Adam gibi Adam Milletvekilimiz Halil ÖZTÜRK, Kırıkkale'mizin Ankara'daki Ağabeyi, Reisi, Türkiye'ye ve hatta Dünyaya açılan kapısı Allah işini gücünü rast getirsin. ''Yel kayadan toz alır.''
İKİYÜZLÜLERİN EREN BÜLBÜL İSTİSMARI
Cumhur İttifakı'nın birlikteliği, terörle mücadele tarihimizde PKK terör örgütüne en ağır darbelerin vurulmasını sağlayan güçlü bir yumruktur. Tarih, bu mücadeleyi elbette hep böyle hatırlayacaktır.
Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı, Barış Pınarı, Bahar Kalkanı ve Pençe-Kilit operasyonlarıyla terör koridorları dağıtılmış; Türkiye'nin yanı sıra Irak ve Suriye'de binlerce terörist etkisiz hâle getirilmiştir. Bu mücadeleyi inkâr edecek aklı başında bir insan var mıdır?
O hâlde bugün “Terörsüz Türkiye” sürecine saldıran her parti ve kişi, önce dönüp kendi siyasi siciline ve geçmişteki duruşuna bakmalıdır. Çünkü bunların önemli bir bölümünün geçmişinde Türkiye'nin terörle mücadelesine karşı çıkmak, sınır ötesi operasyonlara çamur atmak ve terör örgütü PKK'nın siyasi uzantılarıyla ittifak ve iş birlikleri kurmak vardır.
Özellikle 2015 yılından bugüne kadar yapılan seçimlere, verilen siyasi desteklere, sahiplenilen olaylara ve karşı çıkılan gelişmelere bakıldığında bunun somut örneklerini görmek mümkündür.
Tüm bunları yeniden hatırlatmamızın sebebine gelince…
“Terörsüz Türkiye” sürecinin hukuki zeminini oluşturmak amacıyla hazırlanan ve Türk milletinin varlığına, birliğine ve geleceğine zarar verecek herhangi bir hüküm içermeyen Çerçeve Yasa'nın kabulünden yalnızca bir gün sonra, Trabzon'da şehit edilen Astsubayımız Ferhat Gedik ile Eren Bülbül'ün şehadet yıl dönümüydü.
Cumhur İttifakı mensupları da iki kahramanımızı rahmet, minnet ve saygıyla anan paylaşımlar yaptılar.
Ne var ki geçmişte Türkiye'nin terörle mücadelesine karşı çıkmış, daha yedi ay önce Suriye'de terör örgütü YPG'ye yönelik gerçekleştirilen operasyonları dahi eleştirmiş siyasi yapıların çatısı altında siyaset yapan bazı kişiler, şehitlerimizi anan Cumhur İttifakı mensuplarına “Hangi yüzle?”, “İnsan gerçekten hayret ediyor.”, “Utanmıyorlar.”, “Eren'i vuranları affedenleri alkışlayanlar, bugün Eren'in şehadeti üzerinden duygu tatmini yaşamaya çalışıyor.” gibi ifadelerle saldırdılar.
Hele bir tane asker emeklisi, yeni siyaset şarlatanı var. HDP ile ittifaklarını meşrulaştırmak için “HDP’li arkadaşlarım var. Hepsi de terörist değil.” diye ekranlarda gerdan kırıyordu. O da şunu yazmış: “Aboooooo… Bu paylaşım apocuları birbirine düşürür.”
İnsan gerçekten soruyor: Bunlarda akıl ve karakter var mı?
Şehitlerimizin hatırası üzerinden siyasi hesap ve istismar yapanların, önce kendi siyasi geçmişlerine bakmaları gerekmez mi? Hele ki bunlar için Astsubayımız Ferhat Gedik ve Eren Bülbül, ağızlarına alacakları en son isimlerdir.
Her şeyden önce, Astsubayımız Ferhat Gedik ile Eren Bülbül'ü şehit eden PKK'nın sözde Karadeniz sorumlusu Cudi-Zaza/Zeynel kod adlı Mehmet Yakışır ile Sorej kod adlı Jamil Star Mohammed, Türk devletinin kararlı mücadelesiyle etkisiz hâle getirilmiş; şehitlerimizin kanı yerde bırakılmamıştır.
