Birileri milletin iradesine gölge düşürmeye çalışırken, biz Liderimiz Sayın Özgür Özel’in öncülüğünde binlerce yurttaşımızla birlikte Ata’mıza yürüdük.
Güvenpark’tan Anıtkabir’e uzanan bu yürüyüş; Cumhuriyet’e, demokrasiye ve Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün emanetine sahip çıkanların yürüyüşüdür.
Unutulmamalıdır ki;
EGEMENLİK KAYITSIZ ŞARTSIZ MİLLETİNDİR!
Bu yürüyüşün sonu da iktidardır!
Fatih Altaylı, Kemal Kılıçdaroğlu’nu adeta gömmüş
*2017 referandumunda 2,5 milyon mühürsüz oyu sen nasıl geçerli kabul edersin
*Senin yüzünden ülkenin rejimi değişti
*Şimdi yenildiğiniz kurultayın peşine mi düştün?
*Bırak artık bu işleri, seni istemiyoruz neden anlamıyorsun
Salona eli bağlı üç kişi getirildi,
sanık sırasına oturtuldular.
Mahkeme başkanı Saruhan Mebusu Mustafa Necati, sanıklardan
en yaşlısı olan,
ihtiyar köylüye sordu.
- Baba Adın ne?
Dinleyicilerde bir ferahlama görüldü.
Demek bu ihtiyarın suçu ötekilerden daha hafifti.
Bu yüzden ilk yargılanıyordu.
İhtiyar ayağa kalktı.
- Hüsnü
- Baba adı ?
- Ramazan
-Nerelisin ?
- İnebolu’nun Çatal bucağından.
- Baba, sen askerden kaçan oğlunu evinde saklamış, bir asker kaçağına yataklık etmişsin!
- Tövbe de Reis bey !
- Ben tövbe dedim, sen ne dersin ?
İhtiyar köylü başkanın üstelemesinden sıkılmıştı.
Elini koynuna sokup yıpranmış, buruşuk iki tomar kağıt çıkardı, kürsüye doğru salladı.
- Reis Bey, Reis Bey!..
Şu kafa kağıtlarının içini okusan bana dediğinden utanırsın !.
- Neden ?
- Bu kağıtlar Balkan Harbin'de ve Çanakkale'de şehit düşen oğullarımın nüfus kağıtlarıdır.
İki arslanını millet için şehit veren baba, üçüncü oğlunu bu ölüm dirim savaşında bir kahbe gibi gizlemez Reis Bey!
Salonda çıt yoktu.
Mahkeme üyeleri birbirlerinin yüzüne baktılar.
Şaşkındılar. İhtiyar birden yamalı mintanını yırttı. Çıplak, ak kıllı göğsü dışarı fırladı.
- Hele gel Reis Bey, yakın gel de,
şu kalbura dönmüş
göğsüme bak!
Bu gördüğün yaraları Makedonya'da Bulgar çeteleri ile döğüşürken aldım.
Sekiz yıl askerliğim var benim. Kurşun yarasına yara demem.
Şehit arslanlarımın yarasıdır bağrımı delen.
Benim oğlum askerden kaçsa bile ben saklamam.
Bunu böyle bil!
Mustafa Necati Bey sıkıntısını gizleyemeyerek sordu:
- Peki baba. Oğlunu en son ne zaman, nerede gördün ?
- En son ilk kar düştüğünde gördüm.
Aha şurada, Kastamonu askerlik şubesinin önünde.
Ankara'ya selametlerken...
- Sonra hiç haber almadın mı?"
İhtiyar duraladı.
Bu soruyu beklemediği belliydi. Kuşkulu gözlerle dinleyicilerden yana baktı.
Orada birilerinden, birilerinin bir şeyler söylemesinden
korkuyordu sanki.
Kararsızdı.
Bir süre sağına soluna baktı.
Sonra tükenmiş bir sesle başkana döndü:
- Diyecem diyecem, emme o itin ipini de ben çekecem!
Başkan gün görmüş geçirmiş bir tavırla sordu:
- Anlat bakalım baba!
