Sayın Ali Kadıoğlu'nun paylaşımı, AİHM'in KHK ihraçlarıyla ilgili 23 öncü başvurudan birine ait somut dosyayı gösteriyor.
AİHM, Türkiye'den şu temel soruya cevap istiyor:
"İrtibat" ve "iltisak" kavramları OHAL KHK'larıyla bu sonuçları doğuracak şekilde getirildiyse, insanlar daha önceden bunun kamu görevinden çıkarılma sebebi olacağını nasıl bilebilirdi?
Bu soru, hukuki öngörülebilirlik ve kanunsuz suç ve ceza olmaz ilkesinin merkezinde yer alıyor.
Esas karar henüz verilmedi. Ancak AİHM'in sorduğu sorular, dosyada hangi hukuki meseleleri inceleyeceğini açıkça ortaya koyuyor.
@AYMBASKANLIGI@adalet_bakanlik
Kişi lehine ortaya çıkan hukuki kazanımlarda mümkün olan en hızlı şekilde hareket edilmelidir.
Hiç kimse, hukuksuz ve haksız uygulamalar nedeniyle çocuklarından bir gün bile ayrı bırakılmamalıdır.
DESTEK TALEBİ- YENİ HESAP
Yaklaşık 17.000 takipçili @alihukukk hesabım yalnızca hukuki paylaşımlar yaptığım halde TR'de erişime kapatıldı.
Yeni hesabım @alikadioglu26 'dır. Hukukla ilgili her konuda bu hesaptan paylaşım yapmaya devam edeceğim.
@alikadioglu26 hesabına bekliyorum.
İHRAÇ davaları ile ilgili önemli gelişme;
AİHM, farklı meslek gruplarından 23 kişiyle ilgili Türk Hükümetinden savunma istedi, listede hakim-savcı, asker, polis, memur gibi birçok farklı grup var. Savunma istemine ilişkin basın bildirisi 13 Temmuz'da yayımlanacak.
Said Nursî (1935'teki Eskişehir müdafaasından): İmkânat başkadır, vukuat başkadır. Her bir fert, çok adamları öldürebilmesi mümkündür. Bu imkân-ı katl cihetiyle mahkemeye verilir mi? Her bir kibrit, bir haneyi yakması mümkündür. Bu yangın imkânıyla kibritler imha edilir mi?
📢📢AİHM’den 15 Temmuz Yargılamalarına "Sistematik İhlal" Tespiti: Dijital Deliller, Kanunilik İlkesi ve Yeniden Yargılama Zorunluluğu Üzerine Bir Değerlendirme⚖️⚖️
🔴Çalı ve Diğerleri/Türkiye - Başvuru No: 21763/20 - HUDOC No: 001-250737
🔴Dönmez ve Diğerleri/Türkiye - Başvuru No: 24039/21 - HUDOC No: 001-250740
🔴Kılıçarslan ve Diğerleri/Türkiye - Başvuru No: 16234/18 - HUDOC No: 001-250734
Karar Tarihi: 23.06.2026
⭕️Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin 23 Haziran 2026 tarihli Çalı ve Diğerleri/Türkiye, Dönmez ve Diğerleri/Türkiye ile Kılıçarslan ve Diğerleri/Türkiye kararları, 15 Temmuz sonrası yürütülen ceza yargılamaları bakımından artık yalnızca tekil başvurular üzerinden okunabilecek kararlar değildir. Bu kararlar, AİHM’in Yüksel Yalçınkaya/Türkiye kararıyla ortaya koyduğu temel ilkelerin münferit bir dosyaya özgü kalmadığını, aksine aynı delil rejimi ve aynı yargısal kabul biçimiyle mahkûm edilen çok sayıda kişi bakımından uygulanmaya devam ettiğini göstermektedir.
