Haaretz’in Mossad’ın çılgın İran planı dosyası yeterince konuşuldu mu, emin değilim. Gazete, Mossad’ın eski cumhurbaşkanı Ahmedinejad’ı başa geçirme planını, silahlandırdığı (ismi verilmeyen ama PJAK olmadığını anladığımız) bazı İranlı Kürt gruplarına bağladığını, ama Washington’dan yeşil ışık gelmediğini anlatıyor. Yarın sabah İlke TV yayınında değerlendirmek istiyorum. Okumak isteyen için haberi paylaşıyorum. https://t.co/fqz1gKaXqX
Yüz binlerce dolar maaş alan Claude ekibi, doğru şekilde nasıl prompt yazılır mala anlatır gibi anlatmış.
İlk 8 dakikada anlatılanları, 300 dolar verip izlediğim kurslarda bile görmedim :D
Tamamen ücretsiz ve Türkçe altyazılı.
Bi bakın derim.
The Greek Cypriots left themselves out in the cold when they shot down the Annan Plan and the Cyprus issue became unresolvable after it was shelved during their EU accession process.
Now they are trying to present the Cyprus issue as an EU problem. If it was an EU problem it would and should have been addressed in 2004/2005. The EU accepted Cyprus as a divided island and until Greek Cypriots get off their maximalist high horse and reach a deal with their Turkish Cypriot neighbors, a divided island it will remain.
NATO’nun ilk Genel Sekreteri Lord Ismay, ittifakın amacını şöyle formüle etmişti: “ABD'yi Avrupa’nın içinde, Rusya'yı dışında, Almanya'yı ise kontrol altında tutmak.”
NATO 3.0 bu formülü güncelliyor.
Rusya hâlâ çevrelenmesi gereken güç olarak görülüyor. ABD stratejik komutayı elinde tutuyor. Ancak Almanya ve Avrupa’nın geri kalanı artık yalnızca kontrol altında tutulmayacak. Amerikan liderliğindeki güvenlik yapısı içinde kalmaları şartıyla silahlanmaları ve üretmeleri isteniyor.
Türkiye ise ittifakın başlıca üretim ve lojistik merkezlerinden biri olmak için yarışıyor.
Bu anlamda Ankara zirvesi, ABD’nin göreli gerilemesini yönetmek için geliştirdiği yeni stratejiyi kurumsallaştırıyor.
Kısacası NATO 3.0, Avrupa’daki durgunluğu militarizme, ittifak bağımlılığını yük paylaşımına, toplumsal kaynakları ise kalıcı bir savaş ekonomisinin temellerine dönüştürmeyi hedefliyor.
🔴 Pazartesi Yazıları | Türkiye’nin tabancası, Belçika’nın kırbacı
📌 NATO Zirvesi sonrası Belçika Başbakanı kendisine Türkiye tarafından silah hediye edildiğini görünce şok geçiriyor ya… Tarihini kırbaçla yazmış, bir milyon insanın kanına bulanan palayla imzalamış bir medeniyetin silah görünce “Ay ne kadar korkunç, elime silah alamam” havalarına girmesi komik geliyor bana
✍️ Eray Özer'in yazısı...
https://t.co/hunRsSMNCx
🚩Yunanistan'da S-300 var ve F-35'i sadece 15km daha yakından, 20km'de X band atış kontrol radarda tespit edebiliyor.
S-400 ise 35km'den tespit edebiliyor.
Buna rağmen F-35 alımında kimse sorun çıkarmıyor.
Ama Türkiye'ye S-400'ü ülkeden çıkart deniyor.
Burada TÜRKİYE'ye çifte standard uygulanıyor.
S-400 40N6 kabiliyetinden TSK'nın mahrum kalması durumunda 350km'den
▶️AWACS
▶️Tanker
▶️SoJ
ve
▶️Türkiye'ye Standoff ve ALBM atmak için 30000 feet civarı irtifada olacak 4. Nesil savaş uçaklarını (F-16I ve F-15I gibi) vurmaktan MAHRUM olacağız.
Bunu da bilelim.
➡️ Türkiye, 22 yıl sonra başkent Ankara'da NATO Zirvesi'ne ev sahipliği yapıyor
➡️ NATO Liderler Zirvesi, bölgesel çatışmaların ve krizlerin hakim olduğu bir dönemde, daha iyi ve güvenli bir gelecek iddiasıyla dünyayı şekillendirme amacını taşıyor
🚨 2004 yılında İstanbul'da düzenlenen NATO Zirvesi'nden bugüne dünyada neler değişti?
👨💻 Emin Arslan'ın (@Eminn_Arslan) haberi https://t.co/Gy0PKSry3O
Gay/lezbiyen ya da queer?
