Fenerbahçe Spor Kulübü'müzün 35. Başkanı seçilen Sayın Aziz Yıldırım'ı tebrik ediyor, yeni döneminde camiamıza birlik, beraberlik ve başarı getirmesini temenni ediyoruz.
Fenerbahçe'nin menfaatlerini her şeyin üzerinde tutan, kulübümüzü daha güçlü yarınlara taşıyacak her adımın destekçisi olacağız.
Seçim sonuçlarının Fenerbahçemize hayırlı olmasını diliyoruz.
💛💙
Değerli gazeteci @ismailari_ 'nın tahliye haberini memnuniyetle öğrendim. Her ne kadar karanlık günlerden geçersek geçelim, haksız ve hukuksuz yere özgürlüğünden mahrum olan bir insanın yeniden hürriyete, ailesine, sevdiklerine ve işine kavuşması mutluluk verici.
Haksız yere tutuklu bulunan, türlü acılar çeken, kötü muameleye uğrayan herkesin de bir an önce özgürlüğe kavuşmasını, adaletin tecelli etmesini diliyorum.
Cumhuriyet Halk Partisi, yalnızca bir siyasi parti değildir; Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş iradesini, bağımsızlık mücadelesini, halk egemenliğini ve çağdaşlaşma idealini taşıyan köklü bir tarihsel mirastır. CHP’nin temelleri, Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde verilen Millî Mücadele’nin örgütlü ruhuna dayanır. Parti, 9 Eylül 1923’te Halk Fırkası adıyla kurulmuş; bu tarih, Cumhuriyet’in ilanına giden yolun siyasi örgütlenme bakımından en önemli adımlarından biri olmuştur.
CHP’nin dünü, bağımsızlık ve kuruluş mücadelesidir. Anadolu’nun işgal altında olduğu, milletin yoksulluk ve çaresizlik içinde bırakılmak istendiği bir dönemde Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları, egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğu bir gelecek tasarladı. Bu gelecek; saltanatın, mandanın ve teslimiyetin değil, Cumhuriyet’in, özgürlüğün ve ulusal iradenin geleceğiydi. Cumhuriyet Halk Partisi de bu büyük dönüşümün siyasi taşıyıcısı olarak doğdu.
CHP, Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu partidir. Bu gerçek, partinin en büyük tarihsel sorumluluğudur. Atatürk’ün “muasır medeniyetler seviyesinin üzerine çıkma” hedefi; laiklik, bilim, akıl, eğitim, kadın-erkek eşitliği, hukuk devleti ve halk egemenliği ilkeleriyle anlam kazanmıştır. CHP’nin Altı Ok’la simgelenen ilkeleri; cumhuriyetçilik, halkçılık, milliyetçilik, laiklik, devletçilik ve devrimcilik anlayışını temsil eder.
Bugünün CHP’si, yalnızca geçmişiyle övünen bir parti olmakla yetinemez. Geçmişten aldığı gücü, bugünün sorunlarına çözüm üretmek için kullanmak zorundadır. Ekonomik adaletsizlik, işsizlik, yoksulluk, eğitimde fırsat eşitsizliği, hukuka güvenin zayıflaması ve gençlerin gelecek kaygısı, Türkiye’nin temel meseleleri arasındadır. CHP’nin bugünkü görevi; Cumhuriyet’in kurucu değerlerini korurken, aynı zamanda demokrasiyi güçlendiren, sosyal adaleti büyüten, liyakati esas alan ve halkın günlük hayatına dokunan politikalar üretmektir.
Cumhuriyet Halk Partisi’nin kalıcılığı, kişilerden değil ilkelerden gelir. Genel başkanlar, yöneticiler, milletvekilleri, belediye başkanları ve kadrolar değişebilir. Herkes gelip geçicidir. Fakat Cumhuriyet Halk Partisi, Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet’in siyasi hafızası olarak kalıcıdır. Bu nedenle CHP’de var olmak, yalnızca bir parti üyeliği değil; Cumhuriyet’e, demokrasiye, laikliğe, adalete ve halkın egemenliğine sahip çıkma sorumluluğudur.