⭕️Bir ceza yargılamasında en tehlikeli kırılma, mahkemenin delilden sonuca değil, sonuçtan delile gitmeye başlamasıdır. Bu üç kararın ortak önemi de tam olarak burada ortaya çıkmaktadır. AİHM, meseleyi yalnızca “delil yeterli miydi, değil miydi?” sorusu üzerinden ele almamakta; daha temel bir noktaya, yani ceza mahkûmiyetinin hangi hukukî akıl yürütmeyle kurulduğuna bakmaktadır. Bir kişinin cezalandırılabilmesi için o kişinin fiili, kastı, suçla kurduğu bilinçli bağ ve mahkûmiyete esas alınan delillerin bireysel anlamı ayrı ayrı tartışılmalıdır. Ceza hukuku kategorik kabullerle, varsayımlarla veya otomatik delil değerleriyle işletilemez.
⭕️Çalı kararında adil yargılanma hakkı bakımından ortaya çıkan sorun, savunma hakkının şeklen tanınması ile etkili şekilde kullanılabilmesi arasındaki farkı yeniden görünür kılmaktadır. Adil yargılanma hakkı, yalnızca duruşma yapılması ya da sanığa söz verilmesi değildir. Savunmanın delile erişebilmesi, delilin güvenilirliğini sorgulayabilmesi, mahkemenin ileri sürülen itirazları gerçekten değerlendirmesi ve mahkûmiyet gerekçesinin denetlenebilir açıklıkta olması gerekir. Özellikle dijital delillere dayalı yargılamalarda bu güvenceler daha da önemlidir. Çünkü sanık, teknik niteliği ağır basan bir veriye karşı ancak o verinin kaynağına, elde ediliş yöntemine, bütünlüğüne ve yorumlanma biçimine erişebildiği ölçüde etkili savunma yapabilir.
⭕️Dönmez kararında öne çıkan kanunilik ilkesi ise ceza hukukunun en sert ve en vazgeçilmez sınırlarından biridir. AİHS m. 7, kimsenin işlendiği zaman suç oluşturmayan bir fiilden dolayı cezalandırılamayacağını güvence altına alır. Ancak bu ilke yalnızca kanunda bir suç tipinin bulunup bulunmadığıyla sınırlı değildir. Kanunun uygulanma biçimi de öngörülebilir olmalıdır. Bir kişinin hangi davranışının hangi nedenle suç sayıldığını makul biçimde öngöremediği, suçun unsurlarının geniş yorumla sonradan doldurulduğu veya delil niteliğindeki bazı olguların doğrudan suçun kendisi gibi kabul edildiği durumlarda, kanunilik ilkesi biçimsel olarak değil, özü itibarıyla ihlal edilmiş olur.
⭕️Kılıçarslan kararında hem kanunilik hem adil yargılanma yönünden yapılan değerlendirme daha kapsamlı bir soruna işaret etmektedir. Burada mesele yalnızca tek bir mahkemenin hatalı değerlendirmesi değildir. Sorun, benzer dosyalarda tekrar eden bir yargılama pratiğidir. Mahkûmiyet kararlarında çoğu zaman delilin ne söylediğinden ziyade, delile hangi kategorik anlamın yüklendiği belirleyici olmuştur. Oysa ceza yargılamasında delil, mahkemenin ön kabulünü doğrulayan bir araç değil; maddi gerçeğe ulaşmayı sağlayan, tartışmaya açık, savunma tarafından sınanabilir ve hâkim tarafından gerekçeli şekilde değerlendirilebilir bir unsurdur.
⭕️Bu kararların ortak noktası, ByLock ve benzeri dijital delillere ilişkin yargısal yaklaşımın AİHM denetiminden geçememesidir. AİHM’in eleştirisi, herhangi bir dijital verinin hiçbir şekilde delil olamayacağı yönünde değildir. Mahkeme’nin söylediği daha teknik ve daha hukukidir: Bir dijital veri, tek başına, otomatik ve kesin mahkûmiyet sonucu doğuracak biçimde kullanılamaz. O verinin kişiye aidiyeti, kullanım biçimi, bağlamı, suçun unsurlarıyla ilişkisi ve savunma tarafından sorgulanabilirliği ortaya konulmalıdır. Aksi takdirde ceza muhakemesi, delilden sonuca giden bir muhakeme olmaktan çıkar; sonuçtan delile doğru kurulan kapalı bir kabule dönüşür.
