Sempre na ativa, tentando melhorar sempre com as experiencias vividas e por pessoas que considero e que contribuam para um mundo melhor e mais civilizado
APROVADA A LIMITAÇÃO DO IPVA!
Acabamos de aprovar na CCJ da Câmara dos Deputados a PEC 3/2026 que LIMITA a cobrança de IPVA. Hoje, você paga até 4% do valor venal do seu carro, com a nossa PEC será NO MÁXIMO 1%.
Além disso, mudamos a lógica para que a base de cálculo seja o peso do carro. Dessa forma, a alíquota de 1% funciona como um limite para que os estados não abusem da nova forma de calcular.
A PEC foi aprovada por unanimidade.
Japonya, 70 yıldır reddettiği şeyi devlet eliyle yapmaya başladı.
Size iki haber göstereceğim.
Birinci haber dün geldi.
Japonya, ülkede yaşayan yabancılara devlet eliyle Japonca ve günlük hayatın kurallarını öğretecek.
İkinci haber son aylardan.
Dünyanın en büyük çip üreticileri, art arda Japonya'da fabrika kuruyor.
İlk bakışta bu iki haberin birbiriyle hiçbir ilgisi yok.
Oysa ikisi aynı planın iki parçası.
Kısaca hatırlatayım.
1985'te Plaza Anlaşması imzalandı ve Japon yeni değer kazanmaya başladı. Üç yıl içinde dolar karşısında iki kat değerlendi.
Yen değerlendikçe Japon malı dünyada pahalandı. İhracat düştü. Üretim yavaş yavaş ülke dışına çıkmaya başladı.
En büyük kayıp çip endüstrisinde yaşandı.
O dönem dünya çip üretiminin yaklaşık yarısı Japonya'daydı. Dünyanın en büyük üç çip üreticisinin üçü de Japon şirketiydi.
Pahalanan yen bu tahtı taşınamaz hale getirdi.
Üretim, maliyetin düşük olduğu iki komşuya kaydı: Güney Kore ve Tayvan.
TSMC tam o yıllarda, 1987'de Tayvan'da kuruldu.
Bugün Japonya'nın dünya çip üretimindeki payı yüzde 10 civarında.
En gelişmiş çiplerin neredeyse tamamı Tayvan'da üretiliyor.
Plaza'nın ikinci faturası daha sessizdi.
Üretim gidince büyüme durdu, maaşlar 30 yıl boyunca neredeyse hiç artmadı. Geleceğini göremeyen gençler önce evi erteledi, sonra evliliği, sonra çocuğu.
Doğum oranı 1.2'ye düştü; nüfusun kendini koruması için 2.1 gerekiyordu.
Bugün Japonya her yıl yaklaşık 900 bin kişi kaybediyor.
Tek bir detay her şeyi özetliyor: Japonya'da 2011'den beri yetişkin bezi, bebek bezinden çok satılıyor.
Yani Plaza, Japonya'dan iki şey götürdü. Önce fabrikalarını, sonra o fabrikalarda çalışacak kuşağı.
Asıl hikaye şimdi başlıyor.
Çünkü 40 yıl sonra iki gelişme aynı anda yaşandı ve denklem tersine döndü.
Birinci gelişme Tayvan'da.
Çin son yıllarda Tayvan üzerindeki baskıyı sürekli artırıyor. Dünyanın en gelişmiş çipleri tek bir adada toplanmış durumda ve o adanın üstünde savaş riski dolaşıyor.
Şirketler ve devletler aynı soruyu soruyor: ya bir gün o adadan çip çıkamazsa?
Herkes çip üretimini güvenli topraklara dağıtmak istiyor.
İkinci gelişme yende.
Japon yeni bugün dolar karşısında son 40 yılın en zayıf dönemini yaşıyor. 1985'te zorla değerlenen para, bugün tarihi diplerde.
Zayıf yen şu demek: Japonya'da üretmek, 40 yıl sonra yeniden karlı.
İki gelişmeyi birleştirin.
Dünya çip için güvenli liman arıyor. Japonya hem güvenli hem ucuz hale geldi. Üstelik çip üretmeyi bilen, bu işin tahtında oturmuş bir ülke.
