1989'da dünyanın en değerli 10 şirketinin 8'i Japondu. Bugün ABD'nin bir şirketi Japonya'nın en değerli 10 şirketinin toplamından büyük.
NVIDIA'nın değeri 5 trilyon doları geçti.
Sadece NVIDIA, Japonya'nın en değerli 10 şirketinin toplamından büyük.
35 yıl önce tablo tam tersineydi.
Dünyanın en değerli 10 şirketinin 8'i Japondu.
NTT tek başına ABD'nin en değerli 10 şirketinin toplamından daha büyüktü.
O dönem herkes aynı şeyi söylüyordu.
"Böyle giderse Japonya 21. yüzyılı teknoloji ve finans alanında yönetecek."
Öyle olmadı.
35 yıl sonra Japonya 5. büyük ekonomi olma yolunda. NTT top 100'e zar zor giriyor.
Peki Japonya bu noktaya nasıl düştü?
Dikkatli okuyun.
O dönem bugünkü Çin'in yerinde Japonya vardı.
1979'da Amerikalı sosyolog Ezra Vogel bir kitap yayınladı. Kitabın adı "Japan as Number One."
Amerikan iş dünyasının zorunlu okuması oldu.
Mesaj netti: Japonya zirvede, ABD geride kalıyor.
1980'de Japonya, ABD'yi geride bırakarak dünyanın en büyük otomobil üreticisi oldu.
Toyota, Honda, Nissan Amerikan pazarını ele geçiriyordu.
Daha az yakıyor, daha az arızalanıyor, daha ucuza geliyordu.
Detroit çöküşteydi. Chrysler 1979'da iflasın eşiğine geldi, hükümet kurtarma paketiyle ayakta kaldı.
Reagan yönetimi Japonya'ya ihracat kısıtlamasını kabul ettirdi. Japonya geri adım atmadı. Fabrikalarını ABD topraklarına taşıdı.
Honda 1982'de Ohio'da, Nissan 1983'te Tennessee'de üretime başladı.
Yine de ABD toparlanamadı.
Amerikan halkının evindeki neredeyse her ekran Japon markasıydı.
Eski Amerikan devleri tek tek silindi.
RCA, Zenith, Magnavox pazardan çekildi. Yerlerini Sony, Panasonic, JVC, Sharp, Toshiba aldı.
1986'da Japonya küresel yarı iletken pazarının %50'sini ele geçirmişti. ABD %37'ye düşmüştü.
DRAM bellek üretiminde Toshiba, NEC, Hitachi dünyayı yönetiyordu.
Silikon Vadisi'nin pek çok şirketi bu işten çekilmek zorunda kaldı.
1989'da dünyanın en büyük 10 bankasının 9'u Japondu.
Dai-Ichi Kangyo, Sumitomo, Fuji, Mitsubishi, Industrial Bank of Japan.
Hepsi Wall Street devlerini geride bırakmıştı.
Bu tablo ABD için bir tehditti.
Japonya teknolojide önde. Üretimde önde. Finansta önde.
ABD'nin yarım yüzyıllık hegemonyasına meydan okuyordu.
Reagan yönetimi bir karar verdi: Japonya'nın hızını kesmek gerekiyordu.
Yöntem belliydi. Japon ürünlerini pahalandırmak. Bunu yapmanın yolu döviz kurundan geçiyordu.
Tarih 5 Eylül 1985. Plaza Anlaşması
Beş ülkenin maliye bakanları aynı masada. ABD, Japonya, Almanya, Fransa, İngiltere.
Reagan yönetiminin teklifi tek cümleydi.
"Doları zayıflatın. Yen güçlensin. Yoksa Japonya'ya %50 gümrük vergisi koyarız."
Japonya kabul etti. Bu kararla geleceğini imzaladı.
Yen rallisi başladı
5 merkez bankası aynı anda dolar sattı.
3 yıl içinde yen değerinin iki katına çıktı.
Japon ürünleri dünya piyasasında pahalandı. Tüketici Toyota yerine Volkswagen'i tercih etti. Walkman yerine başka markaya yöneldi.
1985'te 175 milyar dolar olan Japon ihracatı, 1988'de 100 milyar dolara düştü.
Ekonominin büyüme motoru durdu.
Japon Merkez Bankası paniğe kapıldı
Faiz düşürmeye başladı.
%5'ten %2.5'a. Sonra %0.5'a.
Trilyonlarca yen piyasaya akıttı.
Niyet basitti: ucuz parayla ekonomiyi yeniden canlandırmak.
Ama bu para fabrikalara gitmedi. Yeni teknolojiye gitmedi.
Borsaya gitti. Gayrimenkule gitti.
Bir balon doğdu
Nikkei 13.000'den 38.916'ya çıktı. 4 yılda üç katına.
Tokyo'da bir metrekare gayrimenkul 1.5 milyon dolara satılıyordu.
Japonya'nın toplam gayrimenkul değeri ABD'nin 4 katına ulaştı.
Japon şirketleri Amerika'nın simgelerini satın almaya başladı. Mitsubishi Rockefeller Center'ı 850 milyon dolara, Sony Columbia Pictures'ı 3.4 milyar dolara aldı.
Amerikan medyası tek bir şey yazıyordu.