⭕️Türk ceza hukuku bakımından da aslında bu yaklaşım yabancı değildir. Suçun maddi unsuru, manevi unsuru, kusur ilkesi, şüpheden sanık yararlanır ilkesi ve mahkûmiyet için her türlü şüpheden uzak kesin ve inandırıcı delil aranması, yalnızca Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin değil, Türk ceza yargılamasının da temel kabulleridir. Bu nedenle AİHM’in bu kararları, dışarıdan gelen soyut bir eleştiri gibi görülmemelidir. Aksine, Türkiye’nin kendi ceza hukuku ilkeleriyle de uyumlu olan temel güvencelerin hatırlatılması niteliğindedir.
⭕️Kararların iç hukuka etkisi bakımından en önemli başlık yeniden yargılama meselesidir. AİHM’in ihlal tespiti yaptığı dosyalarda, ihlalin mahkûmiyetin esasına ve yargılamanın adilliğine ilişkin olduğu açıktır. Bu nedenle yalnızca “ihlalin tespit edilmesi” ile yetinilmesi yeterli olmayacaktır. Benzer nitelikteki dosyalarda mahkemelerin, AİHM’in ortaya koyduğu ilkeleri şeklen anmakla kalmayıp, somut dosya üzerinden yeniden uygulaması gerekir. Yeniden yargılama, eski hükmün birkaç cümleyle teyit edildiği bir usul işlemi değil; delillerin, savunma itirazlarının ve suçun unsurlarının AİHM standartları ışığında gerçekten yeniden değerlendirildiği etkili bir giderim yolu olmalıdır.
⭕️Bu noktada Türk yargısının önünde ciddi bir sınav bulunmaktadır. AİHM kararlarının uygulanması, yalnızca başvurucu lehine sonuç doğuran teknik bir prosedür olarak ele alınırsa, benzer ihlallerin yeniden üretilmesi kaçınılmaz olur. Oysa bu kararlar, yargılamanın bütün mantığına ilişkindir. Mahkemeler, örgüt üyeliği mahkûmiyetlerinde soyut aidiyet değerlendirmesiyle yetinemez. Her sanık bakımından, örgütün niteliğini bilme, suç oluşturan amaçla bilinçli ve iradi bağ kurma, süreklilik, yoğunluk ve çeşitlilik gösteren fiillerle bu bağın ortaya konulması gibi unsurlar tartışılmalıdır. Bu tartışma yapılmadan verilen mahkûmiyet kararları, yalnızca AİHM önünde değil, ceza hukukunun temel ilkeleri karşısında da sorunludur.
⭕️Çalı, Dönmez ve Kılıçarslan kararları bu yönüyle Yalçınkaya kararının devamı olmakla birlikte, ondan daha geniş bir pratik sonuç doğurmaktadır. Artık mesele bir kişinin davası olmaktan çıkmış, çok sayıda başvuruyu ilgilendiren ortak bir hukuk sorunu haline gelmiştir. AİHM’in aynı hukuki çizgiyi farklı grup kararlarında sürdürmesi, iç hukuk makamlarına verilen mesajı da güçlendirmektedir: Mahkûmiyetler, delillerin gerçek anlamda tartışıldığı, savunmanın etkili şekilde dinlendiği, suçun unsurlarının bireyselleştirildiği ve kanunilik ilkesinin dar yorumlandığı bir yargılama sonunda kurulmadıkça Sözleşme standartlarıyla uyumlu kabul edilemez.
⭕️Sonuç olarak bu kararlar, 15 Temmuz sonrası yürütülen ceza yargılamalarının hukuk devleti ilkesi bakımından yeniden ve ciddi biçimde ele alınması gerektiğini göstermektedir. AİHM’in verdiği mesaj teknik değil, esastan bir mesajdır: Ceza hukuku, toplu kabullerle değil bireysel sorumlulukla işler. Delil, peşinen belirlenmiş sonuca hizmet eden bir unsur değil, adil yargılamanın denetlenebilir aracıdır. Kanunilik ilkesi ise olağan dönemlerde olduğu kadar olağanüstü dönemlerin ardından da geçerliliğini koruyan temel bir güvencedir.