Sonuç gecikmedi.
TSMC, Kumamoto'da ilk fabrikasını açtı, ikincisini kuruyor.
Japon devleti maliyetin yaklaşık yarısını kendi cebinden ödedi. Üçüncü fabrika masada. Devlet, üretimini ülkeye taşıyan her şirkete teşvik kapısını açtı.
40 yıl önce Japonya'dan ilk giden çipti. İlk dönen de çip oldu.
İkinci haberin cevabı bu.
Ama planın tam ortasında bir boşluk var.
Dönen fabrikada kim çalışacak?
Araştırmalar Japonya'nın 2040'a kadar 11 milyon işçi açığıyla karşılaşacağını söylüyor.
Açık şimdiden her yerde hissediliyor. Lojistikte şoför bulunamıyor, bakım sektöründe yüz binlerce kişilik boşluk var, inşaat firmaları işçi bulamadığı için proje reddediyor.
Kumamoto'daki çip fabrikalarının daha inşaatında bile işçi sıkıntısı yaşandı.
Japonya bu boşluğu insansız kapatmayı yıllarca denedi.
Otellere robot resepsiyonist koydu, bakımevlerine robot soktu, emeklilik yaşını yükseltti. 70'indeki insanlar market kasalarına geçti.
Yetmedi.
Robot yaşlı bakamıyor, kamyon kullanamıyor, duvar öremiyor. Fabrika robotla kurulur ama robotla dönmez.
Geriye tek kapı kaldı. Yabancı işçi.
Kapı aslında yıllardır sessizce aralanıyordu. Yeni çalışma vizeleri açıldı, yabancı işçi sayısı 10 yılda ikiye katlanıp 2.3 milyona ulaştı.
Ama devlet bunu hep aynı cümleyle savundu. Bunlar geçici.
Dünkü haber, o cümlenin bittiği yer.
Devlet artık yabancılara dilini öğretecek. Çöpün hangi gün çıkarılacağından deprem anında ne yapılacağına kadar günlük hayatın kurallarını anlatacak.
Geçici işçiye dil öğretilmez. Geçici işçiye toplumun kuralları anlatılmaz. Gidecek insana bu yatırım yapılmaz.
Bir ülke size dilini öğretmeye başladıysa, gitmenizi beklemiyordur.
Japonya, dönen üretimin işçisini şimdiden hazırlıyor. Birinci haberin cevabı da bu.
Şimdi iki haberi yan yana koyun.
Fabrikalar dönüyor. İşçiler hazırlanıyor.
Japonya 40 yıl önce kaybettiği üretimi geri almak için seferberlik başlattı. Ama bir şeyi geri alamıyor. Kayıp 30 yılda doğmayan kuşağı.
Bir ülke fabrikayı geri çağırabilir. Sermayeyi geri çağırabilir. Doğmayan çocuğu geri çağıramaz.
Bu yüzden dünyanın en kapalı toplumu, 70 yıllık reddini bırakıp kapıyı kendi eliyle açıyor.
Son bir not.
Bu hikaye sadece Japonya'nın değil.
Güney Kore'nin doğum oranı 0.7 ile dünyanın en düşüğü. Çin'in nüfusu 2022'den beri azalıyor. Türkiye'nin doğum oranı 1.5'a indi; on yıl önce 2.1'di.
Bugün Tokyo'da olan, yarın başka başkentlerin kapısında.
Bu benim şahsi analizim.
Gelişmeleri takip ediyorum, sizi bilgilendireceğim.
Gill vendeu as luvas. As chuteiras.
O uniforme da seleção.
Tudo para pagar o hospital do filho.
O filho está vivo. A Alemanha está eliminada.
E a França sofreu para marcar 1.
(Segue 🧵)
Em 2024, o San Lorenzo da Argentina contratou Gill.
Para ser reserva.
O clube tentou contratar outros goleiros. Não conseguiu.
Gill assumiu o gol. E não saiu mais.
O clube o comprou por €500 mil.
Estreou na seleção paraguaia em setembro de 2025.
Menos de um ano atrás.
Com apenas 10 jogos pela seleção, foi convocado para a Copa.
