Edirne'den ötesinde bunlar yok.
Mourinho var✊
OĞUZ ÇETİN
😂 Büyük hoca denilen adam takımı yukarı taşır, Mourinho ise eldeki hazır takımı bile geriye götürdü; kimse bana taktik dehası falan demesin.
VOLKAN DEMİREL
😂 Göztepe maçında takımı o kadar aciz ve ürkek oynattı ki, o kulübedeki çaresizliğini izlerken içim acıdı; bu hocalık falan değil.
SERHAT AKIN
😂 Fenerbahçe tarihinin en pahalı kadrosunu kuruyorsun, başına Mourinho'yu koyuyorsun ama takım resmen mahalle takımı gibi kaos futbolu oynuyor.
ÖNDER ÖZEN
😂 Mourinho'nun günümüz temposuna ayak uyduramadığı her maç tescilleniyor.
RASİM OZAN KÜTAHYALI
😂 Jose Mourinho efsanesi tamamen bitmiştir; artık o karizmatik dahi gitmiş, yerine sürekli mızmızlanan bir ego yığını kalmıştır.
İRFAN YİRMİBEŞ
😂 Domenico Tedesco, 'Mourinho ile geçen günlere yazık' dedirtiyor.
MEHMET DEMİRKOL
😂 Mourinho artık kulübede o eski tutkulu, oyunu değiştiren dahi değil; sadece geçmiş kariyerinin mirasını tüketen bir izleyici gibi.
RIDVAN DİLMEN
😂 Eldeki bu kaliteli kadroya rağmen oynatılan ürkek futbol Fenerbahçe genetiğine tamamen aykırıdır.
SERDAR ALİ ÇELİKLER
😂 Mourinho futbolu bırakmamış ama futbol onu çoktan bırakmış.
YAĞIZ SABUNCUOĞLU
😂 Bazen sosyal medyada Jose Mourinho'yu savunan Fenerbahçeli dostlar görüyorum; yapmayın etmeyin dostlar bu adamı savunmayın.
AHMET ÇAKAR
😂 Bir tane ağlak, megaloman... Fenerbahçe tarihine gelmiş en büyük zararsın.
Mourinho bittin oğlum sen bittin; bir zamanlar efsaneydin ama yoksun artık.
ERMAN TOROĞLU
😂 Ali Koç olsam, cebimden para verir Mourinho'yu kovardım.
16 YIL ÖNCE BUGÜN :
Efsanevi sanatçı Bob Dylan, 31 Mayıs 2010 tarihinde Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu'nda unutulmaz bir konser verdi.
Sanatçının 1989'daki ilk ziyaretinden sonraki ikinci İstanbul konseri olma özelliği taşıyordu. 1.5 saat sahnede kalan ve rüzgâr gibi esen performansıyla Dylan, tadı damakta kalan bir müzik ziyafeti sundu. Efsane müzisyeni dinlemek isteyenler için normalde güvenlik çıkışında kullanılması gereken merdiven basamakları bile satıldı. Açıkhava'yı dolduran 5 bin kişi şanslıydı. Aylar öncesinden duyurulan ve biletleri kısa sürede biten konser öncesinde, Açıkhava Tiyatrosu'nun kapısı önünde bilet satın almak isteyenler ya da Bob Dylan'ı dışarıdan dinlemek zorunda kalanlar dikkat çekiciydi.