Peki bugün “Terörsüz Türkiye” hedefini gerçekleştirmeye çalışan iradeye saldıranlar, geçmişte terör devam ederken siyasi ittifak kurdukları ortaklarının Eren Bülbül konusundaki şu sicilini nasıl açıklayacaklar?
HDP milletvekilleri Musa Farisoğulları ve Remziye Tosun'un, Eren Bülbül ve Astsubay Ferhat Gedik'in şehit edilmesinden sorumlu terörist Mehmet Yakışır'ın 2018 yılındaki cenaze törenine katıldıkları gerçeğini nasıl unutturacaksınız?
Daha da önemlisi:
Bu olaydan sonra 2019, 2023 ve 2024 seçimlerinde, terör her yönüyle devam ederken HDP/DEM çizgisiyle kurulan siyasi ittifakları, seçim iş birliklerini ve ortaklıkları ne çabuk unuttunuz?
Bugün Cumhur İttifakı mensuplarının Eren Bülbül'ü ve Ferhat Gedik'i anmasını sorgulayanlar, önce kendilerine şu soruyu sormalıdır:
Eren Bülbül ve Ferhat Gedik’in şehadetinden sorumlu olan bir teröristin cenazesine katılan HDP ile siyasi menfaat uğruna defalarca aynı zeminde buluşurken hangi yüzünüz vardı?
Şehit Eren Bülbül ve Astsubayımız Ferhat Gedik’in katilleri affedilmiyor; zaten hepsi öldürüldü.
Kaldı ki Çerçeve Yasa içerisinde, terör saldırısı talimatı verenler ile güvenlik güçlerimizi şehit edenlere yönelik herhangi bir af veya muafiyet düzenlemesi bulunmamaktadır. Çerçeve Yasa’nın maddelerini okuyamayacak kadar kör, okuduğunuzu anlayamayacak kadar cahil misiniz?
Terörün en kanlı dönemleri yaşanırken teröre yardım ve yataklık eden partilerle siyasi menfaat uğruna aynı zeminde buluşan istismarcı ve yüzsüzlerin, Cumhur İttifakı gibi teröre ağır darbeler vurmuş bir oluşuma Eren Bülbül üzerinden ahlak dersi vermeye kalkması, en basit tabiriyle alçaklıktır.
Şehit Astsubayımız Ferhat Gedik’e ve Eren Bülbül’e rahmet ve minnet olsun…
https://t.co/cwbSbyOfHi
SİYONİSTLERİN SURİYE'DEKİ TÜRKİYE KORKUSU
Siyonist yaratık Netanyahu, bir yıl önce Türkiye’yi kastederek, “Ben saf biri değilim ve Suriye’de kiminle uğraştığımızı çok iyi biliyorum, bu yüzden güç kullandık.” açıklamasında bulunmuştu.
Beşar Esad’ın devrilmesinin ardından Suriye’de istikrarın sağlanmasını ve devlet-millet bütünleşmesinin gerçekleşmesini istemeyen İsrail; çeşitli aralıklarla Suriye’nin devlet kurumlarını ve stratejik merkezleri bombaladı, Suriye içinde terör örgütü YPG’yi kara gücü olarak kullanmaya çalıştı ve Nusayrileri kurulan hükümete karşı iç savaş çıkarmak için sürekli tahrik etti. Türkiye ve Suriye’nin işbirliğiyle terör örgütü YPG işgal ettiği bölgelerden çıkarılırken, İsrail güdümünde hareket eden bazı Nusayri unsurlarının iç isyan girişimleri de önlendi.
İsrail, aylar sonra bir kez daha Suriye’nin kuzeybatısındaki İdlib vilayetinde bulunan Ebu Zuhur (Abu al-Duhur/Abu al-Zuhur) Askerî Hava Üssü’nü hedef aldı. İsrail uçakları, üssün pistine ve depolama tesislerine 8 hava saldırısı düzenledi.
