ESTAĞFİRULLAH!
Nuh (a.s.) kavmine, “Rabbinizden bağışlanma dileyin; O, çok bağışlayıcıdır. Bağışlanma dileyin ki üzerinizden bol bol yağmur indirsin. Mallar ve çocuklar vererek sizi desteklesin, size bahçeler versin ve sizin için ırmaklar akıtsın.” (Nuh,10-12) şeklinde seslenmişti.
Hz. Ömer’in (r.a.) yağmur duasına çıktığı zaman bu ayete işaret ederek sadece istiğfar ettiği anlatılır.
İmtihan dünyasındayız.
Rabbimiz; bizi korku, açlık, mallardan, canlardan ve ürünlerden mahrum etmek suretiyle deneyebileceğini haber veriyor.
Tabi tutulduğumuz imtihanlarda ve başımıza gelen sıkıntılarda alınması gereken tüm maddi tedbirler; kullanılması gereken bütün yöntemlerin yanında ihmal etmememiz gereken bir hakikat daha var: “İstiğfar”
İstiğfar ihmal edilmemeli…
“Sen içlerinde oldukça Allah onlara azap etmez, istiğfar etmeye devam ettikleri müddetçe de Allah onlara azap edecek değildir.” (Enfal, 33)
İstiğfar ihmal edilmemeli…
Başkasının hakkına dokunarak kirlenen eller için istiğfar edilmeli.
Harama bakarak kirlenen gözler için istiğfar edilmeli.
Haram yollardan kazanılarak yutulan lokmalar için istiğfar edilmeli.
Secdesiz kalarak güneşin üzerimize doğduğu her gün için istiğfar edilmeli.
Ölmüş kardeşinin etini yiyen diller için istiğfar edilmeli.
Tokluktan yağ bağlarken bir yanımız diğer yanımızda açlıktan ölenlerimiz için istiğfar edilmeli.
Dünya istiğfar etmeli…
Cesetleri deniz kıyılarında toplanan körpe yavrular için istiğfar etmeli.
Kaynakları sömürüldüğü için mülteci olan gençler için istiğfar etmeli.
Yurtlarında, üzerlerine bomba yağdırıldığı için muhacir olan mazlumlar için istiğfar etmeli.
İstiğfar etmeliyiz…
Kırdığımız kalpler için istiğfar etmeliyiz.
El uzatmadığımız için uyuşturucunun, bağımlılığın, çirkefin eline düşen çocuklar için istiğfar etmeliyiz…
Sevdiremediğimiz için âlemlere rahmet olanı, sahte sevgilerin kurbanı olanlar için istiğfar etmeliyiz.
Estağfirullah!
Bağışlamanı diliyorum Allahım!
“Geceleri az uyur muttakiler.”
“Seherlerde istiğfar ederler.”
Bağışla bizi Rabbimiz…
Rahmetinle kuşat bizi…
“Bize güç yetiremeyeceğimiz, taşıyamayacağımız yükler yükleme”
“Bizi affet…”
Ve bize yardım et!
(1.3.2021)
☕ Kültürümüzden inancımıza, medeniyetimizden değerlerimize uzanan maneviyat dolu bir akşam sohbeti…
🎧 #SohbetVakti her Salı #TRTRadyo1’de! ➡️ https://t.co/IVzfsvwYvW
🔗 Şimdi dinlemek için profilimizdeki linke tıkla!
📲 Daha fazlası ve zengin içerikler #TRTDinle uygulamasında!
#TRT #TRTRadyoları
𝐍𝐚𝐬𝛊𝐥 𝐒𝐞𝐯𝐦𝐞𝐥𝐢?
Cenâb-ı Hak Peygamber Efendimiz (sas) hakkında:
“Şüphesiz sen yüce bir ahlâk üzeresin.” (Kalem, 68/4) buyuruyor.
Efendimiz’e (sas) sevgimizi salavatlar, mevlitler, na‘tlar okuyarak ifade etmeye çalışıyoruz. Adı anıldığında gönüllerimizdeki sevgiyle bazen gözlerimiz doluyor. Ne kadar güzel. Elhamdülillah! Bu güzelliklerle birlikte sevgisinin (sas) hayatımıza fiilî olarak nasıl yansıdığına da bakmalıyız elbette.