Великият Си Дзинпин: „Спрете да обвинявате Китай. Китай не помага на Русия, но ако реши да го направи, Бог няма да ви помогне. Ако видим заплахата от Трета световна война, ще помогнем на Русия, но засега се отпуснете и гледайте как Русия самостоятелно побеждава над 54 държави.“
Japonya otuz yıldır Amerika'yı taşıyordu. Köşeye sıkıştıkça onu bırakmaya başladı.
Bugün küçük bir haber geçti. Kimse önemsemedi.
Japonya ile Hindistan, ticarette doları aradan çıkarıp kendi paralarıyla işlem yapmayı konuşuyor.
Çoğu kişi başlığı okudu, teknik bir ayrıntı sanıp geçti.
Oysa bu küçük haberin altında otuz yıllık koca bir hikâye var.
Çünkü bu adımı atan ülke sıradan biri değil. Otuz yıldır Amerika'yı sırtında taşıyan en sadık dostu.
O dost şimdi köşeye sıkıştı. Sıkıştıkça da Amerika'yı bırakmaya başladı.
İşte bu yüzden bu küçük haber, göründüğünden çok daha büyük.
Önce şunu görmek lazım.
Japonya, Amerika'yı tam olarak nasıl taşıdı?
Çok basit.
Japonya, Amerika'nın bankası oldu.
Amerika onlarca yıldır gücünün üstünde harcadı, durmadan borçlandı. Peki bu borca en büyük parayı kim verdi? Japonya.
Bugün bile dünyada en çok Amerikan tahvili tutan ülke Japonya.
Elinde 1 trilyon doların üzerinde Amerikan borcu var. Yani Amerika'yı en çok finanse eden ülke o.
Sadece para da değil. Japonya dünyaya bir mesaj da verdi. "Ben servetimi dolarda tutuyorum, dolara güveniyorum."
Dünyanın en disiplinli, en zengin ülkelerinden biri dolara bu kadar güvenince, herkes güvendi.
Japonya'nın sadakati, doların en büyük güvencelerinden biri oldu.
Otuz yıl boyunca Japonya hem Amerika'nın kasasını doldurdu, hem de dolara olan güveni ayakta tuttu.
Şimdi o tablo tersine döndü.
Japonya'nın parası eriyor. Yen, dolar karşısında neredeyse kırk yılın en dibinde.
Japonya enerjisinin neredeyse tamamını dışarıdan alıyor ve hepsini dolarla ödüyor. Dolar güçlendikçe, yen düştükçe, bu fatura Japonya'yı her gün biraz daha eziyor.
Yıllarca bu sadakat Japonya'ya hiç ağır gelmemişti. Şimdi tam tersi oldu. Dolara bağlı kalmak onu içten içe bitiriyor.
Sadakat, bir anda yüke dönüştü.
Köşeye sıkışan bir ülke ne yapar? Önce kendini düşünür.
Japonya da öyle yapıyor. Ama dikkat edin, attığı her adım aynı zamanda Amerika'dan kopan bir adım.
Bir yandan, yıllardır biriktirdiği o Amerikan tahvillerini satmaya başladı. Yani Amerika'ya verdiği borcu sessizce geri çekiyor. Bankanın kasası boşalıyor.
Bir yandan da bugünkü haber geldi. Hindistan'la kendi parasıyla ticaret. Yani Japonya sadece parasını değil, güvenini de geri çekiyor. Artık dolara mahkûm kalmak istemiyor.
İkisi bir arada tek bir şey demek. Amerika'nın hem en büyük alacaklısı, hem de en sadık inananı, ilk kez kapıya yöneliyor.
Peki Amerika bunu engelleyemez mi?
Geçmişte doları bırakmaya kalkan ülkeler cezalandırıldı. Rusya, İran, hepsi denedi. Ama hepsi Amerika'nın düşmanıydı.
Japonya öyle değil.
Japonya, Amerika'nın askerinin durduğu, Asya'daki en güçlü müttefiki.
Amerika ona ne yaptırım uygulayabilir, ne de gözünü korkutabilir. Çünkü Japonya'yı kaybetmek, hem en büyük alacaklısını hem de Çin'e karşı en sağlam dayanağını kaybetmek demek.