- Askerin bazısı kandırılmış, başıbozuk olmuş dediler.
Askerden kaçanları ortalıkta görmüyorduk,
emme kulağımıza geliyordu.
Kaçaklar yakalanırım korkusuna evine ocağına gelmezmiş.
Kimi dağa çıkıp eşkiyalık edermiş. Kimi de bir kıyıya siner mektup yazıp evden para istermiş.
Bir ay önce bana da bir mektup geldi. Muhtar getirdi.
Hah dedim, oğlan askerden kaçtı para ister.
Benim okumam yazmam yok.
Utancımdan kimseye okutamadım.
Muhtar her önüne gelene demiş bana mektup geldiğini.
Ele güne bakamaz oldum.
Dünyaya kahrettim
eve kapandım.
İhtiyar eğildi, bağlı elleriyle yün çorabının arasından katlanmış bir kağıt çıkardı.
- Aha mektup bu !. Alın okuyun.
Nerdeyim diyorsa gidin yakalayın.
Asarken de ipini bana çektirin!
Mahkeme başkanı Mustafa Necati kağıdı açtı, okudu.
Birden yerinden fırladı, ağlayarak kürsüden indi.
İhtiyarın önüne geldi.
Boğuk sesiyle hıçkırdı..
- Baba bizi bağışla.
Küçük oğlun da İnönü'de şehit düşmüş. Sana gelen mektup askerlik şubesinin şehitlik ilmuhaberiymiş.
İhtiyar elini öpmek isteyen Mustafa Necati Bey'i durdurdu.
- VATAN SAĞ OLSUN!..
SİZ ASLANLARIM SAĞ OLUN!...
İhtiyar sessizce
ağlamaya başladı.
Çıplak ak kıllı göğsü körük gibi inip kalkıyor, kırışık yanaklarından süzülen gözyaşları sakallarının içinde kayboluyordu.
Vatan hainliği suçlamasından kurtulduğuna mı ağlıyordu, son oğlunu da yitirdiğine mi?
Kimse anlayamadı...
Ey Atatürk ve Cumhuriyet düşmanları .. İşte bu vatan böyle kazanıldı, Cumhuriyet böyle kuruldu.
Sizin gücünüz yetmez
ATATÜRK'ÜN adını
Bu milletin kalbinden
silmeye
Ne de kurduğu
Türkiye
Cumhuriyeti Devleti'ni
yıkmaya.
SİZİN İŞİNİZ DE ZOR BE..
Kurduğu fabrikaları satıyorsunuz,
ÖLMÜYOR..
Adını statlardan, havaalanlardan kaldırıyorsunuz,..
ÖLMÜYOR..
Resmini ders kitaplardan çıkarıyorsunuz,..
ÖLMÜYOR..
Zaferlerini kutlamayı yasaklıyorsunuz..
ÖLMÜYOR ..
Onu ÖLDÜREMEDİKÇE,
siz ölüyosunuz kahrınızdan
yavaş yavaş..
Ah be Zübeyde Ana
Nasıl Bir Evlat Doğurdun ki...
Heykelinden Bile korkuyorlar ...
Canlısını dünya yenemedi, ölüsünü 88 yıldır hainler yenemedi.
Atatürk'ü kalbimizden
silmeye gücünüz,
unutturmaya ömrünüz yetmez.
Her gün birinize..
Bir gün hepinize
Atatürk'e
Saygı duymayı öğreteceğiz..........
Bu vesileyle bu cennet vatanımızı canlarını vererek bize bırakan başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları olmak üzere bütün şehitlerimizi, gazilerimizi minnetle ve şükran'la anıyoruz.
mekanları cennet, ruhları şad olsun ...🙏
Seçilmiş CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in özel ricasıdır:
— Otobüslerimiz yok.
— Sosyal medya hesaplarımız alındı.
— SMS sistemi kayyumun kontrolünde.
Güvenebileceğimiz, sesimizi duyurabileceğimiz bir tek sizler varsınız!
Duyuralım:
📅 30 Mayıs Cumartesi
⏰ Saat 14.00 - Güvenpark
Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiç birimiz!