TEK KELİME ETMEDİ .
https://t.co/dvLWvquryS…
ABD'li sanatçı gece boyunca fotoğrafının çekilmemesi için yoğun önlem aldırdı. Güvenlik görevlileri, davetlilere bile fotoğraf çektirmedi. Konser başladığında 70 yaşındaki Dylan beş kişilik grubuyla beraber beklenenin üzerinde bir performans sergiledi. Dylan, konsere "Everbody Must Get Stoned" adlı hareketli klasik parçalarından biriyle başladığında, şarkının adına yakışır bir biçimde dinleyiciyi yerine mıhladı. Konserde yeni parçalarının yanı sıra "Just Like a Woman" ve "Lay Lady Lay" gibi klasiklerini de seslendiren Dylan, konser boyunca şarkıları dışında tek kelime bile etmeyerek, dinleyiciyle sadece müzik aracılığıyla ilişki kurdu. Tüm ısrara rağmen Dylan, sadece bir kez "bis" yaptı. Sahneye, Rolling Stone dergisinin "Tüm Zamanların En İyi 500 Şarkısı" listesinde birincilik tahtına sahip "Like a Rolling Stone" parçasıyla döndü.
https://t.co/HxC8LMkvw4…
Aşırı sağcı lider M. Le Pen :
"Sadece Fransa'da bir futbol kulübünün zaferi isyanlara yol açar. Sadece Fransa'da herkes, zaferin akşamında şiddetle karşılaşmaktan kaçınmak için evlerine kapanmak zorunda hisseder,"
All about the Winner DARA
DARA is one of the most well-known pop musicians in her country, shaping the image of contemporary Bulgarian pop with her unique voice, commanding stage presence and unrestrained genre-blending.
DARA has been pushing the boundaries of Bulgarian music and is most known for her biggest smash hits Thunder, Call Me, and Mr. Rover, which dominated the charts for weeks. In addition to having multiple Number 1 hits on the official Bulgarian Airplay Chart, DARA has also become a prominent figure in the modern Balkan music scene.
2026 Eurovision Şarkı Yarışmasını kim kazanacak?
Bahis şirketlerine göre favori Finlandiya .
Şansı olanlar ise Yunanista , Danimarka ve Fransa
https://t.co/aNhiZoZu3q
2026 Eurovision Şarkı Yarışmasını kim kazanacak?
Bahis şirketlerine göre favori Finlandiya .
Şansı olanlar ise Yunanista , Danimarka ve Fransa
https://t.co/aNhiZoZu3q
Grok'a sordum...
Evet, açıklamanın büyük ölçüde gerçek bir temeli var. Tarihsel kaynaklar bunu doğruluyor.
Osmanlı İmparatorluğu'nda telegraf sistemi 1850'lerde (Kırım Savaşı sırasında) tanıtıldı. Morse kodu, Arap alfabesine (Osmanlıca) tam uyumlu değildi; harflerin birleşik yapısı ve sesli harf eksikliği sorun yaratıyordu.
Bu yüzden Osmanlılar, Türkçe metinleri Latin harflerle (çoğunlukla Fransız imlasına göre) translitere ederek telegraf göndermek zorunda kaldı. Buna "Telegraf Türkçesi" deniyordu ve modern Türkçeye oldukça benziyordu.
"Camiamız çok bölündü, benim derdim camiayı birleştirmek, bu yüzden aday oldum, derdim başkanlık değil" diyen Aziz Yıldırım'ın kendisi başkan değilken Fenerbahçe'yi birleştirmek için yaptıkları:
- Fenerbahçe'nin yaptığı transferlerin usulsüz olduğunu iddia edip Fenerbahçe'yi SPK'ya şikayet etmek
- 2020'de harcama limitini sadece Fenerbahçe'ye uygulayarak Fenerbahçe'ye transfer yaptırmayan TFF başkanı Nihat Özdemir'e sahip çıkmak
- Kendi döneminde de 5 yıldız girişiminde bulunmasına rağmen Fenerbahçe'nin 5 yıldız mücadelesine sahte demek
- Fenerbahçe yönetimini "seni bu taraftarla beraber göndereceğim" diye tehdit edip Fenerbahçe'nin şampiyonluğunun çalınmasını beklemek (sadece beklemekle kalmadığını hepimiz biliyoruz)
- Kendisi dışında seçilecek başkanın taşınmaz kullanma yetkilerini kaldırtmak
- 23/24'te Bjk'li ve Ts'liler bile yapının varlığına ikna olup gs'nin şampiyonluğunu şaibeli buluyorken "öyle dış güçler, yan etkenler bunları geçsinler" diyerek gs şampiyonluğunu aklamak
- İletişimcisinin kanalı üzerinden satılmış yorumcu ve gazetecileri yıllardır top tüfek Fenerbahçe'ye saldırtmak
- Fenerbahçe'nin kontratlı oyuncularını kongrelerde aşağılayıp sürekli hedef göstermek
- Başkanlığı kaybettiği gün locasını terk edip tek maça gitmemek
- Kulübün tüm gelirlerini hacizli ve rehinli olarak bırakıp gitmesine rağmen tek kuruş para vermemek
Adam hem tüm bölünmelerin sebebi, hem de kendisini camia abisi sanıp kendi çatısı altında birleştirmeyi isteyecek kadar yüzsüz
Kanye West, 30 Mayıs’ta İstanbul’da ..
