İstanbul’un en başarılı belediye başkanlarından birini daha tutukladılar.
Suçu Haliç Tersanesinin özelleştirilip AVM yapılmasına engel olmak.
Suçu Üsküdar’ı gerici erkeklerden kurtarıp tarikatların musluğunu kesmek!
Suçu AKP’ye geçecek kadar kendini küçültecek bir suç işlememiş olmak!
Dün tutuklanan sadece Sinem Dedetaş değil.
Asıl tutuklanan onlarca farklı belediyede olduğu gibi “bu belediyeyi bu kadın yönetsin” diyerek oy veren bizlerin seçme hakkıdır!
Zorunlu Açıklama
Tunç Soyer, Türkiye’de yargı eliyle yaratılmış en ağır mağduriyetlerden birini yaşamaktadır. Suçsuzluğunun dosyadaki bütün belgelerle bu kadar açık biçimde ortaya çıkmış olmasına rağmen 1 yılı aşkın süredir tutuklu şekilde iddianame beklemektedir.
İlk dosyadan 5 Ocak 2026 tarihinde tahliye edilmiştir. Ancak 17 Temmuz 2025’te ilk dosyadan ayrılan, o zamandan beri açık olan, kooperatiflerin iç işleyişine ilişkin soruşturma sebebiyle tahliyesinden birkaç gün önce tekrar tutuklanmıştır. İkinci tutukluluğun üzerinden 7 ay geçmesine rağmen hala iddianame yazılmamıştır. Aynı konu farklı suç tanımlamalarıyla tekrar tekrar sorgulanmıştır. Kooperatifler için ayrı ayrı dosyalar açılarak yedeğin yedeği tutuklamalar yapılmıştır.
Tunç Soyer hakkında varsayım düzeyinde dahi somutlaştırılabilmiş bir suçlama yoktur. Hangi eylemi ile sorgulandığı, neden ve nasıl dosyaya dahil edildiği anlaşılamamaktadır. Zaten Savcılığın da kabul ettiği üzere alınan raporlara göre “sorumluluğu olmadığı anlaşılmıştır.” Her ay yapılan tutukluluk incelemelerinde Tunç Soyer neyle suçlandığını sormakta, suçunu bilirse ona göre savunma yapacağını beyan etmektedir. Bu sorusuna hiçbir sulh ceza hakimi cevap verememekte ancak hepsi tutukluluk halinin devamına karar vermektedir. İtirazlarımız gerçek anlamda değerlendirilmemekte, isnat edilen somut bir eylemi gösterilmemekte, kararlarda bir gerekçe yazılmamaktadır.
Tunç Soyer hiçbir kooperatifin üyesi, yöneticisi veya denetçisi değildir. Kooperatiflerin paraları ve kararları üzerinde hiçbir yetkisi yoktur. Kooperatiflerin yüklenici firmalarını da tanımamaktadır. Dosyada imzaladığı bir belge, elde ettiği bir menfaat, kurduğu bir para ilişkisi veya şüpheli bir mali işlemi bulunmamaktadır. Nisan ayında gelen MASAK raporu da bunu tekrar kanıtlamıştır.
Aylardır birçok bilirkişi raporu alınmış, teknik takipler yapılmış, onlarca kişinin ifadesine başvurulmuş, mali incelemeler titizlikle sürdürülmüş, ek fezlekeler hazırlanmıştır ve sonuçta dosyadaki tüm deliller toplanmış durumdadır, her biri Tunç Soyer lehinedir ve kendisinin suçsuzluğunu yeniden yeniden kanıtlamaktadır.
Buna rağmen 1 yılı aşkın süredir iddianamenin yazılmaması, 3 kez Savcı değişmesi hukuki süreci sürüncemede bırakmış, “makul” süre aşılmıştır. Bu durum tüm yargı sisteminin yara almasına, adalete olan inancın zayıflamasına sebep olmaktadır.
Müvekkilimiz Tunç Soyer sürecin başından bu yana hukuka, yargıya saygı ve güveni yansıtan bir duruş sergilemiştir. Ancak gelinen noktada kişisel tahammül, hukuki teamül sınırlarını çokça aşan mağduriyet nedeniyle durumun kamuoyuyla paylaşılması zorunluluğu doğmuştur.
Olmayan bir suç var edilemez. Biz Tunç Soyer’in vekilleri olarak sadece hukuk ve adalet talep ediyoruz.
Tunç Soyer derhal serbest bırakılmalıdır.