İşte asıl tehlike burada.
Doları zorla ayakta tutan o baskı, dostlara işlemiyor. Japonya çekildikçe, Amerika'nın elinde onu durduracak hiçbir koz kalmıyor.
Şimdi geri çekilip büyük resmi görün.
Bir paranın gücü, herkesin ona duyduğu güvenden gelir. O güven de en çok, ona en bağlı olanın sadakatiyle ayakta durur.
İşte o yüzden bir parayı düşmanları yıkamaz. O para, en sadık dostu bile artık ona güvenemediği gün çatlar.
Japonya tam o eşikte.
Otuz yıl dolara inandı, onu taşıdı. Şimdi kendi yangınını söndürmek için ondan uzaklaşıyor.
Bu bir ihanet değil. Sadece bir zorunluluk. Köşeye sıkışan herkes, en sonunda önce kendini kurtarır.
Herkes bugün o küçük habere bakıp geçti.
Oysa otuz yıldır Amerika'ya hem parasını hem güvenini veren ülke, şimdi ikisini de geri çekmeye başladı.
Asıl soru şu.
En sadık dostu bile sırtını dönüyorsa, dolar bundan sonra kime yaslanacak?
Bu kişisel analizim.
Gelişmeleri takip ediyorum. Sizi bilgilendireceğim.
“Tenho um irmão de 7 anos e espero que ele não sofra com racismo.. quero seguir fazendo grandes coisas dentro de campo mas sem dúvida nenhuma inspirar jovens e batalhar por todos os negros que não tem a voz que eu tenho”
Vinicius Júnior.
Everaldo Marques, na Globo: “A Croácia vai entrando no caminho da Seleção Brasileira nas quartas de final. Nããããão!!!”
Ana Thaís Matos: “Ah, não!”
Maestro Júnior: “Vocês não querem pegar a Croácia, não? Ninguém morre me devendo, meu camarada!”
📸 Globo
Amerika, geleceğini kontrol edemediği iki şeye bağladı.
Son haftalarda birbiriyle alakasız gibi görünen haberler çıktı.
-Japonya 2,3 trilyon dolarlık bir çip planı açıkladı.
-Apple, kendi devletinin kara listeye aldığı bir Çinli şirketten mal almak için Beyaz Saray'a başvurdu.
-Çin, Japonya'ya giden kritik hammaddeyi kesti.
-Japonya da kalkıp Grönland'ın buzullarına maden aramaya gidiyor.
Hepsi ayrı birer haber gibi duruyor.
Oysa hepsi aynı oyunun hamleleri. O oyunun ödülü ise 21. yüzyılın tamamı.
Anlamak için basit bir soruyla başlayalım.
Bugün bir ülkeyi süper güç yapan şey nedir?
Eskiden bunun cevabı petroldü, ya da ordunun büyüklüğüydü.
Bugün cevap değişti. Artık geleceği kim yönetecekse, yapay zekayı elinde tutan yönetecek.
Bunu en iyi rakamlar anlatıyor.
Amerika'nın son dönemdeki büyümesinin neredeyse tamamı yapay zekadan geliyor.
Borsası da, ordusunun geleceği de aynı yere bağlı. Yani Amerika bütün geleceğini tek bir şeye, yapay zekaya yatırdı.
Ama kimsenin yüksek sesle söylemediği bir gerçek var.
Yapay zeka aslında iki fiziksel şeye muhtaç. Biri onu düşündüren beyin, yani çip. Diğeri o çipi var eden hammadde, yani nadir toprak.
İşin korkutucu kısmı şu.
Amerika bu ikisinden birine bile tam sahip değil.
Önce çipi düşünelim.
Yapay zekayı çalıştıran en gelişmiş çiplerin neredeyse tamamı tek bir yerde, Tayvan'da üretiliyor.
Küçücük bir ada, üstelik Çin'in tam karşısında. Çin yıllardır o adanın kendisine ait olduğunu söylüyor,
Amerikan istihbaratına göre de ordusunu 2027'ye kadar o adayı alacak güce hazırlıyor.
Demek ki Amerika'nın geleceğinin yarısı, Çin'in burnunun dibindeki bir adada duruyor.
