İstanbul'la Buluşmak
İstanbullularla Kucaklaşmak için
GÜN BUGÜNDÜR
Tüm halkımız kongremize davetlidir.
MHP İstanbul Olağan İl Kongresi
🗓️ 29 Ağustos 2026
🕑 12:00
📍BJK Akatlar Arena
Hem de geçmişte, "Ben 2-3 yıldır esrar kullanmaktayım. Arkadaş ortamlarında ikram edildiğinde esrar içtim. Bağımlılığım yoktur. Uzun aralıklarla ikram edildikçe içtim. İstemeyerek de olsa esrar içtiğim için pişmanım." şeklindeki açıklamaları kamuoyuna yansıdığı hâlde aday gösterildi ve seçildi.
https://t.co/TzjEur3AJS
HEY AHBAPÇILAR, SES VERİN!
Ahbap Derneği kurucusu Haluk Levent ve ekibinden birçok şüpheli, aşağıdaki suçlamalar nedeniyle gözaltına alındı:
🔴Ahbap Derneği hesaplarından asistanı Yeliz Kaya’nın hesabına 120 milyon TL aktarıldığı,
🟡2020-2026 yılları arasında 990 milyon TL bahis oynandığı ve 390 milyon TL kaybedildiği (dernek kurucularından birinin hesabı üzerinden),
🔵Deprem bağışlarının (özellikle 6 Şubat 2023 Kahramanmaraş depremi sonrası) şahsi hesaplara ve üçüncü kişilere aktarıldığı, amacı dışında kullanıldığı,
🔴Derneğe ait gayrimenkullerin şüpheliler adına tescil edildiği ve bazı konutların atıl bırakıldığı,
🟡Milyonlarca dolarlık senet işlemleri (dernek kefil gösterilerek) ve “mide kanseri” haberi yayma talimatı gibi iddialar.
***
Bu iddialar akla, Haluk Levent’in geçmişte katıldığı bir video etkinliğinde okuduğu yorumu getiriyor.
Kendisi için yazılan yorumlardan birini şöyle okumuştu: “Bitmek üzereyken sosyal medya aracılığıyla Atatürkçü kesimin huyuna giderek tekrar gündeme gelmiş müzisyen. Samimiyetine güvenmemek gerekir. Tek derdi yolunu bulmaktır.”
Yorumu okuduktan sonra Haluk Levent tek kelimeyle cevap vermişti: “Doğru.”
Bugün gelinen noktada vahim iddialar ve suçlamalar gündemde. Yukarıdaki suçlamalar doğruysa, Haluk Levent’in Ahbap Derneği üzerinden büyük bir vurgun yaptığı sonucuna varmak kaçınılmaz olacaktır.
Biliyorsunuz Ahbap Derneği, 6 Şubat depremi sonrası CHP’nin başını çektiği muhalefet tarafından Türk devlet kurumlarına alternatif ve hatta devlet kurumlarından daha iyi hizmet sunduğu şeklinde pazarlanıyordu.
O günlerde MHP Lideri Sayın Devlet Bahçeli, TBMM kürsüsünden çok sert uyarılar yapmıştı:
“Devleti bir kenara, iki, ahbap-çavuş ilişkileriyle yardım toplanması bu kapsamda paralel bir hat kurulması, devletin inandırıcılığını bir nevi gölgelemektir. Bizim nazarlarımızda itibar edilmemesi gereken bir yanlıştır. Hatay'ın Antakya ilçesinde baraj patladığını iddia edip kurgulanmış yalanı sosyal medyadan servis ederek korkuya, paniğe ve can kayıplarına neden olanlar afet bölgesinde neyin peşindedir? Devletin yapamadığı, yatıştıramadığı ve yetişemediği ne vardır da ahbapçılar ve babalacılar akraba gibi kanat çıkmaktadır. Bu sahtekarların Türk televizyonunda artık yer almaması lazımdır. Devlete acz içinde gösterircesine sosyal medyaya üşenler bindikleri dalı kestiklerini ne zaman anlayacaklardır? Böylesi bir muhtarislik kimin harcı, kimin haddidir? Türkiye Cumhuriyeti Devleti güçlüdür. Her müşkülatın, her mikrobun üstesinden gelmesi mümkün ve mukadderdir.”