Tunç Soyer’in Avukatları
Av. İsmet Köymen – Dr. Av. Murat Aydın – Av. Defne Soyer
Herkese Merhaba, geçtiğimiz perşembe gününün ilk saatlerinde, yaşadığım bölgeden sorumlu jandarma birliği tarafından, BirGün gazetesinin bir paylaşımında okuduğum, "Kanuni Sultan Süleyman şakası nedeniyle ceza alan komedyen" haberi üstüne yaptığım yorumum gerekçe gösterilerek, "halkı alenen kin ve düşmanlığa teşvik" suçlamasıyla gözaltına alındım. Cep telefonuma ve kimliğime el konuldu. Cep telefonumun şifresini orada ve o dakikada verdim. Gözaltı işlemlerimin ardından İstanbul Emniyet Md. götürüldüm. İlk alınışım ve serbest bırakılışım arasında bana toplam dört kere sağlık kontrolü yapıldı. Gözaltı sürecim boyunca -bakış dahil- hiçbir kötü muameleye maruz kalmadım. "Çağlayan Adalet Sarayında" alınan savcılık ifademde, temmuz ayı boyunca paylaştığım tüm sosyal medya mesajlarım önüme bir klasör halinde konuldu ve bunların, bana isnat edilen suçun unsurlarını taşıdığı söylendi. Ailemden aldığım eğitim; mesleğim ve mesleğimin yapılış ve sahneleniş prensipleri nedeniyle "halkı kin ve düşmanlığa teşvik etme" suçu işleme imkânım olmadığını, bu suçlamayı reddettiğimi ve mümkünse suçlamalarına başka bir kulp bulmalarını rica ettim. Ardından tutuklanma talebiyle nöbetçi Sulh Ceza Mahkemesine gönderildim. Kısa süren yargılanmam ardından, yurt dışı çıkış yasağı ve ev hapsi cezasına çarptırıldım. Bilgisayar kullanmadığım ve cep telefonuma el konulduğu için sonrasında haliyle kimselerle iletişim kuramadım. Arayanlara, soranlarla çok teşekkür ederim. İstemeden sebep olduğum, aile büyüklerimin akan gözyaşları ve iç sıkıntıları dışında hiçbir üzüntüm yoktur. Tüm paylaşımlarım istisnasız X hesabımda durmaktadır, duracaktır, yenileri paylaşılacaktır, dolayısıyla susmam ve susturulmam mümkün değildir. Evlâtlarımız ve ülkemiz için aydınlık bir gelecek talebi hapsedilemez. Sevgilerimle.
📍Komedyen Deniz Göktaş, Çorlu Yüksek Güvenlikli Cezaevine gönderildi. Demesi kolay. Orası bir “kuyu tipi cezaevi” aslında. Dostum Avukat Mehmet Pehlivan da 1 yıldır orada. Kendisi şöyle nitelemişti orayı:
“— Kuyu tipi hapishane' deniyor ya hiç duydunuz mu kuyu tipi hapishaneyi Sayın Başkan?
— 5 metrekare avlusunu, 13 metre çevreleyen yükseklikte duvarlar var. Yani güneş en dik zamanda, temmuz ayında bile avluda zemine düşmüyor, sadece duvara yaslanıyor. Etrafındaki o uzun duvarlar nedeniyle kendinizi hep kuyunun dibinde hissediyorsunuz!
— Akşam olduğunda da o kuyunun kapağı kapatılmış gibi hissediyorsunuz. Yani güneşten yararlanma imkanınız, güneşin en çok ve en dik açıyla geldiği yerde bile yalnızca duvardan nasiplenerek günde sadece bir saat.
— O etki size kuyu hissiyatı verdiği için oraya da “kuyu tipi hapishane” deniyor. Ben orada kalıyorum. Bu salonda orada kalan, kuyu tipi hapishanede kalan dört tutukluyuz, ben, Murat Ongun, Elçin Karaloğlu ve Hüseyin Köksal. Ben öyle bir yerden geliyorum…”
Kuyu tipi cezaevleri hukuka ve Anayasa’ya aykırıdır. Suçsuz insanların kuyu tipi cezaevinde tutulması insan haklarına tamamen aykırıdır!
Deniz Göktaş serbest bırakılmalıdır!
Tabip Odaları İnisiyatifi olarak Türk Tabipleri Birliği (TTB) yönetimine adayız. Tabip Odası seçimlerinde bizlere güvenen hekimlerin iradesini TTB yönetimine de yansıtabilmek istiyoruz.
İyi Hekimlik, Halkın Sağlık Hakkı, Güçlü Meslek Örgütü için,
Hekimler İçin Hekimlerle Birlikte!
