Ömer’in Eyşan’ı vardı; ihanetle yandı.
Faruk’un Ayten’i oldu; sessizlikle ayrıldı.
Yoksa hikâye aynı da,
isimler mi değişti sadece?
Kaç kaybeden var bu iki hikayede?
Bu gece gökyüzünde kayan yıldız yok.
Belki de dileklerimi enkaz altında bırakan bu dünyadan görünmüyor artık.
Yeraltında ışık olmaz sanardım oysa
Meğer yönümü bulduğum bütün ışıklar
beni en derine götürüyormuş.
İnsan bazen kaybolduğu yeri yuva sanıyormuş.
Sessizliği huzur, yorgunluğu alışmak, karanlığı ise kader.
Bir süre sonra göğe bakmayı bırakıyor insan. Çünkü hiçbir yıldız içindeki boşluğu aydınlatmıyor. Bazı geceler, insanın üstüne çöken şey karanlık değil geçmiş oluyor.
İçimde susmayan bir göçük sesi var şimdi. Herkes buna hayat diyor, ben ise altında kaldım.
Yine de kimse bilmiyor en derinlerde çalışan insanlar ışığa herkesten daha çok inanır.
Çünkü karanlık, insana ışığın değerini ezberletiyor.
Ama bazen insan yönünü bulduğunu sanarken sadece daha derine inmiş oluyor.
25 Nisan Cumartesi benim için en özel tarihlerden biri olarak kalacak.
Dün Kaybedenler Kulübü buluşmasına (imza gününe) gelenler yalnız olmadığımızı hissettiğimiz bir durumu bize gösterdiler. Gelemeyenler zaten kalben yanımızdaydılar. Şunu tekrar tekrar çok iyi anladım ki, biz sadece bir araya gelmiş bir grup insan değiliz. Aynı frekansta susabilen, aynı yaralara gülebilen ve birbirinin hikayesinde kendini bulabilen koca bir aileyiz. O mikrofonu eline alıp konuşan bizlerle beraber gülen her bir arkadaşım gerçekten hepiniz çok değerlisiniz. Biz dün bir telefonun arkasında değildik, filtresiz, içten olduğumuz gibi samimiydik ( ben zaten filtre hiç kullanmam bunu dün arkadaşlar tescil etti :) )
Bu arkadaşlık kaybetmeninde bazen işe yaradığını anlatmış oldu en önemlisi birbirimizi bulduk. İyi ki varsınız iyi ki sizleri tanıdım . Çok teşekkür ederim.
Kitap severler… Kaybedenler Kulübü buluşmasına bekleriz. Hem imza günü hem söyleşi hem sohbet ne ararsan olacak. 25 Nisan, yani yarın İstanbul/Sarıyer’de seni de bekliyoruz.
Tam konum için özel mesaj atınız.