CHP’nin geleceği ise gençlerde, kadınlarda, emekçilerde, bilimde, üretimde ve adalette aranmalıdır. Türkiye’nin geleceğini kuracak olan anlayış; kutuplaştıran değil birleştiren, dışlayan değil kucaklayan, korkutan değil umut veren bir siyaset anlayışıdır. CHP, gelecekte başarılı olmak istiyorsa Atatürk’ün devrimci ruhunu yalnızca anmakla kalmamalı; onu çağın ihtiyaçlarına göre yeniden üretmelidir. Çünkü Atatürkçülük, geçmişe kapanmak değil; akıl ve bilim rehberliğinde sürekli ilerlemektir.
31 Mart 2024 yerel seçimleri de CHP’nin Türkiye siyasetinde güçlü bir toplumsal karşılık bulabildiğini göstermiştir. YSK’nın seçim sürecine ilişkin yayımladığı resmi duyurular ve kesin sonuç süreci, yerel siyasetin Türkiye demokrasisi açısından önemini bir kez daha ortaya koymuştur. Bu sonuçlar, CHP açısından yalnızca bir seçim başarısı değil; halka hizmet, yerel yönetimlerde şeffaflık, sosyal belediyecilik ve adaletli yönetim anlayışı için büyük bir sorumluluktur.
Sonuç olarak Cumhuriyet Halk Partisi, dün Millî Mücadele’nin ve Cumhuriyet’in partisiydi; bugün demokrasi, laiklik, hukuk ve sosyal adalet mücadelesinin partisidir; yarın ise Türkiye’yi çağdaş, özgür, eşit ve güçlü bir geleceğe taşıma iddiasının partisi olmak zorundadır. Kişiler değişir, görevler değişir, dönemler değişir; fakat Cumhuriyet Halk Partisi’nin taşıdığı kurucu irade ve Cumhuriyet sorumluluğu daimi ve kalıcıdır.
Bu yüzden burada var olmaya devam edeceğiz. Çünkü Cumhuriyet Halk Partisi, yalnızca bugünün değil; dünün mirası, bugünün mücadelesi ve yarının umududur.
@SagTolga Tolga…!!! Kemal Kılıçdaroğlu’na yönelik hadsiz sözlerin kabul edilemez. Eleştiri başka, saygısızlık başkadır.”Yıllardır Alevi toplumunun hassasiyetlerini siyasi hesaplarınıza malzeme etmeniz yetmedi mi? Eleştiri başka, toplumsal değerleri istismar etmek başkadır.
Demokrasi Krizi
Türkiye’de siyasal alan uzun süredir yalnızca sandık sonuçlarıyla değil, aynı zamanda yargı kararları, idari uygulamalar ve siyasal baskı mekanizmaları üzerinden de şekilleniyor. Cumhuriyet Halk Partisi Kurultayı’na ilişkin “mutlak butlan” tartışması da bu genel tablonun yeni ve önemli halkalarından biri olarak karşımıza çıkıyor.
Söz konusu karar, yalnızca bir siyasi partinin iç işleyişine dair teknik bir hukuk meselesi olarak görülemez. Çünkü siyasi partiler, demokratik rejimlerin temel taşıdır. Bir partinin kurultay iradesine yönelik yargısal müdahale, doğrudan do��ruya demokratik süreçlere, örgütlü siyasete ve halk iradesinin temsil mekanizmalarına müdahale anlamı taşır.
Bu nedenle “mutlak butlan” kararı etrafında gelişen tartışma, Türkiye’de hukuk devleti ilkesinin ne ölçüde korunduğu sorusunu yeniden gündeme getirmiştir. Hukukun, siyasal iktidarın ihtiyaçlarına göre araçsallaştırıldığı yönündeki kaygılar, toplumda adalete ve yargı bağımsızlığına duyulan güveni zedelemektedir.
Demokrasilerde yargının görevi, siyasal alanı daraltmak ya da muhalefeti baskılamak değildir. Tam tersine, hukuk devleti ilkesi; siyasi partilerin, sivil toplumun, meslek örgütlerinin ve yurttaşların demokratik haklarını güvence altına almayı gerektirir. Yargı kararları, toplumsal muhalefete gözdağı verme aracı olarak algılandığında, yalnızca bir parti değil, bütün demokratik düzen zarar görür.