Siyonist yaratık Netanyahu, Suriye’ye yönelik bu saldırının ardından yaptığı açıklamada, yine Türkiye korkusuyla şekillenen bilinçaltını ortaya döken şu ifadeleri kullandı:
“Türk askeri varlığının güneye doğru genişleyerek kalıcı hale gelmesine müsamaha göstermeyeceğiz. Bunu genel hatlarıyla açıkça ifade ettik. Türkiye’nin Halep yakınlarındaki bir havaalanına yerleşme niyetinde olduğunu gördük ve kendilerine bir mesaj ilettik. Mesajı ilettik ancak görünüşe göre duymadılar. Biz de mesajı daha iyi anlamalarını sağladık.”
Türkiye-Suriye işbirliği arttıkça İsrail’in kaygıları da artmaktadır. “Terörsüz Türkiye” ve “Terörsüz Bölge” stratejileri, İsrail’in bölgede terör örgütlerini taşeron olarak kullanma planlarını doğrudan bozan bir stratejik hamledir.
İsrail’in resmi politikalarına yakın yayın çizgisiyle bilinen Haaretz gazetesi de geçtiğimiz yıl, “PKK’nın silah bırakması İsrail’in çıkarlarını tehlikeye sokabilir” manşetini atmıştı.
Bunun nedeni açıktır: İsrail’in bölgede en aktif şekilde kullandığı PKK unsurlarının önemli bir bölümü Suriye’de bulunuyordu. Türkiye’nin ortaya koyduğu millî stratejiler ve “Terörsüz Türkiye, Terörsüz Bölge” hedefi ise bu taşeron sistemine ağır bir darbe vurmaktadır.
Suriye’de PKK/YPG merkezli işgalin temizlenmesi ve bölgedeki unsurların Suriye devlet yapısına entegrasyonu sonrasında herhangi bir çatışmanın yaşanmamış olması da bu stratejinin bölgesel istikrar açısından önemini ortaya koymaktadır.
Suriye’deki huzur ve istikrardan büyük rahatsızlık duyan İsrail bu yüzden aylar sonra yine Suriye’yi bombalamış ve bunun gerekçesi olarak da Türk askeri varlığının Suriye’de güçlenmesi olarak göstermiştir.
İsrail misyoneri gibi ortalıkta dolaşan Ümit Özdağ’ın “İsrail Türkiye’de iç savaş çıkarır, şöyle yapar böyle yapar diye korku uyandırılmaya çalışılıyor.” diyerek İsrail’e odaklanılmasını önlemeye yönelik bu sözlerini şimdi daha iyi anlıyorsunuz, değil mi?
Şundan yüzde yüz emin olabilirsiniz: Türkiye’de “Terörsüz Türkiye” ve “Terörsüz Bölge” projelerine çıldırmış gibi karşı çıkanların kesin bir ABD-İsrail bağı vardır.
Çünkü bu projeler, ABD ve İsrail’in bölgede yıllardır terör örgütleri üzerinden kurduğu taşeronluk düzenini bozmayı hedeflemektedir.
Terör örgütleri taşeron olarak kullanılamayacaksa, bundan en fazla kim rahatsız olur?
MHP Lideri Sayın Devlet Bahçeli, bu süreçlerin daha en başında ortaya koyduğu vizyonu şu sözlerle açıkça ifade etmişti:
“Golan’da diş gösterenlerin, Şam’a parmak sallayanların azı dişini Kudüs’te sökmek sadece bir zaman meselesidir. Bizim Siyonist alçaklığa eyvallahımız yoktur, korkumuz yoktur, ayranımız kabarmaya görsün, gerisini düşünecek olanlar bellidir.”
Sayın Bahçeli’nin bu sözleri, bugün yaşanan gelişmeler ışığında çok daha iyi anlaşılmaktadır. Son yıllarda Türkiye ile İsrail arasında yaşanan gerilimler; İsrail’in Türkiye’nin bölgedeki etkisinin artmasından duyduğu rahatsızlık ve özellikle İran, Suriye, Lübnan ve Kıbrıs eksenindeki saldırgan tutumu, yaptığı planlar aslında gidişatın aynasıdır.
Dolayısıyla “Terörsüz Türkiye” ve “Terörsüz Bölge” hedeflerini, sanki bir sabah kalkılıp “Bugün de böyle bir proje başlatalım.” denilerek ortaya atılmış, gelişigüzel hazırlanmış bir stratejik fantezi gibi değerlendirenlere itibar etmeyin.
