Eğitim-İş olarak Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası ve Mülakat Mağduru Öğretmenler Platformu’nun Kurtuluş Parkı’ndaki eylemine katıldık.
En temel demokratik haklardan biri olan ifade özgürlüğü, polis müdahalesiyle engellendi.
Bu müdahale sırasında Genel Örgütlenme Sekreterimiz Bülent Metin ve Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası Genel Başkanı Eren Edebali ters kelepçeyle gözaltına alındıktan sonra serbest bırakıldı.
Hakkını arayan, emeğinin karşılığını talep eden, sesini duyurmak isteyen öğretmenlere yönelik baskıya ve öğretmenleri ayrıştıran politikalara karşı en büyük gücümüz; omuz omuza verdiğimiz örgütlü mücadelemizdir.
Okulların ticarethaneye, öğretmenin ise ucuz iş gücü olarak görülmesine asla izin vermeyeceğiz. İnsanca yaşanacak ücret, taban maaş hakkı ve adil atama sistemi sağlanana dek dayanışmamızı sürdüreceğiz.
Öğretmenlerin adalet talebi suç değildir.
Dayanışma susturulamaz, mücadele barikatlarla, polis şiddetiyle, gözaltıyla bastırılamaz.
Genel Başkanımız Kadem Özbay, Genel Örgütlenme Sekreterimiz Bülent Metin, Genel Özlük-Hukuk ve TİS Sekreterimiz Yeliz Toy, Genel Eğitim Sekreterimiz Veli Fırat Şimşek ile Genel Basın-Yayın ve Uluslararası İlişkiler Sekreterimiz Hüseyin Selçuk eylemin ardından Enerji Otel önünde polis ablukasına alınan eğitim emekçilerinin yanında yer aldılar.
Genel Başkanımız Kadem Özbay’ın Kurtuluş Parkı’nda yaptığı açıklamayı ve fotoğrafların devamını görmek için tıklayınız:
https://t.co/BxKxiUvSUg
📌Ankara’da öğretmenlere yönelik polis müdahalesi sırasında, çocuklarına destek olmak için alana gelen aileler de polis müdahalesine maruz kaldı
Anne Nuray Topuz
"Ben kızlarımın hakkını almak için gelmiştim Ankara'ya. Yusuf Tekin duysun artık, yeter. Bunca insanın hakkını neden böyle gasp ediyorlar"
@talatyavuz29 Bunları, gösterişli genel merkezinizden kahvenizi yudumlarken "maksat alışverişte görsünler" misali yazacağınıza, yetkili (!) ve etkili (!) sendika olarak, haklarını talep eden öğretmenlerin yanında, alanlarda olsaydınız.
Dilerim yerin 1200 metre altındaki maden işçileri de haklarını almış olarak çıksınlar bu Pazar sabahına… güne, gün ışığına, çoluk-çocuklarına kavuşsunlar🌿
Ankara’da Özel Sektör Öğretmenlerine Polis Şiddeti ve Gözaltıları Kınıyoruz!
Bugün Ankara’da TBMM önünde barışçıl bir basın açıklaması yapmak isteyen özel sektör öğretmenlerimiz ile mülakat mağduru öğretmenlerimize yönelik sert polis müdahalesi ve çok sayıda gözaltı yaşanmıştır. Aralarında Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası Genel Başkanı Eren Edebali’nin de bulunduğu eğitim emekçileri, güvencesizliğe, açlığa ve yok sayılmaya karşı seslerini yükseltirken darp edilerek, ters kelepçeyle gözaltına alınmıştır.
Bu müdahale, eğitimde özelleştirmenin, güvencesiz istihdamın ve öğretmenlik mesleğinin değersizleştirilmesinin bir sonucudur. Özel sektörde çalışan binlerce öğretmenimiz açlık sınırının altında ücretlerle, sendikal haklardan yoksun, her an işsiz kalma korkusuyla çalıştırılmaktadır. Mülakat mağduru öğretmenlerimiz ise liyakat yerine sadakat arayan politikaların kurbanı haline getirilmiştir.
• Öğretmenlerimize yönelik bu vahşi müdahale ve gözaltılar kabul edilemez!
• Tüm gözaltına alınan eğitim emekçileri derhal serbest bırakılmalıdır!