Bugün Türkiye’nin temel ihtiyacı; baskının, kutuplaşmanın ve hukuksuzluğun derinleşmesi değil, halk egemenliğini esas alan demokratik bir hukuk düzeninin güçlendirilmesidir. Ekonomik kriz, toplumsal eşitsizlikler, adalet sorunu ve kamusal kurumlara duyulan güven kaybı, ülkenin önünde duran gerçek ve acil meselelerdir. Siyasal iktidarın görevi, yargı süreçleri üzerinden siyasal alanı yeniden dizayn etmek değil, bu sorunlara çözüm üretmektir.
Toplumsal barışın ve demokratik istikrarın yolu, halkın iradesine saygıdan geçer. Seçilmiş organların, parti kurultaylarının ve demokratik süreçlerin hukuk dışı ya da keyfi müdahalelerle tartışmalı hale getirilmesi, ülkeyi daha derin bir yönetim krizine sürükler.
Sonuç olarak, “mutlak butlan” tartışması Türkiye’de hukuk ile siyaset arasındaki gerilimi bir kez daha görünür kılmıştır. Demokratik bir gelecek için yargının bağımsızlığı, siyasal alanın özgürlüğü ve halk iradesinin dokunulmazlığı vazgeçilmezdir. Eşit, özgür ve demokratik bir Türkiye mücadelesi, ancak bu ilkelerin kararlılıkla savunulmasıyla mümkün olacaktır.
İsmail Saymaz'dan TGRT Haber'de ağlayan Mehmet Sevigen'e çok konuşulacak çıkış!
🗣️İsmail Saymaz (@ismailsaymaz): Mehmet Sevigen'e saygısızlık etmek istemem ama bu haller size yakışmıyor. TGRT'de CHP'yi AKP'den talep etmek, kendini hala partide gören bir siyasetçi için irtifa kaybıdır. Mücahit Ören'in ve TGRT'nin çağrısıyla CHP seçmeni değil kendi yönetimine ayaklanmak, helaya gitmez.
Bugün 7 Mayıs, İyi ki doğdun güzel kızım.
Silivri’deki ilk günlerimde daha altı yaşını doldurmamıştın. Şimdi yedi oldun. Kendi yedi yaşımı hatırlıyorum. Sen de hatırlayacaksın babacığım bu günleri.
Önceleri kapalı görüşe gelmeni istemedim ama baktık ki ne sen ne de ben dayanamıyoruz. Sonraları orayı da oyuna çevirdik. Şakada ve hayatı oyuna sarmakta biraz babana çektiğin doğruydu. Ama her kapalı görüşte “Ne zaman sarılmalı görüşeceğiz?” ve “Ne zaman geleceksin eve?” soruları orada bıraktığımız kör düğümlerdi yavrum. İlmek ilmek açacağım hepsini sana söz…
Her hafta daha büyümüş, daha da güzelleşmiş, daha güzel konuşan, hatta çoğu zaman beni şaşırtacak kadar mantıklı konuşan Deren olarak geldin. Mayısta üç açık görüşümüz var. Üç koca oyun zamanı. O bir saatlere biz seninle ayları yılları sığdırırız…
Senin için babacığım, vallahi senin için.
Sen bu ülkede korkmadan büyü diye, genç kız olduğunda ülkeden gitmeyi değil; burada yaşamayı, üretmeyi hayal et diye çalışıyoruz, çabalıyoruz babacığım. Tayfun Amcanla ve Gürkan Amcanla…
Sen de Vera ile yaşıyorsun birlikte. Silivri’nin ilk günlerinde sana “İş için çalışıyoruz.” diye anlatmaya çabalasak da gerçekliği herkesten daha önce, daha küçük ve daha büyük yaşamış Vera sana demişti:
“Baban tutuklu işte benimki gibi. Öyle işe gitmiş, çalışıyorlar falan değiller” diye.
Bu zamanları seninle gülerek konuşacağız babacığım büyüyünce. Anılarımız, bulutlarımız, kuşlarımız, hikayelerimiz, ikimizi de büyüten hallerimiz. Ama başaracağız babacığım.