Kanye West'in (Ye) antisemitik açıklamaları ve Hitler’i öven tartışmalı söylemleri yüzünden İngiltere, Fransa, Polonya ve İsviçre'deki konserleri gelen tepkiler ve yasal düzenlemeler nedeniyle iptal edilmişti.
https://t.co/cQASbkC64p
Bugün , tam 205 yıl önce, Napolyon Bonaparte ,
Güney Atlantik'in ortasındaki küçük bir İngiliz hapishane adasında öldü. 51 yaşındaydı. Avrupa'nın büyük bir bölümünü o yönetmişti. Ve dünyayı o kadar kökten değiştirdi ki, hâlâ onun kurduğu sistemlerin içinde yaşıyorsunuz.En bariz olanla başlayalım.
* Napolyon Kanunnamesi.
1800 yılında görevlendirdi, taslak hazırlama oturumlarına bizzat katıldı, avukatlarla tartıştı ve dört yıl içinde yürürlüğe koydu. Kanun önünde eşitlik. Mülkiyet hakları. Din özgürlüğü. Feodal ayrıcalıkların sonu. Hâlâ Fransa, Belçika, Hollanda, İtalya, İspanya, Portekiz, Latin Amerika'nın büyük bir bölümü, Quebec, Louisiana ve Orta Doğu ile Afrika'nın bazı bölgelerinde medeni hukukun temelini oluşturuyor. Gezegenin yaklaşık üçte biri, Korsikalı bir topçu subayının savaşlar arasında yazdığı kuralları kullanarak sözleşmeler yazıyor.
* 1803 yılında Louisiana'yı Thomas Jefferson'a 15 milyon dolara sattı.
Yaklaşık olarak dönüm başına dört sent. Bu, Amerika Birleşik Devletleri'nin büyüklüğünü bir gecede ikiye katladı. Bu anlaşma olmasaydı, St. Louis olmazdı, New Orleans Amerikan şehri olmazdı, Lewis ve Clark olmazdı, Manifest Destiny olmazdı. Amerikan yüzyılı, Napolyon'un savaş için paraya ihtiyacı olmasıyla başlar.
* 1798'de bir ordu ve garip bir şekilde 167 bilim insanı, matematikçi ve sanatçıyla Mısır'ı işgal etti.
Rosetta Taşı'nı buldular. Bu tek taş, hiyeroglifleri okuyabilmemizin nedenidir. Mısırbilim alanı, Napolyon'un bilim insanlarını savaşa getirmesi sayesinde var olmuştur.
* Fransa'nın para politikasını hala yöneten Fransa Bankası'nı kurdu.
* Fransız gençlerini hala eğiten lise sistemini yarattı.
* Metrik sistemi Avrupa'ya zorla dayattı ve sonunda yerleşmesini sağladı.
* Fethettiği her bölgedeki Yahudileri özgürleştirdi, Roma, Venedik, Frankfurt'taki getto duvarlarını yıktı. Polonya'da serfliği kaldırdı.