Rabbimiz:
“De ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin.” (Âl-i İmrân, 3/31) buyuruyor.
Efendimiz’in (sas) geldiği toplumda kız çocukları utanç vesilesi sayılıyordu. O ise kızı Hz. Fâtıma (ra) yanına geldiğinde ayağa kalkıyor, onu karşılıyor, öpüyor ve kendi yerine oturtuyordu. (Ebû Dâvûd, Edeb, 143-144)
İnsanların renkleri, ırkları ve sosyal konumları sebebiyle hor görüldüğü bir toplumda o, azatlı köle olan Bilâl’i (ra) öyle bir değere kavuşturdu ki Hz. Ömer (ra) onun için şöyle diyordu:
“Efendimiz Ebû Bekir, efendimiz Bilâl’i hürriyetine kavuşturdu.” (Buhârî, Fezâilü Ashâbi’n-Nebî, 23)
Bir gün Ebû Zer (ra), Hz. Bilâl’i (ra) “kara kadının oğlu” deyip annesinin renginden dolayı incitince Efendimiz (sas):
“Onu annesinden dolayı mı ayıpladın? Demek ki sende hâlâ cahiliye kalıntısı var.” buyurdu. (Buhârî, Îmân, 22)
İşte Peygamberimizin ahlâkı böyle bir ahlâktı. İnsanı rengine göre ayıran, kız çocuğunu hor gören, zayıfı ezen, köleyi insan yerine koymayan bir toplumu değiştiren bir ahlâk…
Şimdi bu ahlâkı kendi hayatımıza taşımamız gerekiyor.
Evimiz, Efendimiz’i (sas) misafir etmeye hazır bir ev mi?
Ailemizle ilişkimiz, komşuluğumuz, ticaretimiz, kazancımız, harcamamız, dilimiz… Bunları Efendimiz’in (sas) yanında da aynı şekilde sürdürebilir miydik?
Bir rivayette sahâbîlerin Efendimiz’in (sas) abdest suyundan bereket umup ellerine, yüzlerine sürdükleri anlatılır. Efendimiz (sas) niçin böyle yaptıklarını sorunca:
“Allah’ı ve Resûlü’nü sevdiğimiz için.” derler.
Bunun üzerine Efendimiz (sas):
“Beni seviyorsanız böyle yapmayın.” buyurur ve onlara sevgilerini hayatlarına taşıyacak üç ölçü gösterir:
Doğru konuşmak, emanete riayet etmek ve komşuya güzel davranmak.
Öyleyse seviyorsak ağzımızdan yalan çıkmayacak. Seviyorsak güzel komşu olacağız. Seviyorsak emanet bilincine sahip olacağız. Annemiz, babamız emanet. Eşimiz, evladımız emanet. Bedenimiz, gözümüz, malımız, makamımız, vaktimiz emanet.
Peygamber sevgisi yalnızca dilimizde kalmayacak; ahlâkımızda görünecek. Onu tanıdıkça daha çok seveceğiz. Sevdikçe ona benzemeye çalışacağız. Ona benzedikçe de hayatımız değişecek.
Rabbimiz Efendimiz’i (sas) hakkıyla tanımayı, sevmeyi ve ona tâbi olmayı nasip eylesin. Ahlâkıyla ahlâklanmayı, sünnetiyle yaşamayı ve yarın cennette ona komşu olabilmeyi hepimize lütfeylesin.
#mevlidkandilimizmübarekolsun
#MevlidiNebi
#GüzelAhlak
Tebük seferi esnasında yaşanan bir hadise var:
Ebu Hayseme(ra) sefere çıkma, orduya katılma imkanına sahipken çıkmaz. Ordu Medine den ayrılır.
