Sözün kısası makbuldür.
Ama kim olduğumuzu, nerede durduğumuzu, neyin mücadelesini verdiğimizi hâlâ anlamayanlara derdimizi bazen uzun uzun anlatmak gerekiyor.
Biz sözümüzü söyledik.
Sözümüz de, mücadelemiz de milletin vicdanına emanet.
Sayın Şimşek;
Faiz dışı fazla 470 milyar liraya çıktı diye milletimize bir “başarı hikâyesi” anlatıyorsunuz.
Peki faize ödediğimiz para ne oldu?
Türkiye geçmişte yılda ortalama 20 milyar dolar civarında faiz ödüyordu.
Son beş yılda uyguladığınız yanlış politikaların ardından kamunun yıllık faiz yükü yaklaşık 60 milyar dolara çıktı.
Yani faiz yükünü azaltmadınız; üç katına çıkardınız.
Sadece 2026’nın ilk 7 ayında merkezi yönetimin faiz gideri 40 milyar doları aştı.
Daha vahimi var:
Sizin hükûmetleriniz döneminde faize ödenen toplam paranın bugünkü kurla karşılığı yaklaşık 1 trilyon dolara ulaştı.
Şimdi çıkıp bütün bunların üzerine “mali disiplin” diyorsunuz.
Nerede bu disiplin?
Bir tarafta yüksek faizden kazanan finans çevreleri…
Carry trade ile Türkiye’ye gelip yüksek faizden parasına para katan sıcak para…
Diğer tarafta maaşı eriyen emekli, geçinemeyen asgari ücretli, ay sonunu getiremeyen memur, finansmana ulaşamayan esnaf, yatırım yapamayan sanayici…
Faizin kazananı belli, faturasını ödeyen belli!
Milletimiz vergisini ödüyor, siz faize ödüyorsunuz.
Milletimiz kemer sıkıyor, faiz giderleri büyüyor.
Milletimizin alım gücü düşüyor, siz buna “başarı” diyorsunuz.
Sayın Şimşek;
Faiz dışı fazla vermek tek başına marifet değildir.
Asıl marifet, milletin ödediği faizi azaltabilmektir.
Asıl başarı; borçlanma maliyetini düşürmek, üretimi artırmak, fabrikaları çalıştırmak, istihdam oluşturmak ve milletin refahını yükseltmektir.
Şimdi milletimiz adına soruyoruz:
Yıllık 20 milyar dolar civarındaki faiz yükünü nasıl 60 milyar dolara çıkardınız?
Bugünkü kurla yaklaşık 1 trilyon dolarlık bu faiz faturası nasıl oluştu?
Millet daha fazla vergi ödeyecek, daha az hizmet alacak, daha az tüketecek; siz topladığınız parayı faize verecek ve adına da “mali disiplin” diyeceksiniz.
Bu nasıl bir mali disiplin?
Bu nasıl bir başarı hikâyesi?
Sayın Cumhurbaşkanı, Sayın Mehmet Şimşek;
Milletimize 2023 yılında, “2026 sonunda enflasyonu yeniden tek haneye indireceğiz.” dediniz.
2024 yılında da, “Nasıl daha önce enflasyonu tek haneye düşürdüysek, aynı başarıyı tekrarlayacağız.” diye söz verdiniz.
Bugün geldiğimiz noktada Merkez Bankası’nın Ağustos 2026 Piyasa Katılımcıları Anketi önümüzde:
12 ay sonrası enflasyon beklentisi %23,69.
24 ay sonrası enflasyon beklentisi %18,03.
Yani bırakın 2026 sonunda tek haneyi, piyasa iki yıl sonrasında bile tek haneli enflasyona inanmıyor.
Meselemiz yalnızca hedeflerinizin tutmaması da değildir.
Siz şimdi vatandaşımızın maaşını, ücretini hedeflediğiniz enflasyona göre artırıyorsunuz. Fakat çarşıdaki, pazardaki, marketteki, kiradaki fiyatlar sizin hedeflerinize göre artmıyor.
Hedef tutmuyor ama vatandaşın maaşı o tutmayan hedefe göre belirleniyor.
Aradaki farkı kim ödüyor?
İşçimiz ödüyor.
Memurumuz ödüyor.
Emeklimiz ödüyor.
Sabit gelirli milyonlarca vatandaşımız ödüyor.
Enflasyonla mücadele edeceğiz diye milletimizin alım gücüyle mücadele edilmez.