Tabip Odaları İnisiyatifi olarak Türk Tabipleri Birliği (TTB) yönetimine adayız. Hepimizin gözbebeği, iyi hekimlik, sağlık hakkı ve demokrasi mücadelesinin öncüsü TTB’nin;
• gücünü hekimlerden ve hekimlik değerlerinden alan,
• her tür güç odağından (sermaye grubu, hükümet, siyasi yapılar vb) bağımsız,
• demokratik ve güçlü bir kurumsal işleyişe sahip,
• en geniş hekim kesimlerini bir araya getirebilen, katılımcı,
• idari ve mali yönden güçlü,
• hekimlere ve tüm topluma umut veren,
• hekimlerin hakları, iyi hekimlik, toplumun sağlık hakkı ve sağlığın sosyal belirleyicilerini birini diğerinin önüne koymadan, aynı önemde görerek çalışan daha güçlü bir demokratik meslek-kitle örgütü olması için hep birlikte çalışmaya, üretmeye, paylaşmaya, mücadele etmeye adayız.
Başka bir sağlık sistemi, başka bir hekimlik ortamı ve başka bir Türkiye için; bu davet bizim...
İyi Hekimlik | Halkın Sağlık Hakkı | Güçlü Meslek Örgütü
HEKİMLER İÇİN HEKİMLERLE BİRLİKTE!
Tabip Odaları İnisiyatifi
Batman'da Âlimler ve Medreseler Birliği (İTTİHADUL ULEMA) bünyesindeki medreselerde Arapça medrese eğitimi alan 62 kız öğrenci için icazet ve mezuniyet programı düzenlenmiş.
3 Mart 1924 tarihli 430 sayılı devrim kanunu Öğretim Birliği Yasası ile medreseler kapatıldı; bu yasaya göre Türkiye’de tüm eğitim ve öğretim kurumlarının Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı olması gerek.
Açık açık yasa çiğneniyor! @tcmeb@Yusuf__Tekin
Fatoş Pınar Türker’in kariyeri ve gözaltı sürecinde yaşadıkları haklı olarak öne çıktı, Ancak sanki hakkındaki suçlamalara hiç yanıt vermemiş gibi bir algı de oluştu bazılarında.
Gazeteciler sorumluluğu gereği,
eksik kalmaması adına savunmanın tamamının okunmasını öneririm. Sonuçta bu insanlar 1,5 yıl sonra ilk kez kendilerini mahkeme önünde ayrıntılı biçimde savunma imkanı buldu. Onlara, ailelerine, kamuoyuna ve daha da önemlisi gerçeğe karşı sorumluluk gereği paylaşmak isterim..
O savunmanın tamamı da burda…
👇
https://t.co/t3YlRZryi3
45.000 olduk…
Ama bu sadece bir sayı değil.
Bu; umudun, dayanışmanın ve değişim isteyen milyonların sesi demek.
Şimdi sıra daha büyük bir mücadelede.
Sen de bu yürüyüşte yerini al, arkadaşlarını davet et, hesabımızı takip et!
Birlikte başaracağız.
Birlikte kazanacağız. ✊🏻
#ÖzgürÖzel #CHP #BirlikteGüçlüyüz #45BinOlduk #ÖzgürÖzelGönüllüleri
Cumhuriyet Halk Partimizle ilgili mutlak butlan kararı verilmiş olması; Türkiye’de hukukun, demokrasinin ve millet iradesinin nasıl ağır bir baskı altında bırakıldığının en açık göstergelerinden biridir.
Üstelik burada en dikkat çekici ve en vahim noktalardan biri şudur… Henüz ceza davaları sonuçlanmamışken, mahkemenin fiilen “seçime hile karıştırıldığı” yönünde bir kanaat ortaya koyması; ceza mahkemesinin yerine geçerek hüküm tesis etmesi anlamına gelmektedir. Oysa hukuk devletinde hiç kimse, hiçbir kurum; kesinleşmemiş bir yargılama sürecinin yerine geçemez.
Anayasa’nın 79. maddesi açıktır. Seçimlerin yönetimi ve denetimi Yüksek Seçim Kurulu’nun yetkisindedir ve YSK kararları kesindir.
Seçim süreçlerinin yönetimi ve siyasi partilerin kongre iradesi konusunda yetkinin hangi kurumlarda olduğu anayasamızda da açıkça belirtilmiştir. İl ve ilçe seçim kurullarının görev ve yetkileri ortadayken bu sınırlar aşılamaz.