• Özel sektörde güvencesiz çalışmaya son verilmeli, kamusal, güvenceli, nitelikli eğitim için kadrolu istihdam sağlanmalıdır!
• Mülakat mağduru öğretmenlerimizin hakları derhal teslim edilmelidir.
Eğitim emekçileri yalnız değildir. Eğitim-İş olarak yanlarındayız. Bu saldırı aynı zamanda tüm sendikal haklara, düşünce ve ifade özgürlüğüne yönelik bir saldırıdır.
Kınıyoruz!
#ÖğretmeneGözaltı
#Polis
Sadece kendi ülkesinde mezun olduğu alanda hakkını istemek için sesini duyurmak istiyorlardı .
Polis in yetki aşımı şiddet gösterdiği açık .Silah ,sopa ,saldırı ,şiddet içermeyen hiç bir açıklamaya bu şekilde müdahale edemezsiniz .
Uzunköprü’de;
Yerin 1200 metre altında “haklarını almak için” madencilerin başlattığı “açlık” grevi…
Ankara’da;
“asgari ücretle” sömürülen, mülakatı aştıkları halde dışlanan ÖZEL SEKTÖR öğretmenlerine engeller ve gözaltılar!
Yazıktır,
Ayıptır,
Utanç vericidir.
Mülakat mağduru öğretmenlerin atanması, güvencesiz çalışma koşullarının son bulması, taban maaş hakkı ve verilen sözlerin tutulması talebiyle sokağa çıkan Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası ve Mülakat Mağduru Öğretmenler Platformu’na kurulan barikatları, polis şiddetini ve yapılan gözaltıları kınıyoruz.
Öğretmenleri ayrıştıran politikaların sonucunda güvencesizliğe mahkûm edilen özel sektör öğretmenlerinin mücadelesi, tüm eğitim emekçilerinin ortak mücadelesidir.
Öğretmenlerin hakkını arayacağı, sesini duyuracağı, sorunlarına muhatap bulacağı ilk yer Milli Eğitim Bakanlığı’dır. Hakkını arayan, derdini anlatan eğitim emekçilerinin muhatabı barikat, polis şiddeti ve gözaltı değil; bu sorunlara çözüm üretmekle mükellef olan Milli Eğitim Bakanı’dır.
İktidar ve bakanlıkları, daha önce verdikleri sözleri tutmamayı bir alışkanlık haline getirmiştir.
Öğretmenlerin yaşadığı hayati sorunlara kulak tıkayanlar, çareyi hakkını arayan öğretmene şiddet uygulatmakta ve gözaltına aldırmakta bulmuştur!
Eğitim emekçilerine kalkan elleri kabul etmiyoruz.
Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası Genel Başkanı Eren Edebali ile MYK Üyesi Umut Erkurt, TİP Ankara İl Başkanı ile Çankaya İlçe Başkanı ve gözaltına alınan tüm eğitim emekçileri derhal serbest bırakılmalıdır.
Eğitim-İş olarak meslektaşlarımızın haklı mücadelesinin yanındayız.
“Öğretmen yalvarmaz, öğretmen boyun eğmez, öğretmen el açmaz, öğretmen ders verir.”
Bugün öğretmenler yine şiddete uğradı. Kimi zaman okulda, kimi zaman sokakta… Bugün Ankara’da öğretmenlerin atanma, güvenceli çalışma ve insanca yaşam taleplerine verilen yanıt yine barikat, polis müdahalesi ve gözaltı oldu. Eğitim emekçilerine yönelik bu anlayışı ve yaşanan gözaltıları kınıyoruz.
Öğretmenler atanma, güvenceli çalışma ve insanca yaşam koşulları istiyor. Özel sektör öğretmenleri ise mesleklerini patronların insafına terk eden düzene karşı mücadele ediyor. Bu taleplerin muhatabı polis değil; Milli Eğitim Bakanlığı ve siyasi iktidardır.
Eğitim bir piyasa faaliyeti değil, kamusal bir sorumluluktur. Öğretmenler güvencesizliğe ve yoksulluğa mahkûm edilemez. Bu ülkenin çocukları, kadrolu ve güvenceli öğretmenlerle kamusal eğitim hakkına kavuşmalıdır.
