" 2013'ten sonra Suriyelilere verilen hiçbir vatandaşlık geçerli değildir.
Suriyelilere verilen vatandaşlıkların hepsi yok hükmündedir. Bunun dışında verilen vatandaşlıkların da kanuna aykırı olanların hepsini iptal edeceğiz. "
Prof. Dr. Ümit Özdağ
Sömürge ülkelerinde bile böyle bir harita göremezsiniz
Ana karamıza 2 km uzaklıktaki Meis adası Yunanistan'a 600 km uzaklıkta
Mavi vatanda çıkarlarımızı korumak için Meis ele geçirilmelidir
Çoluk çocuğa tecavüz ve diri diri yakma ile ilgili bazı yabancı arşiv belgelerini de bu akşam paylaşacağım.
▪️Yunanlılar, Anadolu’da işlediği iğrenç suçları kendileri de inkar etmiyor.
▪️Keşke yapmasaydık demiyor.
▪️Artık yapmayız demiyor.
▪️İyi ki yapmışız, yine yaparız diyor.
Hiç bir bedel ödemediler.
Biz bunları ne ara unuttuk?
Ne zaman, neden affettik?
Hiç bir pişmanlık ve iyi niyet göstermedikleri gibi iftiraların ve saldırıların da ardı arkası kesilmiyor.
Bıkmadan usanmadan bunları anlatacağız.
🔴 Cihat Yaycı :
‼️Türk vatandaşlarına çağrım şudur: Tatil planı yaparken sadece denizi, oteli ve fiyatı değil; ülkemizin çıkarlarını, ekonomik gücünü ve milli hassasiyetlerini de düşününüz.
Yunanistan, Türk turistleri dostluk ve karşılıklılık anlayışıyla değil, ekonomik ihtiyaç nedeniyle kabul etmektedir. Bugün Türk vatandaşlarına uygulanan kapıda vize sistemi tüm Yunanistan için geçerli değildir; yalnızca Türkiye’ye yakın ve ekonomileri büyük ölçüde Türk ziyaretçilere bağımlı hâle gelen belirli adalarla sınırlıdır. Üstelik bu uygulama geçici ve süreli bir istisnadır.
Buna karşılık Yunan vatandaşları Türkiye’nin tüm sınır kapılarından kimlik kartlarıyla giriş yapabilmekte, hatta birçok durumda süresi geçmiş kimlik kartlarıyla dahi kabul edilmektedir. Türk vatandaşları ise hâlâ vize uygulamalarına tabi tutulmaktadır. Bu durum karşılıklılık değil, açık bir eşitsizliktir.
Bugün Adalar Denizi’ndeki bazı adaların esnafı, restoranı, oteli ve ticareti büyük ölçüde Türk turistlerin harcamalarıyla ayakta durmaktadır. Ancak aynı Yunanistan; 19 Mayıs’ı, yani Türk Milletinin bağımsızlık mücadelesini başlattığı günü sözde “Pontus Soykırımı Günü” ilan eden, nesillerine Türkiye karşıtı tarih anlatıları aktaran, Batı Trakya Türklerinin Lozan’dan doğan haklarını yıllardır kısıtlayan ve Türkiye’ye yönelik maksimalist taleplerini hiçbir zaman tamamen terk etmeyen bir devlet politikası izlemektedir.
Dolayısıyla mesele yalnızca turizm değildir. Harcanan her kuruşun ekonomik olduğu kadar siyasi ve stratejik sonuçları da vardır. Bugün bazı adaların ekonomileri Türk turist sayesinde ayakta dururken, aynı devletin uluslararası platformlarda Türkiye’nin hak ve menfaatlerine karşı faaliyetlerini sürdürmesi, Adalar Denizi ve Doğu Akdeniz’de Türkiye aleyhine politikalar izlemesi üzerinde düşünülmesi gereken bir çelişkidir.
Elbette herkes tatilini istediği yerde yapabilir. Ancak vatandaşlarımız harcadıkları her kuruşun ekonomik, siyasi ve stratejik sonuçlarını da düşünmelidir. Kendi ülkesinin turizmine, esnafına ve ekonomisine katkı vermek sadece bir tatil tercihi değil, aynı zamanda milli bilinç ve sorumluluk meselesidir.
Unutmayınız; bir milletin gücü yalnızca ordusundan değil, ekonomisine sahip çıkan vatandaşlarının tercihinden de gelir.
