Suriyeli sanatçı Assala Nasri, 2011'de Esad'a karşı aldığı tutumun ardından yaklaşık 15 yıl sonra ülkesine dönerek Şam'da sahne aldı. "Assala'nın Dönüşü" adıyla düzenlenen konserde sanatçı, sevilen eserlerinin yanı sıra birlik ve yeniden inşa mesajı veren "Suriye Cennet" şarkısını seslendirdi.
Şimdi futbolcu kaleciyi de geçmiş top ile birlikte kaleye doğru giderken bacağını araya sokup koşan adamın dengesini bozup düşmesine sebep olunması penaltı olmuyor mu❓
Saha kenarındaki teknik direktöründen maç sonu röportaj veren futbolcusuna,yorumcusundan eski hakemine bu yangın 🔥 bu feveran ne diye❓
Bu nasıl bir iştir Allah Peygamber aşkına❓
WALPURGIS GECESİ HİKÂYELERİ -1
Alman edebiyat tarihçisi Johann Georg Theodor Grässe (1814-1885), Swinemünde'den (Batı Pomeranya) bir efsaneyi aktarıyor...
Diego Maradona, kitabında Franco Baresi hakkında şunları söylüyor:
“İtalya’ya geldiğimde herkes ona karşı oynamaktan korkuyordu.
Bir maçımızda Michel Platini bana şöyle dedi:
‘Hey yeni çocuk, pas vermekten çok çalım atmayı seviyorsun. Franco Baresi ile karşılaşınca ne yapacağını göreceğiz.’
Ben de, ‘Baresi mi? O da kim? Ona bir ders vereceğim.’ dedim.
İki ay sonra Milan ile San Siro’da oynadık. Carlo Ancelotti’yi çalımlayıp yere düşürdüm. Her şey kolay görünüyordu ve rahatça gol atacağımı düşündüm.
Bir anda arkadan biri üzerime atıldı ve ben fark etmeden topu inanılmaz bir zarafetle ayağımdan aldı.
‘6 numaralı bu oyuncu da kim?’ dedim.
Topu Mauro Tassotti’ye verdi ve yerde yatan Ancelotti’ye:
‘Onu bana bırak, ben hallederim.’ dedi.
İşte forvetlerin korktuğu Franco Baresi buydu.
Karşımda sıra dışı bir savunmacı olduğunu anladım.
Claudio Gentile beni durdurmak için tekmelerdi.
Ama Baresi, bana dokunmadan topu ayaklarımın arasından çalardı.
Bir maçın sonunda formasını istedim ve San Paolo Stadı’nın ortasında onun formasını giydim.
Bu, kariyerimde karşılaştığım en iyi savunmacıya duyduğum saygının bir göstergesiydi.”
Ulaş’a nasıl kıydılar?
Ulaş Şahintürk Samsun’da 14 yaşında örgütle tanışınca ismi konuşulur. İlk Ulaş Bardakçı ismiyle o zaman tanışır. Eve gidip babasına sorar, “Baba benim adımı neden Ulaş koydunuz?” Babası da “Bizim kuşaktan herkes oğluna ya Deniz ya da Mahir koyuyordu. Bende Ulaş Bardakçı adı yaşasın diye senin adını Ulaş koyduk.” der.
Ulaş 17 yaşında 1996 da örgüte yönelik bir operasyonda gözaltına alındığında herkes kadar konuşur emniyette, sonra da tutuklanıp hapishaneye getirilir. Ankara Ulucanlar hapishanesinde DHKP-C davasından tutuklu mahpusların koğuşuna verilir. Örgüt hapishane koğuşunda Ulaş’ı tutuklayıp sorgular. “Muhbir” olduğundan şüphelenirler. Ve Ulaş’ın örgüt tarafından yargılanma süreci başlar.
Ulaş’ın koğuşta infaz edileceğini öğrenen diğer örgütlerden kişiler, “Bu çocuğun adı Ulaş, belli ki solcu demokrat bir ailenin çocuğu. Örgüt bunu affedemez mi?” dediklerinde, Örgüt sorumlusunun tepkisi sert olur. “Öldükten sonra unutulur, kimse hainleri hatırlamaz!” der.
Örgüt sorumlusu haklı çıkar. 27 yıl geçmesine rağmen Ulaş’ı kimse hatırlamaz, anmaz. Ailesi bile anamaz. Çünkü kimse “hain” yakını olmak istemez sol mahallede.
