Şunu hiçbir zaman unutmamak gerekir: Kur’an’ı bize ulaştıran yol, Hz. Peygamber ve sahabedir; Hz. Peygamber’i Kur’an’dan, Kur’an’ı da Hz. Peygamber’den bağımsız düşünmek mümkün değildir. Tarih boyunca Allah’ın insanlara gönderdiği vahiyler, hiçbir zaman boşlukta kalmamış; her defasında bir peygamber tarafından tebliğ edilmiş, yaşanmış ve insanlara örnek olarak gösterilmiştir. Vahiy kitapla, kitap da onu tebliğ ve temsil eden peygamberle hayat bulmuştur.
Bu gerçeği göz ardı ederek “Kur’an var, peygambere ve onun sünnetine ihtiyaç yok” demek, sadece sünneti devre dışı bırakmak değildir; vahyin insanlara nasıl ulaştığını ve nasıl yaşanacağını gösteren ilahî sistemi de görmezden gelmektir.
Peygamberi getirdiği kitaptan ayırmak, aslında Kur’an’ın bizzat ortaya koyduğu peygamber tasavvurunu reddetmek anlamına gelir. Daha da önemlisi, “Kur’an’ı peygamberden bağımsız olarak ben anlarım ve nasıl anlaşılması gerektiğini ben belirlerim” demek, farkında olmadan kendisini vahyin muhatabı ve yorumlayıcısı olarak Peygamber’in yerine koymak değil midir?
Kur’an, Hz. Peygamber’i sadece vahyi insanlara ulaştıran bir postacı olarak tanıtmaz; onu vahyi açıklayan, yaşayan, temsil eden ve anlaşmazlıklarda kendisine başvurulan bir rehber ve örnek olarak takdim eder. Bu sebeple Kur’an’ı Hz. Peygamber’den bağımsız düşünmek, aslında Kur’an’ın Hz. Peygamber’e biçtiği konumu görmezden gelmektir. Allah’ın kitabı ile onu tebliğ eden ve hayata taşıyan Resûl arasında böyle yapay bir ayrım yapılamaz.
Üstelik mesele sadece Hz. Peygamber’le de sınırlı değildir. Kur’an bize sahabe üzerinden ulaşmıştır. Sahabe olmadan Hz. Peygamber’in bize ulaşması, Hz. Peygamber olmadan da Kur’an’ın bize ulaşması düşünülemez. Dolayısıyla vahyi, onu bize ulaştıran tarihî ve beşerî zincirden koparmak mümkün değildir. “Kur’an bana yeter, Peygamber’e ve sünnete ihtiyacım yok” demek, Kur’an’ı anlamak değil; Kur’an’ın kendisine çizdiği peygamber tasavvurunu yeniden yazmak anlamına gelir. İnsan, farkında olmadan burada kendisini Peygamber’in yerine koymuş olur.
👁️Cevheri Güven'den korkunç iddia hendekler bilerek yapıldı Kürt medyası biliyordu ve haber yapmadı ⁉️
👁️Cevheri Güven, Kürt medyasının belirli bir dönemde hem siyasi aktörleri hem de sahadaki muhabirlerin aktardığı gelişmeleri sansürlediğini öne sürdü. Güven, savaşın başlaması için “yukarıdan bir karar verildiğini” iddia etti.
👁️Cevheri Güven, kendi açıklamalarının Kürt medyasında haberleştirilmediğini belirterek, bunun münferit bir durum olmadığını savundu. Güven, Selahattin Demirtaş’ın da benzer biçimde sansüre uğradığını ileri sürdü.
Videonun tamamını 👇🏽
https://t.co/3qIBiVTiQC
#KürtMedyası #Sansür #hendekler #katliyam #soykırım #öcalan #SelahattinDemirtaş #Medya #BasınÖzgürlüğü #İfadeÖzgürlüğü #KürtMeselesi #Türkiye #Siyaset #Manipülasyon #Haber #Gazetecilik #MedyaEleştirisi #Gündem #sur #cizre #CevheriGüven #KürtlerSokağı #güncel
YENİ YAYIN!!!
5 PROFESÖR TEK GÖRÜŞ:
BERAAT VER, TAHLİYE ET!!!
