Düşünüyorum öyleyse…
1- Deniz Göktaş’ın YouTube’daki videosunu indirdim.
2- Videoya erişim engeli, yasağı gelirse, (reklama kapalı olarak) paylaşacağ��m.
3- Videoyu, tedbir olarak, yüzlerce, binlerce, yüzbinlerce kişinin indireceğini düşünüyorum.
4- Deniz Göktaş’ın videosuna yasak gelirse, bir saat içinde, yüzlerce, binlerce, yüzbinlerce kişinin videoyu aynı anda YouTube tekrar yükleyeceğini düşünüyorum.
5- Binlerce, yüzbinlerce videoya yasak getiremeyeceklerini düşünüyorum.
6- Bunu sadece Deniz Göktaş’ı sevenlerin,
düşüncelerini benimseyenlerin değil,
anayasal düşünce ve ifade hakkına sahip çıkan,
ideal hukuka inan,
bütün demokratların yapacağını düşünüyorum.
Düşünüyorum öyleyse var mısınız?
Selahattin Demirtaş’tan son günlerde gündemden düşmeyen Deniz Göktaş’a:
“Avukatlarım dediler ki "Deniz Göktaş diye genç bir adam var, siyasi mizah yapmak suretiyle çaktırmadan senin koltuğuna göz dikmiş, haberin olsun!"
Dedim "şu andaki koltuğuma mı?", "evet" dediler "öyle görünüyor ki bugün yarın tutuklanır.".
"Hadi inşaallah, hayırlısı" dedim. O hapse girerse ben bu defa kesin çıkarım, nitekim hapishaneler aynı anda iki adet böyle mahpusu kaldıramaz. Az kaldı!
Böylesi genç yetenekleri teşvik ve tahrik etmek de boynumuzun borcudur. Bak, güzel kardeşim; kesinlikle doğru yoldasın, aynen devamke. Bu arada bana bazen "Selo" diyenler oluyor, ben de sana kısaca "Denyo", diyebilir miyim? Gerçi bu olmadı, senin ismini kısaltamıyoruz. Hatta assalar da, kesseler de olmuyor; Deniz her zaman Deniz olarak kalıyor. Neyse, ben sana mecburen kısaca Deniz diyeceğim.
Bak, Deniz kardeş; koltuğuma göz dikmeni takdirle karşıladım hatta tatlı bir telaş, fazlaca umut da var. On yıldır bu günü bekliyorum; Yılmaz, Cem falan benim yerime gelirler diye düşünmüştüm de denyolar beni hayal kırıklığına uğrattılar. Fakat sen öyle değilsin canım kardeşim, sende o ışık var, başaracaksın illaki. Çaban, mücadelen, gayretin mutlaka sonuç verecek, vazgeçme lütfen.
Baktın sabahın köründe kapına dayanmıyorlar, ki en kötüsü bu şekilde beklemektir, durma sen git. Taksim'e git mesela, avukatlarımın sana ileteceği iki tane sağlam sloganı sol yumruk havada, hançereni yırtarcasına meydanın ortasında haykır, akşamına koltuğum senindir inşaallah.
Sana bir de Abi tavsiyesi; "Yurt dışına kaçmadım ki, iki şort, iki tişörtle yurt dışına mı kaçılır", şeklindeki argümanın pek sağlam olmamış. Sanırsın kıyafet yeryüzünde bir tek Türkiye'de satılıyor, dünyanın geri kalanı halen incir yaprağıyla geziyor! Öyle olmaz, yemezler bunlar. Misal şöyle inandırıcı bir şeyler uydur "ya yeminle altın fiyatları dip yapınca daha dün bi çeyrek aldım, haftaya yine tavan yapınca satcam. Çeyreği Türkiye'de bırakıp kaçar mıyım ya!".
Takdir yine de senindir Deniz kardeş, bu halk her halükarda Deniz'leri sever. Üstelik tuhaftır ki dönmeyen Deniz'leri daha çok severler. Olan bana olacak ya neyse, yapacak bir şey yok.
Son olarak yetkililere de seslenmek isterim; bu genç arkadaşımız tam olarak neler söylemiş bilemiyorum ama bırakın da gençler korkmadan, özgürce düşünüp, konuşsun, gülsünler bari.
Toplumsal gelişme, ilerleme için özgürlükler şarttır, olmazsa olmazdır, gençleri engellemeyin lütfen.
Not: Eğer ki gösterisinde bana da giydirmişse tutuklayın tabi, o ayrı.”
