Doğusundan batısına, gencinden yaşlısına milletimizin her kesimiyle bir araya geliyor; vatandaşlarımızı dinliyor, çözüm önerilerimizi anlatıyoruz.
Türkiye’nin aydınlık yarınları elbet gelecek. Biz @BTP_Parti olarak o yarınları hep birlikte inşa etmek için çalışmaya devam edeceğiz.
30 Ağustos Zafer Bayramı’nı Türkiye’nin dört bir yanında coşkuyla kutladık.
Bu bayramları meydanlarda, sokaklarda, yurdun her köşesinde coşkuyla yaşatmak zorundayız çünkü milli bilinci diri tutmanın, bu kutlu emanetin değerini yarınlarımıza aktarmanın yolu bu meydanlardan geçer.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün emanetine sahip çıkan, geleceğe umutla bakan tüm milletimizin Zafer Bayramı tekrardan kutlu olsun. Birlik ve beraberlik içinde nice bayramlara…
Zafer Partisi Genel Başkanı Sn. Ümit Özdağ’ın davetiyle bu akşam Kutlu Parti Genel Başkanı Sn. Yusuf Halaçoğlu, Adalet Partisi Genel Başkanı Sn. Vecdet Öz ve Milli Yol Partisi Genel Başkanı Sn. Remzi Çayır ile bir araya geldik.
Ülke gündemini istişare ettik, Sn. Genel Başkanların tecrübelerinden istifade ettik. Hepsine teşekkür ediyorum.
AV. UĞUR POYRAZ: HAYDAR BAŞ HAKLIYDI...
Poyraz:
- Rahmetli Haydar Baş, 2015'te yayınladığı ve artık herkesin ezberlediği videosunda diyordu ki:
- "Yarın öbür gün Apo'yu serbest bırakırlar...
- Bunu AKP, MHP yapar. CHP de utangaç vaziyette buna destek verir" diyordu.
- Ben Haydar Baş'ın müneccim ya da falcı olduğunu zannetmiyorum merhumun.
- Ama iyi bir entelektüel, analiz yeteneği yüksek ve o nedenle de objektif, tarafsız analizleriyle halka fikirlerini açıklayan bir kanaat sahibi insan görüyorum.
- Onun fikirlerini de beğenmeyebilirler, eleştirebilirler, hatta zaman zaman alay da etmişlerdir.
- Adam haklıydı.
Bir genel başkan, “Biz siyasette 40 kişiyiz, birbirimizi tanırız” demişti.
Bizim Genel Başkanımız da, “Ben galiba 41. kişiyim; hiçbirinizi tanımıyorum” diye cevap vermişti.
Bugün ortaya çıkan tablo, birbirini tanıyan o 40 kişinin tablosu.
41. olmanın kıymeti daha iyi anlaşılıyor.
ABD ve stratejik ortağı İsrail'in yıllardır ateşe verdiği coğrafyamızda kaos her geçen gün daha da büyüyor.
Gazze'de aylardır devam eden insanlık dramı, Lübnan'a yönelik saldırılar, Suriye'deki istikrarsızlık, İran'a yönelik tehditler ve bugün Yemen üzerinden yaşanan gelişmeler birbirinden bağımsız değildir. Bunların tamamı, Büyük Ortadoğu Projesi kapsamında bölgeyi yeniden şekillendirmeye yönelik aynı planın farklı aşamalarıdır.
ABD ve İsrail, bölge ülkelerini birbirine düşüren, mezhep ve etnik ayrılıkları derinleştiren politikalarla Ortadoğu'yu sürekli çatışma içinde tutmak istemektedir. Çünkü parçalanmış ve birbirleriyle mücadele eden ülkeler, küresel güçlerin müdahalesine her zaman daha açık hale gelir.
İran'a yönelik saldırılarda da aynı senaryo işletildi. Ağır bir karşılık gördüklerinde "ateşkes" çağrısı yapıp toparlanmaya çalıştılar; ardından yeniden saldırgan politikalarına döndüler. Bu anlayışın değişmeyeceği açıktır. Çünkü mesele barış değil, bölgeyi sürekli kriz içinde tutmaktır.