Almanya’da sağ spektrumdaki partilerden siyasetçiler ikincinin kapsayıcılığından kendilerini uzaklaştırıyorlar: “Ben queer değilim, lezbiyenim”
Özellikle Almanya için Alternatif, sıklıkla kendini queer olmaya karşı konumlandırsa da partinin lideri Weidel’ın lezbiyen olmasının, eşiyle iki çocuk sahibi olmasının bir tezat olduğunun altını çiziyordu basın.
Oysa bence sadece 2026’dayız ve yeni kavramlarla yüzleşmeye ihtiyacımız var.
Muhafazakarlık skalası arttıkça, queer’lik ucu açık, her an değişmeye müsait ve ‘normal’e savaş açan bir nevi kimlik formu olarak görülüyor. Queer olmak, çoğunlukla kendisi için toplumun uygun olduğuna inandığı cinsiyetten beklenilen kılık kıyafet normlarını da alaşağı etmekle örtüştürülüyor.
AfD’liler bilmek istiyorlar: Kadın mısın yoksa erkek mi, kiminle yatak odasına girdiğinin bir önemi yok... Lütfen sadece kamuoyu önünde konusunu açma ve buradan bir kimlik draması yaratma.
Anayasa Koruma Teşkilatı’nın aşırı sağ olarak sınıflandırdığı ama Weidel’a göre sadece liberal muhafazakar olan partisi göçü tartışmayı çok seviyor.
Kimilerine göre bir başka tezat da burada: Weidel, Sri Lanka kökenli İsviçreli eşiyle İsviçre’de yaşıyor. Yani bu ne perhiz bu ne lahana turşusu?
Weidel bu konuya da bir açıklık getiriyor: Eşi kendini göçmen kökenli biri olarak görmüyor, çünkü evlatlık olarak İsviçre’ye getirilmiş.
Kimi AfD’li siyasetçiler, gerçekten de konunun kişinin etnik kökeniyle alakası olmadığını iddia ediyorlar, örnek olarak teşkilatlarındaki kimi Afrika kökenli insanları veriyorlar.
Weidel gibi bazı siyasetçiler için bu gerçekten böyle olabilir. Fakat AfD, Weidel’dan ibaret değil.
Parti teşkilatlarından siyasetçilerin bir çoğu, konu her ne olursa olsun sürekli bir etnik köken tartışması açıyorlar. Suç ya da başarı fark etmiyor, bazen hiç yokken konu Alman milli takımındaki beyaz olmayan oyunlara geliyor.
AfD, toplumu sürekli biz/onlar tartışmalarıyla yoruyor; yeterince Alman görmediklerini herkesin yaşam kalitesinin düştüğünden emin olmaya çalışıyor.
İslamiyet'le, Kur'an-ı Kerim'le alay edenlere karşı Müslümanların tavrı ne olmalıdır?
Kur'an'ın cevabı olağanüstü derecede müsamahalıdır: "Onlarla birlikte oturmamak," "sabretmek" ve hatta "bağışlamak."
"Müslüman Aklın Uyanışı" adlı kitabımda izah ettiğim gibi:
Outside the EU's visa application centre in an Istanbul shopping mall, a large crowd waits patiently, clutching thick folders and scanning lists of required documents one last time, their anxiety palpable as they await the security guard's call. https://t.co/YoK7CeCB3x
Create a delicate contemporary Japanese lifestyle illustration with a cozy slice-of-life atmosphere.
ART STYLE
Hand-drawn pen-and-ink sketch illustration, thin expressive linework, loose imperfect contours, minimalist editorial artwork, soft watercolor washes, subtle paper texture, elegant negative space, sketchbook aesthetic, modern Japanese indie illustration, light and airy composition, contemporary café-art style, emotionally warm and intimate.
CHARACTERS
Two young adults with soft, simplified facial features and natural expressions. Casual oversized clothing, relaxed body language, authentic interaction, candid everyday moment. Faces are minimally rendered with delicate linework rather than detailed realism.
ENVIRONMENT
A cozy indoor setting such as a café, coffee shop, apartment, studio, bookstore, kitchen corner, or creative workspace. Include wooden furniture, coffee mugs, indoor plants, shelves, books, windows, soft decorative details, and small everyday objects. The environment should feel lived-in yet uncluttered.
COMPOSITION
Full-body or three-quarter-body view. Characters seated naturally and facing one another. Balanced asymmetrical layout. Large areas of clean negative space. Storytelling through posture and atmosphere rather than action. Editorial illustration framing. Eye-level perspective.
COLOR PALETTE
Muted and desaturated colors only:
• Dusty blue
• Warm cream
• Soft beige
• Light gray
• Sage green
• Warm brown
• Off-white
Add only one small accent color element such as red socks, red shoes, a red mug, or a small red object.