⭕️Bu nedenle Çalı, Dönmez ve Kılıçarslan kararları yalnızca AİHM içtihadına eklenen yeni kararlar olarak görülmemelidir. Bu kararlar, Türkiye’de ceza yargılamasının delil, gerekçe, savunma ve kanunilik ekseninde yeniden düşünülmesi gerektiğini ortaya koyan güçlü birer hukuki uyarıdır. Asıl mesele artık bu kararların ne söylediği değil; iç hukuk makamlarının bu sözden ne anlayacağı ve bunu yargılama pratiğine ne ölçüde yansıtacağıdır.
Üstad: Mücahede cephesinde bazı zayıfların geri çekilmesi cesurlarda daha ziyade kahramanlık damarını tahrik ettiği gibi, Nur fedakârları, vehhamların (evhamlıların) çekilmesiyle daha ziyade gayret ve sebata, belki (bilakis) şevkle daha ziyade çalışmaya sebep olmak gerektir.
23 Haziran 2026 Tarihli AİHM Kararları Hemen Ertesi Gün Etkisini Gösterdi
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin 23 Haziran 2026 tarihli Çalı ve Diğerleri/Türkiye kararı, iç hukukta derhâl sonuç doğurmaya başlamıştır.
Söz konusu kararda yer alan başvuruculardan biri, kapalı ceza infaz kurumundan ayrılmasına yaklaşık dört ay kalan bir hükümlüydü. Başvurucunun eşi/vasisi tarafından AİHM kararının hemen ertesi günü, 24 Haziran 2026 tarihinde yapılan başvuru üzerine Antalya 2. Ağır Ceza Mahkemesi aynı gün ek bir karar vermiştir. Mahkeme, AİHM’in Çalı ve Diğerleri kararında tespit ettiği ihlali dikkate alarak CMK m. 311/1-f kapsamında yargılamanın yenilenmesi talebini kabul etmiş; mahkûmiyet hükmünün infazının durdurulmasına ve ilamın geri alınmasına karar vermiştir. Ayrıca başvurucu hakkında CMK m. 109/3-a uyarınca “yurt dışına çıkamamak” şeklinde adli kontrol tedbiri uygulanmasına hükmedilmiştir.
Bu karar, AİHM’in 23 Haziran 2026 tarihli ByLock temelli mahkûmiyet kararlarının yalnızca teorik bir ihlal tespitiyle sınırlı kalmadığını; doğru ve zamanında yapılan başvurularla iç hukukta derhâl sonuç doğurabilecek nitelikte olduğunu göstermektedir.
Özellikle hükümlü statüsünde ceza infaz kurumunda bulunan başvurucular bakımından, AİHM kararlarının “sonuçları ve ruhu” doğrultusunda CMK m. 311/1-f kapsamında yapılacak yargılamanın yenilenmesi başvuruları, infazın durdurulması ve tahliye talepleriyle birlikte değerlendirilmelidir.
Bu gelişme, Yalçınkaya sonrası AİHM içtihadının ve 23 Haziran 2026 tarihli kararların iç hukukta etkili biçimde işletilmesi bakımından son derece önemli ve emsal nitelikte bir uygulamadır.
Anayasa’nın 153. maddesi hükmü karşısında, bir hâkim, kendinden menkul cesaretle Anayasa Mahkemesi’nin kararına uymama yönünde karar veremez. Anayasa Mahkemesi’nin yeniden yargılama yapılmasına karar vermesine rağmen, bu karar doğru olsun veya olmasın, ilgili mahkeme tarafından bu karara uyulmaması, ancak bir başka merciin, nüfuz sahibi kişinin yönlendirmesiyle mümkündür. İdari veya siyasi olarak nüfuz sahibi kişinin yönlendirmesi bağlamında hâkime meselâ kış ortasında, çocukları okula devam ederken, nispeten daha olumsuz koşullarda olan başka bir yere tayin edilebileceği yönünde mesaj ya da Yargıtay üyeliği gibi daha cazip bir göreve atanmasının, seçilmesinin sağlanacağı yönünde ümit verilmiş olabilir. Bu gibi durumlar, hakimi hukuka uygun karar vermekten alıkoyan, Anayasa Mahkemesi’nin kararına uymamakla oluşan mesela kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu (TCK, m. 109, f. 3, bert d) bakımından bir mazeret sebebi, zorunluluk hali olarak değerlendirilemez.