Şu adam genel başkan olur olmaz
Gecesini gündüzüne kattı,
Uyku uyumadı, hiç durmadı,
Oradan oraya koşturdu durdu.
Her şeyi CHP’nin iktidar olması için yaptı.
Şimdi ise birkaç çıkarcı, koltuk meraklısı,
AKP’nin yargısıyla CHP’nin içine sızdılar
ve partiyi içerden yok etmek için çalışıyorlar.
Üstelik bunu yaparken hiç utanmıyorlar.
13 seçim kaybetmiş kayyumu bile savunuyorlar.
Pes doğrusu.
ÇÖKTÜ ÇÖKTÜ…
Kumpaslar her duruşmada, gün gün dökülüyor.
İftiracılar çekiliyor, başkanlarımızın suçsuz olduğunu kimse saklayamıyor.
Delil aranıyor, bulunamıyor. Kapalı kapılar ardında, tehditlerle yazılmış senaryolar mahkeme salonlarında oynanamıyor.
Buna rağmen tutuklu yargılama bir silah gibi demokrasimize doğrultulmaya devam ediliyor.
Bu rezilliği sürdürecek hiçbir şeyleri yok.
Yolun sonundalar. Çöktüler ve farkındalar.
Adalete, gerçeklere, başkanlarımıza; kavuşacağız!
Manisa 1919 Nakşibendi tarikatının şeyhleri Yunan'a secde ederek biat ediyor. Bunlar Osmanlı'da askerden muaftı. Hem askerden muaftılar hem de ihanet ediyorlardı.
Bu Nakşibendiler daha sonra 23 Aralık 1930'da Menemen'de Kubilay'ı şehit etmiştir.
Cumhuriyet kurulunca Atatürk'ün emri ile bunlara verilen tüm ayrıcalıklar kaldırıldı, Osmanlı'nın köylüden alıp bunlara verdiği araziler köylüye iade edildi.
Bugün torunları Kurtuluş Savaşı ve Atatürk ve Cumhuriyet hakkında bu nedenle atıp tutuyor.
Adnan Kahveci’nin İlâhiyat Profesörü kuzeni Niyazi Kahveci'den harika tespitler.
- Bu ülkede en çok satılan, en çok satın alınan fakat hiç kullanılmayan tek şey dindir. Bunu satın alan halk problemlidir! Halkın zihin yapısı problemlidir! Bu problemlerin faturasını millet olarak birlikte ödüyoruz..
▪️ Bu kafa birini büyütüyor, sonra da gidip kendini ona öldürtüyor.
▪️ Bu kafa, hastalıklı bir kafadır!
▪️ Bu kafa, anakronik (çağ dışı) bir kafadır!
▪️ Bu kafa, şizofrenik bir kafadır!
- On bin yıl öncesinin anlayışıyla bugünü yaşamaya çalışan bir kafadır!
- Kiralık kapitalle kapitalizm, kiralık felsefeyle bağımsızlık olmaz!..
En zor iş, çağdışı insan malzemesiyle çağdaş işler yapmaya kalkışmaktır.
Otuz yıl sonra ya teknolojik insan olacaksınız, ya da gereksiz insan. Mesele bu kadar basit.
- Batı'daki dinî mezhepler teolojiktir ve zihinseldir!
Bizdekiler ise siyasaldır!.. Meşrulaştırmak için teolojisi arkadan gelir.
- Sünnilikte düşünmenin “d”si yoktur! Adı üstünde teamülcü!
Allah'tan, uygulamacı olan elin oğlu, bize teknoloji satıyor da, onu alıp kullanıyoruz.. Satmasa ne yapacağız?
- 150 milyar dolar ihracatımız var ama, 300 milyar dolara yakın da ithalatımız var!..
Bunun anlamı şudur!.
Bir liralık mal satıp, iki lirayla geçineceksiniz.
- Yeraltı kaynaklarımızı sattık! Yer üstündekileri de sattık!
Şimdi havayı betonla doldurup onunla geçinmeye çalışıyoruz.
