Mete Han'dan Alpaslan'a, Fatih Sultan Mehmed'den Mustafa Kemal Atatürk'e uzanan şan, şeref ve kahramanlıklarla dolu bir geçmiş.
Dünyaya huzur ve adalet getiren Türk Kara Kuvvetleri'nin 2235. kuruluş yıldönümü kutlu olsun.
geçen gün Mete Gündoğan hoca paylaşmıştı; (@mtgundogan)
Milli Görüş lideri, merhum başbakan Necmeddin Erbakan:
❝NATO'nun asıl varlık sebebi, tarihi-güçlü Türk ordusunun yeniden sahneye çıkışını engellemektir.❞
düşündüren ibretlik bir tanım🤔 #NATO
https://t.co/gtRLoSfe4q
Ekonomik Büyümenin Balansı Bozuk!
2025 yılında ülkemiz %3,6
2026 ilk çeyreği itibariyle ise %2,5 büyümüş.
Şimdi
bu büyümenin balansına bakalım.
Yani sektörel olarak gelişmeleri inceleyelim.
TARIM SEKTÖRÜ
2021-2024 dönemi, inişli çıkışlı bir dönem olmuş.
Üretim planlamasının yapılamadığının kanıtı.
2025 yılında %8,8 küçülme yaşanmış.
Yılın tüm çeyreklerinde daralma olmuş.
Bu durum, tarım sektörünün ciddi bir krizden geçtiğini gösteriyor.
2026 İlk Çeyreğinde büyüme %4,6 olmuş.
Bu pozitif dönüş sevindirici görünse de, 2025 yılındaki %8,8'lik sert düşüşün yarattığı düşük baz etkisinden kaynaklanıyor.
Kısacası, tarımda kalıcı bir toparlanmadan bahsetmek henüz mümkün değil.
İNŞAAT SEKTÖRÜ
İnşaat sektörü, son 3,5 yıldır (14 çeyrek) ekonomiyi sırtlayan ana dinamiklerden biri olmuş.
Son 3,5 yılın büyüme ortalaması: %8,2
Bu durum, ekonomik kaynakların betona ve gayrimenkule yönlendirildiğini teyit ediyor.
2026 ilk çeyrek büyümesi ise %3,2 olmuş.
Bu oran pozitif olsa da son 3 yılın en zayıf performansıdır.
Yüksek faiz ortamı ve krediye erişim zorluklarının artık inşaat sektörünü de yavaşlatmaya başladığını görüyoruz.
HİZMET SEKTÖRÜ
Hizmet sektörü iç talebin en net aynasıdır ve pandemi hariç kesintisiz büyümüştür.
2020 son çeyrekten beri hiç küçülmeden ortalama %9,7 büyümüş (baz etkisi dahil).
Bu 22 çeyreklik bir rekordur.
2024 sonrası büyüme ortalaması %3,9’a ve
2026 ilk çeyrekte %3,7’ye gerilemiştir.
Bu da uygulanan dezenflasyon programının (iç talebi kısma çabalarının) hizmet sektörünü yavaşlatmaya başladığını gösteriyor.
SANAYİ SEKTÖRÜ
En kritik sektör olan sanayi, tam anlamıyla bir durgunluk (stagnasyon) yaşıyor.
2022'de %1,4
2023'te %2,5 ve
2024'te %0,2 (neredeyse sıfır) büyüme ile
sanayi çarkları durma noktasına gelmiş.
2025'teki %4'lük toparlanma kalıcı olamamıştır.
Çünkü
2026 İlk Çeyrek büyümesi -%0,8 olmuştur.
Sanayinin bu ilk çeyrekte %0,8 daralması;
üreticinin yüksek maliyet (enerji, işçilik, finansman)
ve
baskılanan döviz kuru arasında sıkıştığını,
rekabetçiliğini kaybettiğini gösteriyor.
DIŞ TİCARET VE MAKRO DENGELER
Sanayi üretimi daralırken dış ticaret açığının kronikleşmesi, ÇOK çarpıcı ve MANİDAR bir çelişki oluşturuyor!
Dış Ticaret Açığı Seyri:
2022: 109 Milyar $ (Rekor)
2023: 106 Milyar $
2024: 82 Milyar $
2025: 92 Milyar $
2026 (İlk 4 Ay): 37 Milyar $ (Geçen yılın aynı dönemi, 34 Milyar $ idi)
Burada en kritik soru şudur:
Ülke ekonomisi %3,6 büyürken
ve sanayi daralırken,
ithalat neden hala artıyor (İlk 4 ayda 126 milyar $)?
ÇÜNKÜ
uygulanan sıkı para politikası ve kredi kısıtlamaları,
alt ve orta gelir grubunun
satın alma gücünü büyük ölçüde kırmış durumdadır.
