Grafen ve 5G ile Beyin kontrolü yıllar önce tasarlandı. Bu amaçla insanları a*ı yaptırmaya zorladılar. Bunu yapmaları için sahte bir salgın çıkartmaları şarttı.+++
Görev yaptığım yerde çoğu amca böyle. Evlerine her gittiğimde şaşırıp kalıyorum. “Amca, bu kadar sert olmayın; ev işlerinde hanımlarınıza yardımcı olun, arada yemeği siz yapın.Hem Peygamber Efendimiz’in, ‘Sizin en hayırlınız, ailesine karşı en hayırlı olanınızdır.’ buyurduğunu+++
ben Filistinli çocuk;
söyleyin, söyleyin! nedir benim günahım? ne zaman duyulacak ahım! ne zaman! vatanında garip esir, gülmeyi unutmuş... gözlerinden boncuk boncuk, yaş değil KAN gelen çocuklar da olduğunu bilmenizi isterim.
| İzzettin Sonkaya
ben Filistinli çocuk;
ne zaman duyulacak feryadım? ne zaman duyulacak ahım! ne zaman! ne zaman yok artık, düşünecek vakit de! sen okula başladığında, ben savaşta olacağım. kitap,defter görmedim. kuş nedir? çiçek nedir? ninni nedir? sevgi nedir? bilmeden!
Evet, kadın yemek veya ev işlerini yapmak konusunda hukuken bir zorunluluk altında değildir. Fakat burada mesele sadece işin hukukî boyutundan ibaret değil. Dini açıdan bakıldığında ise zorunlusunuz! Bununla birlikte ablanın kullandığı üslubun da doğru olduğunu düşünmüyorum.+++
Kadınların yemek yapmak zorunda olmadığını söyleyen İlahiyat mezunu kadın:
• Biz kadınların yemek yapma zorunluluğu yok.
• Bir ilahiyatçı olarak bunu açıkça söyleyebilirim ki dinen bizim eşlerimize yemek yapma gibi bir zorunluluğumuz yok, temizlik yapma gibi bir zorunluluğumuz yok.
• Biz sadece bunun sevabına nail olmak için, Allah rızasını kazanmak için bunu yapıyoruz.
• Yoksa dinen bize 'Sen evlendin, hadi bakalım al senin artık yemek yapmak görevin' gibi bir şey yok.
• Evet, eşlerimiz bize bakmak zorunda, çocuklarımıza bakmak zorunda, bize harçlık vermek zorunda.
• Hatta öyle ki, istemezsek çocuklarımızı emzirme gibi bir zorunluluğumuz bile yokken dinen, sizce eşlerimize yemek yapma gibi bir zorunluluğumuz olabilir mi?
• Tabii ki de yok. Dediğim gibi, sadece biz bunun sevabını kazanmak için yapıyoruz.
iki taraf da haklılığını ispat etmeye çalışırken evde huzur kalmaz.
Evlilikte her şeyi “Ben buna mecbur muyum?” hesabına dökmek yerine, “Biz birbirimizin hayatını nasıl kolaylaştırabiliriz?” diye düşünürsek, sanırım her iki taraf için de çok daha huzurlu bir hayat ortaya çıkar.
“Zaten zorunda değilim.” şeklindeki bir tavır, evlilikte olması gereken karşılıklı anlayış ve yardımlaşma ruhuna aykırı. Çünkü meseleyi sürekli “Ben zorunda değilim.” noktasına taşırsanız, karşı tarafın da kendi haklarını aynı mantıkla gündeme getirmesinin önü açılır. Sonunda +++
İnsanlar nasıl oluyor da sevdiği insanı şu iğrenç mecralarda paylaşabiliyor, gerçekten anlamıyorum. Biz sevdiğimiz insanı bırakın başkasına göstermeyi, ona bizden yakın olan şeyleri bile kıskanırız. Çay içtiği bardağı, boynuna doladığı atkıyı…
Bunun adı yobazlıksa, âlâsıyız.
“Bugün, insanın itibar edeceği, saygı duyacağı, güveneceği, inanacağı insan kalmamıştır.
İnsan, insana inanmazsa Tanrı’ya da inanmaz.
İnsan, insana inanmazsa hiçbir şeye inanmaz.”
bir tarafı daha var. İnsan hüzünlendiğinde, kendisini bir boşluğun içinde bulduğunda ve hayat omuzlarına ağır gelmeye başladığında bir yerlere tutunmak istiyor. Ve bu tarz ritüellere başvurabiliyor. Bunu da çok samimi buluyorum.
Rabbim biz ümmetin gençlerini rahmetiyle kuşatsın.
Son zamanlarda “Şu sûreyi şu kadar sürede okursan sıkıntıların gider, neyi murat ediyorsan ona kavuşursun.” tarzında tweetlere sıkça rastlıyoruz. Bunların pek çoğunun sahih bir kaynağı olmayan rivayetlere veya kişisel tecrübelere dayandığını da biliyoruz. Ama meselenin başka+++