Elbette ortada bir yargı kararı vardır ve hukuk devletinde hiçbir karar yok sayılmaz. Ancak hukuki süreçler; siyasi partileri zayıflatmanın, bölmenin ya da tasfiye etmenin aracı hâline de getirilemez.
Amaç; Cumhuriyet Halk Partisi’ni kendi içinde tartışmaların içine çekmek, birlik duygusunu zedelemek ve Türkiye’nin ana muhalefetini etkisiz hâle getirmektir.
Böyle bir sürecin Türkiye’ye hiçbir faydası yoktur. Tam tersine bu tablo; toplumsal kutuplaşmayı derinleştirir, siyasete olan güveni zayıflatır ve yalnızca iktidarın ekmeğine yağ sürer.
Bu nedenle yapılması gereken; gerilimi büyütmek değil, aklıselimle hareket ederek partinin kendi iradesiyle 1-2 ay içerisinde kongre kararı alacağını açıklaması ve süreci demokratik teamüller içerisinde işletmesidir.
Bu süreci birlik ve beraberlik içerisinde, sükûnetle atlatmak; bize umudunu bağlamış milyonlarca insana karşı en büyük sorumluluğumuzdur. Ben dahil bu sorumluluktan hiçbirimiz kaçamayız.
Bu süreçte birlik ve beraberliğimize zarar verecek tutum ve söylemlerden özellikle kaçınmak gerekmektedir. Aksi takdirde bu kararları alanlar ve bu tartışmaları büyütmek isteyenler amaçlarına ulaşmış olacaktır.
Türkiye’nin içinde bulunduğu ekonomik ve toplumsal tablo ortadayken, iktidarın önümüzdeki dönemde baskın seçim dahil her türlü siyasi hamleyi gündeme getirme ihtimalinin de oldukça yüksek olduğu unutulmamalıdır.
Bugün ihtiyaç duyulan şey; sadece Cumhuriyet Halk Partisi’nin kendi içinde kenetlenmesi değildir. Türkiye’nin demokrasiye, hukuka ve millet iradesine inanan tüm muhalefet kesimlerinin ortak akıl ve ortak vicdanda bir araya gelmesidir.
📍VE TUTUKLANDI!
Başlığı okuyunca suçlu, kriminal biri sandınız di mi? O halde dikkatle okuyun:
— AKP Aydın Milletvekili Seda Sarıbaş'ın 12. sınıfta okuyan oğlunun okula silahla geldiği, silahı okul arkadaşlarına doğrultarak fotoğraf çektirdiği iddia edildi.
— Bu iddiayı haberleştiren yerel gazeteci Yelis Ayaz hakkında halkı yanıltıcı bilgiyi yaymak suçlamasıyla soruşturma açıldı, apar topar gözaltına alındı.
— Ancak gazeteci, 4 öğrencinin durumu CİMER'e şikayet ettikleri ortaya çıkarttı ve CİMER şikayetleri savcılık dosyasına sunuldu!
— Peki ne mi oldu? Öğrencilerin CİMER şikayetleri dosyaya sunulmasına rağmen Gazeteci Yelis Ayaz az önce “yalan bilgi yaymaktan” tutuklanarak cezaevine gönderildi! (Aydın Post-Etkili Haber)
Yani şahıs gözaltına alınacağına, olayı haber yapan gazeteci Yelis Ayaz tutuklanmış! Yelis hanımı soğuk betonlarda yalnız mı bırakacağız?
Bu yanlıştan dönülmeli, Yelis Ayaz derhal serbest bırakılmalı!
Şanlıurfa Ceylanpınar Devlet Hastanesinde görevli olan ve kadrosu temizlik personeli olan ve yılardır masa başı görevlerde çalıştırılan tün personellerin asli görevlerine geçmeleri için tebliğ de bulunulmuş tarafına tebliğ yapılan tüm personeller asli görevleri olan temizlik görevine geçmiş son olarak da Halil Bulmen isimli personelin hastanenin temizlik ihtiyaçları dolayısıyla asli görevleri olan temizlik görevlerine geçmeleri gerektiğini kendilerine tebliğ etmemiz üzerine;
Ak Parti ilçe Başkan Yardımcısı olan Halil Bulmen isimli personel ben ak parti İlçe Başkan Yardımcısıyım, ben temizlik yapmıyorum, bana temizlik yaptıramazsınız dedi.