***
Görüldüğü gibi erinde sonunda “Tarihin hep haklı çıkardığı lider” olarak Sayın Devlet Bahçeli’nin yeri ve zamanında duruşlarını, tespitlerini tescillemek herkese sorumluluk oluyor.
O günlerde biz de yazdığımız yazılarda toplumu bu yanlı ve Türk devletine yönelik kara propagandalara karşı uyarmıştık.
“DEVLET YOK SONDAJININ AMACI” başlıklı yazımda şöyle demiştim (21 Şubat 2023):
“‘Devlet yok’ vurgusu üzerinden hükümete vurarak acıları tepkiye dönüştürmek ve seçimler öncesi kitleleri bir algı etrafında toplayarak aslında bir nevi seçim hazırlığı yapıyorlar. Türk devletinin tüm kurumları depremzedelere yardım için seferberlik halindeyken, sürekli devlete alternatif yapılar ve kişiler üretmeye çalıştılar. Bunun için de Ahbap üzerinden Haluk Levent’i, BabalaTV üzerinden Oğuzhan Uğur’u cilalamaya çalıştılar. Depremin önceliği enkaz altından canlı kurtarmak iken ne Ahbap’ın ne de BabalaTV’nin böyle bir ekibi ve misyonu vardı. Ahbap masa başında para toplayan bir yardım derneği misyonu yüklenirken, BabalaTV’de bilgisayar başında kahve yudumlayarak sadece bilgi kirliliği yaratmakla suçlanıyordu. Şimdi Haluk Levent’in yönettiği Ahbap’ın topladığı yardım paralarını nereye ve nasıl harcadığı şüpheli bir hâle gelmişken, Oğuzhan Uğur’un ekibinin yaydığı ‘Baraj patladı’ gibi halkı paniğe sevk eden provokasyonlar, sahte ihbarlarla yardım çalışmalarını aksatmaları, sahte ihbar mesajlarını delil olmaktan çıkarmak için teker teker silmeleri ve ‘AFAD’a gerek yok’ diyerek devletin kurumunu yok saymaları, depremin ikinci haftasında en çok tartışılan gündem olmuştu. İki arızalı ve sicili ortada tiple devlete alternatif oluşturmaya çalışacak kadar pespaye olanlar, sadece çapsızlıkları ve kırık dökük tezgâhlarıyla deşifre olmuştur.”
***
“DEVLET YOK DEZENFORMASYONU” başlıklı yazımda da (16 Şubat 2023) şunları kaydetmiştim:
“Dezenformasyon için temel olarak ‘Devlet yok’ kara propagandasını seçtikleri çok net gözüküyor. Deprem felaketine kurtarma ve yardım müdahalesi yapan hangi kurum varsa hedefte o vardır. Cumhurbaşkanı Erdoğan, hükümet, TSK, AFAD, Kızılay, Diyanet en çok hedef alınan kurumlar olmaktadır. Dezenformasyon üretenlerin en çok uğraştığı da depremin ilk gününden itibaren MHP ve Lideri Devlet Bahçeli olmuştur. Devlet-Millet bütünleşmesinde tecrübeli misyonu olan MHP ve Lideri Devlet Bahçeli özellikle seçilmektedir. Deprem felaketi yaşandığı andan itibaren devleti yok sayma girişimleri belli ki, malum ajansın ortak dil oluşturma tekniği idi.”
***
“HEY AHBAP PATLADINIZ MI?” başlıklı yazımda ise (1 Mart 2023) şöyle demiştim:
“Çünkü Haluk Levent’in Ahbap’ı onların kirli algı ve kara propagandaları için uygun bir figürdü. Bunun için Oğuzhan Uğur gibi şovmenleri, HDPKK sevdalısı Ekrem İmamoğlu gibi adamı ‘2. Atatürk’ gören Hunili Deli Gökhan Özoğuz gibi sanatçı bozuntularını da Ahbap’ın yanına monte etmişlerdi.”
Haluk Levent’in daha önce de adı sık sık dolandırıcılık ve karşılıksız çek olaylarıyla gündeme gelmişti. 1997 yılında bir karşılıksız çek nedeniyle 9 ay hapis yatmıştı.
Gelinen bu noktada ise çok daha ağır suçlamalarla karşı karşıya.