27 yıl sonra Ulaş'ı “Onlar Daha Çocuktu” kitabıma konu ederken, Ordu'da yaşayan Ulaş’ın kardeşini buldum ve sordum, o da bildiği kadar anlattı. “Abimi görüş kabininde en son gördüğümde 9 yaşındaydım. Görüş kabinine girdiğimde abimle birlikte bir de örgüt sorumlusu vardı. Bizimle hep o konuştu. Ayrılırken ‘Abine sarılmak ister misin, gardiyana söyleyeyim seni bu tarafa alalım.’ dediğinde, cesaret edemedim. Gardiyanlardan korkuyordum. Annem bu halimi görünce içeri göndermedi, ben de abime sarılamadım. Meğer o zalim örgüt sorumlusu abimin öldürüleceğini biliyordu. Belki de bilinçli yaptı, bana dert olsun diye. O ziyaretin sonrası bir hafta sonra da abimi öldürdüler. Babamlar uzun bir dönem bana abimi “Örgüt öldürdü” demediler. Devlet operasyonunda ölmüş diyorlardı. Biraz büyüdüğümde söylediler. O gün bugündür örgütlere uzağım abi!"
Çocukları öldürüldüğünde Ulaş’ın ailesi Samsun’dan Ordu’ya göç ederler. Kaldıkları sol mahallede “hain” yakını olmak istememişler. Solculara olan inançları kırılmış ve bir daha da yakın olamamışlar.
Böyle ne acı hikayeler var. Sırasıyla mezarlara gömdüğünüz ve üstünü kapattığınız ölüleriniz tek tek mezardan çıkacaklar. “Onlar Daha Çocuktu” kitabında Ulaş gibi gömülüp üstü örtülmüş 7 çocuk daha var. Bu çocukların ahı üzerinizde olsun!
Devletin öldürdüğü Ulaş Bardakçı’yı her yıl ananlar, DHKP-C nin öldürdüğü 17 yaşındaki Ulaş Şahintürk’ü 27 yıldır kimse anmıyor, hatırlamak bile istemiyor. Kimse anmak hatırlamak istemeyince, kimsesizlerin kimsesi biri olarak hatırlatmak bana düşüyor. #onlardahaçocuktu
Kadın, kocasının köpeği gezdirirken neden eve hep geç döndüğünü merak ediyordu. Bir gün tasmasını alıp köpeği kendisi gezdirmeye karar verdi; aynı güzergâhta yürüdüler, her şey normaldi… ta ki barın önüne gelene kadar.
Ancak kadın hiç durmadan yürümek isteyince köpek adeta frene bastı. Gitmemek için direndi, yere çöktü, tasmasını çekiştirdi. Kadın ne kadar zorlasa da köpek bara girmeden tek adım atmadı.
Çünkü hayvan alışmıştı: Sahibi her gezintide orada mola veriyor, kendine bira alırken ona da ödül maması veriyordu. Köpek için yürüyüşün finali park değil, bar olmuştu. 🐕🍺
1. "Onlar mağaralarında üç yüz yıl kaldılar; buna dokuz daha eklediler."
Kehf 25
Burada dikkat çekici olan şudur: Kur’an neden doğrudan "309 yıl" dememiş de, "300 + 9" şeklinde bir ifade kullanmıştır? İşte işin "enteresan" ve mucizevi kısmı burada başlıyor:
🗣️ Ronaldo: “Oğlum Mateo bana her zaman ‘Baba, Mbappe senden daha iyi’ diyor. Ben de ona ‘Mbappe’den daha iyiyim’ diyorum. O da ‘Evet, biliyorum’ diye karşılık veriyor. Sonra Mbappe penaltı kaçırdığında, ‘Sen de penaltı kaçırmıştın’ diyor.”
1. 19:30'dan sonra ekran yok.
2. Yatak odanız tamamen karanlık ve soğuk olmalı.
3. Tuvalete gitmemek için saat 16:00'da sıvı içmeyi bırakıyor.
Sadece bu 3 değişiklik bile uyku skorunu 2 hafta içinde %28 oranında iyileştirdi.
Bir öğretmen köşede sessizce oturan utangaç çocuktan bir kağıt parçası seçmesini ve eğer kağıt boş çıkarsa, tüm sınıfın oyun oynamak için dışarı çıkabileceğini söylemiş.
Ama öğrencilerin bilmediği şey, zaten her kağıdın boş olduğuymuş;