Aynı gün akşam saatlerinde Şanlıurfa il Sağlık Müdürü olan Erhan Berk tarafından aranarak bu adam Ak Parti llçe Başkan Yardımcisi sana emrediyorum görevine geri ver, sen bunun Ak Partili olduğunu bilmiyor musun, benim başımı ağrıtma şeklinde söylemlerde bulundu. Bunun üzerine il Sağlık Müdürü Erhan Berk' e yanlış birşey yapmadığımı, parti ve etnik köken farketmeksizin tüm personellere eşit davrandığımı söyledim.
Bu personeli görevine geri iade edemem, edersem hastaneyi yönetemeyeceğimi ve tün personelin kendilerine karşı adil davranılmadığı için baş kaldıracağını iletmem üzerine il Sağlık Müdürü Erhan Berk şahsıma karşı görevine iade etmiyorsan, istifanı ver vermezsen ben oraya gelip seni o koltuktan nasıl kaldırıyorum görürsün şeklinde söylemlerde bulunmuş, ben de şahsına karşı eğer bir temizlik görevlisini asli görevi ve işi olan temizlik kadrosuna iade ettiğim için istifam isteniyorsa ben bu istifamı vermiyorum şeklinde kendisine ilettim bunun üzerine şahsıma karşı yine mobbing ve tehdit içerikli söylemlerde bulunuldu.
Olayların mobbing ve tehdit şiddetinin artması dolayısıyla can güvenliğimden endişe ettiğim için ben de istifamı verip şu aşamada ilçeden ayrılmış bulunmaktayım ayrıca yaşanan olayın devlet büyüklerimize ve tüm siyasi camiaya çarpıtılarak aktarıldığı bilgisini almaktayım kamuoyuna duyurulur
Şanlıurfa Ceylanpınar Devlet Hastanesi Başhekimi
Uzm.Dr.Meriç ARTAN*
📌YAZIKLAR OLSUN SİZİN ADALET ANLAYIŞINIZA
Antalya’ya kuş uçuşu mesafade, tarım arazilerinin dibinde, ormanın içinde, gölün yanı başında böyle bir garabete kim, nasıl izin verir? Düşman yapmaz…
#antalya
İşte AKP’nin İzmir’deki otoyolları özelleştirme takvimi❗️
AKP’nin 25 yıllığına özelleştirmeyi planladığı Karayolları 2.Bölge Müdürlüğüne bağlı;
🔴İzmir-Aydın Otoyolu
🔴İzmir-Çeşme Otoyolu
🔴İzmir Çevre Otoyolu
olmak üzere; 2026 yılından itibaren bu üç otoyolu kapsayan yapım işleri ihalelerine;
‘Özelleştirme maddesi’ eklediğini belgesiyle tespit ettik❗️
Oysa ki;
2026’dan önceki ihalelerde özelleştirme maddesi yoktu❗️
🔴Görüldüğü üzere apaçık bir şekilde özelleştirme paketine giren İzmir’deki bu otoyollarla ilgili;
Özelleştirilmeyecek diyenlere soruyorum!
Madem özelleştirme yapılmayacak, o zaman bu özelleştirme maddesinin bu ihale sözleşmesinde ne işi var?
Ayrıca, 2026 yılında yapılan bu ihale konusu işlerin, yapım süresi 240 günle (8 ay) sınırlandırıldı.
Buradan anlaşılıyor ki⬇️
Karayolları 2. Bölgesindeki otoyolların 8 ay içinde yani 2026 yılı sonuna kadar özelleştirilmesi planlanıyor❗️
Zira 2027 yılı seçim yılı!
AKP, millete ait varlıkları haraç mezat satarak, genel seçimler öncesinde, önden toplu para tahsil etmenin peşinde!
Kaynak: KGM 2.Bölge Otoyolları Haritası, KGM 2.Bölge 2026 İhale Sözleşme Tasarısı, İdari Şartnamesi, KGM 2025 Trafik ve Ulaşım Bilgileri Raporu
“Parayla pulla işim olmaz” lafımın artık bir dayanağı var. Kolayca elde edilemeyecek ve herkese nasip olmayacak bir “Temiz Raporu”na kavuştum.
Masak Raporu 48 yıl öncesinden başlayarak tüm şeceremi çıkartmış ve tek satırlık bir şaibe, tek bir karanlık nokta bulmamış.
Çok şükür hem suçsuzluğumu, hem de bugüne kadar nasıl bir hayat yaşadığımı ispatlayacak başka bir kanıta ihtiyacım kalmadı.
Masak Raporu da ortadayken, Sayın Başsavcı bu hukuksuzluğa, bu adaletsizliğe artık bir son vermeli.