Ülkenin önde gelen 5 Hukuk profesörü son 10 yılda yaşadığımız tüm hukuksuzlukları tespit edip çöpe atan bir mütalaa hazırladı. Herkes bu mütalaayı kullanmalı. Yayında anlattım. RT LÜTFEN!!!
https://t.co/qHASauIMYs
TRT 1 de senaryo dahilinde konuşan Müstafi Başçavuş ve #YaşarGüler ötmüş; “123 generalden içimizdeki hainler tarafından haberdar oldular. “ Aslında general fişleme olayı EDOK’ta Hulusi Akar tarafından yapıldı #15Temmuz ’dan 2 ay önce, tabi ki göstermelik olarak. ++
Doğu Türkistan Vakfı başkanı Prof. Dr. Abdulhamit Avşar, Çin Büyükelçiliğinin parasıyla Doğu Türkistan’a götürülen Prof. Dr. Hüseyin Bağcı’ya:
“Hocam, 600 yıllık bir caminin ibadete kapatılıp, müzeleştirilmesinden içiniz hiç burkulmadı mı? Hiç mi üzülmediniz? Çinlilere niye diye sorsaydınız hiç olmazsa!”
GAZETECİLİK SUÇ DEĞİLDİR!
Mehmet Baransu ve Hidayet Karaca, gazetecilik faaliyetleri nedeniyle yıllardır özgürlüklerinden mahrum.
Haber yapmak suç değildir. Gerçeği yazmak suç değildir.
Basın özgürlüğü için: Gazeteciler özgür olmalı!
AdaletAranıyor
"Hastane odasında" denildiğinde içimize su serpiliyor ya hani... İşte asıl acı olan bu. 73 yaşındaki bir adamın cezaevi yerine, Tekirdağ Şehir Hastanesi'nin o gri binasındaki küçücük pencereli mahkûm odasında can çekişmesine şükreder hale getirildik. Bize resmen ölümü gösterip sıtmaya razı ediyorlar!😑
Şu an o demir kapıların ardında adım adım eriyen bir can var. Abdullah amcanın şah damarı %75 tıkalı, felç geçirme riskiyle cezaevindeyken defalarca yere yığıldı. Şeker hastalığı vücudunu esir almış durumda; ayakları ağır iltihap içinde ve her an kesilme tehlikesiyle karşı karşıya. Eklem romatizması yüzünden kımıldayacak hali kalmamış, tek başına tuvalete dahi gidemeyen, bir başkasının yardımı olmadan hayatta kalamayacak kadar bakıma muhtaç bir yaşlıdan bahsediyoruz.
Peki neden inatla o daracık odada tutsak ediliyor? Ortada TCK'ya göre tanımlanmış somut tek bir suç dahi yok. AİHM kararları ve evrensel hukuk kuralları apaçık ortadayken, skandal Adli Tıp raporlarının arkasına sığınılarak bir insan göz göre göre ölüme terk ediliyor.
Devletin devasa kilitleri, tuvalete bile tek başına gidemeyen 73 yaşındaki ağır hasta bir dededen mi korunuyor? Sizin adaletiniz, vicdanınız bu mu?
Hastaneden bir tabut çıkmasını beklemeyin. Bu eziyete, bu akıl almaz zulme derhal son verin. Abdullah amcayı tahliye edin; bırakın son günlerini o soğuk odada değil, sıcak evinde, torunlarının ve ailesinin şefkatiyle geçirsin. Lütfen çok geç olmadan bu çığlığı duyun!
@memduhtv@cemre_birand2@AysenurArslantv
#AİHMKararlarınaUyulsun
Zaman gazetesine kayyım atanarak susturulduğunda, Ahmet Davutoğlu başbakandı. Medya özgürlüğüne vurulan bu darbe hakkındaki görüşü sorulunca, "Bunlar kesinlikle hukuki süreçlerdir, siyasi süreçler değil" diyerek hukuksuzluğa destek olmuş, konumuna ihanet etmişti.
Aynı rejimin hedefinde şimdi kendisi var. Ama ben, ona açılan bu dava için, onun dediği gibi "hukuki süreçtir" demem, diyemem. Muhalif diye Zaman'a kayyım atamak da iktidarı eleştirdiği için Davutoğlu'na dava açmak da siyasidir, hukuka darbedir. Dilerim, Davutoğlu hiç değilse bu aşamada, neyin hukuk, neyin siyaset olduğunu idrak eder..
Dayanamıyorum düşündükçe kahroluyorum ,benim evlatlarım o toprağın altındaysa buna sebep olanlar bir kaç yıl yatıp çıkmasın,bu ülkede “insan hayatının”bir değeri olsun artık, cezalar “olası kastla” üst sınırdan verilsin bir daha böyle yıkımlar olmasın!Evlatlarımdan geriye sadece fotoğraflar videolar kaldı onlarla avunmaya çalışıyorum ama yetmiyor kuzularımı çok özlüyorum. Bakın ,bizim yaşamaya devam etmek için önce adalete ,gerçek adalete ihtiyacımız var, 4 yıldır sabırla,saygıyla beklediğimiz o adaleti artık verin!