Şimdi ikinci şeye, hammaddeye gelelim.
O çipleri ve aslında bütün modern sanayiyi var eden nadir toprak elementlerinin üretiminin ve işlenmesinin dörtte üçü Çin'in kontrolünde.
Yani Amerika'nın geleceğinin diğer yarısı da doğrudan Çin'in avucunun içinde.
Tabloyu görüyor musun?
Amerika geleceğini yapay zekaya bağladı, ama o zekanın beyni Çin'in dibinde, hammaddesi ise Çin'in elinde.
İşte o alakasız görünen bütün haberler tam burada anlam kazanıyor.
Amerika, çip beynini Çin'in dibindeki Tayvan'dan çıkarıp daha güvenli bir yere, Japonya'ya taşımak istiyor. Japonya'nın o 2,3 trilyon dolarlık planı bunun için. Apple'ın bile ucuz Çinli çipe göz dikmesi, bu kıtlığın herkesi ne kadar sıkıştırdığının işareti.
Çin ise bu hamleyi görüyor ve karşılık veriyor. Japonya'ya giden hammaddeyi kesiyor.
Japonya da bu kıskaçtan kurtulmak için ta Grönland'ın buzullarında nadir toprak arıyor.
Yani Tayvan da, Japonya da, nadir toprak da, hepsi tek bir satranç tahtasının kareleri.
Bütün oyun şu soruyu çözmek için oynanıyor, yapay zeka çağını kim kontrol edecek?
Şimdi büyük resmi tek cümlede toplayalım.
Bu çağda gücü, en iyi fikre sahip olan değil, fiziksel boğazları tutan kazanıyor.
Amerika'nın elinde fikir var, tasarım var, yazılım var.
Ama o fikri üreten fabrika başka ülkede, o fabrikayı besleyen hammadde Çin'de.
Fikir tek başına yetmiyor, çünkü onu gerçeğe çeviren her şey ya Çin'in dibinde ya da elinde.
Çin'in asıl dehası da burada.
Bu savaşı kazanmak için Tayvan'ı işgal etmek zorunda bile değil. Hammaddeyi elinde tutmak, çip adasının etrafında dönmek ve rakiplerini sırayla sıkıştırmak ona yetiyor.
Savaşa hiç girmeden, sadece elindeki kozları sıkarak ilerliyor.
Sonuçta durum şu.
Amerika 21. yüzyılı kazanmak istiyor, ama bunun için gereken iki şeyi de tam kontrol edemiyor. Biri Çin'in komşusunda, diğeri Çin'in kasasında.
Bir ülke, geleceğini başkasının elindeki şeylerin üzerine kurabilir mi?
İşte önümüzdeki on yılın bütün gerilimi, bu sorunun cevabında saklı.
Bu benim şahsi analizim.
Gelişmeleri takip ediyorum, sizi bilgilendireceğim.
🇧🇷 Galvão Bueno e Vini Jr trocando homenagens.
Galvão: "As pessoas me perguntavam: 'quem é que você quer que faça o seu 100º da Seleção Brasileira em Copas do Mundo?' Vini Jr!"
🎥 @sbt_sports
Amerika'nın Çin'e ördüğü duvarı, Amerikalılar deliyor.
Amerika yıllardır Çin'in karşısına görünmez bir duvar örüyor.
Amacı belli, Çin'i en kritik teknolojilerden uzak tutmak.
Bu hafta o duvarda ilk büyük çatlak ortaya çıktı.
Ama çatlağı açan Çin değildi, Amerika'nın kendi şirketi Apple'dı.
Dikkatli okuyun.
Apple geçtiğimiz günlerde Beyaz Saray'a başvurdu ve şaşırtıcı bir izin istedi.
Amerika'nın "Çin ordusuna bağlı" diyerek kara listeye aldığı bir şirketten mal alabilmek için.
İlk bakışta bu küçük bir tedarik haberi gibi duruyor.
Oysa altında, Amerika'nın Çin'e karşı kurduğu bütün stratejinin neden içeriden çökmeye başladığı yatıyor.
Bunu anlamak için olaya en baştan bakmak gerekiyor.