* Avrupa hükümetlerinin hala kullandığı yol ağlarını, nüfus kayıtlarını ve vergi kanunlarını standartlaştırdı.
* Ve sonra askerlik var. Yaklaşık 60 büyük savaşa katıldı ve çoğunu kazandı. 1805'te Rus ve Avusturya imparatorluklarının birleştiği Austerlitz Savaşı, West Point'te taktiksel olarak mükemmel bir savaşa en yakın örneklerden biri olarak öğretiliyor. Sayıca az olmasına rağmen, düşmanı önceden seçtiği bir alana çekti ve tek bir öğleden sonra onları bozguna uğrattı. O sabah üç imparator sahaya çıktı. Sadece biri kendi şartlarıyla sahadan ayrıldı.
* Geceleri dört saat uyuyordu. Sürekli okuyor, aynı anda dört sekretere mektup dikte ediyor ve süvari botu özelliklerinden Comédie-Française'deki oturma düzenine kadar her şeyi bizzat onaylıyordu. Onu Waterloo'da sonunda yenen Wellington'a, on yıllar sonra tarihin en büyük generali kim diye sorulduğunda, tereddüt etmeden cevap verdi: "Bu çağda, geçmiş çağlarda, her çağda, Napolyon."
* Sonunda kaybetti çünkü duramadı. 1812'de Rusya ordusunu tamamen yuttu. Altı yüz bin adam içeri girdi. Belki onda biri geri döndü. 1814'te tahttan feragat etti, Elba'dan kaçtı, 100 gün boyunca Fransa'yı tekrar yönetti ve Haziran 1815'te Belçika'daki bir buğday tarlasında her şeyini sonsuza dek kaybetti.
* İngilizler onu Afrika kıyılarından 1200 mil açıkta bulunan volkanik bir nokta olan Saint Helena'ya gönderdiler ve beklediler. Orada altı yıl boyunca anılarını dikte etti, bahçe işleriyle uğraştı, nemden şikayet etti ve kendi efsanesini o kadar etkili bir şekilde yeniden yazdı ki, Avrupa sonraki yüzyılı onun hakkında tartışarak geçirdi.
* 5 Mayıs 1821'de, altında okumayı sevdiği söğüt ağacını kökünden söken şiddetli bir fırtına sırasında öldü.
* Son sözleri ateşe karışarak kayboldu :
Fransa. Ordu. Joséphine.
* On dokuz yıl sonra Fransa onu eve getirdi. İki milyon insan tabutun geçişini izlemek için karda bekledi.
* O bir tirandı. O bir reformcuydu. Üç ila altı milyon arasında insanın ölümüne yol açan savaşlar başlattı. Ayrıca insanlığın üçte birinin hala altında yaşadığı kurallar kitabını da yazdı.
* Dünyayı fethetmeye çalışan çoğu insan bir nesil içinde unutulur. Napolyon 205 yıldır ölü ve biz hala onun mobilyalarını kullandığımız için onun hakkında tartışıyoruz.
205 years ago today, Napoleon Bonaparte died on a tiny British prison island in the middle of the South Atlantic. He was 51. He had ruled most of Europe. And he changed the world so thoroughly that you are still living inside the systems he built.
Start with the obvious one. The Napoleonic Code. He commissioned it in 1800, sat in on the drafting sessions personally, argued with the lawyers, and pushed it through in four years. Equality before the law. Property rights. Religious freedom. The end of feudal privilege. It is still the basis of civil law in France, Belgium, the Netherlands, Italy, Spain, Portugal, most of Latin America, Quebec, Louisiana, and chunks of the Middle East and Africa. About a third of the planet writes contracts using rules a Corsican artillery officer wrote between battles.
He sold Louisiana to Thomas Jefferson in 1803 for 15 million dollars. Roughly four cents an acre. It doubled the size of the United States overnight. Without that deal there is no St. Louis, no New Orleans as an American city, no Lewis and Clark, no Manifest Destiny. The American century starts with Napoleon needing cash for a war.