Anayasa Mahkemesi’nin kararına uymama yönünde hakimi yönlendiren idari veya siyasi nüfuz sahibi kişinin, Anayasa Mahkemesi’nin kararına uyulmayarak işlenen kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçuna azmettiren olarak sorumlu tutulması gerekir. Hatta bu gibi durumlarda, idari veya siyasi nüfuz sahibi kişiye verilecek olan ceza artırılacaktır (TCK, m. 277, f. 2).
Üstad: Dünyada tedennîmizin (geri kalmamızın) sebebi, dinimize riayetsizliktendir. Hem de intizam-ı idareden ziyade, tehzib-i ahlâka (ahlâkı güzelleştirmeye) muhtacız. Mühezzib-i ahlâk da (ahlâkı güzelleştiren de) dindir. Dünya için din ihmal olunmaz. Dinsiz dünyada hayır yoktur.
AİHM’in 23 Haziran 2026 Tarihli ByLock Kararları Üzerine Değerlendirme
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi dün yayımladığı Kılıçarslan and Others, Dönmez and Others ve Çalı and Others kararlarında, aralarında 21 müvekkilimin de bulunduğu toplam 893 başvurucu hakkında ihlal kararı vermişti.
Söz konusu kararlar, esasen ByLock kullanımı iddiasına dayanan mahkûmiyetler bakımından ceza yargılamasının adilliği ve mahkûmiyetin kanuniliği sorunlarına ilişkindir. AİHM, bu kararlarında ByLock’a otomatik ve belirleyici anlam yüklenmesini, savunmanın ByLock verilerini etkili biçimde tartışamamasını ve mahkûmiyet kararlarında yeterli gerekçe kurulmamasını Sözleşme güvenceleri bakımından sorunlu bulmuştur.
Kılıçarslan kararında AİHS m. 6 § 1 ve m. 7 yönünden; Dönmez kararında m. 7 yönünden; Çalı kararında ise m. 6 § 1 yönünden ihlal sonucuna ulaşılmıştır. Bu yönüyle kararlar, Yüksel Yalçınkaya Büyük Daire kararı sonrasında oluşan içtihadın ByLock temelli mahkûmiyetler bakımından yerleşik hâle geldiğini göstermektedir.
Kararların hukuki anlamı, başvurucular bakımından doğuracağı sonuçlar ve özellikle iç hukukta yeniden yargılama sürecinde hangi adımların atılması gerektiğine ilişkin detaylı analiz ve değerlendirmemi aşağıdaki yazımda bulabilirsiniz: https://t.co/xAzk2pj9sM
Anayasa Mahkemesi'nin ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararlarının yerine getirilmemesi dolayısıyla Devletin mahkûm edildiği tazminatlarla ilgili olarak kararı yerine getirmeyen hakimlere re’sen rücu edilmesine yönelik bir kanunî düzenlemeye ihtiyaç bulunmaktadır!
💬Dr. Levent Mazılıgüney: AİHM kanunsuz suç ve ceza olmaz diyerek, bu binanın temeli yok demek istiyor.
AYM olarak kanunsuz suç ve ceza olmazı, temeli görmezden geliyorsun. Akabinde diyorsun ki, bu binanın boyası eskimiş.
Bu anlamda o kadar anlamsız bir ihlal ki.
📺Yayını izlemek için: https://t.co/0CR8qYwAVq
⚖️Hukuk ve İnsan | @avhaticeyldz | @LeventisMG
💬Av. Hatice Yıldız: Sıfırı sıfırla topladığınızda sonuç sıfırdır Anayasa Mahkemesi!
Sıfırları toplayarak nasıl bire ulaşıyorlar, bunu da izah etmeleri gerekiyor!
Yine bu kararlarla binlerce insanı aşından etmeye devam edecekler! Binlerce insanı ekmeksiz bırakmaya devam edecekler!