Boşa “Can çıkar, huy çıkmaz” dememişler…
En ilginç olanı ise şudur: Ünlülerin ürün ve marka tavsiyelerindeki güvenilirliklerini ölçen MediaCat ve Ipsos tarafından hazırlanan Celebrity Güven Endeksi’nin 2021 sonuçlarında Haluk Levent, “Türkiye’nin en güvenilir ünlü ismi” seçilerek kamuoyuna duyurulmuştu. Karşılıksız çek nedeniyle 9 ay hapis yatmış birine bu unvanı verebilmek için gerçekten nasıl bir “anlaşma” yaptıklarını insan merak ediyor.
“Türkiye’nin en güvenilir ünlü ismi” dedikleri Haluk Levent’le ilgili ortaya çıkan iddialar, bu sıfatı verenler için tam bir yüz karasıdır.
Ahbap Derneği ile ilgili soruşturma kapsamında incelenen dijital materyaller ve iletişim kayıtlarında, Haluk Levent ile asistanı Yeliz Kaya arasındaki yazışmalar deşifre edilmiş. Kayıtlarda Haluk Levent’in asistanına, belirli kişilere yönelik “mide kanserine yakalandığı ve tedavi için finansal destek aradığı” yönünde asılsız bilgi yayma talimatı verdiği tespit edilmiş…
Söz konusu mesajlarda Haluk Levent’in, kurguyu desteklemek için asistanından kendisine ağlayarak sesli mesaj atmasını istediği de görülüyor.
İddia edilen mesajlardan bazıları şöyle:
Haluk Levent: Ararlarsa Feyza’lara Amerika’ya geldiğimi söyle, bir de mide kanseri oldum dedim Feyza’ya. Seni ararlarsa evet de. Dün öğrendim dersin.
Yeliz Kaya: Abi Allah korusun
Haluk Levent: Yav Allah Allah, Çetin’e de öyle yazdım
Yeliz Kaya: Sadece onlara öyle söyleyeceğim değil mi, başkalarına değil.
Haluk Levent: Bana ağlayarak mesaj at, Uğur’a dinleteceğim. ‘Abi babamın alacağı parayı ne yapacağız, rezil olduk de’.
***
Eğer bu iddialar doğruysa, “Türkiye’nin en güvenilir ünlü ismi” bu ise “Türkiye’nin en güvenilmez ünlü ismi” olarak kimin seçilmesi gerekiyor?
Geçmişten bugüne adı hep dolandırıcılık konularıyla anılan, yurt dışında bölücü konserlerde sahne aldığı için dönemin DGM Savcılığı tarafından “PKK/KADEK örgütüne yardım ve yataklık” şüphesiyle gözaltına alınan, Tunceli’ye “Dersim” diyen Haluk Levent’i sol çevreler “Atatürkçü, kahraman, en güvenilir insan” diye pazarlamanın finaline geldiler…
Haluk Levent üzerinden Türk devletini itibarsızlaştırmaya çalıştılar. Şimdi ise Türk devleti “hesap vakti geldi” diyor.
Bakalım iddialar, suçlamalar hangi boyuta ulaşacak…
https://t.co/c7JR2UhZoR
15 Temmuz topyekün Türk Milletini hedef alan asırlık bir planın, ‘nihai’ olduğu düşünülen son aşamasıydı.
Osmanlı’nın yıkımını hızlandıran ‘misyoner okulları’ bu defa ‘aynı misyonla’ ama ‘müslüman’ kisvesiyle yeniden örgütlenmiş ve yıkılan Osmanlı’nın bakiyesi olan son vatan toprağında hürriyetini inşaa etmeyi başarmış milletimizi hedef almıştır.
Anadolu’dan kimliğimizi, inancımızı ve kültürümüzü bütünüyle tasfiye etmek isteyen irade;
‘misyoner okullarını’ nasıl bir karargah olarak kullanmış, bu okullarda isyanları nasıl tertiplemişse;
Sözde ‘cemaat okulları’ da aynı misyonu, aynı patronların talimatıyla üstlenip 15 Temmuz İsyan ve İhanet girişimini tertip etmiştir.
Akıncı Üssünde isyanı yönlendirenlerin hemen hepsinin sözde cemaat okullarının yöneticileri olması bunun en büyük kanıtıdır.
Milletimizin, bir asır önce koyduğu çelikten iradenin halen ve dimdik ayakta durduğu, 15 Temmuz gecesi bir kez daha anlaşılmıştır.