He invaded Egypt in 1798 with an army and, weirdly, 167 scientists, mathematicians, and artists. They found the Rosetta Stone. That single slab is the reason we can read hieroglyphs at all. Egyptology as a field exists because Napoleon brought scholars to a war.
He built the Bank of France, which still runs French monetary policy. He created the lycée system that still educates French teenagers. He shoved the metric system across Europe at sword-point until it stuck. He emancipated the Jews of every territory he conquered, tearing down ghetto walls in Rome, Venice, Frankfurt. He abolished serfdom in Poland. He standardized road networks, civil registries, and tax codes that European governments still operate from.
And then there's the soldiering. He fought around 60 major battles and won most of them. Austerlitz, in 1805, against the combined Russian and Austrian empires, is still taught at West Point as one of the closest things to a tactically perfect battle ever fought. He was outnumbered, baited the enemy onto ground he had pre-selected, and broke them in a single afternoon. Three emperors took the field that morning. Only one walked off it on his own terms.
He slept four hours a night. He read constantly, dictated letters to four secretaries at the same time, and personally signed off on everything from cavalry boot specs to the seating chart at the Comédie-Française. Wellington, the man who finally beat him at Waterloo, was asked decades later who the greatest general in history was. He answered without hesitating. "In this age, in past ages, in any age, Napoleon."
He lost, in the end, because he could not stop. Russia in 1812 swallowed his army whole. Six hundred thousand men marched in. Maybe a tenth came back. He abdicated in 1814, escaped from Elba, ruled France again for 100 days, and lost it all for good in a wheat field in Belgium in June 1815.
The British shipped him to St. Helena, a volcanic dot 1,200 miles off the African coast, and waited. He spent six years there dictating his memoirs, gardening, complaining about the dampness, and quietly rewriting his own legend so effectively that Europe spent the next century arguing about him.
He died on May 5, 1821, during a storm so violent it ripped up the willow tree he liked to read under. His last words trailed off into fever. France. The army. Joséphine.
Nineteen years later France brought him home. Two million people stood in the snow to watch the coffin go by.
He was a tyrant. He was a reformer. He started wars that killed somewhere between three and six million people. He also wrote the rulebook that a third of humanity still lives under.
Most people who try to conquer the world are forgotten inside a generation. Napoleon has been dead for 205 years and we are still arguing about him because we are still using his furniture.
“ Good evening and thank you… We are the Sultans of Swing. ”
Dire Straits'in "Sultans of Swing" şarkısı, 1977'de Güney Londra'da neredeyse boş bir barda sıradan bir gecede doğdu.
O sırada İngilizce öğretmenliği yapan ve kardeşi David, John Illsley ve Pick Withers ile yeni bir grup kurmuş olan Mark Knopfler, yağmurdan korunmak için içeri girdi. Mekânın bir köşesinde, yaşlı Dixieland caz müzisyenlerinden oluşan bir grup, kendilerine hiç dikkat etmeyen birkaç sarhoş müşteri için büyük bir özveriyle çalıyordu.
Grup vasat bir performans sergiliyordu, modası geçmiş takım elbiseler giymişlerdi ve onları alkışlayacak bir seyirci yoktu. Ancak performanslarının sonunda, şarkıcı son derece ciddi bir şekilde şöyle duyurdu: "İyi akşamlar ve teşekkürler... Biz Swing Sultanlarıyız."
Knopfler, bu mütevazı, kasvetli sahne ile bu görkemli, gösterişli isim arasındaki zıtlığı oldukça komik buldu. Eve gitti ve o gece, kimsenin dinleyip dinlemediğine aldırmadan, müziğe olan aşkları için çalan tutkulu müzisyenleri anlatan şarkının sözlerini yazmaya başladı. Müziği ilk olarak bir National Steel gitarla besteledi, ancak şarkı, yeni satın aldığı 1961 model Fender Stratocaster'ıyla çalındığında gerçekten hayat buldu: rifler ve akor değişimleri zahmetsizce akıyordu.