İsrail bile her şeyin farkında ama bazı embesillerin iftiraları ve yalanları artık iğrenç bir hâl alıyor. Belki de onlar embesil rolünde İsrail hesabına çalışıyorlar.
https://t.co/keHzsPP3tF
MHP Genel Başkan Yardımcısı Yaşar Yıldırım, düne kadar PKK ile ittifak yapan İyi Partilere Haddini Bildirdi..👏🏻🇹🇷
"Daha düne kadar kent uzlaşısı adı altında PKK silah bırakmadan önce beraber seçime girenler bugün şehit, gazi seviciliğine başladılar. Hiç kendilerinin fıtratında olmayan şeyler.
2022’de İyi Partili Lütfü Türkkan şehitin kardeşinin kafasını koltuk altına alıp bir taraftan dövüp bir taraftan sövüyordu. Şimdi hangisine inanalım."
22 gün 22 gece süren ve büyük Türk milletinin zaferiyle sonuçlanan Sakarya Meydan Muharebesi'nin yıl dönümünde başta Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK ve silah arkadaşları olmak üzere tüm şehit ve gazilerimizi saygı, rahmet ve minnetle anıyoruz.
FETÖVARİ YAPILAR UYARISI VE SON OPERASYONLAR
15 Temmuz 2026 tarihinde “FETÖ zehirli örümcek gibi sardı” başlıklı başyazımı şu uyarıyla bitirmiştim:
“Türk milleti yeni 15 Temmuzlar yaşamaması için FETÖ’yü büyüten tüm etken ve süreçlerden ders çıkarmalıdır. FETÖvari her yapılanmaya karşı da dikkatli olmalıyız. Türkiye üzerinde oyunlar bitmez. Dün FETÖ’yü kullandılar, yarın başka zehirli örümcekleri kullanabilirler. İsim değişir, maske değişir, düşmanlık ruhu değişmez.”
Fakat yazımın yayınlandığı gün Akit TV’de Fatin Dağıstanlı ve Ali İhsan Karahasanoğlu’nun hazırladığı “Manşetlerin Dili” programında bu cümleler, asıl bağlamından ve verilmek istenen mesajdan koparılarak yorumlanmıştı.
Programın moderatörü Fatih Dağıstanlı konuya şöyle girmişti:
“Evet, dün Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli grup toplantısı yaptı ve FETÖ ile ilgili önemli cümleler söyledi. Tabii bugün gazeteler küçük küçük vermiş ama Türk Gün Gazetesi MHP’nin yayın organı ve diyor ki FETÖ’ye karşı hafıza diri tutulmalı, tehdit daha bitmedi. Şimdi bu cümlelerin hepsi Devlet Bahçeli’nin kendi cümleleri. Bu arada başyazıda da Yıldıray Çiçek ‘FETÖ zehirli örümcek gibi sardı’ derken yazısının sonunda ‘FETÖvari her yapılanmaya karşı da dikkatli olmalıyız’ diye bitiriyor yazısını Ali İhsan Bey.”
Bunun üzerine Ali İhsan Karahasanoğlu, öznesi, yüklemi, amacı ve hedefi belli olan yazımla ilgili şöyle demişti:
“Yani FETÖvari bütün yapılanmalara… Biraz önce ben söyledim, bunu cemaatler anlamında kullanmamak lazım. Çünkü Bir Gün Gazetesi de şimdi Türk Gün Gazetesi’nin başyazısındaki ifadeleri bir başka şekliyle söylüyor. Yaşananlar ders olmadı diyor, yenisinin yaşanmaması için çalışacağız dese de… Tarikatları, cemaatleri, her birini FETÖ ile sanki benzermişler gibi bir algı operasyonu yapıyorlar. Çok net söylüyorum. Tarikatlar, cemaatler, dini gruplar, İmam Hatipliler, İlahiyat Fakülteleri, Diyanet, kadroları vs. Bunların hiçbirisinin bu Türkiye’ye zararı olmaz, olamaz.”
