Emekli Albay Hasan Atilla Uğur:
- Hiçbir terör örgütü ile pazarlık yapılmaz, taviz kesinlikle verilmez.
- 2002'de PKK bitme noktasına gelmiştir.
- 1999-2002 tarihleri arası Abdullah Öcalan ile hiçbir pazarlık yapmadık, taviz vermedik. Apo canını kurtarmak için kendi örgütünü sattı, devletin her istediğini yaptı.
- Ne olduysa açılım veya çözüm sürecinde oldu.
apo'nun sorgu videolarını bilirsiniz. Korkudan titriyor hani. Zaten özgürlük var, her türlü hakkımız var, dışlanma yok, Türk devleti haklıdır diyor. Beni dilediğiniz gibi kullanabilirsiniz diye yalvarıyor falan. İşte o sorguları yapan Hasan Atilla Uğur'du. Küçük bir hatırlatma.
Sosyal medyada bazen birkaç saniyelik bir görüntü, gerçeğin tamamından daha hızlı yayılıyor.
Bugün Liv Hospital’ın önünde kalp krizi geçiren bir vatandaşın görüntüleri de böyle yayıldı.
Görüntülere bakılarak “Adam hastanenin önünde ölüyor, hastane müdahale etmiyor; vatandaşlar kalp masajı yapıyor” denildi.
Sonra her zamanki gibi gerçeği öğrenmeye fırsat kalmadan hüküm verildi, hastane ve çalışanları ağır bir linç başladı.
Oysa gerçek, görüntünün anlattığının tam tersiydi.
Kalabalığı fark edip ne olduğunu soran kişi, benim asker arkadaşım Murat’dı. Durumu öğrenince insanların hastanenin hemen önünde olmalarına rağmen neden hastayı içeri götürmediklerini sorguladı ve hastaneden yardım istedi.
Olay yerine koşarak gelen doktorun adı da Murat’tı.
Ve videoda üzerinde doktor önlüğü olmadığı için “vatandaş” sanılan, yerde hastaya kalp masajı yapan kişi aslında Liv Hospital’da görev yapan o doktordu.
Müdahale sonuç verdi.
Hastanın kalbi yeniden atmaya başladı, hastaneye alındı, gerekli müdahaleler yapıldı ve iki stent takılarak hayata tutundu.
Yani bugün sosyal medyada “hastane ilgilenmedi” denilerek linç edilen insanların yaptığı şey, tam tersine, bir insanı hayata döndürmekti.
Bir videonun birkaç saniyesine bakıp insanları mahkûm etmek ne kadar kolaysa, gerçeği araştırmak da aslında o kadar zor olmamalı.
Bugün ortada linç edilecek bir hastane ya da sağlık çalışanları değil; teşekkür edilecek insanlar var.
Liv Hospital çalışanlarını, hastaya hiç tereddüt etmeden müdahale eden Doktor Murat’ı ve kalabalığı görüp “Ne oluyor burada?” diyerek belki de bütün hikâyenin seyrini değiştiren, dünya tatlısı asker arkadaşım Murat’ı gönülden kutluyorum.
Bir insan bugün hâlâ hayattaysa, bunun adı ihmal değil.
Bunun adı hayat kurtarmaktır.
Baba parası yese ezik derler, koca parası yese sünepe derler özel sektörde çalışsa patronun kölesi derler bir de memurluğa laf etmeye başladılar erkekleri ciddiye alan var mı
Kızının kıyafetlerini en lüks markalardan seçen, bir giyileni yıkamadan asla tekrar giydirmeyen arkadaşım çocuğu pijamalarıyla evden çıkarmak zorunda kalmış. Eve girmeye de korktukları için utana sıkıla kuyruğa girip ikinci el bir kıyafet bulmuş ve onu giydirmiş. O an diyor, kızım o kadar üşüyordu ki temiz olup olmadığına bile bakmadım. Bu arkadaşım, kendi aramızda "Sen zaten zenginsin." diye espri yaptığımız, sürekli başkalarına yardım eden, çocuk okutan biridir. Yardım eden durumundan yardım istemek zorunda kalan durumuna evrilen birçok kişi oldu o dönemde. Siz ve sizin gibiler hanımefendi, onurlu insanları aşağıladınız. Hiçbirimiz paramız olmadığı için o hâle gelmedik, sahip olduğumuz parayı kullanamadığımız için yardıma muhtaç olduk. İstediğiniz kadar ağlayın, siyasi tercihlerinden dolayı aşağıladığınız, ağzınızı yaya yaya dalga geçtiğiniz insanların kalbinde asla kapanmayacak yaralar açtınız. Rabbime sonsuz şükürler olsun ki sizin gibilerin tek lokması geçmedi benim ve çocuklarımın boğazından. Kusura bakmayın ama midemi bulandırıyorsunuz. Allah bir daha ülkemize böyle acılar, size de asla fırsat vermesin.
Bazen erkeklerin 'kadınlara özel muamele yapılmasına' duydukları öfke bana bir goril deneyini hatırlatır. Bir goril her saat başı muz alıyor. Yanındaki dişiler ise dört saatte bir muz alıyor. Sonra biri 'daha adil' olmak istiyor ve dişilere iki saatte bir muz veriyor. Asıl goril mi? Çıldırıyor. Hala her saat başı muz alıyor ama avantajı azaldığı için kendini kayıp gibi hissediyor.
Birçok erkek, kadınlar için temel adalet taleplerine işte böyle tepki veriyor: adalet olarak değil, hırsızlık olarak.