I am always super happy when a paper is out - especially so this week. So here is our new paper with Mert Arslanalp @arslanalp_mert , freshly out!
https://t.co/ggw3A9OHRo
Not: İBB’nin Sefaköy-Beylikdüzü Metro Hattı, Cumhurbaşkanlığı Yatırım Programı’na alınmadığı için proje bir türlü başlatılamıyor.
İBB'nin 300 yeni metrobüs alımı da Cumhurbaşkanlığı onayını bekliyor.
80 yaşındaki bir insanı, en temel haklarını kullanabilmek için akıllı telefon kullanmaya mecbur bırakan bir ülke modern değildir.
O, kendisini inşa eden insanlara sırtını dönmüş bir ülkedir.
2026’da her hak bir uygulamaya, her hizmet bir şifreye, her ihtiyaç ise ekrana bakarak ilerleyen soğuk bir prosedüre dönüştü.
Bir yaşlıyı elinde telefonla izleyin.
Bir zamanlar taş kıran o eller şimdi doğru tuşa basmakta zorlanıyor.
Savaş görmüş gözler artık ekrandaki küçücük yazıları okuyamıyor.
Peki biz ne yapıyoruz?
Onları sessizce yalnız bırakıyoruz.
Bir cihazın karşısında pes etmelerini izliyoruz.
Bu bize gerçekten insani geliyor mu?
Bizi büyüten insanlara böyle davranmak doğru mu?
Doktor randevusu için torununu arıyor.
Emekli maaşı işlemi için oğlunu bekliyor.
Fatura ödemek için komşusunun kapısını çalıyor.
Bir tahlil sonucunu anlamak için birinden yardım istemek zorunda kalıyor.
Çünkü günlük hayat artık onların hiç öğrenemediği bir dili konuşuyor.
Peki torun işteyse?
Çocuklar başka şehirdeyse?
Evde sadece sessizlik varsa?
İşte o zaman hak da ortadan kayboluyor.
Tren gişesi yok artık.
Uygulama var.
Market kasası insan değil.
Makine var.
Kimlik bile elektronik oldu.
Ama onu aktif etmek için gereken dijital doğrulama sistemi yine aynı ekrandan geçiyor.
Yani zaten zorlanan bir insanın önüne yeni bir engel daha konuyor.
Günlük yaşamın içindeki insan temasını tek tek sildiler.
Sonra da bunu bize gülümseyerek anlattılar:
“Bu sizin için bir kolaylık.”
Kimin için kolaylık?
Bir masanın arkasında oturup bu sistemleri tasarlayanlar kendilerini yenilik dahisi sanıyor.
Ama çoğu, babasını bir devlet dairesine götürmemiş insanlar.
Çoğu, annesinin bir gün sessizce:
“Ben artık hiçbir işe yaramıyorum galiba…”
dediğini duymamış insanlar.
O cümle, bizi büyüten bir ağızdan çıktığında, her yasadan daha ağır olmalı.
Ama kimse duymuyor.
Ve bu sırada binlerce yaşlı insan sağlık hakkından, emeklilik işlemlerinden, vatandaş gibi hissedebilme onurundan vazgeçiyor.
Çünkü önlerine dijital bir kapı koyuldu.
Ve onlar o kapıyı açamıyor.
Bizden önce gelenleri geride bırakmak ilerleme değildir.
Teknoloji destek olmak için vardı.İnsanların sağlık, saygınlık ve temel haklara ulaşabilmek için geçmek zorunda olduğu bir sınav olsun diye değil.
Ama sistem başka bir şeyi seçti:
İnsanlığı değil verimliliği…
İnsanı değil algoritmayı…
Ve en çok dinlenmesi gereken insanlar şimdi sessizce bir köşede kaldı.
Bir şifreyi hatırlayamadıkları için.
Bir gün sıra bize de gelecek.
Bir gün biz de geride kalacağız.
Ve o zaman şunu geç fark edeceğiz:
Hiçbir uygulama, uzatılmış bir insan eli kadar değerli değildir.
Bahar Meir
Pelin Gümüşdağ Boğaziçi Üniversitesi tarih bölümünü birincilikle bitirdi ama yüksek lisansa girişi engellendi
Açtığı davayı kazandı ancak Boğaziçi Üniversitesi hala kaydını yapmıyor
Gümüşdağ: Temel bir hak olan eğitim hakkını gasp ediyorlar
@tugbatekerek
Sırf bu yüzden dahi olsa İstanbul asla ve asla AKP’nin eline geçmemeli. Dünyanın en kötü meydanından mini bir vaha yarattılar.
AKP zamanında sadece polis araçları duruyordu ve ramazan çadırları kuruluyordu.
Rejim bu eserlere imza atan şehir plancılarının tamamını hapsetti!
Bir yöneticinin makam aracında 7.5 kilogram kokain bulunuyor, kişinin şoförü ve kurum personeli gözaltına alınıyor ama yöneticinin kendisi alınmıyor. Bu kişi iktidar camiasından değil CHP'li birisi olsaydı şimdiye halasının anne tarafından küçük kuzeni bile gözaltındaydı.