Eğitim tam anlamıyla “milli” bir mesele, daha da ötesi bir “milli güvenlik” meselesidir.
Denetlenmeyen, denetlenemeyen ve fiilen ideolojik birer karargah halini alan eğitimi kurumlarının 50 yıl içerisinde nasıl bir sosyoloji ortaya çıkarabildiği, son 150 yılda iki defa yaşanarak deneyimlenmiştir.
Önce ‘misyoner okullarıyla’ sonrasında sözde cemaat ve özünde ‘yeni nesil misyoner okullarıyla’ coğrafyamızın içerisinden kendi insanına düşman nesiller üretilmiştir.
Bu nedenle;
15 Temmuz İsyan ve İhanet girişiminden çıkarılacak onlarca dersin belki de en önemlisi;
Çocuklarımızın eğitiminin, geleceğimiz ve ülkemizin güvenliğiyle eşdeğer olduğudur.
Allah bir kez daha, böylesine acı tecrübelerle bizleri imtihan etmesin.
Bu vesileyle,
15 Temmuz şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyor,
Alçak FETÖ Terör Örgütünü ve ona destek olanları lanetliyorum.
Kaymakam Zafer Şahin;
Murgul’da görev yaptığı süre boyunca devlet ciddiyetini tevazu ile, makamın sorumluluğunu insan sevgisiyle buluşturdu. Gönüllere dokunan hizmetleri, bıraktığı güzel izler ve muhabbeti daima hayırla yâd edilecektir.
Kendisine Murgul’a kattığı kıymetli hizmetler için şükranlarımı sunuyor; yeni görev yeri olan Hilvan’da da aynı başarı, huzur ve bereketle hizmet etmesini temenni ediyorum.
Allah yolunu ve bahtını açık eylesin. Hoş bir seda bırakarak ayrılanlara selam olsun,
Kendisine İstanbul’a kadar gelerek misafirimiz olduğu için de ayrıca teşekkür ediyorum.
@miazafersahin
Birlik ve Beraberlik İçinde, Toyumuz Kutlu Olsun! 🇹🇷
Milliyetçi Hareket Partisi Çekmeköy İlçe Başkanlığı olarak, büyük bir coşku, heyecan ve yoğun bir katılımla 7. Olağan İlçe Kongremizi bugün itibarıyla gerçekleştirdik!
Kongremize katılarak bizleri onurlandıran;
Genel Başkan Yardımcımız, Geçmiş Dönem MDK Üyemiz ve Divan Başkanımız Sayın İsmail Faruk Aksu’ya,
İl Başkanımız Sayın Volkan Yılmaz’a,
MYK Üyelerimiz Sayın Cüneyt Göz ve Sayın Umut Bağlı’ya,
Ülkü Ocakları İlçe Başkanımız Sayın Ali Uğur Gevrek’e ve yiğit Bozkurtlarımıza,
Türkiye Muhtarlar Konfederasyonu Genel Başkanı Sayın Kadir Delibalta’ya,
Cumhur İttifakı paydaşlarımız; AK Parti İlçe Başkanı Sayın Fatih Sırmacı ve Büyük Birlik Partisi İlçe Başkanı Sayın Murat Arslan’a,
Geçmiş dönem kurucu belediye başkanımız Sayın Ahmet Poyraz’a,
Bizleri hiçbir zaman yalnız bırakmayan kıymetli Çekmeköylü hemşehrilerimize,
Muhtarlarımıza, STK temsilcilerimize ve salonu dolduran tüm dava arkadaşlarımıza yürekten teşekkür ederiz.
Liderimiz Sayın Devlet Bahçeli’nin izinde; Çekmeköy için, geleceğimiz için durmadan, yorulmadan çalışmaya devam edeceğiz. Kongremiz hayırlara vesile olsun.
DELİ ISRARI MI, SİYASİ SAPLANTI MI?
Şizofreni, saplantı ve takıntı hâli bir kişide yerleşik bir düzen hâline gelmiş ve bu durum vücudunda derinleşmişse, normalleşme adına tedaviye yanıt vermesi zorlaşabilir. Sıradan bir vatandaş bunu yaşıyorsa, ailesi ve yakın çevresi de bundan olumsuz etkilenebilir; çünkü davranışlarının en yakın menzilinde onlar vardır.