PERİNÇEK VE CEMAATLERE OPERASYON,
ÇERÇEVE YASA
AK Partili siyasetçilere soruyorum:
- Perinçek'in din düşmanı planlarını uygulamaktan mutlu musunuz?
- Perinçek'in mutlu olduğu görülüyor, size cemaat ve tarikatların kökünü kazımaya başladığınız için teşekkür etti mi?
- Süleymanlılar Cemaati lideri Kuriş hakkında adam öldürdüğü iddiasını dile getirmekten utanmadınız mı?
Gerçi bunun cevabını grup başkanvekiliniz verdi:
"UTANMIYORUZ” dedi.
Bilirkişi ünvanlı biri aldığı para karşılığında suçlamanın doğruluğu hakkında kanaat oluşturmak için, Adli Tıbbın raporunu görmeden rapor yazdı. Besleme medyanız da bunu alıp kullandı.
Alpaslan Kuytul ve eşi Semra Kuytul’u tutukladınız. Mahkeme Adana’da ama Alpaslan Kuytul Erzurum’a; Semra Kuytul Diyarbakır’a gönderilmişken, oradan Samsun’a gönderilmiş. Suçsuz olduğunu bildiğiniz insanlar boyun eğmeyince, nakil ile eziyet ediliyor.
Daha önce de böyle başlamıştı : “Altı ibadet, ortası ticaret” dendi, “ibadet” kısmı cezaevine atıldı”. “Ticaret” kısmının da malına mülküne çöküldü. Ellerindeki paraları almak için adliyelerde “adalet borsası” kuruldu. Bu borsadaki paraları paylaşma kavgasında bir savcıyı HSK ihraç etti. Bir il başkan yardımcısı öldürüldü. Tetikçi Arjantin’den getirildi.
Siz bunu yaparken, uyuşturucu kullanımı halk arasında yaygınlaştı. Keçiören belediyesinde 213 kişiye uyuşturucu testi yapıldı. 213 kişiden 171’i pozitif çıktı. Cezaevlerinde uyuşturucu ile ilgili suçlardan 200 bin kişiden fazla insan var. Ama hiç baron yok.
Türkiye insanının;
- Umudunu çaldınız,
- Mutluluğunu yok ettiniz,
- Uyuşturucuya mahkum ettiniz.
AK Partili siyasetçiler, sizin sayenizde Türkiye’nin en mutlu siyasetçisi Perinçek oldu.
Nasıl olmasın ki;
- Adam 28 Şubat’ta “Devrim Kanunları uygulansın” dedi: Uyguladınız!
- “Tarikat ve Cemaatlerin kökünü kazıyacağız” dedi: Kazıma işini siz yapıyorsunuz.
Daha birkaç ay önce Milli Eğitim Bakanı’nın “Sivil Toplum” dediği cemaatlere savaş açtınız. Perinçek’in yayın organlarına kamu bankalarının reklamları ile kaynak da aktarıyorsunuz; Perinçek’ten daha mutlu kim olabilir ki. Siz onu mutlu ettiniz ya…
Sadece Öcalan ve PKK’lılar için çıkarılan Çerçeve Yasanın kapsamını genişletmek için hiçbir gayret göstermeyen DEM Parti yetkilileri, sürece destek isterken, gelen eleştirilere karşı çok sert ve ayrımcı ifadelerle tepki göstermektedir.
BİR TERÖR ÖRGÜTÜ LİDERİNE İRADESİNİ TESLİM EDEN BİR PARTİDEN DEMOKRATİK BİR TUTUM DA BEKLENEMEZDİ.
Otoriter Üçlü;
AK Parti, MHP ve Öcalan daha otoriter bir sistem için elele verdiler.
Şimdi DEM Parti yetkilileri eleştirenleri aşağılayan bir üstenci dile sahip oldu. Öcalan’ı eleştirmeye karşıymışlar. Örgütüne zorla köylerden aldığı çocuk yaştaki 27 bin Kürt gencinin, 14 bini polis ve askerin şehit olmak üzere 50 bin kişinin ölümüne sebep olmuş bir narsisti eleştirmek herkesin hakkıdır.
Gerçek bir demokrasiyi talep etmeden, konjontürün getirdiği fırsatları kullanmanın demokrasi ve insan hakları getirmediğini gördük.
Biz gerçek barışın hukukun üstünlüğünün tesis edildiği liberal bir demokraside olacağına inanıyoruz.