BÜTÜN SALONU
AĞLATAN O SAVUNMA
Fatoş Pınar Türker yaptığı savunma ile herkesi ağlattı. Polis baskını, savcılık ve cezaevi sürecinde yaşananlar çok çarpıcı:
Sabah 5.30- 6.00'da. Ben iki kızımla dediğim gibi yalnız yaşıyorum. Çok ilginç. İşte polisler eve geldi. Çocuklarım ağlıyor, işte diyorum ki, "Bir su vereyim". "Hayır". İşte küçük kızım okula gidecek, "Hayır, kimse kımıldamasın, delil karartmayın" diyor sürekli şey. Polis bey, komiser herhalde. O çok yani onun gözlerindeki bakışı hiç unutmayacağım. Bir tane kadın memur vardı en sonunda kızlarımla birlikte o da ağlıyordu. "Sakın kimse birbirine dokunmasın" filan dedi. Dedim "Siz dedim mali suçlar için gelmediniz mi? Biz ne delili karartacağız?" Şey dedi polis; "Biz cinayet masadan geliyoruz" dedi. Öyle olunca benim kızlarım avaz avaz ağlamaya başladılar. Ben dedim "Ne cinayeti" dedim. Hayır dedim; "Şu an operasyon oluyor, polis kalmadı, biz geldik" dedi.
Vatan'a girdik, emniyete. Hakikaten ben oradan çıkamayacağım diye düşündüm Artık kaçıncı gün ne şeyde, bir bilmiyorum. Bir kadın memur geldi, "Arama yapacağız" dedi. Eldiven taktı eline. Arkada böyle klasörler, çok küçük bir oda. "Üstünü çıkar" dedi, "Üstünü çıkardım". Ama üstünü çıkarmanın hani zaten çıplaksın, ne kontrol edeceksin ama kontrol yaptı, "Tamam" dedi. “Eşofmanını da indir” dedi. İndirdim. “Çamaşırını da”. “Nasıl yani” dedim? “İndireceksin” dedi...
Siz dediler 6 kişilik koğuşa koyacağız. Sonra müdür hanım dedi ki Adalet Bakanlığı'ndan dedi talimat sizi ayrı ayrı koyacağız dedi.
Öyle ilk geceyi geçirdik. Sonra ertesi gün mazgal açıldı, infaz koruma memuru, "Fatoş" dedi. "Efendim" dedim. "SEGBİS" dedi. Dedim ki "O ne?" "Mahkemeye çıkacaksın" dedi. "Ben daha yeni tutuklandım" dedim. "Dün çıktım mahkemeye" dedim. "Yine çıkacaksın" dedi. Ben gittim oturdum, karşımda bir ekran açık ama "Adalet mülkün temelidir" yazmıyor, bir ofis orası. Böyle gözüm de ısırıyor, en sonunda kırmızı espresso makinesi vardı çünkü Savcı Bey bana o makinede kahve ikram etmişti. İfademi alan savcı, başkanım. Savcım, size soracağım şimdi. Siz tabii ki şey, sizin şahsınızla hiç alakası yok konunun ama hani meslektaşınız ya böyle bir uygulama var mı, yok mu? Dedi ki: "Ya" dedi, "Fatoş şimdi ağlarsın böyle karşımda" dedi, "ben sana ne dedim" dedi.
"ben senin ne olduğunu biliyorum ama sen bu adamlar sana" dedi "kumpas kuracak demedim mi" dedi. "Niye konuşmadın sen" dedi. "Verecektin ifadeni gidecektin" dedi. "Ama" dedim, "Sayın Savcım ben bildiğim her şeyi anlattım." "Bak şimdi" dedi, "sen git" dedi, "eşyalarını topla. Ben "dedi, "sana Çağlayan'dan araba göndereceğim" dedi. "Geleceksin" dedi, "burada" dedi, "bana" dedi "ifadeyi vereceksin, buradan" dedi "çocuklarına gidersin." Ben de dedim ki: "Savcım" dedim, "ben yeniden ifade veririm, vermemi istiyorsanız" dedim. "Bir avukatıma sorayım." Şimdi karşımdaki savcı ya, "Yok efendim" diyecek halim yok, ben bilmiyorum bir de hakikaten, ilk kez tutuklanmışız. "ben avukatıma bir danışayım" dedim. Böyle yaptı: "Hâlâ" dedi, "avukat diyorsun bana" dedi. "Sen" dedi, "bu kafayla bir daha" dedi "çocuklarını asla göremeyeceksin" dedi. "Sen bekârsın, değil mi?" dedi. Evet. "Velayetleri de sende?" Evet. "Senin çocukların" dedi, "reşit de değildi, değil mi?" dedi. Değil dedim. "Eh, artık Sosyal Hizmetler alır senin çocuklarını" dedi. Ha, bir anneye böyle denir mi? Çocuklarıyla tehdit ettiler. Az evvel şeyle söyledim ya size hani mal varlığı, "Sen bakıyordun, değil mi?" dedi. Evet. "Bak" dedi, "mal varlığı tedbiri için" dedi, "karar var benim elimde" dedi. "Ama ben" dedi, "28 Mart Cuma günü mesai bitimine kadar sana süre" dedi. Savcım bunu dedi. Ve o gün tebliğ edildi. "Ya bana gelir konuşursun" dedi, "ya da" dedi "malını mülkünü de alacağım" dedi.