"Sultans of Swing", Pathway Stüdyolarında kısıtlı bir bütçeyle kaydettikleri demo albümündeki parçalardan biriydi. Şarkıyı radyoya gönderdiler ve DJ Charlie Gillett onu çalmaya başladı, bu da bir plak şirketinin ilgisini çekti. 1978'de Dire Straits'in kendi adını taşıyan ilk albümünün ilk single'ı oldu. Başlangıçta birkaç ay sürse de, sonunda dünya çapında bir hit oldu ve grubu yıldızlığa taşıdı.
Tüm zamanların en büyük şarkılarından biri.
The Dire Straits song “Sultans of Swing” was born on an ordinary night in 1977, in a nearly empty pub in south London.
Mark Knopfler, who was teaching English at the time and had just formed the band with his brother David, John Illsley, and Pick Withers, went inside to shelter from the rain. In a corner of the venue, a group of aging Dixieland jazz musicians was playing with total dedication for just a handful of drunk patrons who weren’t even paying attention to them.
The band sounded mediocre, dressed in outdated suits and with no audience to applaud them. But at the end of their performance, the singer announced in all seriousness: “Good evening and thank you… We are the Sultans of Swing.”
Knopfler found the contrast between the humble, dreary scene and that grandiose, pompous name quite amusing. He went home and that very night began writing the lyrics, describing those passionate musicians who played for the love of music, regardless of whether anyone was listening. He first composed the music on a National Steel guitar, but the song truly came to life when he played it on his newly purchased 1961 Fender Stratocaster: the riffs and chord changes flowed effortlessly.
“Sultans of Swing” was one of the tracks on the demo they recorded on a shoestring budget at Pathway Studios. They sent it to the radio, and DJ Charlie Gillett put it on rotation, which piqued a record label’s interest. It became the first single from Dire Straits’ self-titled debut album in 1978. Although it took a few months to take off, it ended up being a worldwide hit and launched the band to stardom.
One of the greatest songs of all time.
Belki de dünya spor tarihinde ilk kez kulübü tarafından kovulan bir teknik direktöre, aynı kulübün taraftarlarınca bu kadar sevgi gösterisinde bulunuldu...
TARİHTE BUGÜN: La Marseillaise
Fransa milli marşı " La Marseillaise", Marsilya kentinde yazılmadı ! Strasbourg'da 234 yıl önce 1792 yılının 25 Nisan gecesinde , 32 yaşında bir mühendis yüzbaşısı resmi bir akşam yemeğinden sonra eve döndü.Yanında bir keman, bir kağıt ve ona verilmiş bir sipariş vardı.
Beş gün önce Fransa, Avusturya'ya savaş ilan etmişti. Strasbourg Belediye Başkanı Baron de Dietrich, Ren birliklerini savaşa girmeye hazırlanırken motive etmek için ondan bir marş istemişti.
Adamın adı Claude-Joseph Rouget de Lisle idi. O gece sözlerini ve melodisini yazdı. Sabah, eserini Dietrich'e sunmak için geri döndü ve Dietrich de eseri subaylar için klavsenle çaldı.
Orijinal adı, "Ren Ordusu için Savaş Şarkısı" idi.
Marş, kısa sürede Alsace'a yayıldı, önce Paris'e ve ardından Marsilya'ya ulaştı. Temmuz 1792'de 500 Marsilyalı gönüllü devrimi savunmak için başkent Paris'e yürüdüğünde, geçtikleri her köyde bu marşı söylediler. İşte e o zamanlar bu marş "Marsilyalıların şarkısı" olarak adlandırılıverdi. Daha sonraları ise hep sadece "La Marseillaise" olarak anıldı.
La Marseillaise n'a pas été composée à Marseille.