Bugün en büyük tehlikelerden biri de savaşın mezhep eksenine taşınmak istenmesidir. Böyle bir senaryo gerçekleşirse kazanan ne bölge halkları ne de İslam dünyası olacaktır. Kazanan yalnızca bölgeyi yıllardır dizayn etmeye çalışan küresel güçler olacaktır.
Bu nedenle Yemen'de yaşanan son gelişmeler son derece dikkatle değerlendirilmelidir.
Türkiye, güvenliğini doğrudan ilgilendirmeyen bölgesel çatışmaların tarafı haline gelmemeli; hiçbir küresel planın veya askeri bloklaşmanın parçası olmamalıdır. Dün Gazze'de yaşanan katliam karşısında etkili bir duruş sergileyemeyen uluslararası çevrelerin bugün Yemen konusunda ortaya koyduğu hassasiyet de sorgulanmalıdır.
Türkiye'nin dış politikadaki pusulası;
milletimizin çıkarları olmalıdır.
Bağımsız Türkiye Partisi olarak anlayışımız nettir.
Türkiye'nin görevi yeni savaş cephelerinin tarafı olmak değil, bölgede barışı, adaleti ve diplomatik çözümü savunan öncü ülke olmaktır.
Tam bağımsız Türkiye; hiçbir küresel gücün eksenine girmeyen, kendi iradesiyle karar alan, komşularıyla iyi ilişkiler kuran ve bölgesinde güven veren güçlü bir devlettir.
Bugün Türkiye'nin ihtiyacı da tam olarak budur.
“Ne yaparsanız yapın soykırımı unutmayın. Çünkü unutulan soykırım tekrarlanır.”
— Aliya İzzetbegoviç
31 yıl önce bugün, Avrupa’nın göbeğinde, “güvenli bölge” ilan edilen Srebrenitsa’da 8.372 Boşnak kardeşimiz dünyanın gözleri önünde katledildi.
İnsanlık tarihine kara bir leke olarak geçen bu soykırımı unutmadık, unutmayacağız.
"Kurtuluş Savaşı" demeyecekmişiz!
Neyden kurtuluyormuşuz?
Önce Osmanlı varmış!
Millî Eğitim Bakanımız böyle diyor!
Evet... Sayın Bakan, Mustafa Kemal Atatürk Samsun'dan Kurtuluş Savaşı'nı başlatmadan önce bir Osmanlı vardı. Ama hangi Osmanlı?
Viyana kapılarına dayanan Osmanlı mı, Sevr'e imza atan Osmanlı mı?
Cevap çok açık: Sevr'e imza atan Osmanlı!
Payitahtı işgal altında olan bir Osmanlı!
Kurucusu Osman Gazi'nin sandukası Yunan askeri tarafından tekmelenen Osmanlı!
Ortada bal gibi bir Kurtuluş Savaşı vardır, ortada destansı bir Millî Mücadele vardır.
Bu destansı Millî Mücadele'nin adı Kurtuluş Savaşı'dır.
Neyden kurtulduğumuzu size söyleyeyim:
Sevr'den kurtulduk!
İstanbul'daki İngiliz işgalinden kurtulduk.
Gaziantep'teki Fransız zulmünden, Ege'deki Yunan zulmünden, Doğu'daki Ermeni zulmünden kurtulduk.
Asırlık Türk yurdunun Haçlı çizmeleriyle çiğnenmesinden kurtulduk.
Tekrarlayalım: Atatürk, yüce Türk milletiyle bir Millî Mücadele vermiştir ve bu mücadelenin adı Kurtuluş Savaşı'dır.
Unutmayın; altında Atatürk'ün imzası olmayan son zafer olmasaydı, önceki hiçbir zaferimizi kutlayamayacaktık!
Örneğin, bugün İstanbul'un fethini kutlayabiliyorsak bunu Atatürk'ün İstanbul'u İngiliz işgalinden kurtarmasına borçluyuz.
O yüzden tarihi tarihçilere bırakıp temelinde farklı hesaplar olan ucuz işlerle uğraşmamalıyız.
Hele de bu konulara eğitimi asla karıştırmamalıyız!
Unutmayalım: Osmanlı da bizim, Türkiye de bizim, hatta daha önceki Selçuklu da bizim!
Bir takım siyasi hesaplar uğruna tarihimizi birbiriyle çarpıştırmaya kalkmak akıl kârı değildir.