Selam, sevgilerimle
S. Demirtaş
Canan Kaftancoğlu: Sevgili Sırrı Süreyya'nın ardından kah gülüp çokça ağlarken 'Ben inançlı bir insanım ölümü de yaşamı da sorgulamam ama benimle ilgili yazdığı yazıyı okuduğum Sırrı'nın benden önce gitmesi bana koydu' demişti. Kadirciğim senin gitmen de bize çok koydu. Bu çok sevdiğin ülkeye, insanlarına iyi geleceğini bildiğin barışa katkını zihinsel olarak hep sundun ama hastalığın nedeniyle fiziksel katkını yeterince sunamamak onu en çok üzen şeydi sanıyorum. Bu topraklara barış gelecekse eğer, ki gelecek, emin ol sen ve senin gibilerin yüzü suyu hürmetine gelecek.
Sanatçı Kadir İnanır'ı anlatan "Kuzeyden Gelen Adam" belgeseli, 44. İstanbul Film Festivali’nde izleyiciyle buluşmuştu. İnanır belgeselde şöyle demişti:
“Ben Anadolu’yu bilirim. Karadeniz’in h��rçın sularını da, Diyarbakır’ın yakıcı sıcağını da tanırım. Traktör üstünde film çektim, dağlarda yürüdüm, çarşılarda halkla buluştum. Benim yolum sokaktan geçer. Benim sözüm, halkın yüreğinde yankı bulur.”
Kadir İnanır’ın “Akil İnsan” olarak yürüttüğü çalışmalar da kapsamlı biçimde ele alınıyor. Siyasi bir figür değil, halkın içinden bir yurttaş olarak o süreçte yer aldığını vurgulayan İnanır, barışın yanında durma kararını şu sözlerle anlatıyor:
“Sözüm belliydi: Barıştan yana olacaktım. İnsanlar ölürken susamazdım. Karadeniz’den Güneydoğu’ya, doğudan batıya gezdim. İnsanların gözlerinin içine baktım. Öfkeli, umutsuz, yorgun ama bir o kadar da barışa susamıştılar. Sustukça acılar büyüyordu. Ben konuşmayı seçtim.”
“O masaya otururken bir sanatçı değil, bu ülkenin evladı olarak oturdum. Eleştirildim, hedef gösterildim ama inandığım yoldan sapmadım. Çünkü biliyorum ki, barış için konuşmayanlar, savaşın tarafı olurlar. Ben ise her zaman barışın yanında durdum, duracağım.”
“O masaya otururken bir sanatçı değil, bu ülkenin evladı olarak oturdum. Eleştirildim, hedef gösterildim ama inandığım yoldan sapmadım. Çünkü biliyorum ki, barış için konuşmayanlar, savaşın tarafı olurlar. Ben ise her zaman barışın yanında durdum, duracağım.”
Kadir İnanır bir Karadenizli olarak Kürt meselesinin en tartışılamadığı, topluma savaşın dayatıldığı günlerde bile ısrarla “Barış lazım” diyerek AKP’nin hedefi olmuştu.
O zaman bile geri adım atmamıştı. Sırf bu bile kendisini iyi anmak için bir sebep.
Özellikle son 15 yıldır Kürt meselesinin barışçıl çözümü adına verdiği ödünsüz destek hepimizi etkiledi. En güzel filmi bence ‘kırık bir aşk hikayesi’ idi. Hayat arkadaşı bizim de arkadaşımız sevgili Jülide ve tüm sevenlerine sabır diliyorum. Devri daim olsun. #Kadirinanır 🙏
Emekçinin, ezilenin, halkının yanında; sözü bükmeden söyleyen bir çınarı, yeri zor dolacak cesur bir aydını kaybettik. Bize çok şey katarak gidenlerin arasında yıldızlar yoldaşı olsun🌿
#kadirinanır
🎙️Hüseyin Karabey’in yönetmeni olduğu "Kuzeyden Gelen Adam" belgeselinde Kadir İnanır'ın verdiği bir röportaj:
"Annem dedi ki seni düşürmek için bildiğim bütün metodları uyguladım oğlum, ölmedin. Sen Kadir İnanır olacakmışsın meğersem dedi"
Bir ormanda yakalanıp ağaca bağlandı. işkence gördükten sonra boğazına sıkılan tek kurşunla öldürüldü. Babasi ise oğlunun ölümünün ardından hayatının sonuna kadar ne saçini kesti ne de sakalını.
10 Ekim 1981'de, askeri darbenin üzerinden henüz bir yıl geçmişken Dersim, 20 yaşındaki üniversite ögrencisi Behzat Firik'in gözaltına alındığına ve ölümüne tanıklık etti.
Saat 14.00 sularinda Ovacik-Hozat sınırında bulunan Hülükkuşağı köyüne bağlı dört haneli Kale Deresi (Derê Garedesi) mezrası askerler tarafından kuşatıldı. Bir ihbar üzerine Behzat Firik gözaltına alındı, ihbari yapanların, mezra nedeniyle husumet yaşayan akrabalar olduğu yıllar sonra ortaya çıkacaktı.