Yani bir şey söyleyeceğim. Şeyi anlayamıyorum. Hani mesela birisinin birisiyle husumeti olur... Hiç beni tanımıyor ki. Tanımadığı bir insandan insan nasıl nefret eder ki? Hani nasıl bunu söyle... Mesela annesi yok mu bu insanların? #İBBDavası
İstanbul gibi çok merkezli ve devasa bir metropolde, Sirkeci gibi şehrin kalbinde yer alan, denizle ve tarihi yarımadayla entegre bir garın atıl bırakılması, vizyonsuz bir kentsel planlama örneğidir. Geçmişe baktığımızda, Sirkeci sadece nostaljik bir yapı değil, işlevsel bir ulaşım arteriydi. TCDD'nin 2012 yılı İstatistik Yıllığı verilerine göre, o dönem aktif olan Sirkeci banliyö hattı günlük 68.000 yolcu taşıyordu. Bu yolcular, garın kapısından çıkar çıkmaz Eminönü vapurlarına ve tramvaya dağılarak şehre entegre olabiliyordu. Ancak bugün, devasa kapasiteli tarihi peronlar ana demiryolu ağından fiilen koparılmış ve uluslararası, şehirlerarası yolcuları doğrudan merkeze indirme işlevi garın elinden alınmıştır.
Ne yapıyorsun @kilicdarogluk? Partinin meşru yönetimini ipe sapa gelmez suçlamalarla iktidar yargısına yedirdiğin yetmedi, şimdi de iradesine sahip çıkan seçmeni "halk ayaklanması" yaftasıyla kriminalize etmeye mi çalışıyorsun? Vallahi ihanetine her gün yeni bir boyut ekliyorsun.
Bu tarihi görüntüyü kendim çektim.
İstanbul Örgütümüzle birlikte, sabahın ilk ışıklarından beri Meclis kapısında demokrasi nöbetindeyiz. İrade gaspına geçit vermeyen ilçe başkanlarımıza, tüm yürekli yol arkadaşlarımıza, İstanbul’dan ve Türkiye’nin dört bir yanından gelen halkımıza teşekkür ediyorum.
Demokrasi ve adalet mücadelesine omuz veren herkesi, saat 13.30’da Genel Başkanımız Özgür Özel’in yapacağı grup toplantısını bulundukları her yerden izlemeye davet ediyorum.
Halkımızın iktidarını hep birlikte kuracağız.
Vize işleme tekeli VFS ve Türkiye ortağı Gateway’in faaliyetlerini ele aldığımız sansürlenen “Vize imparatorluğu” yazı dizisinin arşivlenmiş linklerini paylaştığım tweet’e de biraz önce mahkeme kararıyla erişim engellendi. Gerekçe aynı: “Milli güvenlik ve kamu düzeni”
Demirtaş 9 yıl 7 aydır yani 3 bin 497 gündür hukuksuz bir biçimde hapiste. İnsan ömründe kaç tane 9 yıl 7 ay var? Bu hepimizin ayıbıdır. Bu fotograf bu ayıbı bir kez daha yüzümüze çarpmıştır…
Türkiye'de orta sınıfın vize başvurusu, konser, kahve, havalimanında yiyecek içecek gibi tüketim alışkanlıklarını sunan sektörler siyasi iktidar bağlantılı gruplar tarafından ele geçirilmiş durumda. Orta sınıf ülkedeki vergi yükünü çektiği yetmiyormuş gibi bir de buralar üzerinden silkeleniyor.
Pervin Buldan, Selahattin Demirtaş’la Edirne Cezaevinde çektirdiği yeni fotoğrafı paylaştı. 10 yıl... Dile kolay, Demirtaş tam 10 yıldır tutuklu. AİHM’in tahliye kararlarına rağmen Edirne’de tutuklu. Demirtaş hepimizin hafızası.
SON DAKİKA | Yerebatan Sarnıcı, İBB’nin elinden alınıp Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne devredildi.
📌 İBB Kültür AŞ, yapıyı tahliye etti ve ziyarete kapatıldı.
İBB Miras sana çok iyi baktı, Hoşçakal Yerebatan Sarnıcı...
Berkin Elvan böyle uğurlanmıştı; halk, evladına işte böyle sahip çıkmıştı. Bir gün hepsinin heykelini Gezi Parkı’ndaki ağaçların hemen yanına dikeceğiz.
İNTERNET SİTESİ YAPMAYI BİLE BECEREMEDİLER
Boğaziçi Üniversitesi Bilgisayar Bölümü hocalarını hukuksuz şekilde işten attıran Naci İnci yönetiminin Bebek Havuz’a yapılan zam oranlarını göster(emey)en sitesi gündem oldu.
Yazı dizisinin şimdiye kadar yayınlanan dört bölümüne de İstanbul 9. Sulh Ceza Hakimliği tarafından erişim engeli getirildi. Yazı dizisi daha bitmeden sansürlenmiş oldu.