Kendi tarihime de bir not düşmek istediğim için biraz duygusal bir şeyler yazacağım, istemeyen okumasın. Hatta kendinizi "Messi düşmanı" diye tanımlıyorsanız aşağıya gelip saçmalamanıza hiç gerek yok; şu anda direkt beni engelleyip takipten çıkabilirsiniz. Hayatta sevmek veya sevmemek gibi anlayışla karşılayabileceğim durumlar mutlaka var ama karşınızda böyle bir gerçeklik dururken buna nefret güdecek kadar gözünüz döndüyse, bende sizin gözünüzü açacak bir merhem yok maalesef.
Velhasıl konuya dönecek olursam, anladığınız üzere Messi'yle ilgili bir şeyler yazacağım. İlk gününden bugününe kadar hemen hemen her önemli maçını izlediğim ve kariyerine canlı tanık olduğum için kendimi hep şanslı saydığım bu adama veda vakti geldi çattı çünkü artık.
Yaşıtım olan Messi'yle birlikte büyüdüğümüz bu 20 senelik süreçte, sahada tanık olduğum varlığından inanılmaz çok şey öğrendim, öncelikle bunu söylemek istiyorum. Bu yüzden de bendeki yeri hep çok özel olacak. Sadece güzel futbol oynamasından falan bahsetmiyorum, zaten fanatik düzeyde bir futbol müptelası da değilimdir. Messi bana bundan çok daha ötesini, "futbol" denen şeyin ne olabileceğini öğretti. Yani doğrudan bir insan olarak, hatta daha özelde bir erkek olarak hayata dair çok fazla şey öğrendim ondan.
Oyunundaki yeteneklerini falan konuşmanın zaten anlamı yok, izlemesi son derece keyifli, hayvan gibi iyi bir futbolcu olduğu su götürmez bir gerçek. Bunu reddetmek için deli olmak lazım. Ama bundan da öte, bu adamın oyuna kattığı ruh beni her zaman çok daha fazla etkiledi. Sahayı şekillendirmesini izlemek, bunu defalarca yapmasına rağmen şımarık tavırlara girmemesi ve tevazuyla daha da büyüdüğünü görmek benim için çok özel bir deneyim oldu. Top ona geldiğinde rakip takımın telaşını, tamamen ona odaklanıp yapacağı şeyi anlamalarına rağmen onu durduramayışlarını izlemek çok keyifliydi. Ama dediğim gibi daha da önemlisi, Messi'nin bu baskının altından kalkarak oyunun kaderini değiştirmesini canlı canlı defalarca seyretmek beni gerçekten çok etkiledi. Bir başka deyişle, yaptığı şeyden öte, o şeyi nasıl yaptığı etkiledi beni. Tüm gözler onun üzerindeyken ve herkes onu alt etmeye çalışırken bu stresi yönetebilmiş olması tek kelimeyle tekrar yakalanması çok zor olan muazzam bir başarıydı. Ki Messi'nin Messi olarak anılmaya başladığı günlerden beri benim için durum bu oldu. Daha 2008'de falan maç izlerken "Abi şu anda gelecekte 'Messi'yi canlı izledik' diye bahsedeceğimiz bir adamı izlediğimizin farkında mısınız?" falan diyordum arkadaşlara, hani o kadar belliydi bu adamın bugünlere geleceği.
Anlatmaya çalıştığım şeye en basitinden bir örnek de vereyim hatta. Malum, bu tarz oyun kuran ve topu ayağında tutan oyunculara çok faul yapılır. Messi de futbol tarihinde en çok faule maruz kalan birkaç oyuncudan birisi malum, öyle bir istatistik vardı. Velhasıl bazen haliyle oyunda tempo yükselir, maç sertleşir ve Messi'yi faulle durdurmaya başlarlardı. İş öyle bir noktaya gelirdi ki, izlerken onun yerine sen hırslanırdın. Bunun onu hataya itmesini beklemeye başlardın. Yani maç o kadar kızışırdı ki, hata yapsa anlayışla karşılayacak hale gelirdin. Messi'de de o ateşlenmeyi görürdün zaten. Oyuna tutunur; dripling yapar, pas verir, çalım atar, elinden geleni yapardı. Derken, diyelim ki kaleyi görecek bir açı yakalamayı başardı, o anda içinden "İşte, şimdi şut çekecek!" diye geçirirdin. Kaçıracak olsa bile hazır olurdun buna. O hırsa paydaş olurdun yani. Ama sen bunu içinden geçirirken o birden, o noktadan kimsenin beklemediği bir yere, hatta pası alan adamın bile şaşıracağı şekilde takım arkadaşının ayağının önüne topu öyle bir keserdi ki bir anda tüm oyunun dengesini değiştirirdi. O an anlardın karşında nasıl bir adam olduğunu. Fevrileşmemenin, bir işi iyi yapmada ne kadar altın bir anahtar olduğunu uygulamalı olarak gösterirdi.
Özetle Messi; futbolun ulaşabileceği en üst nokta olmuş, Allah vergisi bir yeteneği çok iyi bir duruş ve kariyer bilinciyle ilmek ilmek inşa etmiş bir adamdı. Hırslı olmakla tutkulu olmak arasındaki farkı, iyi oyuncu olmakla büyük oyuncu olmak arasındaki farkı, bir takımın içinden sıyrılıp "en iyi" olmaya çalışmak yerine, içinde bulunduğu takımı en iyi haline getirecek gücü aşılamanın önemini, bir kaptanın, bir liderin ne olabileceğini; bir başka deyişle insanların bir işi doğru yaptıklarında etraflarında gerçekten nasıl bir aura yaratabileceklerini 20 senelik bu serüvende defalarca ve uygulamalı şekilde öğretti bana. Aura diye bir şeyin varlığını gösterdi. Messi'nin oyunu beni daha iyi bir insan, daha iyi bir erkek yaptı ve bu konuda kesinlikle şaka yapmıyorum.
Bu yüzden de kariyerine başından sonuna canlı tanık olduğum en büyük futbolcusun benim için. Hatta isteyen hakkında istediğini desin, 39 yaşında en fazla ortalama denebilecek bir kadroyla Arjantin'e şu turnuvada final oynatmayı başarmış olman, bu kadroyla oynanabilecek maksimum verime bu ruhu katabilmiş olman, defalarca geriden gelip maçı çevirmeyi bilmiş olmanız, İngiltere gibi bir takıma 40 dakika sahayı dar etmeyi başarmış olmanız inanılmaz bir başarıydı. Kupayı kenara bırakırsak 2022'de yaptığın şeyden bile daha özel bir başarıydı diyebilirim. Futbol tarihinin en iyisi ve kuvvetle muhtemel en azından yakın gelecekte muadilini görmeyeceğimiz özel bir adamsın gerçekten. En azından benim nazarımda bu böyle. Yaşattığın her şey için o yüzden kendi adıma teşekkür ederim deloğlan.
Lionel Messi ganhou no jogo de corpo do Kane e Gordon a ia passar do Anderson e Spence ainda kkkkkkkk
39 anos e o cara faz isso ainda, só param na falta.
Fisico bizarro.