Peki, bizim uyarımız noktasından bakacak olursak, bir ay sonra Süleymancılar cemaati lideri Alihan Kuriş’e ve bazı cemaat mensuplarına yönelik yürütülen soruşturma kapsamında gözaltı ve tutuklanmalar gerçekleştirilmesini, şirketlerine kayyum atanmasını; yine Alparslan Kuytul’un başında bulunduğu Furkan Vakfı’na yapılan operasyonu ve şirketlerine kayyum atanmasını AKİT penceresinden nasıl değerlendireceğiz?
Süleymancılar da Furkancılar da sözde İslam dinini ölçü alarak cemaat faaliyetlerini sürdürdüğünü iddia eden yapılardır. Ali İhsan Karahasanoğlu’nun o gün yaptığı değerlendirmeler üzerinden bakacak olursak, bu yapılara asla dokunulmaması lazımdı.
Biz bir ay önce “FETÖvari her yapılanmaya karşı da dikkatli olmalıyız.” derken, bugün iktidar medyasında bu operasyonların ardından Süleymancılar ve Furkancılar hakkında FETÖ ilişkileri ve FETÖvari yapılanma iddialarına dair somut haberleri sık sık görmekteyiz.
Süleymancılar’ın ve Furkancılar’ın başındaki cemaat yöneticilerine yönelik operasyonların ardından doğrudan aklıma MHP Lideri Sayın Devlet Bahçeli’nin 14 Mart 2026 tarihinde bölgemizdeki gelişmeleri değerlendirirken yaptığı şu tespit geldi:
“Devlet zayıfladıkça cemaatler büyür; cemaatler büyüdükçe dış nüfuz kolaylaşır, dış nüfuz yerleştikçe milli egemenlik aşınır. Bu kısır döngü kırılmadığı sürece bir ülke sınırlarını korusa da istiklalini tam anlamıyla koruyamaz.”
***
Gerçekten İslami hassasiyet ölçüsünde, Allah rızasını kazanma yolunda hizmet eden tarikat ve cemaatlere yönelik olarak da 18 Ocak 2022 tarihinde yaptığı şu samimi ve tarihî uyarıyı, MHP Kayseri Milletvekili Baki Ersoy’un “Liderimiz Sayın Devlet Bahçeli, yıllar önce çizgiyi açık ve net bir şekilde çekmişti. Bugün yaşananlar, bu sözlerin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha göstermektedir.” diyerek hatırlattığı sosyal medya paylaşımından hatırlayalım:
“Tarikat ve cemaatler, devletle rekabete meyletmedikten, devleti ele geçirme hatasına düşmedikten sonra, sosyolojik bir realite olarak hayatın olağan akışı içinde var olmaya devam edeceklerdir.”
***
Sözde İslami bir çizgide faaliyet yürüttüğü iddiasıyla ortaya çıkan FETÖ’nün, gelinen finalde CIA-MOSSAD aparatı olduğu; “Dinlerarası Diyalog” garabeti üzerinden İslam’dan ziyade tahrif edilmiş diğer dinlere alan açmaya çalıştığı ve İslam’ın yasakladığı pek çok kötülüğün gölgesinde olduğu tescillenmedi mi?
Dün “Fethullah Gülen’i kırmak Allah’ı gücendirmektir.” diyenler bugün hâlâ TBMM çatısı altında milletvekilliği yapmıyor mu?
Bugün sözde İslami alanda faaliyet yürüttüğü iddiasındaki Süleymancıların; son seçimlerde siyaseti dizayn etme amacıyla muhalefeti desteklemek üzere kullanıldıkları, Almanya istihbaratıyla bağlantıları, aile içi cinayet iddiaları ve özellikle holdingleşme tartışmalarıyla gündeme gelmeleri, kamuoyunda ciddi soru işaretlerine neden olmuştur.
Son gerçekleştirilen operasyon ise bu tartışmaları yeniden gündeme taşımış ve Süleymancı yapıların geçmişi, siyasi ilişkileri, ekonomik faaliyetleri ve dış bağlantıları hakkında daha kapsamlı bir sorgulamayı gerekli hâle getirmiştir.