"Japonya Amerika'yı satın alıyor."
Sonra balon çöktü
Nikkei 38.916'dan inişe geçti.
30 binin altına. 20 binin altına. 10 binin altına.
Tek bir piyasa düşüşü değildi. Bir geleceğin sönüşüydü.
Asıl yıkım fiyat çöküşü değil, sonrasıydı.
Japon bankaları batık şirketlerine kredi vermeye devam etti.
Mantık şuydu: kapatırsak büyük bir işsizlik dalgası gelir, sosyal kriz çıkar.
İflas etmesi gerekenler ayakta kaldı. Verim düştü. Yeni şirketlere para akmadı.
Bunlara "zombi şirketler" denildi.
Japonya'nın doğum oranı düştü. 2 çocuğun altına indi. Sonra 1.5'a. Sonra 1.3'e.
Genç nüfus eridi. Çalışma yaşındaki insan sayısı geriledi.
Yaşlı bir toplum daha az risk alır. Daha az tüketir. Daha az girişim yapar.
Üretim Japonya'da maliyetli hale geldi.
Toyota Tayland'a gitti. Honda Çin'e gitti. Sony Malezya'ya gitti. Panasonic Vietnam'a gitti.
"Made in Japan" damgası eridi. Yerine "Made in China" geldi.
Japonya'nın 80 yıllık üretim kimliği, 20 yılda dağıldı.
Üretim Japonya'dan çıkarken faiz sıfırda kalmıştı.
Yen dünyanın en ucuz parası oldu.
Yabancı yatırımcı bu boşluğu hemen doldurdu. Tokyo'da sıfır faizle borçlanıyor, dolara çeviriyor, Amerikan hisselerinde çalıştırıyordu. Aradaki farkı cebine atıyordu.
Benzin pompasını düşünün. Japonya parayı pompaladı, dünyanın geri kalanı bu yakıtla büyüdü.
Tokyo'daki yatırımcı ülkesinde sıfır faiz gördü. Wall Street'teki yatırımcı Japonya'nın parasıyla zenginleşti.
35 yıl sonra Japonya nerede
1989'da dünyanın 2. büyük ekonomisiydi.
2024'te 4'üncü.
Analistler 2026 için 5'inci olacağını söylüyor.
NTT bir zamanlar dünyanın en büyük şirketiydi. Bugün top 100'e zar zor giriyor.
Bir ülke yarım yüzyılda zirveden orta sıralara çekildi.
Ne bir savaşla. Ne bir darbeyle. Ne bir doğal afetle.
Sadece bir imzayla.
Henry Kissinger ne demişti
"Amerika'nın düşmanı olmak tehlikeli olabilir. Ama dostu olmak ölümcüldür."
Bu söz Japonya için yazılmış gibidir.
𝗧𝗿𝘂𝗺𝗽 𝗠𝗮𝘆 𝗣𝗿𝗲𝘀𝘀 𝗝𝗮𝗽𝗮𝗻 𝗳𝗼𝗿 𝗦𝘂𝗽𝗽𝗼𝗿𝘁 𝗼𝗻 𝗜𝗿𝗮𝗻 𝗗𝘂𝗿𝗶𝗻𝗴 𝗧𝗼𝗱𝗮𝘆’𝘀 𝗪𝗵𝗶𝘁𝗲 𝗛𝗼𝘂𝘀𝗲 𝗠𝗲𝗲𝘁𝗶𝗻𝗴:
The ongoing disruptions in the Strait of Hormuz are both economic and military in nature. Shipping has been constrained not only by security threats and vessel damage, but by surging insurance costs that have effectively priced many operators out of transit.
Rather than relying solely on military deployments, Japan is uniquely positioned to play a decisive economic role in stabilizing the situation.
One compelling solution would be for the Bank of Japan to establish a sovereign-backed reinsurance facility for vessels transiting the Strait—potentially anchored by a $50 billion commitment to absorb risk and restore market confidence. This would build on the $20 billion reinsurance framework initially established under President Trump, scaling it into a far more powerful instrument with a meaningful value-multiplier effect across global shipping and energy markets.
Such a move would immediately lower insurance premiums, unlock stalled maritime traffic, and stabilize global energy flows—while reinforcing support for oil-producing partners and aligning with President Trump’s broader strategic objectives.
This approach directly targets a core driver of the disruption—financial risk—complementing, rather than replacing, military measures. It offers a pragmatic, high-impact path forward and a unique opportunity for Prime Minister Takaichi to demonstrate global leadership at a critical moment.
https://t.co/qx5XsELhbl
Video from Nikkei shows about 2,000 Chinese fishing boats (which can function as maritime militia), creating long line formations in December.
Given the timing, it may have been a show of force following Takaichi's remarks about defending Taiwan.
Ambassador Greer announced that the United States, the European Commission, and Japan intend to develop Action Plans for critical minerals supply chain resilience, laying the groundwork for a binding plurilateral agreement on trade in critical minerals with like-minded partners.
Learn more: https://t.co/eENaDYMSkV
The Japanese yen is mired in a protracted decline linked to worries about the country's financial health. With a new prime minister heading into an election, investors are bracing for policy shifts. Follow the yen's fate with our tracker ➡️ https://t.co/RvOS7Perli