Sana söz başaracağız.
Bir kuşağın kolunda kalmış çiçek aşısı izi gibi. Sizlerde de bunun izi kalacak biliyorum babacığım. Ama öyle anlamlı, öyle derin ve bizi biz yapan bir iz olacak ki. Sana söz babacığım. Hiçbir evlat babasından, annesinden böyle ayrılmasın diye uğraşacağız bu ülkenin geleceğinde.
İyi ki doğdun güzel kızım. İyi ki doğdun babacığım.
İyi ki annenin ve benim kızımsın.
Seni çok seviyorum.
Baban.
#cumhuriyetgazetesi
Sayın Cumhuriyet Gazetesi Yetkilileri,
Uzun yıllardır Cumhuriyet gazetesini takip eden bir okur olarak, Mine Kırıkkanat’ın gazetenizde yazmaya devam etmesini kabul edilebilir bulmuyorum.
Bu nedenle, bireysel bir protesto olarak, söz konusu yazar gazetenizde yer almaya devam ettiği sürece Cumhuriyet gazetesi satın almayacağımı bilginize sunarım.
Cumhuriyet’in okurlarından gelen bu tepkiyi dikkate almasını ve yayın politikasını bu çerçevede yeniden değerlendirmesini bekliyorum.
Saygılarımla,
Yalan dolan ile sofuluk olmaz, Kaldır gönlündeki peçeyi gönül.."
Sazına düzen verdi ozan, serden geçti, uzun ince yol tepti. Ellerde muradın aldı, payımıza adını anmak kaldı. 20 yıl evvel bugün ozan Ali Ekber Çiçek kırklara karışıp terk-i diyar eylemiştir.. Bin selam ola erenler dergahına
Cem Karaca vefatından on gün önce 28 Ocak 2004 tarihinde Kadıköy Shaft Bar'daki konserinde orada dinleyici olarak bulunan Ali Ekber Çiçek'i davet ediyor sahneye ve birlikte 'Haydar Haydar' deyişini seslendiriyorlar. Cem Karaca ve Ali Ekber Çiçek'i sevgiyle anıyoruz.
Gazeteci Ali Çağatay:
CHP’nin önünde tek bir seçenek var; sine-i millete dönmek. Bütün CHP’li milletvekilleri istifa edecek. Bütün belediyelerden çekilecekler.
Ve dünya diyecek ki; “Türkiye’de ana muhalefet partisinin, 1. partinin taraftarları, yöneticileri, kadroları devletten çekildiler, biz buna seyirci kalamayız.” Ben tek çözümün bu olduğunu düşünüyorum.
CHP çekildikten sonra hala “biz bu parlamentoyu meşru bir parlamento olarak koruyoruz” diyemezler. Meşruiyeti kaybolur. Ne dedi Tom Barrack; “Biz Türk hükümetine meşruiyet kazandırmalıyız”. Hükümetin meşruiyet sorunu olduğunu ABD biliyor. CHP, sine-i millete dönerse bu meşruiyet krizini derinleştirir ve bunun önünde durulamaz.
"Belki yine gelirim,
sesime ses veren olursa bir gün…”
Sevgili dostlar İstanbul’dan Ahmet Telli‘ye kucak dolusu sevgi ve selam göndermek için sesime ses verin.
İstanbul’da Ahmet Telli’ye sevgi gecesi için bir akşam yanyana gelelim. Hep birlikte şiirlerini okuyacağımız bu gece için, bu mesajın altına en az 1000 dostun mesajını bekliyorum. #AhmetTelli
Deniz Zeyrek'ten Bursa Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Şahin Biba'ya sert tepki:
"İlk yaptığın işe bak!"
"Bursa Büyükşehir Belediyesi'nin internet sitesinden Atatürk'ün fotoğrafın�� kaldırıyorsun!"
"Bu ülkenin kurucularına saygısızsın sen."
"Gelir gelmez, gasbettiğin koltuğa oturur oturmaz yapacağın ilk iş Atatürk'ün fotoğrafını kaldırmak mıydı?"
"Münasebetsizlik bu, başka bir şey değil!"