş zalimlere de büyük bir darbe olacaktır.
Savaş sadece Dorukhan’ın rahat uyuması için değil, bu devletin üzerindeki laneti sonlandırmak için verilmelidir.
Sizler de Ethem Büyükışık’ı yalnız bırakmayın.
Adaletten ayrılmayın…
İSTANBUL'DA KURYELİK YAPAN BİR KİŞİNİN MÜLTECİLERLE İLGİLİ İZLENİMLERİ.
Mülteci sorununu sadece sosyal medyadan
ya da TV'den gördüğünüz kadar sanıyorsanız yanlıyorsunuz.
Gelin size ben gerçeği anlatayım:
Ben İstanbul'da kuryelik ve genelde
günde ortalama 200 km. yol yapıyorum.
Demirel'e ülkenin durumu hakkında ne düşündüğü sorulmuş.
Demirel’ de soruyu yönelten kişiye:
- "Bak sana bunu bir fıkrayla anlatayım da sabah neşesi olsun" demiş. Demirel'in anlattığı fıkra şöyle:
Osmanlı döneminde yolsuzlukları ile ünlü Karakuşi adında bir kadı varmış. Bir gün Karakuşi Kadı, bir fırının önünden geçerken burnuna güzel bir koku gelmiş. Vitrinde güveç içinde nar gibi kızarmış sahibini bekleyen nefis bir ördek var.
Karakuşi Kadı, fırıncıya:
- 'Ben bunu aldım' demiş. Kadıya itiraz edilir mi? Fırıncı hemen ördeği paket yapıp vermiş. Az sonra ördeğin asıl sahibi gelmiş.
- “Hani bizim ördek?”
Fırıncı boynunu büküp..
- “Uçtu” deyince iş kavgaya dönüşmüş. Kavga sırasında fırıncı, araya giren bir gayrimüslim müşterinin gözünü çıkarınca korkup kaçmaya başlamış. Gayrimüslim de peşinde kovalıyor.
Bir duvardan atlarken, bilmeden duvarın öteki tarafındaki hamile bir kadının üstüne düşmüş. Kadın, çocuğunu düşürdüğü için, kadının kocası da fırıncının peşine düşmüş. Can havliyle kaçan fırıncının çarpıp devirdiği Yahudi bir vatandaş da kızıp peşlerine takılmış. Sonunda duruma müdahale eden zaptiyeler hepsini yakalayarak Karakuşi Kadı'nın karşısına çıkarmışlar. Kadı sırayla sormuş.
Ördeğin sahibi,
- “Bu adam ördeğimi hiç etti” diye şikáyet etmiş.
Karakuşi Kadı, fırıncıya sormuş.
- “Ne yaptın bu adamın ördeğini?”
.
Fırıncı
- “Uçtu” demiş.
Kadı, kara kaplı defterini açmış.
- “Ördeğin karşısında tayyar yazılı. Tayyar 'Uçar' anlamına gelir. O halde ördeğin uçması suç değil” diyerek, fırıncının ördek işinden beraatına karar vermiş. Gözü çıkan gayrimüslim vatandaşa sormuş. Onun şikayetine de kara kaplı defterden bir madde bulmuş.
- “Her kim, gayrimüslimin iki gözünü çıkara, o müslimin tek gözü çıkarıla”
Davacı:
- “Benim tek gözüm çıktı. Şimdi ne olacak?” diye sorunca Karakuşi Kadı,
- “Şimdi” demiş, “Fırıncı senin öbür gözünü de çıkaracak, biz de onun tek gözünü çıkaracağız.” Tabi gayrimüslim şikayetinden hemen vazgeçmiş, fırıncı bu davadan da beraat etmiş.
Çocuğunu düşüren kadının kocasına da Karakuşi Kadı,
- “Tamam” demiş, “Karını vereceksin, bu adam yerine yeni çocuk koyacak.” Böyle olunca adam da şikayetini anında geri almış, fırıncı bu davadan da kurtulmuş. Kadı dönmüş Yahudi'ye,
- “Senin şikáyetin nedir bre?” Yahudi bir süre düsündükten sonra ellerini açmış,
- “Ne diyeyim kadı efendi” demiş, “Adaletinle bin yaşa Sen, e mi !”