Ebu Hayseme hurma bahçesindeki çardağında hazırlanan sofranın başına gelir. Kendi kendine “Ebu Hayseme; Allah’ın rasulü O’nun yolunda yakıcı sıcağın altında sefere çıkmışken sana bak. Eşinin yanında, sofranın başında lezzetli yemekler yiyecek, serin suyunu içeceksin yazıklar olsun sana” diye söylenir ve “vallahi Allah’ın resulüne yetişmedikçe bir yudum su içmeyecek, bir lokma yemeyeceğim” diyerek yola çıkar.
Rasulullah’ın yanına gelince ondan(sav) “Ebu Hayseme, iyi ki geldin, gelmesen helake yaklaşmıştın” cümlesini duyar.
Sefere çıkma esnasında tembellik edenlere, gevşeklik gösterenlere sarsıcı bir uyarı gelir Rabbimizden:
“Size ne oluyor ki, Allah yolunda sefere çıkın denildiği zaman çakılıp kaldınız yere. Yoksa ahiret karşısında dünya hayatına mı razı oldunuz?” (Tevbe 38)
Prof. Dr. İhsan Süreyya Sırma’nın hayat hikayesini Prof. Dr. Adnan Demircan bir söyleşi üslubunda kitaplaştırmış.
Çok güzel.
Ben orda okumuştum. İhsan Süreyya hocamıza Avustralya ziyaretinde hayvanat bahçesinde bir hayvan gösterirler:
Koala; okaliptüs ağacında ağacın yapraklarını yiyerek yaşayan ve günün yaklaşık 20 saatini uyuyarak geçiren sevimli bir hayvan.
Diyor ki hocamız, Japonya başbakanına Avustralya ziyareti esnasında bir koala hediye etmişler. Hayvan Japonya’ya gidince sakinliği kaybolmuş, saldırganlaşmış. Meğerse üzerinde yaşayıp yapraklarını yediği okaliptüs ağacı onu uyuşturuyormuş.
Yaşadığımız hayatta diğer bizi bekleyen en büyük tehlikelerden biri de rehavete alışmaktır.
Hizmet heyecanımızı canlı tutmak için tedbirler almalıyız.
Bilgi eksiklerimizi tamamlamak için iyi bir okuma, çalışma programı yapabiliriz.
Televizyon, İnternet, fazla uyku, aşırı eğlence, lezzet ve zevklerin peşinden koşmak,her türlü bağımlılık ve fanatizm okaliptüs ağacının yapraklarının koalayı uyuşturduğu gibi bizi uyuşturabilir.
Birbirimize hakkı ve sabrı tavsiye etmeyi; teşvik ve duayı ihmal etmemeliyiz.
#fanatizm
#koala
#rehavet
☕ Kültürümüzden inancımıza, medeniyetimizden değerlerimize uzanan maneviyat dolu bir akşam sohbeti…
🎧 #SohbetVakti her Salı #TRTRadyo1’de! ➡️ https://t.co/IVzfsvwYvW
🔗 Şimdi dinlemek için profilimizdeki linke tıkla!
📲 Daha fazlası ve zengin içerikler #TRTDinle uygulamasında!
#TRT #TRTRadyoları
Hepimiz bir yarış içindeyiz…
Biriktirme yarışı, yükselme yarışı, yükseltme yarışı… Rabbimiz de yarış içinde olmamızı istiyor: Mağfiret yarışı, cennet yarışı… "Genişliği gök ile yerin genişliği gibi olup Allah’a ve peygamberlerine iman edenler için hazırlanmış bulunan cennete ve Rabbinizin bağışlamasına erişebilmek için yarışın." (Hadid,21) "İyiler elbette nimetler içindedirler. Koltuklar üzerinde oturup seyrederler. İlahi lütufların sevincini yüzlerinden okursun. Onlara mühürlenmiş, mührü de misk olan nefis bir içecek sunulur. Yarışanlar, işte bunlar için yarışsınlar." (Mutaffifin,22-26)
Yarışımız servete olursa; vakti gelince ayrılık pek zor olur…
Yarışımız makama/şöhrete olursa; inince çıktığımız yerden, pek ağır gelir nefsimize…
Ama yarışımız mağfiret ve cennete olursa pek güzel olur. Zorluk olmaz orada. Bıkkınlık olmaz. Dönüşü, inişi olmaz.