Keza Furkancılar olarak bilinen grubun cemaat önderliğini yapan Alparslan Kuytul’un 15 Temmuz hain darbe girişiminden bir gün önce “Erdoğan’ın kalemi kırılmıştır, yakında işi bitirilecektir.” şeklindeki sözleri, FETÖ’nün medyasında Fethullah Gülen’e şirinlikler yapması ve terör örgütü YPG’ye yönelik gerçekleştirilen Zeytin Dalı Harekâtı hakkında “Türk devleti Afrin’e girer ama çıkamaz. Senin karşında Amerika var, Amerika.” şeklindeki ifadeleri de bu yapının yerli ve milli olmayışının delili değil midir? Böyle cemaat yapılarının yabancı istihbaratların oyuncağı olduğu ortaya çıkmıyor mu?
Mesele yalnızca bir cemaat mensuplarına yönelik operasyon değildir. Asıl mesele; kendisini dinî bir yapı olarak tanımlayan oluşumların siyaset, sermaye ve dış bağlantılarla ilişkilerinin nerede başlayıp nerede bittiğinin sorgulanmasıdır. İçişleri Bakanı ve Adalet Bakanı’nın işaret ettiği de bu noktadır.
Türkiye üzerinde oyun oynamak isteyen yabancı istihbaratlar her kılığa girmektedir. Türkiye’de İslam dininin nasıl istismar edildiği, nasıl bir maske olarak kullanıldığı da bugüne kadar yaşanan olaylarla belgelenmiştir.
O yüzden “FETÖvari” diye örnek verildiğinde kimse alınganlık yapmamalı; her yapıya ve oluşuma karşı dikkatli olunmalıdır. FETÖ için de zamanında yapılan “dikkat edilsin” uyarıları dikkate alınmadığı için Türkiye, sonunda bir darbe girişimiyle karşı karşıya kalmadı mı?
Biz testi kırılmadan uyaralım da gerisi devletimizin, hükümetimizin ve toplumumuzun dikkatine ve hassasiyetine kalmıştır.
https://t.co/HOy95M9LVc
PKK ORTAKLIĞINDAN, GAZİ İSTİSMARINA
İki kere açıktan terör örgütü PKK’nın siyasi uzantısı HDP ile, DEM ile ise “Kent Uzlaşısı” çerçevesinde örtülü ittifak yapan; HDP ile gizlice anayasa taslakları hazırlarken yakalanan; sınır ötesindeki terörle mücadele operasyonlarının tamamına karşı çıkan İYİ Parti’nin tiyatrocu milletvekilleri, her gün başka bir sahnede rollerini oynuyorlar. Bu kez de eylem yapan gazileri istismar sahnesinde yerlerini aldılar.
Bu sahnede de DEM Eşbaşkanı Tuncer Bakırhan’ın geçtiğimiz günlerde “Son 5 seçimde CHP’ye oy verdik.” diyerek ittifaklarını tescillediği CHP-İYİ Parti mensupları, rolleri gereği birbirlerinin elini sıkmamış…
İYİ Partili Selcan Taşçı, Yeni Partili Umut Akdoğan’ın elini sıkmamış! Vah vah…
Selcan Taşçı, “Çerçeve Yasa’ya ‘EVET’ diyenler konuşmasın. ‘EVET’ derken böyle olacağını bileceksiniz! Çerçeve Yasa’ya ‘EVET’ dendiği için bunları yaşıyor gazilerimiz.” demiş…
Yeni şehitlerimizin ve gazilerimizin acısını yaşamamak, terör örgütü PKK’yı tamamen ortadan kaldırmak amacıyla, terörle mücadele başarısı ortada olan irade tarafından tasarlanan “Terörsüz Türkiye” projesinin hukuki zeminini hazırlayan “Çerçeve Yasa”nın gazilerin bazı talepleriyle ne alakası var Selcan Taşçı?
Dünün PKK ortağı olan bunların, gazilerin hak ve talepleri üzerinden siyaset yaparak birbirlerine karşı oynadıkları bu tiyatro, gerçekten ibretlik…
Türk milletinin baş tacı olan şehit aileleri ve gazilerin haklarına yönelik birçok düzenlemeyi içeren Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un Resmî Gazete’de yayımlandığı şu günlerde, bu gibi siyasilerin provokasyon ve tahrik kokan istismarları da çok net ortadadır.