Ancak bu tür bir zihinsel hâl, siyasi veya ideolojik saplantılarla birleştiğinde ve elinde kalem olan ya da önüne mikrofon alan yazar ve yorumcularda görüldüğünde, toplum üzerinde çok daha geniş ve ciddi olumsuz etkiler doğurabilir. Düşmanlık duygusunu tatmin etmek için medya üzerinden bilgi kirliliği yaymak ve yanlış yönlendirme sistemleri kurmak toplum için büyük bir zehirdir.
Kavramların, değerlerin ve sembollerin itibar ve güven kaybına uğraması için içlerinin boşaltılması amacıyla sürekli hayali olaylar üretmek ve bunları iftira düzeyine taşımak, topluma virüs bulaştırmaktan farksızdır.
Geçtiğimiz hafta, siyasi ve ideolojik saplantı hâlini yaşayanların yıllardır MHP hakkında yürüttüğü kara propagandalara karşı "Kırk delinin kuyuya attığı taş: Şenkal Atasagun iddiası" başlıklı bir yazı kaleme almıştım. Bu yazıda, eski MİT Müsteşarı Şenkal Atasagun’un MHP’de başdanışmanlık yaptığı, Genel Merkez’de bir odasının bulunduğu ve MHP’nin politikalarına yön verdiği iddialarına cevap vermiştim.
Yazı içinde, şizofreni, saplantı ve takıntı hâli yaşayanlara şöyle seslenmiştim:
“Ülkü Ocakları Genel Sekreterliği görevini sürdürürken, Liderimiz Sayın Devlet Bahçeli’nin uygun görmesi ve takdirleriyle 2005 yılında MHP’de Basın Danışmanlığı görevine getirildim. Yaklaşık 21 yıldır bu görevi sürdürmekteyim. Haftanın yedi günü MHP Genel Merkezi’ndeyim.
Bu 21 yıl boyunca eski MİT Müsteşarı Şenkal Atasagun’un ne yüzünü gördüm ne de Genel Merkez’de kendisine ait olduğu iddia edilen bir odaya rastladım. Hatta adının geçtiği herhangi bir sohbete dahi şahit olmadım. Eğer ‘ben gördüm’ diyen birileri varsa, hadi onlara da katlanalım…”
Bu cümleleri, günde binlerce kişinin girip çıktığı MHP Genel Merkezi’nde 21 yıldır sorumluluk taşıyan biri olmanın verdiği özgüvenle yazdım. Ahlaklı, namuslu, şerefli ve dürüst hiçbir kişi ‘Evet, ben Şenkal Atasagun’u MHP Genel Merkezi’nde gördüm, odası da şu kattaydı’ diyemez.
Eğer böyle bir iddiayı savunacak biri varsa, buyursun ispatlasın.
Bu derece net bir şekilde konuyu aydınlatmama rağmen şizofreni, saplantı ve takıntı hâli tedavisiz kişiler hayali üretimlerinde yazıyı okumalarına rağmen hala ısrar ederek, deli saçması iddialarını savunmaya devam ettiler…
2023 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde dünyadaki tüm oy kullanabilen PKK’lılarla HDP’li ittifaklar içinde aynı adaya oy veren, o adayın kazanması için Suriye ve Irak’taki terörle mücadele operasyonlarımıza karşı çıkan, terör örgütü YPG’nin Suriye’de devlet kurmasını destekleyen, Türkiye ve Azerbaycan’ın Karabağ’ı işgalden kurtarma mücadelesine çamur atan partilerle aynı atmosferde, aynı söylemlerle aylarca propaganda desteği veren; ancak şimdi “Terörsüz Türkiye” üzerinden “Kara” düşünceli propagandalar yapan sahte Türkçü, “Kırk Delinin Kuyuya Attığı Taş: Şenkal Atasagun İddiası” başlıklı yazım için “Yıldıray iddiaları yalanlamışsa kesin doğrudur” demiş.
Gel, ben yalan söylüyorsam şerefin ve namusun varsa sen ispat et o zaman!
MHP takıntısını bir türlü aşamayan eski bir gazeteci, bu yazımdan sonra da hâlâ “Şenkal Atasagun, Bahçeli’nin fiili danışmanlığını dört yıl önce bıraktı. Misyonu tamamlamak ya da bir anlaşmazlık nedeniyle değil, tamamen yaşlanma ve yorulma sebebiyle” şeklinde yorum yapmaktan imtina etmedi.