Süresizdir, sınırsızdır, sonsuzdur…
En önemlisi istikameti doğru belirlemek, hedefi doğru seçmektir!
"Nereye gidiyorsunuz?" (Tekvir,26) diye sorar Rabbimiz, yanlış yönlere gitmeyelim diye…
"Allah’a koşun, ben size O’nun tarafından gönderilmiş bir uyarıcıyım" diye peygamberlerinin diliyle hedefi gösterir:
"Allah’a koşmak"
Yani mağfiretine, cennetine...
Can verip, mal verip cennet kazanmak ne güzel bir alış-veriştir!
"Benim namazım, ibadetim, hayatım ve ölümüm, hepsi alemlerin Rabbi olan Allah içindir." (En’am,62)
(10.5.2020)
'𝐀𝐲𝛊𝐩 𝐎𝐥𝐮𝐫' 𝐀𝐧𝐥𝐚𝐲𝛊𝐬̧𝛊!
Cenâb-ı Hak bizden, içimizde bekâr olanların evlenmesine yardımcı olmamızı ve evliliği kolaylaştırmamızı istiyor: “İçinizden bekâr olanları evlendirin…” (Nûr, 24/32)
Fakat biz bazen kolaylaştırmamız gerekeni kendi ellerimizle zorlaştırıyoruz. Âdetler, beklentiler, “El âlem ne der?”, “Ayıp olur.”, “Şu da mutlaka alınmalı, bu da mutlaka yapılmalı.” düşünceleri derken evliliği ağır bir yük hâline getirebiliyoruz.
İmkânımız varsa evlenen çocuklarımıza elbette yardımcı olalım. Fakat imkânımız yoksa bir günlük düğün, birkaç parça eşya veya başkalarının beğenisi uğruna gençlerimizin omuzlarına yıllarca ödeyecekleri borçlar yüklemeyelim.
Daha hayatlarının başında onlara nefes alamayacakları bir yük bırakıyoruz. Sonra maddî sıkıntılar tartışmalara, tartışmalar kırgınlıklara dönüşüyor. Bazen de büyük umutlarla kurulan yuvalar “Geçinemiyoruz, anlaşamıyoruz.” denilerek mahkeme kapılarına kadar gidiyor.
Kendimizi âdetlerin, “desinler”in ve “ayıp olur” anlayışının insafsızlığına teslim etmeyelim. Doğrusunu, makulünü, imkânımıza uygun olanı yapalım. Âdetlerimizi Allah’ın emriymiş gibi birbirimize dayatmayalım.
Öyle oluyor ki düğüne birkaç gün kala, alınacak eşyanın modeli veya markası yüzünden nişanlar bozulabiliyor, yuvalar daha kurulmadan dağılıyor.
Burada kendimize şu soruyu sormamız gerekiyor:
Bir koltuk, bir buzdolabı, bir yatak odası takımı; kurulacak bir yuvadan, iki insanın huzurundan daha mı kıymetli?
Resûlullah (sas) şöyle buyuruyor: “Nikâhın en bereketlisi, külfeti en az olanıdır.” (Ahmed b. Hanbel, Müsned, VI, 82)
Öyleyse evliliği bir gösteriş yarışına dönüştürmeyelim. Gençlerimizin yuva kurmasını kolaylaştıralım; onları borçla, beklentilerle ve gereksiz taleplerle yormayalım. Çünkü bir yuvanın bereketi, eşyasının çokluğunda, düğünün ihtişamında değil; kanaatte, anlayışta, merhamette ve huzurdadır.
#Evlilik
#Düğün
#Aile
Yoğun meşguliyet ve koşuşturmalarımız arasında gerçek gündem ve gayeyi ıskalamamak;neye ve nereye doğru yönelmemiz gerektiğini akıldan çıkarmamak önemli olan:
“Allah’a koşun! Şüphesiz ki ben size O’ndan (gelmiş) apaçık bir uyarıcıyım.”(Zâriyât,50)