234 ans jour pour jour, dans la nuit du 25 au 26 avril 1792, à Strasbourg, un capitaine du génie de 32 ans rentre chez lui après un dîner mondain. Il a un violon, une feuille de papier et une commande.
Cinq jours plus tôt, la France a déclaré la guerre à l'Autriche. Le maire de Strasbourg, le baron de Dietrich, vient de lui demander un chant de marche pour galvaniser les troupes du Rhin qui s'apprêtent à partir au combat.
L'homme s'appelle Claude-Joseph Rouget de Lisle. Il écrit cette nuit-là les paroles et la mélodie. Le matin, il revient présenter son œuvre à Dietrich, qui la chante au clavecin devant les officiers.
Le titre original : "Chant de guerre pour l'armée du Rhin".
L'hymne se diffuse en Alsace, gagne Paris, puis arrive à Marseille. Quand 500 fédérés marseillais montent sur la capitale en juillet 1792 pour défendre la Révolution, ils l'entonnent dans chaque village traversé. À Paris, on l'appelle alors "le chant des Marseillais". Puis "La Marseillaise".
Le nom a effacé l'origine.
Ben bir şey fark ettim. Çin'in müttefiklerine bakın.
Rusya yaptırım altında. Ukrayna ile savaş halinde.
İran bombalanıyor. Lideri öldürüldü. Hürmüz krizi devam ediyor.
Venezuela'da Maduro yakalandı. Petrolü ABD kontrolüne geçti.
Kuşak Yol Projesi İran üzerinden geçiyordu. O hat şu an bombalanıyor.
Çin'in enerji kaynaklarının %20'si İran ve Venezuela'dan geliyordu. İkisi de devre dışı.
Çin'in BRICS ortakları baskı altında.
Çin'in ticaret yolları kesiliyor.
Çin'in enerji hatları kesiliyor.
Çin'in müttefikleri teker teker zayıflıyor.
Ama Çin'e doğrudan dokunulmadı. Savaş yok. Bomba yok. Sadece tarife.
Bu tablo size bir şey hatırlatıyor mu?
Anlatıyorum.
1941. İkinci Dünya Savaşı'nın hemen öncesi.
Japonya yükseliyordu. Asya'da güçleniyordu. ABD için tehdit oluşturuyordu.
ABD ne yaptı?
Japonya'ya doğrudan saldırmadı.
Önce müttefiklerini ve kaynaklarını kesti.
Temmuz 1941'de ABD Japonya'ya petrol ihracatını yasakladı. Japonya petrolünün %80'inden fazlasını ABD'den alıyordu. Bir gecede ana enerji kaynağı kesildi.
Aynı anda İngiltere ve Hollanda da Japonya'ya petrol satışını durdurdu. ABD'nin baskısıyla.
Japonya'nın Güneydoğu Asya'daki ticaret yollarına baskı uygulandı.
Japonya'nın müttefikleri izole edildi.
Sonuç: Japonya'nın ordusunda 12 aylık, donanmasında 18 aylık yakıt kaldı.
Japonya iki seçenekle karşı karşıya kaldı.
Ya geri çekil, tüm işgal ettiğin topraklardan çık, ABD'nin şartlarını kabul et.
Ya da savaş.
Japonya savaşı seçti. Pearl Harbor'a saldırdı. Aralık 1941.
Ama dikkat edin. ABD Japonya'ya ilk bombayı atmadı. Önce enerji hattını kesti. Müttefiklerini baskı altına aldı. Ticaret yollarını kapattı. Japonya'yı köşeye sıkıştırdı.
Japonya köşeye sıkışınca savaş kaçınılmaz oldu.
Şimdi bugüne bakın.
Çin'in enerji hatlarına ne oluyor?
Venezuela hattı kesildi. Maduro yakalandı. Günde 800 bin varil petrol Çin'e gidiyordu. O hat kapandı.