21 yıldır Sayın Devlet Bahçeli’nin emrinde çalışan, günlük gazete köşe yazıları yazan, tüm haberleri ve gelişmeleri yakından takip etme sorumluluğunu taşıyan bir basın danışmanı olarak benim MHP Genel Merkezi’nde görmediğim şeyleri, MHP düşmanlığı yapanların görmesi bekleniyor. Öyle mi?
Başka bir yazar da, ‘Yıldıray Çiçek, Şenkal Atasagun’un Bahçeli’nin danışmanı olmadığını yazıyor. Madem öyle, bugüne kadar niye yazmadın? Ya da şöyle soralım, niye şimdi yazdın? MİT eski başkanının MHP Genel Merkezi’nde odası olduğu, Bahçeli’ye danışmanlık yaptığı iddiası parti tarafından bugüne kadar yalanlanmadı mı?’ şeklinde bir yorum yapmış.
Bu tür deli saçması iddialara her seferinde cevap yetiştirmek gerektiğini düşünen bir anlayış var. Oysa her ortaya atılan iddianın otomatik olarak gündeme alınması zorunlu değildir. Ne zaman cevap vereceğimize değil, verdiğimiz cevabın içeriğine ve bu iddiaları tetikleyen unsurlara da bakmak gerekir. O kadar deli saçması iddia ortaya atılıyor. İddia sahibine bakıyorsun, “Deli herhalde” diye oralı olmuyorsun… Ama gün geliyor, deliliğe bile belli bir süre katlanabiliyorsun…
“Yok” dediğin bir konuda ısrarla “Var” diyenleri görünce aklıma, daha önce yazılarımda da anlattığım “Kendini Mısır Tanesi Sanan Adam Fıkrası” geldi:
Adamın biri kendini mısır tanesi sanıyormuş. Bir tavuk gördüğü zaman, tavuğun kendisini yiyeceğini düşünüp hemen kaçıyormuş. Adamı akıl hastanesine yatırmışlar, uzun bir süre tedavi görmüş.
Sonunda doktoru, iyileştiğini düşünerek adama sormuş:
─ Artık bir insan olduğunu, mısır tanesi olmadığını biliyorsun değil mi?
Adam, kendinden emin bir şekilde doktoruna cevap vermiş:
─ Evet, artık insan olduğumu, mısır tanesi olmadığımı biliyorum.
Bunu duyan doktoru, iyileştiğinden emin olup adamı taburcu etmiş. Fakat adam, hastaneden ayrıldıktan kısa bir süre sonra korkudan titreyerek, kan ter içinde geri gelmiş.
Doktoru, adamın bu hâlini görünce sormuş:
─ Ne oldu sana böyle?
Adam cevap vermiş:
─ Tam hastaneden çıkmıştım ki karşımda bir tavuk gördüm, beni yiyecek diye ödüm koptu!
Doktoru, şaşkınlıkla adama tekrar sormuş:
─ Yahu, hani sen artık bir insan olduğunu, mısır tanesi olmadığını biliyordun. Tavuklar insan yemez ki! Niye tavuğun seni yiyeceğinden korktun?
Bu soru karşısında adam doktoruna şöyle demiş:
─ Ben insan olduğumu, mısır tanesi olmadığımı biliyorum; peki ya tavuk bunu biliyor mu?
***
Fıkradaki hesap bizde: Şizofreni, saplantı ve takıntı hâliyle sürekli MHP’yi bir “kara propaganda alanına hapsetmeye” çalışanları, fıkradaki kendini mısır zanneden adam gibi tedavi ettirsek bile, tavuk görünce yine doktorun yanına kaçacak psikolojiye sahip olmaya devam edeceklerdir. Kendini mısır sanan adamlara “Tavuklar” üzerinden deney yapıyorlar…
Bu deney içinde “Ulusalcı, Türkçü, Solcu, FETÖ’cü ve CHP yancıları” rol almış…
Bakalım bu deneyin sonunda ortaya başka ne ucube iddialar atılacak…
Biz akıllıca gerçekleri anlatıyoruz.
Ama bu deliler bir türlü gerçekleri görmek istemiyor.
Sessiz olun!
Çünkü onlar kobay olarak kullanılıyor.
https://t.co/xEMyADlgHv