Gelin görün ki, bunu dert edinen kimse yok.
- Şeyhlik, şıhlık kavramı, 5000 yıl önceki totemizm kavramının insana dönüşmüş halidir.
Bu toplumda şeyh, şıh çok, fakat tek filozofumuz yok!
O nedenle olguyu okuyamıyoruz.
- Biyolojik yönden aklı bozuk insanların evliyadır diye peşlerinden koşup, “Benim hâlim ne olacak?” diye soranlarımız var!
- Batılıları sömürgeci diye eleştiriyoruz!
Fakat onlar kendi insanlarını sömürmüyorlar.
Biz ise dışarda değil, içerde sömürgeciyiz.
Kendi insanımızı sömürüyoruz.
Buna “ ekonomik ensest ilişki” deniyor.
Bana göre en büyük vatan hainliği budur.
- Adam ilâhiyat profesörü olmuş, yaptığı iş;
VİP cenaze namazı kıldırmak,
VİP umre ziyareti düzenlemek.
Anlayış olarak hâlâ Farabi'yi aşamamış.
4000 yıl önce yaşayan Sümerler'in kafasına sahip.
- Bilimin, tarihin ve sosyal bilimlerin bir felsefesi vardır!
O nedenledir ki, ülkemizde bir felsefe üniversitesi açılması şarttır. Buna teoloji felsefesi de dahildir.
- Kur'an üzerinde bütünsel bir çalışma yapmadığımız, daha açık bir ifadeyle, Kur'an'ın hedefi nedir, karakteri nedir sorularına cevap bulmadığımız sürece, 1500 yıl öncesine takılır kalırız.
- Aklımızın çapını genişletmeden, mevcudun dışına çıkamayız!.. Biz de, (Türkçe) akıl nedir ve nasıl çalışır diye bir kitap yok!..
Oysa Batı'da binlerce var!
- Şunu kafamıza iyice yerleştirelim. 21. yüzyılda dinsel düşünme diye bir şey yoktur, olamaz..
Çağımız, akılcı ve bilimsel düşünme çağıdır..
Bu çağda olduğu gibi, bundan sonraki çağlarda da dindar olunabilir.
Fakat dindar olmanın yolu, akılcılıktan ve bilimsel düşünmekten geçmelidir.
~~~
Prf. Dr. Niyazi Kahveci
İlahiyatçı, yazar, araştırmacı.
Hiç Sordunuz mu,
Neden bir tane bile ev, bir tane bile saray yapmadı da, 48 tane fabrika yaptı diye ?
Sormadınız.
Siz onun Devrimciliğini nerden bileceksiniz ?
Hiç Sordunuz mu,
Neden kendine teklif edilen makam ve mevkileri kabul etmedi de, bütün rütbelerini söküp, Samsun'a çıkarak her şeye sıfırdan başladı diye ?
Sormadınız
Siz onun Cumhuriyetçiligini nerden bileceksiniz ?
Hiç Sordunuz mu,
Neden Paşalar gibi, Saraydan boğazı seyretmek yerine, yıllarca Cephe cephe gezdi, ömrünü savaş meydanlarında tüketti diye ?
Sormadınız.
Siz onun Milliyetçiliğini nerden bileceksiniz ?
Hiç sordunuz mu,
Neden Beyoğlu diye diye, Konak diye diye değil de, Selanik diye diye yandığını, ağladığını ?
Sormadınız.
Siz onun Vatanseverliğini nerden bileceksiniz ?
Hiç Sordunuz mu,
Bir ömrün Vatan ve Özgürlük uğruna neden ve nasıl seve seve feda edildigini ?
Sormadınız.
Siz onun kıymetini nerden bileceksiniz ?
Ayşe Kulin: “Mavi gözlü bir adam geldi. Padişaha, ‘İn bakalım ben oturacağım’ dedi zannediyorlar.
Nasıl bir kuşak yetiştirmişiz biz?
Kurtuluş Savaşı’nı bilmiyor, düşman işgalini bilmiyor.
Atatürk neden Atatürk olmuş onu bile bilmiyor.”