Hiçbir darbe döneminde, "dediğim kadar konuş, yada susma hakkını kullandı sayarım" denilmedi. Demirtaş'ın savunması 14 gün, Öcalan'ın savunması bir aya yakın sürdü. İmamoğlu'na hemen hemen 5 saat verdiler.. Canlı yayınlanacaktı da halk gerçeği görecekti, böyle başlattılar davayı, ilk gün savunma yapmak istedi, son yap denildi, sona gelinince de savunma da yapmayıver... Davada delil yok, "itirafçı" ifadeleri vardı, onların da çoğu "savcı bunları tehditle söyletti" vb. açıklamalarla ifadelerini geri çekti...
İmamoğlu’nun avukatları kürsüdeki kişiyi rezil ediyor şu anda.
Tora Pekin:
“Savunma yapmaktan kaçıyorsunuz dediğiniz müvekkil 9 Mart’ta ilk duruşmada buraya geldi, ifade vereyim dedi.
İlk ben konuşayım dedi. Siz kabul etmediniz. Sen son sırada konuşacaksın dediniz.
Aylar geçti şimdi son sıradayız, şimdi de aynı müvekkile ya yarım günde konuşup susacaksın ya da susma hakkını kullanmış sayarım diyorsunuz.
Susma hakkınızı mı kullanıyorsunuz dediniz, HAYIR DEDİ.
Şimdi ne okuyorsunuz?
Tutanağınız hakikat dışı.
İşlemleriniz hakikat dışı!”
Tam da meslektaşımın dediği gibi yaşanan her şey gerçek bir kepazelik!
Yargılamalar başlayınca torbadaki turpun büyüğü ortaya çıkacak dediler. Turp çıkmayınca Ekrem İmamoğlu’nun savunma yapmasını engellediler. Ekrem İmamoğlu’nun savunmasının bu davanın kumpas olduğunu ortaya koymasından korktular. Buldukları çare savunma hakkını elinden almak oldu.
BİLİYORSUNUZ...
Bu rejimin özel bir durumu var!
Mizahtan, neşeden, eleştiriden korkan iktidar, yargı eliyle tüm ülkeyi susturmaya çalışıyor. Yükselen her cesur ses sadece bir itiraz değil aynı zamanda özgür bir geleceğin teminatı
https://t.co/SdyKDtfIF5
Bugünün BirGün'ü
Stand up diye yeni bir akım başlaması gerçekten sevindirici, ileride ev telefonunlarının yerini cep telefonları alacak da diyorlar. Hakkımızda hayırlısı.
Babalarının okutmadığı
Kocalarının çalıştırmadığı kadınları
Devlet nafakasız boşuyor
Toplum zaten en başta sırtını dönüyor
Sesini çıkaran balkondan “düşüyor”
Yazık ülkemin güzel kadınlarına yazık..
CHP birbirine girmedi, CHP yine AKP ile mücadele ediyor, AKP'nin görevlendirdiği kişilere karşı kurumsal yapısını korumaya çalışıyor. Bunu siz de biliyorsunuz ama yaşananları parti içindeki denk güçlerin mücadelesi gibi sunmak işinize geliyor. Sorsan muhalif gazetecisiniz.
Biz niye seçime gidiyoruz tam olarak? Seçtiğimiz kişi tutuklanıyor, seçtiğimiz parti başkanı değiştiriliyor, her yere kayyum atanıyor. Ekonomi zaten kendi başına bir distopya. Halk olarak rolümüz sadece vergi ödemek mi? Cidden soruyorum.
MESEM, MESEM diyoruz da "Bu MESEM nedir?" diye merak edenlere ufacık bir bilgi.
MESEM yani Mesleki Eğitim Merkezi, çocukların haftanın dört günü çalışmasını, bir gün de okula gitmesini temel alan bir sistem. Ucuz iş gücünü, çocuk işçiliği fotoğraftaki gibi "cafcaflı" toplantı salonlarına soktuğunuzda adı MESEM oluyor.
Asgari ücreti çok bulan, "rekabet" koşullardan şikayet eden patronlara verilmiş bir can suyu! Çocuklar 4 senelik lise hayatının 3 senesini asgari ücretin %30'unu alarak, son senesini ise %50'sini alarak geçiriyorlar.
22.104 TL ile birini çalıştırmak pahalı mı geldi? Size 6.635 TL'den "Eti sizin, kemiği de sizin!" bir çocuk verelim. Hem de 3 sene boyunca.
MESEM'lerde onlarca çocuk iş kazasından hayatını kaybetti. İntihar edenler oldu. Fakat patronlara verilen can suyu kesilmesin diye fakirin çocuğunun ölmesini AKP'de de dert eden yok.
Kostümlü parti görünce deccal görmüş tepkisi verenler kaç yüzyıl geride olabilir, en iyi antropologlar bilir zira ilkel dönemden beri insanlık kostümlü parti yapıyor. Siz de yapıyorsunuz bu arada sadece farkında değilsiniz asdghjkkkk
Türkiye’de yeni yerel seçim sistemi şöyle: Muhalefet seçimi kazanırsa belediye başkanı tutuklanır. Muhalefetten karaktersiz meclis üyeleri transfer edilir. Belediye başkanvekiliğini AKP’li üye kazanıncaya kadar oylama yapılır. Seçim kazanamayanlar başkan olur, utanmadan konuşur.
İnanılmaz bir konuşma.
Konuşan Bayrampaşa’da halkın seçtiği belediye başkanı tutuklandıktan sonra yapılan seçimlerde kurayı CHP kazanınca konuyu mahkemeye taşıyıp, kurayı iptal ettirip, bugün tekrar belediye meclisinde “seçim” yapıp, kazanamayınca tekrar yaptırıp, tekrar yaptırıp sonra tekrar yaptırmak suretiyle büyük bir zafer(!) kazanan AKP’nin çiçeği burnunda belediye başkanı.
Sahi siz hangi “emaneti” devraldınız şu an tam olarak?
Halkın egemenliği halkta emanetti şimdi saraya geri mi aldınız mesela?
Tartıya çıkacak yüreğiniz olsa “milletvekilleriyle, il başkanlarıyla” bir ilçe belediyesinin kurasıyla cebelleşeceğiniz yerde sandığı koyardınız halkın önüne, ama yok.
Yani operasyonla ne denmiş oluyor?
“Seçim kaybetmedik, İmamoğlu'na üç kez yenilmedik, çünkü seçim kampanyasını casuslar yapmış!”
Gerçeği İstanbullu biliyor, sandıkları korumaya çalışan gençler biliyor, sandığa oyunu atanlar biliyor.
Ve aslında siz de gerçeği çok iyi biliyorsunuz.