1 milyondan fazla çocuğumuz Lise Geçiş Sınavına girdi. Sırada üniversiteye giriş sınavı YKS var.
Bu sınava da liseyi bitiren yaklaşık 2.5 milyon kişi girecek. Eğitim ordumuzun toplamdaki sayısı ise yaklaşık 20 milyon.
Bu, dünyadaki birçok ülkenin nüfusundan fazla olan çok büyük bir rakam. Böylesine devasa büyüklükteki bir neslin eğitimi Türkiye’nin geleceğini tayin açısından stratejik önem taşımakta.
Ama ne yazık ki bir nesil deneme tahtası yapılan politikalarla heba ediliyor.
Her bakanla alt üst edilen sistem aslında doğru bir sistem aranmadığının göstergesi. Eğer samimiyetle doğru bir eğitim sistemi aransaydı bu 24 yıldır yanlışlıkla bile olsa bulurdu.
Bu 24 yılın uygulamalarını dikkate alarak baktığımızda ‘eğitimin amacı ne’ sorusuna verilebilecek bir cevap ne yazık ki yok!
Bu konudaki düsturumuz kendisi de bir eğitimci olan ebedi liderimiz Prof. Dr. Haydar Baş’ın ‘Kendisine, ailesine ve ülkesine faydalı olarak’ özetlediği bir neslin yetiştirilmesidir.
Mevcut sistemin bu anlayıştan fersah fersah uzak olduğu aşikardır.
Öğretmenin öğrencisinin adını bile öğrenemeyeceği düzeyde kalabalık sınıflar, boş geçen dersler, güvenlik ve temizlik sorunları gibi fiziki sorunları bile çözemeyen bir iktidardan başkaca bir şey beklemekte de zaten hayalcilikten başka bir şey değildir.
Şartlar her geçen gün daha da ağırlaşıyor.
Türk milletinin geçim şartları zorlaştıkça zorlaşıyor. Özellikle büyükşehirlerde sıkıntı çok ama çok büyük.
Asgari ücretin 28 bin TL olduğu, en düşük emekli maaşının 20 bin TL olduğu bir ortamda İstanbul'da 40-50 bin TL'den düşük ev bulmak imkânsız.
İki asgari ücretli, İstanbul şartlarında maaşlarını birleştirse ancak bir ev kiralayabiliyor. Bunun elektriği, suyu, doğal gazı, yemesi içmesi ise ayrı bir mesele.
Halkın canını yakan bu konu ne yazık ki TV ekranlarında kendine yer bulamıyor.
Ekranlarda, emeklinin 1 Temmuz'da ne kadar zam alacağı, asgari ücrete ara zam yapılıp yapılmayacağı gibi soruların konuşulması gerekirken siyasi parti operasyonlarını konuşuyoruz.
Vatandaş, siyasetçilerden dertlerine derman olacak çözümler bekliyor; siyasetçiler ise oralı değil.
Türk milletinin acilen derdiyle dertlenecek bir iktidara ihtiyacı var. Bu iktidar da Bağımsız Türkiye Partisi iktidarıdır.
Tüm İslam aleminin Gadir-i Hum Bayramı mübarek olsun. Bu kutlu günün ülkemizde birlik ve beraberliği pekiştirmesini, coğrafyamıza huzur, barış ve esenlik getirmesini temenni ederim.
İktidar buğday fiyatını %22,2 zamla 16.500 TL yaptı diye övünüyor.
Peki gerçek tablo ne?
Mazot %36,7 arttı.
Gübre %47,5 arttı.
Bu tablo ile çiftçiye ne kadar çok üretirsen zararın o kadar büyür deniliyor.
Yani ÜRETME deniliyor.
Tarım sistematik bir şekilde bitiriliyor!
Kurban Bayramı’nın ülkemize huzur, adalet ve esenlik getirmesini temenni ediyorum.
Ayrışmanın değil birlik olmanın, gerginliğin değil kardeşliğin hakim olduğu yarınlara kavuşmak dileğiyle…
Kurban Bayramımız mübarek olsun.
Kurban Bayramı’nın ülkemizde birlik ve beraberliğin güçlenmesine, milletçe huzur ve güven içerisinde yarınlara yürümemize vesile olmasını diliyoruz.
Kurban Bayramımız mübarek olsun.