Ekonomi yönetimine soruyoruz:
Madem yıllardır koyduğunuz enflasyon hedeflerini tutturamıyorsunuz, hangi hakla milletimizin ücretini tutturamadığınız hedeflere mahkûm ediyorsunuz?
Hedef sizin, hata sizin, hesabı neden millet ödüyor?
🔴 Yavuz Ağıralioğlu: 'Çerçeve yasanın ne olduğunu Öcalan biliyor, ben bilmiyorum'
Anahtar Parti Genel Başkanı Yavuz Ağıralioğlu, TBMM Başkanlığı'na sunulması beklenen "çerçeve yasa" teklifine ilişkin, "Terörsüz Türkiye diye takdim edilen sürecin çerçeve yasası diye bahsedilen yasayı Öcalan biliyor, ben bilmiyorum" dedi.
https://t.co/WXxwf16oKC
Dünya liderliği diyorsunuz!..
Evet, birinciliklerimiz var.
Enflasyonda!
Faizde!
İşsizlikte!
Türk milletinin hak etmediği alanlarda şampiyon olduk.
Bu tablo kader değil.
Bu tablonun adı yönetim maharetsizliğidir!
Anahtar Parti'den TMO'ya tepki: Buğdayda kazanan çiftçi değil, 13,5 liraya alan tüccar olacak
📍Anahtar Parti Genel Başkan Yardımcısı Hasan Hüseyin Demiröz, TMO'nun hububat alım politikalarının üreticiyi değil aracıları kazandırdığını kaydetti. Çiftçinin buğdayı 13 liraya satmak zorunda kaldığını belirten Demiröz, "Aracı bugün 13 liraya aldığı buğdayı Ekim'de 18,5 liradan satacak. Çiftçi kaybederken yüzde 42 kazanan aracı oluyor" dedi.
https://t.co/hSvA0D8fM9
Uzun iktidar koltuğu bırakmayı unutur!..
Sonra Anayasa da hukuk da devlet de kişiye göre şekillenmeye başlar.
Türkiye'nin ihtiyacı; uzayan iktidar değil güçlü demokrasidir.
SİYASETE,
YAVUZ AĞIRALİOĞLU ANJİYOSU
Konuşurken dinlenilmediği gibi, yazarken de okunmuyor.
Bu yüzden konuşmayanların konuşmaya, yazmayanların yazmaya başladığı günlere şahitlik ettiğimiz için dikkatimizi derli toplu tutmak gerekiyordu.
Yazılanları hiç acele etmeden tane tane okumak, konuşanları sabırla tekrar tekrar izlemek gerekiyordu.
Şimdi, sözü zâyi etmeden dikkatle birkaç şey söylenebilir.
Hatta sözün sonunda söyleyeceğimizi başında söyleyelim:
Siyaset okumalarındaki bu “agresifliği”,
bütün bu söylenenleri, zihinlerde yaşanan karıncalanmaları, hareketlenmeleri ve canlanmaları Sn. Yavuz Ağıralioğlu ve Anahtar Parti perspektifinden bakınca “müsbet” nazarıyla değerlendirmek gerekir.
Çünkü siyasetin tıkanmış damarları yüzünden kısmi felç olmuş, huysuzlaşmış, kutuplaşmış sisteme; “Yavuz Ağıralioğlu anjiyosu” izliyoruz. İzliyorlar.
Tıkanan damarlara kan gitmeye başladıkça felç olmuş noktalarda karıncalanmalar başlıyor.
İnce ağrılar…
Hafif sızlanmalar…
Tende renk değişimleri…
Beklenmedik hareketlenmeler…
Hepsi hayra alâmet.
Önce siyasetin, sonra devletin damarları açılacak; millet yavaş yavaş doğrulup yeniden ayağa kalkacak.
Hepsi güzelliğe, hayra alâmet.
Söylenen doğru söze işaret.
Yapılan doğru işe kuvvete dalâlet…
•••
İyi de bu kuvvet nerden geliyor?
Yoksa ?
“2002 ruhu 2026’da tekrar mı ediyor?”
Sorunun cevabı “evet” ya da “hayır” değil.
Çünkü;
2002 ile benzeyen bir şey yok.
2002 ile aynı olan iki şey var.
Birincisi “ihtiyaç” kavramı.
Aynı olan şey ihtiyaçların kendisi değil; “ihtiyaç” kavramının kendisi.