Ancak,
üst gelir grubunun
servet etkisi (faiz gelirleri, gayrimenkul/borsa kazançları vb.) nedeniyle
tüketim alışkanlıkları değişmemiştir.
Sanayi üretimi düşmesine rağmen
ithalatın (özellikle lüks tüketim, otomobil veya ithal tüketim malları kanalıyla) geçen yıla göre 34 milyar $'dan 37 milyar $'a yükselmesi,
iç talebi kısma tedbirlerinin homojen dağılmadığını kanıtlıyor.
Uygulanan ekonomi politiğin
faturasını alt gelir grubu öderken,
keyfini üst gelir grubu sürdürmektedir.
Özetin özeti:
Büyümedeki bu dinamikler,
ciddi bir balans bozukluğu
ve
yapısal riskler barındırdığını net bir şekilde ortaya koyuyor.
Alttakilerin canı çıkarken, üsttekiler sefa sürüyor!
Kaybolmasın diye kendi hesabımdan bir daha paylaşıyorum ==>>
Osmanlı donanmasının görkemli savaş gemisi Mahmudiye, 128 toplu birinci sınıf bir gemi olarak denize indirildiğinde dünyanın en büyük savaş gemisi unvanını taşıyordu.
Bu muazzam kalyon, 1829'da Mühendis Mehmet Efendi ve Mimar Mehmet Kalfa'nın ustalığıyla İstanbul tersanesinde inşa edilmişti.
@mtgundogan
Bir dediğinde de haklı çıkmasın faizi indirirlerkende tutmaz dedi çıkartırkende tutmaz bu maya dedi lakin ne görmek istediler nede duymak olan ağır vergi yükü altında azilen halka oldu
Ekonomi bakanı olacak adam lakin düzenin adamı olmadığı için olamaz .
Domar Şartı ve Matematik !
Rakamlar net:
2020 başında 390 milyar dolar olan dış borç stokumuz,
2025 sonu itibarıyla 520 milyar dolara tırmanmış durumda.
Bu borcun
197 milyar doları kamuya,
25 milyar doları Merkez Bankası’na aitken,
aslan payı
298 milyar dolar özel sektörün sırtında yükseliyor.
Bu tablo, reel sektörümüzün kur şoklarına karşı ne denli büyük bir açık pozisyon riski taşıdığını da gösteriyor.
Madalyonun bir de diğer yüzü var: Türk Lirası borçları
Kamu iç borç stoku
2020 başında 838 milyar TL iken
2025 sonunda 8 trilyon 755 milyar TL’ye fırlamış.
Yani tam 10,4 katına çıkmış!
Aynı dönemde,
toplam (iç+dış) brüt borç stoğumuz
1 trilyon 443 milyar TL’den
14 trilyon 687 milyar TL seviyesine ulaşmış.
Kamu net borç stoğumuzun GSYH’ye oranı ise %13,6 olmuş.
Bu rakamın makul olduğunu düşünmeyin!
Çünkü bu rakam
borcun azlığından değil,
yüksek enflasyonun GSYH'yi yapay olarak büyütmesinden kaynaklanıyor.
Bakınız, piyasada dolaşımdaki para (emisyon)
2023 başında 313 milyar TL iken
2026’nın Haziran ayında 930 milyar TL’ye dayanmış.
İşte size enflasyonun milli geliri yapay olarak büyütmesi hadisesi.
Peki, bu devasa borç ve faiz yükü nasıl taşınacak?
İşte "Domar Şartı" burada devreye giriyor.
Domar diyor ki
bir ülkenin borç sarmalına girmeden,
borçlarını ve bunların katlanan faizlerini ödeyebilmesi için
ekonomik büyüme oranının, borcun reel faiz oranından yüksek olması gerekir.
Türkiye’nin
mevcut bütçesindeki faiz yükünü eritebilmesi,
piyasadaki dezenflasyon sürecini üretimle desteklemesi
ve
OECD seviyesinde bir kalkınmayı yakalayabilmesi
için
yıllık ortalama %4,5 ile %5,5 büyümesi gerekir.
Peki, 2025 yılında ne kadar büyüdük?
%3,6
Eğer ekonomimiz
mevcut sıkılaşma politikalarının etkisiyle
bu seviyelerde bir büyüme patikasına hapsolursa,
kaçınılmaz olarak
"borcu borçla ödeme" sarmalına sürüklenecektir.
Üstelik bu sadece kuru bir büyüme oranı meselesi de değildir. Büyümenin niteliği de hayati önemdedir.
Sonuç;
Türkiye’nin yıllık ortalama %5 civarında,
kaliteli ve üretim odaklı büyümesi
siyasi bir vaat,
bir vizyon
ya da
bir politik tercih değildir.
Bu tamamen matematiksel bir zorunluluktur.
Rakamların şakası yoktur.