LIGHTING
Soft natural daylight entering through windows. Gentle ambient illumination. No dramatic shadows. Warm, peaceful, calming mood.
RENDERING
Minimal shading. Sparse details. Watercolor-style color fills inside delicate ink outlines. Slightly unfinished sketch quality. High-quality illustration with visible hand-drawn imperfections. Soft edges and subtle texture.
MOOD
Comfortable, quiet, nostalgic, peaceful, intimate, cozy, everyday happiness, slow living, café culture, thoughtful conversation, gentle human connection.
AVOID
Anime screenshots, manga panels, cel shading, digital painting, hyperrealism, photorealism, 3D rendering, glossy surfaces, vibrant saturated colors, cinematic effects, dramatic lighting, excessive details, sharp outlines, heavy shadows, complex backgrounds.
SCENE:
[Scene Description]
The final image should feel like a premium Japanese lifestyle illustration found in an art book, café magazine, design journal, or independent sketchbook collection.
'Kurdish people, denied their own state, have experienced genocide. The West doesn’t care because their oppressors aren’t Israeli.'
@DavidHarrisNY argues there's a 'striking asymmetry' in how The West consider both the Kurdish and Palestinian causes ⤵️
https://t.co/nG5nfriIwZ
Konuşan eski Cumhurbaşkanı olunca, daha dikkatle dinlemek ve eleştirmek gerekir.
Gül'ün konuşmasındaki tek doğru kısım, D-8'in önemli olduğunu vurguladığı yer. Ama Gül'ün sahip olduğu vizyon, D-8 için de bir handikap (3. Maddeye bakın).
Doğrultup tashih edelim:
1) Kalkınmayı hâlâ liberal bir şekilde anlıyor Gül. Oysa bu hem çağ dışıdır hem zararlıdır. Kalkınmayı 'liberal hukuk' vesayetine teslim etmek, hem milli egemenliğin hem de milli iradenin iflasıdır.
Erdoğan yıllardır Milli İrade diyor. Gül ve ekibi, o vurgunun hamaset olduğunu düşünüyor galiba. Yazık! Hâlbuki o vurgu yeni bir ekonomi-politik sıçrama ve düzen inşası içindir.
Gül'ün öne sürdüğü "sağlam siyasi sistem, hukuk devleti, insan hakları", kulağa ne kadar 'evrensel' ve 'erdemli' gelse de, tarihsel körlüğün ve siyasî teslimiyetin ta kendisidir.
Gül'e göre kalkınma, bir ülkenin varoluş mücadelesi değil; liberal normlara uyumdur. Oysa kalkınma, normlara uyum değil, normları belirleme gücüdür.
2) Liberal Hukuk, kalkınma modeli sunmadı hiçbir zaman. O sadece ve sadece "risk yönetimi" sundu. Ve bu, kalkınmayı frenledi her zaman. AB hâlâ fren balatalarını yenilemekle meşgul, kalkınma dinamosunu güncellemekle değil.
AB'nin çıkardığı son yasalarına bakın, sadece "riski yönet" diyorlar. Bu, üretim yapmayı, sıçrama yapmayı, teknolojide köprü atlamayı değil; mevcut sermaye ilişkilerini korumayı buyuruyor.
3) Liberal normlar, D-8 ülkelerini birbirine bağlayan ticareti baltalar. Kalkınma, devletin ve egemenliğin merkezde olduğu, sanayi hamlesini ve teknoloji atılımları ile gelir.
Erdoğan ve Avrupa - Taha Akyol https://t.co/MmZPckkTO0 @KararHaber
RTE’nin Avrupa ile ilişkilerinde, iktidarını güçlenme duygusu önemli etkenlerden biridir.
“Vesayet”le mücadele ederken AB desteğini aldı.
Hükümet Programı’nda “Kopenhag kriterlerini tam olarak yerine getirme konusunda kararlıyız” diye yazdı. (23 Mart 2003)
““Cumhuriyetin kuruluşundan sonra en büyük modernleşme hamlesi olan Avrupa Birliğine katılım sürecini kararlılıkla yürüttük” dedi. (8 Temmuz 2011)
Yeterince güçlenince “kriterler” değişti:
“Bizim artık bunların (Kopenhag) kriterlerine ihtiyacımız yok, bizim Ankara kriterlerimiz var.” (27 Mart 2017)
CB sistemi konusunda Avrupa Konseyi “Türkiye’nin otokrasiye doğru sürüklendiği endişesini” açıkladı. (1 Mart 2017)
Avrupa’da aşırı sağın yükselmesi, ilişkilerdeki bozulmayı hızlandırdı.
Ankara Kriterleri’nin son örneği, “mutlak butlan”