Apple'ı bu noktaya getiren şey, kimsenin pek konuşmadığı bir avuç şirket.
Dünyada telefon ve bilgisayarların RAM'ini ciddi ölçekte üreten sadece üç firma var, Güney Koreli Samsung ve SK Hynix, bir de Amerikan Micron.
Telefonundan yapay zeka veri merkezlerine kadar her şeyin içindeki RAM neredeyse tamamen bu üçünden çıkıyor.
Kağıt üstünde rekabet gibi görünen bu yapı, gerçekte bir tekel gibi işliyor.
Son yıllarda yapay zeka hızla büyüyünce RAM'e talep tavan yaptı, bu üç şirket de fiyatı durmadan yükseltti.
Öyle ki Apple'ın yeni telefonunda sadece RAM'in maliyeti üç katına çıkabilir.
İşte Apple, kârını eriten bu fiyatın karşısında bir çıkış aradı ve onu Çin'de buldu.
Çin'in en büyük RAM üreticisi CXMT, devlet desteğiyle hızla büyüyen ve çok daha ucuza üreten bir şirket.
Tam burada Amerika'nın çelişkisi başlıyor.
Çünkü Amerika tam da bu şirketi tehlikeli bulup kara listesine almıştı. Yani Apple, kendi devletinin düşman ilan ettiği bir firmaya, sırf daha ucuz olduğu için gitmek istiyor.
Mesele yalnızca Apple da değil.
Mesele, Çin'in yıllardır tekrar tekrar oynadığı bir oyunun, şimdi en kritik sektörde sahneye konması.
Bu filmi daha önce de izledik.
On yıl önce güneş paneli pahalı bir Batı teknolojisiydi, üreticilerin çoğu Avrupa ve Amerika'daydı.
Sonra Çin bu işe girdi, büyük fabrikalar kurup üretimi katladı ve fiyatı dibe çekti. Bugün dünyadaki güneş panellerinin yüzde sekseninden fazlası Çin'den çıkıyor,
Batılı üreticilerin çoğu ya battı ya da bu işi bıraktı.
Aynı şeyi elektrikli arabada ve bataryada da yaptı.
Çin'in yöntemi her seferinde aynı, pahalı ve az üreticili bir sektöre girer, ölçeği büyütür, fiyatı çökertir ve rakipler kâr edemez hale gelince sahneyi tek başına devralır.
Amerika'nın duvarı tam bu noktada işe yaramıyor.
Çünkü o duvar Çin'i yasakla ve güvenlik gerekçesiyle dışarıda tutmak için kuruldu. Oysa Çin o duvarı zorlamıyor bile, sadece daha ucuza üretiyor.
Fiyat yeterince düştüğünde de duvarı Çin'in yıkmasına gerek kalmıyor.
Çünkü Amerika'nın kendi şirketleri, o duvarın altından geçmek için sıraya giriyor. Apple bunu açıkça söylüyor, güvenlik önemli ama bu maliyet beni boğuyor.
Tarih bunu defalarca gösterdi. En sağlam duvar bile, arkasındaki insanlar öbür tarafı daha ucuz bulduğunda çöker.
Amerika Çin'i dışarıda tutmak için bir duvar ördü. Ama bugün o duvarı deleni Çin'de değil, kendi şirketlerinin cebinde aramak gerekiyor.
Bu benim şahsi analizim.
Gelişmeleri takip ediyorum, sizi bilgilendireceğim.
Lembrando sempre que um cretino na TV disse que o Danilo voltou ao futebol brasileiro para "roubar".
Na linguagem boleira, quis dizer que voltou para faturar um dinheiro alto e fácil antes de se aposentar.
Um ano depois, Danilo é o herói do tetracampeonato da Libertadores, é campeão brasileiro pelo clube do coração (onde realizou o sonho de jogar) e está na Copa do Mundo de 2026.
Já o otário do ex-jogador que falou isso entre imbecis na ESPN, nunca disputou uma Copa e nunca chegou nem perto da carreira do Danilo.
Após o segundo gol do Vinicius Junior, Carlo Ancelotti foi ate o quarto árbitro e falou “anula de novo que eu quero ver”
Finalmente temos um tecnico com culhão, que video do caralho.