Behzat Firik ormanlik alana götürülerek bir ağaca bağlandı. Peşinden gelen ağabeyi Ekber Firik'in tüm yalvarışlarına rağmen serbest birakilmadi. Ekber Firik de bir ağaca bağlanarak kardeşine yapılan iskenceyi izlemeye zorlandi.
Askerlerin başındaki Yüzbaşı Aytekin içmez, bölgede teröristlerin bulunduğunu söyleyerek yerlerini ögrenmeye çalıştı. ��ki kardeş bilmediklerini söyledi, ancak bu ifadeler kabul edilmedi.
Behzat Firik'in gözleri ve vücudu kor haline getirilmiş kasaturayla dağlandı. Ardından ayaklari ateşin içine yerleştirildi. Yanık kokusu vadiye yayılırken ayakları topuklarına kadar yandı.
Silah sesinin ardından olay yerine gelen köylüler, baygın haldeki Ekber Firik'i ve işkence sonucu tanınmaz hale gelen Behzat Firik'in cansiz bedenini buldu.
Ekber Firik, kardeşinin ölümünden sorumlu olanlarin yargilanmasi için Erzincan Devlet Güvenlik Mahkemesi'ne başvurdu. Dava yillarca sürdu. Mahkeme Yüzbasi Aytekin içmez hakkında kasten adam öldürme suçundan ceza verdi. Ancak sıkıyönetim dönemine ait düzenlemeler gerekçe gösterilerek ceza uygulanmadi.
Olaydan 28 yll sonra, 30 Eylül 2009 tarihinde, emekli Albay Aytekin içmez Bursa'daki evinde boğazından vurulmuş halde ölü bulundu.
Behzat Firik'in babasi Alevi Dedesi Seyfi Firik ise derin bir yasa büründü. 10 Temmuz 2007'de, 110 yaşında hayatını kaybedene kadar 26 yıl boyunca ne saçını kesti ne de sakalını..
SAVCI Medya AŞ Genel Müdürü #FatoşPınarTürker'i ÇOCUKLARI İLE TEHDİT ETMİŞ
Cezaevinde SEGBİS'le görüşmen var dediler. Ekran açıldı karşımda savcı var.
Savcı bana “Böyle ağlarsın işte"dedi.
“Niye konuşmadın sen?” “Vereceksin ifadeni, gideceksin” dedi.
Ben de dedim ki: “Savcı bey, ben yeniden ifade veririm. Vermemi istiyorsanız avukatıma bir danışayım.”
Çünkü karşımda savcı var.
Yok diyemem diye düşündüm.
Ben SEGBİS'in ne olduğunu bilmiyorum bile.
Dedim ki: “Tamam, avukatıma bir danışayım.”
Elini masaya vurdu
��Hâlâ avukat diyorsun bana” dedi. “Sen bu kafayla çocuklarının velayetini asla alamayacaksın” dedi.
“Sen bekârsın değil mi?” dedi.
“Evet.”
“Velayet de sende değil mi?”
“Evet.”
“Senin çocukların reşit değil değil mi” dedi.
“Artık sosyal hizmetler alır çocuklarını” dedi.
Şimdi anlamıyorum.
İnsan hiç tanımadığı birinden nasıl bu kadar nefret edebilir?
Beni tanımıyor ki.
Tanımadığım insanlar.
Nasıl olur?
Mesela annesi yok mu bu insanların?
Ben kimseye hakkımı helal etmiyorum.
Çok düşündüm bunu."
Namık Kemal Dinç: Bu ''fıkra'' çarşaflı bir kadına ilişkin anlatılıyor başka bir kitapta. Kayıtlarda böyle bir durum varken buna Kürt'ün eklenmesinin, Kürtlerin eşit olmasına dair hazımsızlıkla alakalı bir boyutu var.
Ali Duran Topuz: Çarşaflı kadın diye anlatsaydı şu anda hapisteydi. Türk diye anlatsaydı o açılışa giden herkes hapisteydi.
Çıplak arama insanlık suçudur.
Fatoş Pınar Türker’in bugün mahkemede anlattıkları soruşturulmayacak mı?
Hüküm giymemiş, hakkında somut hiçbir delil olmadan aylardır tutuklu yargılanan onlarca insanın tehdit edildiği, baskı altına alınmaya çalışıldığı yönündeki iddiaların üzerine gidilmeyecek mi?
Meslek hayatımda hafızama kazınan 1993'te Dicle Kelekçi köyü yanarken, Bir köylünün sürahiyle yanan evine su dökerek söndürmeye çalışması. sonrası duvar dibinde hıçkırarak ağlaması. video: Faruk Balıkçı