Okulda öğretmene yönelen şiddetle, sokakta öğretmenin karşısına barikat çıkaran zihniyet aynı zihniyettir. Öğretmeni değersizleştiren, yalnız bırakan ve susturmaya çalışan bu anlayış, yaşananların asıl sorumlusudur.
Ebedi Başöğretmenimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün de dediği gibi; “Bir toplumun uygarlık düzeyi, öğretmene verdiği değerle ölçülür.”
Gözaltına alınan herkes derhal serbest bırakılmalıdır.
Yanlış desen dövüyorlar!
Açız desen dövüyorlar!
Ağaçları kesmeyin desen dövüyorlar!
Maden istemiyoruz desen dövüyorlar!
Kayyum istemiyoruz desen dövüyorlar!
Hani devlet halk içindi?
Öğretmenleri göz altına almak nedir?
Emeğinin karşılığını istemek ne zaman suç oldu?
Ayrılıkçılar, tarikatçılar eylem yaptığında kulağı sağır,gözü kör olanlar;
Madenci, öğretmen, toprağını, ormanını, deresini, köyünü savunan köylüye acımasız!
Acımız büyük.
Öfkemiz daha çok...
Ağrı Hamur Soğanlıtepe'de Irmak Öğretmenimizin köyündeyiz. Sınıfı açık, kalemi kitabı masada...
Tahtada el yazısı. Öğrencileri sınıfta. Her şeyden habersiz...
Irmak öğretmenimizin duyulmayan çığlığı, bugünden itibaren bizim meydanlardaki sesimizdir.
Güle güle öğretmenim. Hesabını soracağız!
#IrmakAyşeKoparan
#IrmakÖğretmenİçinAdalet
@tcmeb@Yusuf__Tekin@egitimis@egitimisagri
Şenay Aybüke Yalçın, henüz 22 yaşında, gençliğinin ve mesleğinin baharında bir fidandı. 9 Haziran 2017’de, görev yaptığı Batman’ın Kozluk ilçesinde hain terör örgütü PKK tarafından katledilerek hayattan ve çok sevdiği öğrencilerinden koparıldı.
Şehit öğretmenimiz Şenay Aybüke Yalçın’ı sevgi, saygı ve özlemle anıyoruz.
Eğitim-İş olarak şehit öğretmenlerimizin mirasını laik, bilimsel ve kamusal eğitim mücadelemizle yaşatmaya devam edeceğiz.
#şenayaybükeyalçın
Ağrı’nın Hamur ilçesindeki Soğanlıtepe İlkokulu’nda görev yapan 24 yaşındaki gencecik meslektaşımız Irmak Koparan’ın ölüm haberi, tüm eğitim camiasını derinden sarsmıştır.
Gencecik bir öğretmenin hayattan kopuşu; sistematik mobbingin, fiziksel boyutlara ulaşan şiddetin, öğretmenin yıllardır içine itildiği derin psikolojik ve ekonomik bunalımın bir sonucudur. Bu acı kayıp, öğretmeni değersizleştiren ve yalnızlığa mahkûm eden politikaların bir eseri olarak tarihteki yerini alacaktır.
Bugün eğitim emekçileri; giderek ağırlaşan geçim derdiyle ekonomik, okulları sarmalayan şiddet ve can güvenliğini tehdit eden saldırılarla fiziksel, liyakatsiz yönetici kadrolarının baskı ve mobbing uygulamalarıyla da psikolojik şiddet görmekte, her türlü şiddetin kıskacında meslek onurunu korumaya çalışmaktadır.
Eğitim-İş olarak soruyoruz:
Öğretmenleri yoksulluğa, güvencesizliğe ve ölüme mahkûm eden bu düzenin değişmesi için daha kaç meslektaşımızın hayattan kopması gerekiyor?
24 yaşında hayattan koparılan öğretmenimiz Irmak Koparan’a rahmet; ailesine, sevenlerine ve tüm eğitim camiasına başsağlığı diliyoruz.
Henüz ömrünün ve mesleğinin baharında olan Irmak öğretmenimizi ölüme sürükleyen sürecin tüm yönleriyle aydınlatılması, makamını gencecik öğretmenlerin üzerinde bir güç aracı olarak kullananların adalet önünde hesap vermesi için adli ve idari sürecin sonuna kadar takipçisi olacağız.