Demirel bu fıkrayı anlattıktan sonra kendisini dinleyen topluluğa dönerek, kıssadan hisse:
- Ananı "öpen" kadı ise, kimi kime şikayet edeceksin? Bugün ülkedeki durum bu! Agnadın mı?
Belki de 13 milyon yabancıyı göndereceğiz demek iyi bir politika değildi. Belki bunun tersini söyleyip işbaşına geçince göndermek lazımdı.
Evden eve nakliyat yapan şeref amca haftalığına 1500 verdiği Afganların gitmesini ister miydi?
Evinin her odasını dörder Afgan bekara 5'er bin liradan verip bir evden 20 bin kazanan ve kira piyasasını belirleyen Süleyman abiler ister mi hiç?
Kocası idlib'de savaşan Suriyeli kadına çökmek isteyen Halil dayı Suriyelilerin gitmesini ister miydi?
80'inde 25'lik Suriyeli genç kız almak isteyen Abdülkadir Mele sen ister misin Suriyelilerin gitmesini?
Antepli baklava ustasına haftada beş bin vereceğime Halepli ustaya 3.500 verir sigorta da yapmam diyen baklavacı Ali amca hiç ister mi gitmelerini?
Doğudan kamyon kasalarına doldurduğu Pakistanlıları İstanbul Güngören'de, Kartal'ın, Samandıra'nın ara sokaklarına boşaltan şöför Serkan hiç ister mi tek seferde 50 bin kazanma fırsatının yanmasını?
Ege kıyılarında zodiac ve can yeleği satan av malzemecisi Hüseyin abi ister mi?
Üzerinde Bulgar'ı durdurduğumuz Çatalca sırtlarını Katarlı müşterileri için çeviren arsa simsarı Ayhan abi ister mi?
O sırtları, yeşillikleri, imara açan büyüklerimiz ister mi hiç?
Camlı binalarda, plaza ve kulelerde körfezli araplara DAM pazarlayan dam satıcısı, emlak satıcısı abiler hiç ister mi?
Onların yaptığı işin esas ekmeğini yiyen Ankara'daki yağlı abiler hiç ister mi?
Bayrampaşa kuru gıda halinde, organize sanayi bölgelerinde üç kuruş az verip sigorta ödememek için Mehmet'imin yerine tercih edilen Nawazuddin bu topraklar için hiç ölür mü?
Dağları emanet ettiğiniz Afgan çoban, Trabzonlu Eren gibi tehlikeyi görüp hiç ölüme yürür mü?
Erenler ölecek, Mehmetler ölecek yine. Ekmeğini yemediği, emeğinin karşılığını alamadığı ülkesi için o ölecek.
Giremediği kıyıları korumak için ölecek, manzarasını bile bilmediği ada manzaralı rezidans mahalleleri düşmesin diye o ölecek.
Binemediği arabalara binilsin diye o ölecek.
Giremediği otellere girilsin diye, otel katları kulağı kulaklıklı korumalarla dolsun, içlerinde keyif yapılsın diye o ölecek.
Mehmet ölecek ki başkalarının dölü yürüsün.
Fakir ölecek ki zenginin namı duyulsun.
Milletin düzeni yerine milleti düzenler yaşasın.
Askere de, Suriye'ye de Mehmet gidecek, soyu kuruyacak, nesli tükenecek ki Ali abi, şöför Serkan, Ayhan abi, Halil dayı rahat etsin.
Yurtdışında PKK'lısı fetösü, mağduru oynasın mazlum gibi kanallarda, salonlarda, konferanslarda ağlasın. Ülkenin gerçek mazlumlarının adı duyulmasın istenir tabi.
Bu her tarafı, her paydaşı kârlı bir oyundur. Kaybedeni de cennetle müjdelenir, bir ömür öyle avunur.
Mehmet'in anası damı akan briket bir gecekonduda oğlunun kokusu yerine yaktığı tezekle bekler ölümü, dışarı asılmış bayrakla avunur.