📺Yayını izleyip, beğenmeyi unutmayın!
https://t.co/0CR8qYx8KY
⚖️Hukuk ve İnsan | @avhaticeyldz | @LeventisMG
💬Dr. Levent Mazılıgüney: #AİHM toplam ihlal kararı 3554 oldu.
⁉️ Şimdi kaç bin ihlal kararı gelirse, bizim #AYM'miz ihlal kararlarının ne dediğini anlayacak?
⁉️ Kaç bin ihlal kararı gelirse, haksızlığa inat eden mahkemelerimiz anlayacak?
📺Yayını izlemek için: https://t.co/0CR8qYwAVq
⚖️Hukuk ve İnsan | @avhaticeyldz | @LeventisMG
AİHM ‘Bylock delil değil’ dese de delil dese de Bylock, terör örgütü üyeliği suçunun bizatihi veya destekleyici delili olamaz.. Bu tip suçlarda önemli olan manevi unsur, yani kasttır.. AİHM’ce yakın zamanda verilen Şaban Yasak kararını okumanızı tavsiye ederim. Bu meselede körü körüne direnmenin memlekete olan zararlarına etraflıca ele almıştık, detayları oraya havale ediyoruz. Bir gazeteci olarak, bu meselenin hakkaniyetli şekilde ele alınmasına katkı sağlamanızı kamuoyu adına bekliyorum. Kolaylıklar..
⚖️ Hukuk ve İnsan
📌AİHM (@ECHR_CEDH)'in hak ihlali kararlarını, AYM kısmen anladı!
🎙️@LeventisMG ve @avhaticeyldz
📺Yayını izlemek için: https://t.co/0CR8qYwAVq
⏰ Bu akşam 20.00'de!
🔹 AİHM'in 23 Haziran 2026 tarihli kararları ne anlama geliyor?
🔹 #AİHM Yalçınkaya ve devamı kararlarda neler demişti?
🔹 #AYM'nin son Genel Kurul Kararı (ByLock) ne diyor, neleri görmezden geliyor?
🔹 AYM kararı devam eden davaları nasıl etkiler?
@aventurin32 AİHM Şaban Yasak Kararı var.
Karar 5 Mayıs 2026 da yayınlandı.
Şuan açıklanan AYM kararları ondan öncesine ait.
Şaban Yasak Kararı da devreye girince bunların hiçbirinin bir önemi kalmayacak.
📣📣📣
Karasu ve Diğerleri / Türkiye
👩⚖️👨⚖️🇪🇺🇪🇺🇪🇺
AİHM, bugün Karasu ve Diğerleri - Türkiye davasında 43 başvurucunun özgürlük hakkının ihlal edildiğine hükmetti.
Başvurucuların büyük çoğunluğu 15 Temmuz gecesi görev başındayken gözaltına alınan subay, er ve polis memurlarından oluşuyor.
Mahkeme bu kez tutukluluğun başlangıcını değil, OHAL sonrasındaki süreci inceledi. OHAL’in kapanmasıyla birlikte devletin tutukluluğu sürdürebilmek için sunması gereken gerekçelerin de bireyselleşmesi, kişiye özgü somut olgulara dayanması gerekiyordu. Oysa mahkemeler aynı kalıp gerekçelerle yetinmeye devam etti. AİHM, uzayan tutukluluk süresiyle birlikte bu tablonun Madde 5/3’ü ihlal ettiğini tespit etti.
Tazminat açısından maddi talepler reddedildi; her başvurucuya manevi tazminat ve yargılama giderleri karşılığı 2.000 Euro ödenmesine karar verildi. Karar bir Komite tarafından verildiğinden kesindir.
Sonuç olarak Mahkeme, Yalçınkaya Büyük Dairesi’nden bu yana süregelen değerlendirme çizgisini korudu: OHAL’in sağladığı geniş takdir marjı, olağanüstü halin sona ermesiyle birlikte kendiliğinden daralır. İç hukuk makamlarının bu gerçeğe yeterince uyum sağlayamadığı bir kez daha tescil edildi.
https://t.co/vE3A44PK33