Aşağıdaki cümleler Etrüskçe.
Bunları Yunanlar anlamıyor.
Biz anlıyoruz çünkü onlar atamız.
3 bin yıl önce
Anadolu'dan Roma'ya gittiler.
Latin harfleri Latinlerin değil.
Anadolu Yunanların değil.
Biz hep buradaydık.
Etrüskler, İskitler, Hunlar, Truvalılar bizdik. Mirasçı biziz.
@ensar_yilmazz Bu sorunlar sadece vakıf ünv. mi var hocam? Devlet ünv.benzer sorunlar yok mu? Ayrıca özel ünv. diye bir statü yok, vakıf ünv. var ve kanunen kar amacı güdemezler. Gelirini eğitime ve araştırmaya ayırmak zorundalar.Kamu/vakıf diye ayırmadan sorunu bu yönde ortaya koymak gerekir
Yunanistan, hem devlet düzeyinde hem de halk nezdinde sürdürdüğü sistematik Türk düşmanlığını ve kara propagandalarını gün geçtikçe artırmaktadır. Bu nedenle hiçbir Türk vatandaşının Yunanistan’a tatil amacıyla gitmemesi büyük önem arz etmektedir. Ege Denizi’nde ve Doğu Akdeniz’de devam eden işgalci ve revizyonist zihniyetlerine, adaların silahlandırılmasına ve Batı Trakya’daki Türk azınlığa yönelik asimilasyon politikalarına karşı en güçlü tepkiyi göstermek, milli bir sorumluluktur. Üstelik ülkemizi hedef alan bu tutumlarına rağmen Türk turistleri kendi ülkelerine davet edip, ardından sosyal medya paylaşımlarında alay konusu yapmaları, ikiyüzlülüğün en açık göstergesidir. Yunanistan’a harcadığınız her kuruş, bu düşmanca politikalara dolaylı destek anlamına gelmektedir.
Türk istiklal marşını ıslıklamak normal, paylaştığı görselde Türk bayrağını sansürlemek normal,Türk çocukları şehit olduğu gün “keyifler yerinde” diye paylaşım yapmak normal ama tüm bunları yapan kulübü tebrik etmeyen Trabzonspor ırkçı öyle mi? Aklımızla alay etmeyin.
ARTIK YETER!
Ibrahima Konate’ye yönelik ırkçı saldırılar, Türkiye’de futbolun geldiği tehlikeli eşiği bir kez daha gözler önüne sermiştir. Bu yaşananlar artık “rekabet” ya da “fanatiklik” ile açıklanamaz; bu, açıkça nefretin ve ırkçılığın normalleşmesidir. Rakibi düşman olarak gören zihniyet, sahadaki oyunu aşarak tribünlere, oradan da günlük hayata sirayet etmektedir.
Bu zehirli iklimin oluşmasında Türkiye'deki büyük kulüplerin sorumsuz ve kışkırtıcı dili, yöneticilerin hedef gösteren açıklamaları ve sosyal medyada kontrolsüz şekilde yayılan nefret söylemleri önemli rol oynamaktadır. Özellikle sosyal medya, denetimsizlik nedeniyle en uç söylemlerin bile kolayca yayılabildiği bir alan haline gelmiştir.
Daha da dikkat çekici olan ise bu nefret dilinin büyük ölçüde ergen yaştaki gençler arasında yaygınlaşmasıdır. Kimlik arayışı içinde olan, aidiyet duygusunu fanatizmle kuran gençler; kulüp rekabetini bir üstünlük ve düşmanlık meselesine dönüştürebilmektedir. Bu noktada ailelerin, eğitim sisteminin ve rol model olarak öne çıkan kulüp ve spor figürlerinin sorumluluğu büyüktür. Saygı, empati ve birlikte yaşama kültürü küçük yaşta kazandırılmadığında; bu boşluk nefret söylemiyle dolmaktadır.
Irkçılık bir görüş değil, açık bir suçtur. Ve bu suça sessiz kalan, görmezden gelen ya da dolaylı şekilde besleyen herkes bu sorunun parçasıdır.
Futbol; ayrıştıran değil birleştiren bir güç olmalıdır. Rakip düşman değildir. Bu çizgiyi aşanlara karşı net ve tavizsiz bir duruş sergilenmediği sürece, kaybeden sadece futbol değil, toplumun kendisi olacaktır.
Saygılarımızla,
Liverpool Türkiye