Ara ara duyduğum; “Dün destekliyordunuz, bugün neden karşı çıkıyorsunuz?” lafı var.
Hiçbir siyasi partili değilim, üyeliğim yok, ciddi bir süre oy bile kullanmadım.
Benim gibileri siyasi partilerde barındırmazlar.
Sürekli soran, sorgulayan birini lidere dayalı siyasette kim ister?
Zaman zaman bağımsız adaylara oy verdim, zaman zaman oy oranı düşük partilere…
Sistem değişip; ya siyahı seçeceksin ya da beyazı şeklinde iki kutuptan birine mecbur hissettirince, “mecbur” bir tercihte bulundum.
Dün neye inanıyorsam bugün de ona inanıyorum…
Hukuka…
Adalete
Demokrasiye…
İnsan haklarına…
Ötekileştirmemeye…
Liyakate…
Şeffaflığa…
Samimiyete…
Evrensel değerlere…
Dönen, dönüşen ben değilim…
Aynı yerdeyim…
Dün TRT dahil, ekranlarda yer bulamazken adını bile artık anmak istemediğim kişi, mitingleri verilmezken…
Sesi kısılmışken…
İnsanlar sandık başlarında aç, susuz nöbet tutarken, oy çuvallarının üstünde uyurken, terörist iması yapılırken kendisine destek veriliyordu…
Ben de destek olanlardan biriydim…
Önemli olan kişi değil, ilkeydi…
İki kutuplu siyasette bir nevi mecburiyetti…
Dün, bu zattın karşısında olan, yaftalayanlar bugün bir anda “beyefendi” demeye başladı, eski söylediklerinden vazgeçti diye,
ben neden dün savunduğum ilkeleri terk edeyim?
Bu kişiye ya da herhangi bir kişiye biat etmek zorunda mıyım?
Demokrasi denilen kavram gerektiğinde destekleyip,
gerektiğinde eleştirebilmek değil midir zaten?
Lise yıllarında ÖDP’yi, Ufuk Uras’ı da desteklerdim misal…
Tembellik hakkı dahil birçok gençleri kapsayan vaatler vardı…
Sonra Ufuk Uras’ın savrulduğunu gördüm.
Ben de peşinden savrulmak zorunda mıyım?
Bir dönem Yavuz Bingöl’ü çok dinleyenlerden biriydim. Türküleriyle büyüdüm.
Sonra dönüşümünü gördüm. Bugün dönüp yüzüne bile bakmam, dinlemem…
Bu tutarsızlık olarak değerlendirilemez…
Bilakis, kişi ya da kişilere değil, ikelere sadık kalmaktır önemli olan…
Bazı insanlar lidere bağlanıyor…
Ne yaparsa doğrudur diyor…
Dün dediğini, bugün reddetse de alkışlıyor…
Bugün reddettiğini, yarın kabul etse de alkışlıyor…
Kimileri ise değerlere, ilklere bağlanmayı tercih ediyor.
Edemez mi?
Peki…
Dün söylediklerinin, bugün tam tersini yapıp, bu kişiyi alkışlayanlar değişmedi mi?
Dün terörist imasında bulunduklarına, alay ettiklerine, bugün “devlet adamı” diyenler, neden aynı tutuma devam etmiyor?
Dün kanallarında yer vermeyenlerin, bugün hapşırsa ortak yayına geçmesi mi tutarlılık?
Yoksa yapılan “kaz gelecek yerden, tavuk esirgenmez” mi?
Bir politikacıyı eleştirmek, yolları ayırmak; ona bir zamanlar destek vermiş olmayı değersizleştirmez.
Destek verilen o gün de ilkelerdi…
Bugün de aynı ilkeler…
O, ilkelerden uzaklaşmayı tercih ettiği için desteği kaybetti…
Bana göre, politikacılara tapılmaz…
Tapılmamalı…
Destek de verilebilir…
Gerektiğinde en sert eleştiri de yapılabilir…
Taraftar değil, yurttaşız…
Yurttaşlık da bunu gerektirir…
Düşünmeyi, sorgulamayı, mukayese etmeyi, söz hakkını kullanmayı gerektirir.