Ekonomi yönetimi,
büyüme kalitesini artıracak yapısal reformları devreye sokmadığı sürece
bu borç ve emisyon yükünün altında ezilmek
matematiksel bir kesinlik olarak karşımızda durmaktadır.
Mahmudiye Savaş Gemisi bize ne diyor?
1829 yılında denize indirilen Mahmudiye,
128 topuyla dünyanın en büyük savaş gemisiydi.
Osmanlı mühendisliği ve tersaneciliğinin ulaştığı zirveyi temsil ediyordu.
Ancak
aynı yıllarda Avrupa'da çok daha büyük bir gelişme yaşanıyordu: Sanayi Devrimi.
Bugün biliyoruz ki
asıl üstünlük, dünyanın en büyük gemisini yapmak değil
asıl üstünlük, her geçen yıl daha iyisini yapabilecek üretim ekosistemini kurmaktır.
Osmanlı muazzam bir gemi yaptı. Lakin onu sürekli yenileyecek sistemi kuramadı.
Dünya buhardan çeliğe, yelkenden makineye geçerken Osmanlı geride kaldı.
Sonuçta sadece denizlerde değil,
teknolojide, ekonomide ve zamanla siyasette de üstünlüğünü kaybetti.
Bugün Türkiye,
savunma sanayiinde tarihî bir başarı yakalamıştır.
İnsansız hava araçlarından millî savaş uçağına kadar geliştirilen sistemler hepimizin gururudur.
Fakat
Mahmudiye bize
bir ürün çıkarmanın MÜHİM olduğunu
ama
onu sürekli geliştirebilen bir ekosistem kurmanın EHEM olduğunu, söylemektedir.
Mahmudiye bize diyor ki
eğer
motor teknolojisini, elektronik sanayisini, yapay zekâyı, yarı iletkenleri, malzeme bilimini, üniversiteleri, tedarik zincirini ve uzun vadeli Ar-Ge finansmanını kapsayan
bütüncül bir sistem kuramazsanız,
bugün elde ettiğiniz üstünlüğü koruyamazsınız.
Savunma sanayiinde asıl mesele
platform üretmekten ziyade
platform üreten eko sistemi kurmaktır.
Kısacası
Mahmudiye bize;
evlatlarım!
bugün güçlü olmanız yetmez,
on yıllar sonra da güçlü kalacak sistemi oluşturun
diyor.
1 Temmuz Kabotaj Bayramı kutlu olsun! 🇹🇷⚓
Kabotaj,
bir devletin kendi limanları arasında yük ve yolcu taşımacılığı ile denizcilik hizmetlerini
kendi bayrağı ve kendi vatandaşları eliyle yürütme hakkıdır.
Bu hak,
denizlerdeki ekonomik bağımsızlığın ve millî egemenliğin en önemli göstergelerinden biridir.
Osmanlı döneminde kapitülasyonlar nedeniyle bu hak büyük ölçüde yabancıların elindeydi.
Cumhuriyet'in ilanından sonra çıkarılan
Kabotaj Kanunu ile
bu ayrıcalıklar sona erdirildi
ve
1 Temmuz 1926 itibarıyla Türkiye,
kendi karasularındaki denizcilik faaliyetleri üzerinde tam egemenlik sağladı.
Kabotaj Bayramı, sadece denizcilerin bayramı değildir.
Bu bayram;
bağımsızlığın,
üretmenin,
deniz ticaretinin,
denizlerdeki millî hâkimiyetin
ve
"Mavi Vatan" şuurunun da bayramıdır.
Aziz milletimizin
1 Temmuz Denizcilik ve Kabotaj Bayramı
kutlu olsun. 🇹🇷🌊
#1TemmuzKabotajBayramı
@mtgundogan Kıymetli Hocam,
Çok istifade ettiğimiz değerli bir oturum oldu. Ekopolitik, teopolitik bağlamında çalışmalar yapmamız gerektiğini bir kez daha belirtmiş oldunuz.
Konferansınızdaki makine mühendisi olarak tanımladığınız kardeşiniz :)
@mtgundogan Değerli hocam,
Bu kitabınızı istek ve heyecan ile okudum. Tebrik ve tşk.ler. Kaldı ki merhum hocamızla birlikte yakın mesai hukukunuzu da yakinen biliyoruz. Benim gönlümden geçen Reis’imiz Sn. Cumhurbaşkanımız ile de yakın mesai ve görev almanızı, yapmanızı içtenlikle istiyoruz.
==>> Erbakan hoca:
bunlar Türkiye’yi,
bağımsız bir ordu ve askeri doktrin ile bir anda karşımıza çıkmasınlar diye NATO'da tutuyorlar, dedi.
Adeta,
Türkiye’yi NATO içerisinde oyalıyorlar, diye de ekledi.