Tabii ki Kâbilli Nawazuddin değil, Rakkalı faddal değil Mehmetler gidecek ki şehitler ölmez vatan bölünmez korosu devam etsin.
Sonuçta yan gelip yatmayacak, yüzü kıbleye bakacak şehit düşünce...
Mehmet'in kaderidir düşmek.
Medine'de düştü, Kumanovo'da düştü, Plevne'de, Şipka'da düştü, Ahıska'da, Kırım'da, Kut'ta, Filistin'de, Gelibolu'da, Sakarya'da bile düşmüş... yine düşer nasılsa...
O düşsün ki bayrak yüksekte olsun.
Bayrağa bak desin birisi, Mehmet'ten bahsetsin, bu devran böyle yürüsün...
Mehmet sen bu ülkenin en öksüzüsün.
Anan vatan, baban millet.
Yoksa millet, sen tabii ki öksüzsün...
"İyi ki varsın Mehmet, iyi ki varsın Eren..." derken,
iyi ki varsın kelimesine hep bu düşüncelerle baktım. Bugün de o düşüncelerimi döktüm bu satırlara...
İyi ki varsınız Mehmetler, Erenler...
Siz var olun, ölmeyin daha... Başkaları şehit düşsün. Tüm saydıklarım da biraz sizin yerinize düşsün.
Düşsün de memleket az da olsa gün görsün... Güzel günleri görsün...
Selam ve saygılarımla.
işte tam da bu yüzden bu ülke kendi bir doğal afet. Yangın var kurusuyla yaşı bir arada yanıyor. Ülke koca bir enkaz hepimiz altında nefes aldığımız için yaşadığımızı düşünüyoruz ama aslında yavaş yavaş çürüyoruz.
Bu ülkede bilmemeyi tercih etmek en güzeli. Kafa rahat, vicdan temiz. Allahı dilinden düşürmeyip Allahın verdiği akıl ve vicdanı kullanmaktan aciz insanlara karşı, bilip konuşan ve konuşanlar bir şekilde susturulduğu için konuşamayan milyonlar var.
Buraya bu çadırların kurulumunu koordine eden öğretmen ekibiz. Küçükçekmece ilçe milli eğitimin çağrısıyla pazartesi akşam gönüllü öğretmenler olarak yola çıktık. Yaşadıklarımız tam olarak Aziz Nesin hikayeleri biraz anlatmak isterim.
Yetkililerden önemli bir ricamdır: Memleketimizde yerbilimleri açısından önemli olan ve jeolojik yapımızın haritalanmasında unutulmaz hizmetler yapan MTA Genel müdürlüğünün bugünlerde biraz daha ön plana çıkmasının, ülkemizin deprem dirençli yerleşim alanları oluşturşmasında…
Tüm vakalar dökülmeli ortaya. Mesela, 30 Magusali ortaokul voleybol oyuncusu meleğe, turist rehberlerine, spor hocalarına mezar olan Adıyaman'daki ISIAS otelin yapı denetiminden geçemediği için mühürlenip sonra nasıl tekrar açıldığı araştırılsın.
Arkadaşlar biliyorum hiç sırası değil ama beni yanlış da anlamayın nolur amacım fırsatçılık da değil. Ben 18 yaşındayım ,17 yaşında kansere yakalandım.Samsun 19 Mayıs üniversitesinde çocuk ontoloji bölümünde tedavi görmekteyim. Ülkenin durumunun farkındayım şu an.
Malatya’da Beton test laboratuvarında çalışan bir takipçimin mesajını herhangi bir yerine dokunmadan aktarıyorum;
“Sadece müteahhit degil, Beton santralleri, Yapi denetimler, Beton test laboratuvarlari, Ben malatyada 4 adet olan laboratuvarlardan birinde çalıştım iki yil,
Deprem yardımı için gönderilen eurodan %15e yakın kesinti için "teşekkürler" @GarantiBBVA. Bankacılık sistemi ile ilgili düşüncemizi bir kez daha haklı çıkardınız. Umarım o yaptığınız kesinti ile "şahane" yatırım imkanları sağlarsınız!