Güven Park’taki eylemde ön planda duran ve “Terörsüz Türkiye” sürecine karşı kullanılan Er Şehit ve Gaziler Platformu Başkanı Erdem Çerçioğlu’nun CHP’ye olan yakınlığını da geçtiğimiz günlerde somut örnekleriyle ortaya koymuştum.
Sur’da PKK’ya karşı yapılan operasyonlara “Sur’a bizi almıyorlar, bir şey yapamamak bizi kahrediyor.” şeklinde karşı çıkan, “HDP’nin gücüne güç katmaya geldim.” diyen Tunç Soyer ile çekilmiş selfisini; şehit kardeşine ağır küfür eden Lütfü Türkkan’ın CHP’li belediye başkanlarına yönelik yağdanlık sözlerini paylaşmasını; “PKK’ya bizi IŞİD’den koruduğu için teşekkür etmeliyiz.” diyen Fatih Portakal’a ait sözleri paylaşmasını; “PYD (PKK) Suriye’de devlet kursun.” diyen CHP’li Türker Ertürk’e ait sözleri paylaşmasını ve millî ve manevi değerlere düşmanlığı sıkça eleştirilen, PKK yanlısı yayınları hep tartışma konusu olmuş Leman dergisinden yaptığı paylaşımları tek tek hatırlatmıştım.
Bu sicil karşısında ve dünün PKK ortaklarının istismarları karşısında çok dikkatli olmak gerekmiyor mu?
Şimdi aynı isimlerin gazilerin hak ve talepleri üzerinden yürüttükleri bu istismar siyasetini ve sergiledikleri provokatif tavırları milletimizin takdirine bırakıyorum.
Şehit ailelerinin ve gazilerimizin her derdi, her meselesi, her talebi Türk devletinin ve milletimizin sorumluluğundadır. Onları asla dünün PKK ortaklarının istismar ve provokasyon emellerine terk etmemeliyiz.
Hele hele terör örgütü PKK’nın döşediği mayının patlamasıyla kız kardeşini kaybetmiş bir şehit abisine, “PKK ile olan siyasi menfaat ilişkilerini eleştirdiği için” çok ağır küfür eden Lütfü Türkkan’ı bünyesinde barındıran, menfaatleri için kılıktan kılığa giren İYİ Partili tiyatrocuların istismar senaryolarına hiç bırakmamalıyız.
Bunları en iyi, eski İYİ Parti milletvekili İsmail Koncuk, partisinden istifa ederken şöyle tarif etmişti: “İYİ Parti seçimi kazanmak için PKK talebine bile evet der.”
Şimdi de siyasette tutunmak için her türlü kutsalı istismara başladılar…
https://t.co/sUf5sAb1Xx
Büyük Türk milliyetçisi, kardeş Azerbaycan devletinin merhum Cumhurbaşkanı Ebulfez ELÇİBEY’i vefatının yıl dönümünde rahmet ve dualarla anıyoruz.
Ruhu şad, mekanı cennet olsun.
2025-2026 sezonunda Süper Lig’e yükselerek unutulmaz bir başarıya imza atan Arca Çorum FK camiasını ortaya koydukları emekten dolayı yürekten kutluyor, yeni sezonda mücadele edecekleri Süper Lig maratonunda kendilerine üstün başarılar diliyorum.
MHP’nin il ve ilçe başkanları, Ülkü Ocakları başkanları, Belediye başkanları, milletvekilleri, milliyetçi-ülkücü dernek, vakıf, sendika temsilcileri, temsil noktasında sıfat taşıyanlar… Her şeyi geçtik Türkgün’den bir haberi sosyal medyada beğenmeye, paylaşmaya imtina ederse, biz kime ne anlatalım?
📍Kırıkkale
MHP Kırıkkale İl Başkanımız Mekki Varol, Merkez İlçe Başkanımız Melike Boran İsmailoğulları ve KAÇEP’ten Sorumlu İl Başkan Yardımcımız Yağmur Ambarkütükoğlu ile birlikte Kırıkkale Minibüsçüler Esnaf Odası Başkanı İshak Gençer’i ziyaret ettik; minibüsçü esnafımızın gündemini ve beklentilerini konuştuk.
Kıymetli Başkanımıza misafirperverliği için teşekkür ederim.