İran hattı kesildi. Savaş başladı. Günde 1.5 milyon varil Çin'e gidiyordu. Hürmüz krizi devam ediyor.
Rusya hattı baskı altında. Yaptırımlar sıkılaştırılıyor.
Çin tükettiği petrolün %73'ünü ithal ediyor. Kendi üretimi yetmiyor.
Dünyanın en büyük motoru enerji ithal etmek zorunda. O enerjinin geldiği hatlar teker teker kesiliyor.
Çin'in ticaret yollarına ne oluyor?
Kuşak Yol Projesi'nin Ortadoğu ayağı İran üzerinden geçiyordu. Pekin'den Avrupa'ya uzanan kara ticaret ağının kritik bağlantı noktası İran'dı.
O bağlantı noktası şu an savaş bölgesi.
Demiryolları, boru hatları, liman bağlantıları. Hepsi risk altında.
Çin'in müttefiklerine ne oluyor?
Rusya Ukrayna'da savaşıyor. Kaynakları eriyor. Batı yaptırımları devam ediyor.
İran bombalanıyor. Altyapısı zarar görüyor. Ekonomisi baskı altında.
Venezuela ABD kontrolünde. Maduro tutuklu. Petrol artık ABD'nin.
Pakistan arabulucu rolünde ama hareket alanı sınırlı.
Kuzey Kore izole.
Çin'in yakın müttefiklerinin tamamı aynı anda baskı altında.
Ama Çin'e dokunulmadı.
Doğrudan savaş yok. Bomba yok. İşgal yok.
Sadece %145 tarife.
Şöyle düşünün.
Bir ağacı kesmek istiyorsunuz. Ama ağaç çok büyük. Doğrudan kesemezsiniz.
Ne yaparsınız?
Önce dallarını budarsınız. Köklerine su gitmesin diye etrafını kazarsınız. Güneş almasın diye çevresini kapatırsınız.
Ağaç hala ayakta durur. Ama her gün biraz daha zayıflar.
Dallar: Müttefikler. Rusya, İran, Venezuela. Teker teker budanıyor.
Kökler: Enerji hatları. Venezuela, İran, Hürmüz. Teker teker kesiliyor.
Güneş: Ticaret yolları. Kuşak Yol, Hürmüz geçişi. Teker teker kapatılıyor.
Ağaç hala ayakta. Çin hala dünyanın ikinci büyük ekonomisi. Hala üretim devi. Hala güçlü.
Ama dalları budanıyor. Kökleri kuruyor. Etrafı kapatılıyor.
1941'de ABD Japonya'ya aynı şeyi yaptı. Önce petrolü kesti. Sonra müttefiklerini baskıladı. Sonra ticaret yollarını kapattı.
Japonya köşeye sıkışınca saldırdı. Pearl Harbor.
Çin köşeye sıkışırsa ne yapar?
Japonya gibi saldırır mı?
Yoksa sabreder mi?
Çin'in Japonya'dan bir farkı var. Çin tarihten ders çıkarıyor.
Japonya 1941'de sabırsızdı. Saldırdı. Kaybetti.
Çin 2026'da sabırlı. Savaşmıyor. İnşa ediyor. Yuan'ı yayıyor. Altın biriktiriyor. Hürmüz'de yuan ile ticaret yapıyor. Afrika'da altyapı kuruyor. mBridge ile dolar alternatifi oluşturuyor.
ABD dalları budarken Çin yeni kökler salıyor.
Soru şu: ABD dalları Çin'in yeni kök salma hızından daha hızlı budayabilir mi?
Eğer evet: Çin zayıflar. ABD hegemonyası devam eder.
Eğer hayır: Çin dayanır. ABD yorulur. Ve güç dengesi değişir.
1941'de Japonya 18 aylık yakıtı vardı. Sabredemedi.
2026'da Çin'in ne kadar sabrı var?
Bu sorunun cevabı önümüzdeki dönemi belirleyecek.