Yavuz Ağıralioğlu üzerine mıknatıslanan ilginin sebebi, halktaki “ihtiyaç” olgusu.
Bu ihtiyacın ne olduğuna geçmeden önce, 2002’de halkın hangi ihtiyacının AK Parti’yi ayağa kaldırdığına bakalım:
Nezaketsizlik etmeden, toplumsal karşılık bağlamında ve hataya düşmeden bazı teşbihlerle ifade etmeye çalışalım.
2002’ye kadar siyasetin hâkim parametreleri; pasif, ihtiyar, yorgun, edilgen, pısırık, çok başlılıktan sonuç alamayan güçsüz koalisyonlar, tıkanmış bürokrasi, ekonomik buhran, belirsizlik vs…
Ve sonuç:
“Kaotik bir bıkkınlık.”
Peki 2002’de bu “kaotik bıkkınlık” hangi ihtiyaçlarla umuda dönüştü?
Güç, birlik, kuvvet, tek lider, tek iktidar, istikrar, sert çıkışlar, çatık kaşlar, çatallanan sesler, yüzükler…
Ya vaatler?
Hızlı bürokrasi, adil hukuk, kalkınma programları ve millete patronun millet olduğunun yeniden hatırlatılması…
“Yeter, karar milletindir” duygusunun vurgulanması…
Sonuç: Başarı.
Yıl 2026…
Elimizde ne var?
Evet, güçlü bir iktidar ama güçsüz millet…
Evet, karizmatik bir lider ama sindirilmiş devlet…
Evet, koalisyondan kurtarılmış ama ittifaka mahkûm edilmiş hükümet…
Evet, çok başlılıktan kurtarılmış ama bütün damarları kayırmacılıkla, yolsuzlukla, adamcılıkla ve torpille felç olmuş bir siyaset…
Evet, hızlı bürokrasi ama hesap verme, denetlenebilirlik, bedel ödeme ve adil yargılama mekanizmaları çürümüş bir adalet sistemi…
Tuttuğun yerde elinde kalan, entübe hâle gelmiş eğitim…
Söylenecek sözün bittiği ekonomi…
Darmadağın olmuş değerler, toplum, aile ve huzur…
Ve tüm bunların arkasında aslanlar gibi konuşan, dünyaya ayar veren “karizmatik” bir dünya lideri (!)
İşte 2026 tomografisinin reçetesini 2002’ye bağlayan nokta burada saklı.
Şimdi tekrar bugünün siyasi tomografisine göz atıp Yavuz Ağıralioğlu’nu çekim merkezi hâline getiren diyagrama ve bu noktadaki saldırılara sebep olan rahatsızlığa odaklanacağız.
Milletin 2002’de “ilaç olur” diye tercih ettiği reçete, bugün hastalığın kendisi haline geldi.
Sebebi ilacın kendisi değil.
Doz aşımı idi.
Çünkü 2002’de ihtiyaç hissedilip Ak Parti’yi seçtiren gerekçelerin hiçbiri yersiz ya da yanlış değildi.
Nitekim bu durum, 2010’a kadar müreffeh bir toplum pratiğiyle kendini gösterdi.
Ama kuvvet devletten ve toplumdan kişiye tenzil edildiği andan itibaren her şey değişti,
bu yüzden artık sistemi konuşmak, sistemdeki sorunlara odaklanmak en riskli ve zor yol hâline geldi.
(>>>)
Sözümüzü çarpıtanlara açıkça söylüyoruz!
Bizim irademizin üstünde ay yıldızlı al bayrağın gölgesinden başka hiçbir gölge yoktur.
Anahtar Parti; başka hiçbir gücün değil, yalnızca Türk milletinin partisidir.
Hiç kimseye borçlu değiliz. Hiç kimseye diyet borcumuz yok.
Bizim hesabımız da, sorumluluğumuz da yalnızca milletedir.
Hükûmet de dâhil, muhalefet de dâhil…
Bizim tarafımız nettir: Millet.
Gereğini yapacağız!
Biz sizi başımıza bela geldikten sonra değil gelmeden tedbir alın diye seçiyoruz.
Ama bugün görüyoruz ki; felaket oluyor, sonra tedbir!
Bu yönetim anlayışı değişecek.
Anahtar Parti; erken gören, erken uyaran, erken tedbir alan bir devlet demektir.
Çocuklar ölmeden, memleket zarar görmeden gereğini yapabilen bir yönetim…
İşte biz bunu kurmaya geliyoruz.